Tarih: Haziran 1995.

Yer: Tunceli ili, Ahpanoz Vadisi, Kutu Deresi mevkii.

Saat: 03:00…

Kahraman komandolarımızın bulunduğu bir tepe, hain teröristler tarafından basılır ve tepede bulunan timdeki 18 asker şehit olur! İki asker de kayıptır. Kayıp askerlerden biri olaydan 4 gün sonra yaralı bir şekilde bulunurken diğer asker yapılan tüm aramalara rağmen bulunamaz.

Baskına uğrayan komando timinin şahadet şerbeti içen komutanı arkadaşım. Hem astsubay okulunda hem de Foça Komando Okulunda güzel günlerimiz geçmiş. İster istemez onlarca soru zihnime çakıldı. Nasıl oldu? Kahraman Mehmetçik neler yaşadı? Tim komutanı arkadaşım nasıl Hakk’a yürüdü?...

Kafamda yıllarca bu olay ve onlarca soru döndü durdu. On yıl sonra cesareti toplayabildim ve devre arkadaşımın, şehit dostumun Konya’da bulunan ailesinin yanına gittim. Her soruyu sormak zordu ama öğrenmeliydim! Sordum! Sordum! Sordum!

ASLINDA İZİNDEYMİŞ

Çatışmadan 5 gün önce nişanlanmak için memleketine gelmiş. İlk iki gün nişan hazırlıkları yapmışlar. Fakat ikinci günün akşamında televizyonda dinlediği bir haber her şeyi değiştirmiş. Kendi timinden bir askerinin şehit olduğunu tekrarlıyormuş televizyonlar. Ağzından tek bir cümle çıkmış haberi duyunca: “Nasıl olur?”. Bu tek soruyu defalarca söylemiş kendi kendine. Ayağa kalkmış, Tunceli’ye gitmem lazım demiş. Ailesi şaşırmış elbette. Çok ısrar etmişler, kalsın diye dil dökmüşler ama nafile. Tunceli'ye gitmiş hemen ve gittiği gün ailesini aramış. “Endişelenmeyin” demiş sadece. Bu son görüşmedir yaptıkları. Ertesi gün de şehit haberi gelir eve!

Ailenin bildikleri bu kadar… Nasıl olmuş, nerde olmuş, niye olmuş bilmiyorlar. Bilseler bir şey değişir mi onu da ben bilmiyorum! Yanlarından hüzünle ayrılıyorum. Ama kafamdaki sorular hala yerinde. Hiçbir cevap bulamamışım. Sadece cevap istiyorum.

YILAN SOKMUŞ

Aileden gerekli cevapları alamayınca şehidimle aynı birlikte görev yapan arkadaşlara ulaştım. Onlar da aynı şeyi söylediler. İzine gittiğini, kendi yetiştirdiği askerinin şehit haberini alınca hemen geri döndüğünü, timinin operasyonda olduğunu öğrenince yanlarına gitmek için çok ısrar ettiğini, komutanlarıyla görüşüp bir an evvel askerlerinin başına gitmek istediğini anlattılar. Komutanlar çaresiz izin vermişler. Koşarak gitmiş askerlerinin yanına. Şehit olacağı tepeye doğru giderken bir molada yılan sokmuş ayağını. Hemen orada serum ve panzehir vermişler. Birlik komutanı hastaneye göndermek istemiş, kabul etmemiş. Timinin başında kalmak istediğini söyleyip dağda kalmış. İstese gidebilecekken o kalmayı tercih etmiş. Ve hemen o gece çatışma çıkmış.

250 KİŞİLİK TERÖRİST

Kafamdaki sorular yavaş yavaş cevap bulsa da sormaya devam ettim. Yaklaşık 250 kişilik bir terörist grup saldırmış tepeye. Civarda bulunan ve yardıma gidebilecek diğer birliklere de pusu kurulmuş. Yerlerinden kıpırdayamasınlar, yardıma gidemesinler diye önlem almış teröristler. Böylece tepedeki kahramanlar 250 kişilik katil sürüsünün arasında kalmışlar. Çatışma doğal olarak çok kısa sürmüş. Diğer birliklerse ancak ertesi gün ulaşabilmişler çatışma alanına.

SAĞ KURUTULAN ASKER

Orada yaşananları düşünmeye devam ettim. Çatışma bölgesini bildiğim için çatışmanın nasıl gerçekleşmiş olabileceğini gözümün önüne getirebiliyordum. Hangi ağacın arkasından, hangi kayalığın etrafından dolaşmış olabilecekleri tahmin edebiliyordum. Fakat daha kesin cevapların peşindeydim. Kahraman arkadaşımın ve yiğit askerlerinin hikâyesini bilmek zorundaydım. Yerimde duramadım. Çatışmadan sağ olarak kurtulan o tek askerin memleketine, Uşak’a gittim. Uzun uzun aradım onu. Sonunda iki eski dost gibi bulduk birbirimizi. Ben sordum, o anlattı! O anlattı ben dondum!

Kahraman Mehmetçik, tim komutanı olan devre arkadaşımın nişanlanmak için izne ayrıldığını ve başka timden bir komutanın onun yerini aldığını söylüyordu. Sonra Kutu Deresi’nde operasyona gitmişler. Operasyona sadece onlar değil pek çok başka birlik de katılmış. Operasyonun ertesi gününde teröristlerin ilk ateşiyle beraber bir Mehmetçik şehit olmuş. Bütün silah arkadaşları üzülmüş şehitlerine ama en büyük acıyı aynı timde bulunan teyzesinin oğlu yaşamış.

İKİ TEYZE OĞLU AYNI ÇATIŞMADA AYNI TİMDE ŞEHİT OLDU

Bunları duyunca şaşkınlığım arttı ve sormaya devam ettim. Öğrendim ki iki kız kardeş aynı düğünde evlenmişler. Her ikisinin de birer oğlu doğmuş 1974 başlarında. Evleri yan yanaymış. İki teyze çocuğu hep yan yana olmuşlar. Beraber büyüyüp, beraber okula gitmişler. Kader onları askerde de ayırmamış. Aynı timde görev almışlar. Ama o gün ilk kez ayrılmak zorunda kalmışlar! Şehidin ardından komutanları, büyük acı yaşayan teyze oğlunu memleketine göndermek istemiş. Cevap kısa olmuş: “Arkadaşlarımı yalnız bırakamam!

İşte bunlar olduktan sonra timine geri dönmüş devrem. Dağda beraber yürümeye başlamışlar tekrar. Sonunda geceyi geçirecekleri tepeye ulaşmışlar. Şehit devrem toplamış bütün askerlerini etrafına. Evladı gibi gördüğü askerlerinin gözlerinin içine bakarak

Türkiye Cumhuriyeti, isimsiz vatan evlatlarının bir adım öne çıkmasıyla kuruldu. Gerekirse bizler de bir adım öne çıkacağız!

demiş. Ardından tek tek bütün askerleriyle helalleşmiş. Ardından tüm askerini tepenin konumuna göre yerleşmiş. Gece geç saatlerde teröristlerin telsiz dinlemelerine göre bölgede oldukları haberi almış. Tek tek dolaşmış bütün mevzileri; aslanlarına dikkatli olmalarını söylemiş.

SAAT 03.00’DA CAYIRTI KOPMUŞ

Saat 03.00’da cayırtı kopmuş. O kadar yoğun ateş altındaydık ki, kafamızı bile kaldıramıyorduk dedi sağ kalan Mehmetçik. İlk ateşte yanında bulunan 3 arkadaşı şehit olmuş. Tim komutanı devrem, elindeki makineli tüfekle hemen o mevziiye koşmuş. Ama teröristler el bombası mesafesine girmiş o zaman diliminde. Başka bir mevziiye atılan el bombası 3 aslanın daha gözlerini kapatmış. Bu sefer o mevziiye koşmuş devrem elinde tüfeğiyle. Tek başına tutmaya çalışıyormuş mevziiyi. Artık göğüs göğse savaşıyorlarmış. Sadece silah değil, bomba değil, sesler de karışmış birbirine. Başka bir mevziiye sızmış teröristler. Bir aslanı şehit edip, iki yaralı aslanı yakalamışlar. Mevziler yarılmış, irtibat kopmuş aslanların arasında. Sağ kalan Mehmetçik, 3 arkadaşıyla beraber uçuruma doğru yönelmişler. Tam o anda ayağından vurulmuş o Mehmetçik de. Uçurumun kenarındaki küçük oyuklardan birine zorla ulaşmaya çalışırken yaralı olan tim komutanının ve diğer arkadaşlarının yakalandığını görmüş. O küçük oyuğun içinde iki arkadaşıyla beraber saklanmışlar. Bu esnada bağırmalar, feryatlar başlamış. Yakalanan askerlere işkence ediyormuş teröristler. Elleriyle kapattıkları kulakları arkadaşlarından yükselen feryatlara dayanamıyormuş. Çıkalım, bir şeyler yapmaya çalışalım diye fısıldaşmış aslanlar. Yaralı Mehmetçik, ayağını göstermiş “Ben hareket edemem! Beni bırakın!” deyip helalleşmiş. İki asker oyuktan çıkıp birkaç metre uzaklaşmış ki teröristler fark etmiş onları. Bağırış, çağırış ve mücadeleden sonra onlar da yakalanmış. Onlar da tıpkı diğer aslanlar gibi saatlerce işkenceye maruz kalmış. Ve bütün tim, vücutlarındaki son damla kan toprağı sulayana kadar teröristlerin elinde işkencede kaldıktan sonra hep beraber Hakk’a yürümüşler.

KURŞUN İZİNE RASTLANMAMIŞ

O aslanların otopsi raporlarını gördüm. “Kurşun izine rastlanmamıştır!” yazıyordu belgelerde! Tim komutanı devrem de dâhil hepsi “delici ve kesici” aletlerle yapılan kesikler sonucunda şehit edilmişlerdi. İşkenceyle, organları parçalanarak öldürülmüşlerdi.

Sağ kalan Mehmetçik de olaydan dört gün sonra çatışma alanının yakınındaki bir dere yatağında ölmek üzereyken bulunmuştu. Silah arkadaşlarının işkence görürken attıkları çığlıkları hala duyduğunu söylüyordu.

ŞİMDİ OLDU MASUM TERÖRİST

Sonra yıllar geçti. Sonra açılım lafları geldi. Sonra “teröristlerin” itibarı düşünülür oldu. Teröriste terörist demek bile ayıplandı. Katiller bize “özgürlük savaşçısı” diye pazarlanmaya başlandı. PKK’nın her eyleminden sonra “ama” diye başlayan ve terörü “masumlaştıran” ifadeler sardı dört bir yanı. “Ama onlar da çok acı çekti!” benzeri cümlelerle her katliam, her bombalama mazur gösterildi.

  • O Mehmetçikleri kim işkence yaparak şehit etti?

Gazi Koray Gürbüz, Aydınlık'ta yer alan yazısında sordu: "Biraz olsun şerefli davranın ve cevap verin! O masum Mehmetçikleri kim öldürdü?"

Peki, o zaman ben de merak ediyorum. 1995’te işkence edilerek şehit edilen aslanlar niye öldü? Evlatlarımıza işkence eden PKK’lılar neydi? PKK’yı mazur gören, “ama”lı cümlelerle PKK’yı savunanlara sesleniyorum. Biraz olsun şerefli davranın ve cevap verin! O masum Mehmetçikleri kim öldürdü?

Yayınlandığı yer MUHALİF KÖŞE
Pazar, 18 Ekim 2015 23:00

Barış Diye Diye

Ey millet,  bunları iyi gör!
Bakın barış neymiş?

image001

Eee şimdi bu "BARIŞ"ın,   bir de Ankara'da mitingini yaptılar. Hani şu patlamanın olduğu ve Türkiye tarihinin en büyük terör eyleminin olduğu miting.

Söz konusu mitingi,  DİSK, KESK, TMMOB ve Türk Tabipler Birliği'nin de olduğu çok sayıda sendika ve meslek örgütü, Ankara'da "Emek, barış, demokrasi" mitingi adı altında düzenlemişti.

Mitingdeki patlama, toplanma yeri olan tren garı önünde saat 10.00 sıralarında  HDP, EMEP ve SDGF pankartlarının yoğun olduğu bölgede iki ya da üç kez patlama yaşanmıştı.

İşte bizim derneğimiz, patlamadan sonra buraya gitti ve patlamada ölenler için karanfil bıraktı.

Sadece karanfil bıraksa hadi neyse! İlerici yazarın yazdığına göre;  "karanfil koyma ve 'TERÖRE TELİN'  TEMAD  Genel Başkanlığının önerisi üzerine, 17 EKİM  2015  tarihinde  gerçekleştirilmiştir." diye açıklama yaptı. 

Yani İlerici yazarın dediğine göre; bu  töreni hem  TEMAD önermiş, hem TEMAD'ın  önerisi üzerine yapılmış! Hem de teröre en fazla şehidi veren Assubay sınıfının, 17 Ekim 2015 tarihinde,  Dünya Assubaylar gününde bu  "karanfil faaliyeti" icra edilmiş!

Bunlara söyleyecek söz bulamıyorum! Yazıklar olsun! 

Patlamanın olduğu on binlerce insanın katıldığı mitingde, tek bir Türk Bayrağının da  olmamasını görmezden gelerek, Yapılan "Karanfil Faaliyetine" belki, "İnsancıl! bir davranış" diyebilirsiniz!

  • Hakkari'de, sokak ortasında, kalleşçe arkadan vurularak şehit edilen uzman çavuşların, Diyarbakır'da pazar yerinde katledilen assubayın,  Silvan'da evinin önünde, eşleri balkondan bakarken şehit edilen assubay ile uzman çavuşun, Varto'da eşinin yanında kahpece katledilen binbaşının, şehit edildiği yerlere neden karanfil bırakmadınız?
  • Şehitlerimiz için neden böyle bir etkinlik önermediniz?
  • Siz hiç, beraber karanfil bıraktığınız kişilerin  veya sözde "Barış Mitingini" organize edenlerin,  askerlerimizin katledilerek şehit edildiği yerlere karanfil bıraktığını, ellerini açıp, dua ettiğini gördünüz mü?
  • Oralara gidecek, karanfil alacak paranız/paraları yok muydu?
  • O subaylar, assubaylar, o uzman j.çvş.lar, o uzman çavuşlar insan değil miydi ?  "Böylesine insancıl bir davranışı" hak etmemişler miydi?

Kimse bunun bana, "insani bir davranış olduğunu" filan anlatmaya kalkmasın. Birey olarak istediklere yere gidip, ne bırakırlarsa bıraksınlar! Ben emekli assubayım ve emekli assubay olarak bizlerin  adını kullanıp,  bu tip olayların olduğu yere karanfil bırakmalarına karşıyım. Bizler emekli assubay olsak da askeriz ve  bu konuda tarafız. Tarafımız da bellidir.

Evet teröre karşıyız ama sadece bir bölümüne değil, her türlü teröre  karşıyız.

Yaklaşık 2 yıl önce,  "Bunları eleştirdim" diye,  bu adamlar beni TEMAD'dan ihraç etmişti!

 İyi ki bunlarla davalık olup, eleştirilerime devam etmişim. Ya bunlarla beraber olsaydım?

www.emekliassubaylar.org sitesindeki "bir Google reklamı" yüzünden  demediğini bırakmayan, en ağır hakaretleri yazan  kalemşörler, bu konularda tek satır yazmaz. Dilleri tutulur lal olurlar! Çünkü onlar sadece yaz denileni yazabilir.

Aslında yazacak, söyleyecek çok sözüm var ama kamuoyuna daha fazla rezil olmamak için susuyoruz.

Aşağıdaki  fotoğrafa iyi bakınız; bu fotoğraf,   2015 yılı, "17 Ekim Dünya Assubaylar Günü"  Anıtkabir ziyaretinde çekildi. Daha önceki yıllarda,  onbinlerce emekli assubay ve ailesi, ellerinde Türk Bayrakları ile Anıtkabir Törenine katılırken,  bu yıl sadece 150-160 kişi katıldı.  Katılımın neden az olduğunu şimdi anladınız mı?

image002 

Kendilerine tavsiyem; "Karanfil Oylum Oylum" şarkısını sakin kafa ile dinlemeleri ve yaptıkları faaliyetleri yeniden değerlendirmeleridir. Zira, geçmişteki hadlerini ve maksatlarını aşan konuşmalardan sonra, şimdi de maksadını aşan faaliyetler ile uğraşıyorlar!

"Temsilcinizim" dediniz ama böyle temsilciliği kabul etmiyoruz!

Buyurun aşağıda TEMAD'ın resmi sitesinden alınan ve hiç doknulmadan buraya aktarılan paylaşım;

***

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINDAN TERÖRE TELİN
17 Ekim 2015, Cumartesi
paylaş

Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği'nin de içinde bulunduğu Teröre Hayır Kardeşliğe Evet platformu tarafından 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde terör saldırısında hayatını kaybeden vatandaşlarımızın anısına karanfil bırakılmıştır.

image004

image006

image008

image010

image012

image014

KAYNAK: http://www.temad.org/haber.php?h=lrfsjspf

Yayınlandığı yer MUHALİF KÖŞE
Cumartesi, 12 Eylül 2015 23:33

Rûhun Şâd Olsun da Şehidim, Sen Nesin?

manset


Fetret Dönemi

Topyekûn bir fetret döneminden geçiyoruz şu günlerde!

Bilhassa son on beş seneden beridir

Bu topraklara ayak basdığımızdan buyana hiç duyulmadık, hiç bilinmedik, hiç yaşanmadık vak’alar yaşıyoruz.

Her şey birbirine karışdı aslında...

İyi, kötüye; hak, bâtıla; kuru, yaşa; doğru, yanlışa; hak, haksızlığa; nâmus, nâmussuzluğa; kahraman, hâine...

Ve dahi

At izi, it izine...

*  *  *  *  *

Gömelim, Gel Seni Târihe Desem ...

Koca Şâir Mehmet AKİF’in

Târihlere sığdıramadığı Mehmetcik;

İki metrelik tabutlara her gün üçer beşer tepilip

Memketin her yerinde gara toprağın bağrına sığışdırılırken

Şehit Yüzbaşı Ali’nin küçük ağabeyi Jandarma Yarbay Mehmet

Ve dahi

Adamdan daha adam, kadından daha kadın, yiğitden daha yiğit meçhûl Kadın Jandarma Asubay hâriç

Memleketin dört bir bucağı

Şehit Ali Yüzbaşının Deniz Asubayı olan büyük ağabeyi Mustafa gibi

Dut yemiş bülbül doldu...

images-01 

Binlerce seneden beri inanıp canımız bahâsına sahip çıkdığımız anânelerimiz, değerlerimiz, mukaddesâtımız üzerinde müthiş bir ifsât, tağşiş, tahrif, tezyif ve yozlaşdırma faaliyetine mâruz kalıyoruz.

Ve dahi sonu hiç de hayırlı olmayan bir meçhûle doğru koşar adım yuvarlanıp gidiyoruz...

Hırsızlığın, rüşvetin adı bağış oldu...

Ses kaydının adı dublaj, görüntü kaydının adı montaj, cürm-ü meşhudun adı şantaj oldu.

Polisler hırsızı değil fakat hırsızlar polisi kovalar oldu.

Hırsızı yakalayıp Kânuna teslim etmenin adı da linç kampanyası oldu...

Yobazlık-bağnazlık, fitne-fesat-nefret-irticânın yuvalandığı yerlerin ismi parti-kulüp-dernek-vakıf oldu.

Kaşarlı hırsızlar, azılı hainler, tescilli nâmussuzlar baş tacı...

Yalan-talan-dolan-dümen tezgah çevirmek makbul bir meslek oldu...

Çıfıt icâdı olan siyâset denen melânet; vatandaşı uyutmanın, kaz gibi yolmanın, memleketi bölmenin adı odu!

Balık, tavuk gibi kokuyor! Karpuz, kabak oldu!

Ekmek, ekmek gibi kokmuyor artık! Domates desen, domates değil...

Bilimin ve dahi sefâlet içinde, aç kalmak bahâsına memleketinde çalışan bilim adamlarının ismini unutduk.

Fakat sünnetsiz, abdestsiz, cibilliyetsiz, götü boklu ecnebî topcuları millî kahraman ilan etdik.

Bilimadamlarının ömrünü hasredip ilim adına yazdığı kitaplar raflarda eskiyor

Fakat

En âdisinden uyuşdurucu futbol haberleri veren gazeteler, yüzbinler satıyor...

Kızlar, erkekler ve dahi süt bebesi çocuklar... Hele hele analar;

Birbirlerinin yüzüne bakmakdan daha çok en bayağı, ahlâksız, beyin çürüten televizyon dizilerine bakar oldu...

Memleketi bölüp parçalamanın adı; açılım-çözüm oldu, demograaasi oldu, özgürlükkkk oldu.

Kahramanlar hain, hainler kahraman oldu. Taşları zincirle bağlayıp itlerin ipini çözdüler.

Her köşe bucağını ipsiz itlerin; soysuz, sopsuz insan bozmalarının istilâ etdiği ata yâdigarı koca memleketim

Külliyen sahipsiz, öksüz kaldı...images-02

Bizim köy gadar, goca goca gemilerin adı, gemicik oldu.

Siyâtsecilerin bindiği benzin canavarı milyon liralık arabalar için

Devlet kasasından harcanan milyarlarca lira çerez parası oldu.

Sokaklar;

Türkce konuşmayan, ne idüğü belli olmayan insanımsı mahlukât ile doldu.

İşin en kötüsü de

Sonu mutlak bir felâket olan bu gidişâtdan hepimiz memnun görünüyoruz.

Rahmetli babamın babası Hacı Sülük dedem bir gün şöyle dediydi;

Oğul! Adamı eyleyen toprakdır; toprak giderse, adamı zapdedemezsin!

Topraklar avuç avuç elden gidiyor da kimsenin umurunda değil!

Hem

Rey alıp millete hizmet etmek için seçilenlere,

Hem de

Özellikle rey verip seçenlere ...

Öyle bir gün gelecek ki! Târih, bunun hesâbını bizlere muhakkak soracak!

*  *  *  *  *

Zehirli sarmaşık gibi bizleri sarıp sarmalayan bu kavram, tutum ve ahlâk yozlaşmasının içinden

Bugün sâdece birisine,

Hattâ en mukaddes olanına dokunacağız burada; Şehitlik ...

Sâdece dinimiz İslâmda var olan şehitlik mefhumu konusunda, din açısından söyleyeceğimiz hiçbir şey olamaz!

Çünkü bu konuda ebediyyete kadar söylenebilecek, yapılabilecek herşeyi

1400 sene evvel bütün beşeriyete indirilen Kelâmıkadim tam olarak söylemiş.

Öyleyse, şehitlik meselesine

Ezber bozacak sözler irâd etmek üzere

Bize de burada, dünveyî ve dahi hukûkî açıdan bakmak kalıyor.

*  *  *  *  *

Vatan İçin!

Gara galem ile ak kağıdın üstüne çalagalem yazdığı Vatan İçin isimli vecizinde Bir garip Orhan Veli,

Yetmiş beş sene evvel şöyle dedi, şehitlik konusunda;

ek-02 

Orhan Veli’nin dediği minvâl üzere

Vatan borcu nâmus borcu deyip ortaya çıkan bizlerden

Kimileri nutuk atarak vatan borcunu ödemeyi tercih ederken

Kimilerimiz, tercihsiz öldük!

Şair O’dur ki

İçinde doğup büyüdüğü insanların ciğerini okuyabilsin!

Bir Garip Orhan Veli de

İşde tam da böyle yapdı.

Bakınız, yetmiş beş sene evvel dedikleri

Bugünlerde nasıl da aynıyla vâki oldu...

*  *  *  *  *

Şehit Kimdir?

Evvela,

Türk Ordusunun târihinde hiç görmediğimiz bir teşhircilik faaliyetine şâhid olduk, âhiren!

Genelkurmay Başkanlığımız, avuç dolusu paralar harcadı

Ve dahi

Kuyruk yağını bol bulmuş kasap gibi

Oraya buraya çarşaf çarşaf ilanlar yapışdırdı.

images-04 

Bu tutumuyla Genelkurmay Başkanlarımız

Türk milletinin en yüce ve dahi en mukaddes inancı olan şehitlik mertebesini kendilerince kutsamaya çalışdı...

*  *  *  *  *

Şehit, Kamyonet Kasasında!

Yüzde doksanı Türk düşmanı olan yabancıların eline geçen çok uluslu basın şirketlerine

Genelkurmay Başkanlarının apaz apaz para verip şehitliği teşhir etdiği günlerde

Hakkari’de şehit düşenimages-05

Ve dahi

Şahsî eşyalarını tıka basa doldurup

Belini sıkıca bağladığımız bavulları ile birlikte

Türk bayrağına sarılı tabutunu

Kamyonet kasasında taşımayı revâ gördüğümüz

Piyâde Binbaşı Murat ÖZYALÇIN’ı

Şehit ilan etdik, utanmadan, sıkılmadan!

*  *  *  *  *images-06

Askerliğini Asteğmen rütbesiyle

Ve dahi

Kantin subayı olarak yapan

Zamânın Başbakanı Sayın ERDOĞAN’ın

Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” dediği günlerde dahi

images-07 

Alınlarına, enselerine sıkılan gahpe gurşunlara hedef olup

Üçer beşer tabutlara tepdiğimiz

images-08 

Ve dahi

Memleketin bütün köşe bucağının “açık mezarlığa” döndüğü şu günlerde

images-09

Ana-babalarına “karakteri bozuk” dediğimiz askerlerimize

Şehit dedik, utanmadan, sıkılmadan!

*  *  *  *  *

images-10Türk Ordusunun tepesinde oturan ikinci adam Yaşar Efendi

Daha şunun şurasında ne dediydi, bal çiçek bir gazeteciye?

 “Babam zengin olsaydı

Ben de asker olmazdım

Subaya, Müdür

Asubaya, çaycı diyen bu adamı

Târih, işde bu sözleriyle yazdı kara sayfalarına...

Hiç düşünmeden sarf etdiği bu bayağı sözlerinden dolayı

Babası emekli bir Asubay olan Yaşar Efendiye

Bu utanç ömür boyu yeter de artar bile...

*  *  *  *  *

Bilirim Teyzem, Bilirim!

Uzman Onbaşı oğlunu şehit veren ananın koluna giren Kadın Asubay

Fukaralıkdan bahseden yüreği dağlanmış şehit anasını teselli etmek için

Ve dahi

Hem şehit anasının hem de kendisinin durumuna tercüman olsun diye şu sözleri sarfetdi, vehleten;

Teyzem, bilmem mi?

Zengin olan; asker de olmaz, şehit de ...

images-10En üst  sınıfa mensub, en üst rütbeli ve dahi en üst dereceden maaş alan

Genelkurmay ikinci Başkanı bile kendi halinden memnun değil ise

Adam yerine bile konulmayan

Toprak damlı hânelerin yalın ayaklı çocuğu

Ve dahi

Ast sınıfa mensub, ast rütbeli ve ast dereceden maaş alan bir kadın “Ast” Subayımızın

İçinden geçirip de söyleyemediklerini varın siz tahayyül edin gayrı...

 ek-01

Gözleri kör olası fukaralıkdan kurtulmak değil fakat

Kellesini vermek uğruna

Ömrü boyunca hep yoksulluk sınırının “astında” aldığı maaşı ile

Sâdece garnını doyurmak için asker olduğunu itirâf eden bu yiğit Asubay kızımızın bahsetdiği

Şehitlik ne idi acap?..

*  *  *  *  *

images-12İki hafta evvel şehit düşen

Bir Uzman Çavuş evlâdımızın kız kardeşini

Başsağlığı dilemek için arayan Sayın Cumhurbaşkanı,

Beklediği bir tepkiye karşılık olarak

Bildiği bir cevâbı hemen yapışdırıverdi;

Ağabeyin de bu mesleği seçmeseydi”.

O, seçmez ise

Ben seçmez isem şâyet bu mesleği

Söyler misin bana, Sayın ERDOĞAN?

Memleketin hudûdunu,

Milletin malını, canını, nâmusunu

Ve dahi

Seni ve senin külliyeni kimler koruyacak?

*  *  *  *  *

İsmi lâzım değil, şimdi!

Öğretmen sıfatını haiz olmasına rağmen

Türkce konuşmayı dahi beceremeyen

Ve

Birkaç” dönem Millî Eğitim Bakanlığı görevi yapmış bir vekilin

Meclis’i toplamaya değmez dediği

Ve dahi

Birkaç Mehmet” diye ağzında gevelediği gözümüzün nûru askerimize

Hiç utanmadan, yüzü kızarmadan “şehit” dedi.

ek-03

*  *  *  *  *

Bu makâleyi kalemin ucundan sırkıtmak için zaman törpülediğim günün

Bir hafta evvelinde konuşan Enerji Ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner YILDIZ da

Şehitlik konusuna kendince bir izah getirdi...images-13

Kendisi de bir Asubay çocuğu olan

Ve

Kel alâka bir konuda laf geveleyen sayın bakanımız,

Basın mensublarına gün görmemiş müthiş bir sırrını fâş eyledi.

Ve dahi şöyle bir nutuk atdı; “Benim amacım, Allah nasip ederse şehit olmaktır!

Bakan Taner YILDIZ da

Şehitlik konusunda kendi düşüncesini basın-yayın mensublarıyla paylaşarak

Vatan borcunu ödedi...

*  *  *  *  *images-14

Çok değil, daha şunun şurasında bir-iki gün evvel

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN

Bir şehidin cenâze namazına iştirâk etdi...

Önce;

İmamın arkasında,

Fakat cemaatin en önünde, mü’minler ile birlikde saf tutup namaz kıldı.images-15

Sonra;

Mikrofonu eline alan imam, âdet olduğu üzere

Şehitliğin faziletini anlatmaya başladı cemaate.

Namaz esnâsında arkasına aldığı cemaate

Bu kez yüzünü dönen imam,

Cemaatden şehit için helâllik istedi.

Şehit tabutunu omuzlarına almak üzere cemaatin hareketlendiği anda Cumhurbaşkanı ERDOĞAN,

İmamın yanına doğru atdı kendini...

Kıvrak bir hamle daha yapıp

İmamın elindeki mikrofonu sol eliyle kapdı...

ERDOĞAN,

Boşda kalan sağ elini de

Musallâ taşının üstünde, Türk bayrağına sarılı duran şehit tabutunun üzerine koydu.

Ve dahi şöyle nutuk atdı;images-16

Şehitlik,

Peygamberlikden sonra en yüce makâmdır.

Makâmların yücesi böyle bir makâma,

Ahmet kardeşimiz ulaşmış durumda”.

Peygamberlikden sonra en yüce makâm dediği şehitlik mertebesine ulaşmak yerine

Cumhurbaşkanı Sayın ERDOĞAN da

Atdığı bu nutuk ile vatan borcunu ödedi...

*  *  *  *  *

Omuzlarındaki yıldızların kaç mikron altın kaplananacağı için dahi Kânun buyuran gomutanlarımızın ise

Şehit ve şehitlik konusunda ne söylediklerini buraya yazmaya tenezzül bile etmiyorum.

Çünkü;

Şehit ve şehitlik konusunda iki satırlık bir Kânun maddesi hazırlamak yerine

Üzülmüş gibi görünmek için gözlerine takdıkları kara camlı gözlüklerin arkasına aslında saklanıp

Dirisine insan muamelesini çok gördükleri askerlerin şehit tabutları başında sap gibi dikildiler

Ve dahi

Gerdanlarını kıvıra kıvıra ıstılâh parçalayıp

Bugüne kadar sâdece nutuk üfürdüler!..

images-17 

*  *  *  *  *

Şehit Nedir?

Peki,

Şehit deyip duruyoruz!

images-18

Bugün meriyyetde olan mevzuâtımıza göre

Şehit nedir Allah aşkına?..

Kime şehit diyoruz?

Rûhun şâd olsun da

Şehidim, sen nesin?

Kışla içinde, hem de tüfekle öldürülen Piyâde Asubayımız şehit kabul edilmez iken

Nasıl oluyor da

Yatağında eceliyle ölen kalın enseli kimi zevât şehit kabul edilebiliyor?

Yatağında ölen de şehit olur mu, demeyin ha!

Derseniz şâyet,

Ağustos ısıcağında pazar tezgahına dökülmüş Ayaş tarla domatesi gibi kızarıverirsiniz maazallah!

Ana Kânunumuzda ve sair Kânunlarımızda şehidin ve şehitliğin tanımı var mı?

Ve dahi bir hukuk ucûbesi olarak yaşamaya hâlâ devâm eden

MSB’nin mahkemesi Askerî Yüksek İdâre Mahkemesi

Şehit ve şehitlik konusunda bugüne kadar nasıl karârlar vermiş acap?

*  *  *  *  *

İltifat buyurursanız şâyet,

Suâlleri cevâplamaya sondan başlayalım.

Askerî Yüksek İdâre Mahkemesi (AYİM), mâlûm, idârenin, bir başka ifâde ile Millî Savunma Bakanının gölgesinde çalışıp karâr veren emir kulu bir mahkeme.

Anayasa Mahkemesine şahsî müracaat etmek hakkı daha şunun şurasında bir iki sene evvel lutfedildi. Bu târihden evvel, AYİM hem ilk hem de son kademe asker mahkemesi idi. AYİM’in hâkim kılıklı subayları, gözlerini kapatıyor vazifesini yapıyordu. MSB’nin emir-gomuta zenciri içinde verdiği karârlara kılıf uydurmakdan ve dahi bu karârları aklayıp paklamakdan başka hiçbir görevi yokdu aslında.

Emir gomuta zenciri içinde emir alıp vicdânını satan hukukcular nerede diye sorarsanız şâyet

Eski Tüfek size, Başkent’deki Merâsim Sokağın yolunu gösderir.

İşde, bu mahkeme, bakınız kimler hakkında ne fetvâlar vermişler;

AYİM’in Er Hakkında Verdiği “Şehit Değildir” Fetvâsı

Hudut birliğinde görevli Er, askerî aracın devrilmesi sonucu vefât etmiş. Birlik komutanı, rahmetli Er için Şehâdet Belgesi vermemiş. Askerin babası, çâresiz AYİM’e vurmuş kafasını.

AYİM’in hukukcu görünümlü subayları, vefât eden Erimizi mevcut mevzuat(!) hükümüne göre şehit saymamış.

images-19 

*  *  *  *  *

AYİM’in Asteğmen Hakkında Verdiği “Şehitdir” Fetvâsı

Karakol komutanı Asteğmen, arazide bir mühimmat bulmuş. Eline alıp incelediği esnâda, mühimmatın patlamasıyla vefât etmiş. Birlik komutanı, Asteğmen için Şehâdet Belgesi tanzim etmemiş. Asteğmenin babası, gene çâresiz AYİM’e müracaat etmiş.

AYİM, bu kez hiç yapmadığı bir şey yapmış ve rahmetli Asteğmenin şehit olduğuna dair fetvâ vermiş.

 images-20

 images-21

 images-22

*  *  *  *  *

AYİM’in Asubay Hakkında Verdiği “Şehit Değildir” Fetvâsı

Bu davâda ise ruh hastası Er, Nöbetçi Asubayı silahla öldürmüş. Er’imiz ruh hastası ve dahi silahlı nöbet tutması yasak. Fakat bir tüfek ele geçirmiş ve Nöbetci Asubayı kışla içinde, herkesin gözü önünde öldürmüş. Asubay hakkında birlik komutanı, Şehâdet Belgesi vermemiş. Merhum Asubayın babası, AYİM’e dâva açmış.

Hâkim cübbesini çıkartıp Şeyh Ül İslâm cübbesini giyen AYİM’in hukukcuları,

Asubayın şehit olmadığına dâir fetvâ vermiş.

images-23 

images-24

Hemen yukarıdaki sayfada bir hususa dikkat buyurunuz.

Sayfanın altında maviye boyadığım karâr cümlesinde şöyle diyor AYİM;

Yasal dayanaktan yoksun davanın REDDİNE,

Şimdi,

AYİM’in soytarı kılıklı başkanına buradan soruyorum.

Yasal dayanakdan yoksun dediğin işbu davâ

Allah aşkına söyle bana

Hangi yasaya göre, dayanakdan yoksun?

Şehitlik konusunda bir yasa var mı ki

Hakkında fetvâ verdiğin bu davâ,

Dayanakdan yoksun olsun be, hukukcu bozmaları...

*  *  *  *  *

Millî Savunma Bakanlığının emireri mahkemesi olan AYİM’in

Vazifesi başında vefât eden askerlerin şehit olmadığına dâir verdiği fetvâlar

Yukarıda gördükleriniz ile sınırlı değil elbet.

Zırvalamak istiyorsan şâyet.

Suya yazı yaz; kumdan kale yap; davul tozu topla durmadan... Malzeme sıkıntısı mı var şu memleketde?

Cübbesini sırtına giyince kendini Şeyh Ül İslâm zanneden AYİM’in subay bozması hukukcuları

Henüz Kânunu bile olmayan şehitlik hakkında bakınız daha ne fetvâlar yumurtalamış...

images-25

Fetvâ Makâmı AYİM

Uhrevî bir konu olan ve dahi sâdece dinimiz İslâmda târif edilen şehitlik hususunda

Dünyevî konularla ilgilenen bir mahkemenin yukarıda gördüğünüz hukuk garâbetinden farklı karârlar vermesini beklemek akıl ile bağdaşmaz.images-26

Ancak burada bir doğruyu teslim etmeye mecburuz. Bütün bu hukuk rezâletinin asıl müsebbibi AYİM değildir. AYİM, elindeki Yönergeye bakmış, gözlerini kapatmış, vicdânlarını da karartıp karârını vermişdir.

Hukukun istinatgâhı, Kânundur. Fakat en az Kânun kadar önemli bir başka unsur daha vardır; Karâr veren hukuk adamlarının sağlam vicdânları... Vicdânını karartan, hele hele gözlerini kapatan AYİM hukukcularından başka bir şey beklenemezdi.

Burada en büyük suç ve daha da önemlisi günâh, şehitlik Kânununu bugüne çıkartmayan Millî Savunma Bakanları ve dahi Genelkurmay Başkanlarının boynundadır.

Peki, bu konuda AYİM’i yıkayıp pakladık mı? Elbetde hayır.

Subay bozması hukukcular ve dahi hukukcu bozması kurmay subaylar abuk subuk konularda tez yumurtalayıp doktor, doçent, hattâ profesör olmak için gıçlarını yırtıyorlar. Bu subaylardan bir dânesi dahi çıkıp da şehitlik hakkında niye bir tez yazmaz? Bu konudaki hukûki boşluğu niye gündem etmezler? İşde bu konuda AYİM’in subaydan dönme hukukcuları ve hukukcu bozması kurmay subayları da Millî Savunma Bakanları ve dahi Genelkurmay Başkanları kadar Kânun huzurunda suçlu ve dahi Allah indinde günâhkârdır.

1400 seneden beri İslâm dininin bayrakdarlığını yapıp şehitlik itikadı ile yaşayan

Ve dahi

Şehit olmayı en yüce, en mukaddes mertebe bilen Türk Ordusu,

Şehitlik Kânununu hazırlayıp Meclise göndermek için daha ne bekliyor?

*  *  *  *  *

Yukarıda okuduğunuz Piyâde Asubay hakkında AYİM’in verdiği karârın can damarı

Aşağıda okuduğunuz şu cümledir;

images-27 

*  *  *  *  *

Subaya Kılıç İçin Kânun, Şehit İçin Yönerge

1944 senesinde kılıç veremedikleri

Bugün artık hepsi ölmüş üç beş subaya kılıç vermek için

Gudretli gomutanlarımız

Ve dahi Millî Savunma Bakanlarımız

Sekiz sene içinde

Tam üç kere Kânun buyurdular.

 images-28

Fakat

İki maddelik Şehitlik Kânunu hazırlayıp Meclise göndermeye

Kurmayından, mühendisinden, öğretmeninden, profesöründen hâkimine kadar

75 seneden beri

Hiçbir Millî Savunma Bakanı

Ve dahi

Hiçbir Subayın ciğeri yetmedi...

*  *  *  *  *

Peki,

Kışlasında, vatan borcunu canıyla ödeyen Erlerimiz, Asubaylarımız ve Subaylarımız şehit kabul edilmez iken

Aynı devletin, aynı ordunun Millî Savunma Bakanları ve Orgeneral/Oramiralleri

Bakınız, kendileri için ne yapmışlar?

images-30 

Şehitlik Yönergesinin yukarıdaki hükmünü gördüğümde nutkum tutuldu vehleten…

İki maddelik bir Şehitlik Kânunu çıkartmak için bugüne gadar goca gıçlarını gımıldatmayan

Millî Savunma Bakanları ve Orgeneral/Oramiraller

Yukarıda gördüğünüz Yönerge maddesine göre

Yatağında osdura osdura ölseler bile

Şehitliğe gömülecekler…

Yüce Türk Milletine buradan fâş ediyorum…

images-30 

*  *  *  *  *

Kimmiş bu şehit Bakanlar, Orgeneraller/Oramiraller dedim kendi kendime

Ve dahi

Bir istidâ yolladım, Sayın Millî Savunma Bakanına.

images-31 

Ben kendimi bildim bileli Millî Savunma Bakanlığı goltuğunda sâdece oturan Sayın Vecdi GÖNÜL

Tenezzül edip de bakalım bize cevâp verecek mi?

*  *  *  *  *

Şehidin Adı Yok!

Bugün meriyyetde olan Kânunumuza gelince...

Açıp bakdım, Zottirik Kenan’ın doğurduğu 1982 neşetli ucûbesine

İşde, Ana Kânunu aşağıda görüyorsunuz!

Sâdece iki maddesinde “şehit kelimesi var.

Onlar da şehitlerin dul ve yetimleri hakkında...

images-32 

Bir başka ifâde ile

Ana Kânunumuzda şehit ve şehitliğin tanımı hakkında tek kelime yok!

Olmadığını görünce, ben de inanamadım.

Şehitlik konusu belki başka Kânunlarda vardır diyerek

İşin aslını, işin sâhibi Millî Savunma Bakanına sorayım dedim.

Ve dahi şöyle kısa bir dilekce gönderdim yüce makâmlarına.

images-33  

Kısa dilekceme

Kısacık zamân içinde

Kıpkısa bir cevâp geldi...

images-34 

Gördünüz işde!

Türk Ordusunda şehit’i târif eden bir düzenleme yok imiş!

Peki,

Vatanı uğruna canını veren bir askerin şehit olup olmadığına neye göre karâr veriyorsunuz?

Şeyh Ül İslâm cübbesini giydirdiğiniz AYİM’e abuk subuk fetvâ verdiriyorsunuz

Ya da

Yazı tura attırıyorsunuz herhâlde...

Yukarıda gördüğünüz cevâp hakkında,

Şu anda başka bir şey söylemekden, ben şahsen ve külliyen âcizim!...

Kelimenin tam anlamıyla

Nutkum tutuldu!...

images-35 

Târihlere bile sığdıramadığım, ey şehidim!

Rûhun şâd olsun da

Sen, nesin?..

 

 brove

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.


*** Kaynak göstermek ve açılır bağlantı (active link) vermek koşuluyla alıntı yapılabilir.

Yayınlandığı yer ESKİ TÜFEK
mustafa-ozdemir

Ah Be Şehidim,

Seni öyle al bayrağa sarılı tabutunda gördüğümde,

İnce bir sızı yayıldı bedenimden,

Baban geldi aklıma, kim bilir belki ben de baba olduğumdandır,

Belki de üzerindeki o sırmalı ay-yıldızlı üniformayı

Ben de yıllarca gururla giydiğimdendir,

Nasıl kabullenebilir bir baba

Gencecik aslan gibi oğlunun cansız öylece yatışını,

Kalbi ağladı mı acıdan,

Ya da donup kaldı mı çaresizlikten ,

Doymuş muydu sana, seni gururla izlerken,

Ah Be Mustafam,

Nasıl kıydılar sana, hangi kahpe el aldı seni aramızdan

Sevgili Kardeşim, Meslektaşım,

Çok iyi bilirsin ki,

Mertlik ve Asalet İnsanın Genlerinde Vardır,

Sonradan kazanılmaz,

Sana Kahpece pusu kuranlar,

Bu kavramlardan anlamaz,

Kahraman Kardeşim

Rahat uyu desem,

Biliyorum ki rahat değilsin,

Gencecik yaşında şehit edildin,

Ne hayallerin

Ne umutların vardı kim bilir,

Kalbinde hangi aşk, hangi sevda

Memleket uğruna

Belki de herkesden gizlediğin

Kokusuna hasret kaldığın bir sevgilin,

Bu vatana

Yüzüne bile bakmaktan korkan Alçakların

Hain tuzaklarında canını verdin,

Biliyorum Kalbinde Sızı Var,

Görüyorsundur muhakkak

Geride bıraktığın

Annenin acısına hiç dayanamazdın .,

Doyamadın ,

Ne Memleketine

Ne de Mesleğine

Güçlerini kaybetmemek için,

Oy İçin Oraları Kan Bahçesine Çevirenlere ,

İtine Hainine , Satanlara ,Satılmışlara ,

Hepsine , Alayına

Edecek 2 Lafın Vardı,

Yüreğinde Kaldı

Seni ,

Tüm Silah Arkadaşlarımızı

Aramızdan Alanlara

Binlerce Kez Lanet Olsun...

Yayınlandığı yer INSIYATIF
Çarşamba, 26 Ağustos 2015 14:28

YARBAY MEHMET ALKAN; TESLİM ALAMAZSINIZ

Yarbay Mehmet Alkan;

Muhtemelen bu güne kadar düşündüklerini çok sık rahat söyleyen biri değildir, belkide hiç bir zaman söylememiştir,

Çünkü mesleği buna izin vermez,

Zaten bu ülkede kim fikirlerini özgürce söyleyebiliyor ki,

Bir Asker Söyleyebilsin,

Hele birisi hakkında!

Yada onun yaptıkları hakkında

Yada

Onun dayattığı sistem hakkında

Ama yaşanan olayda şunu anladık ki,

Canınız ne kadar yanarsa yansın!

İsterse kardeşiniz Şehit olsun,

Düşündüklerinizi,

Yaşadıklarınızı,

İsyanınızı,

Hatta hissettiklerinizi söylenmeyecek,

Haykırmayacaksanız,

Susacaksınız...

Bunları yapmayan Jandarma Genel Komutanlığı, Yarbay hakkında soruşturma açtı,

Yazık

Kendi Personelinin acısını anlamayıp,

Kendi insanına sahip çıkamayan bir ordu

Vatana Nasıl Sahip Çıkacak?...

Sen Yalnız Değilsin;

Yarbay Mehmet Alkan;

Acını son zerresine kadar içimizde

Yaşıyoruz,

İsyani en az senin sesin kadar

Haykırıyoruz,

Sana bu çirkin yakıştırmaları yapanları nefretle

Kınıyoruz,

Düne kadar hainlerle kol kola olup,

Onları davul zurna ile karşılayan,

Vatan topraklarını

İktidarları uğruna kirli ortaklarına

Teslim eden,

Şehitler üzerinden

Oy hesabı yapanları lanetle

Kınıyoruz!

Bugüne kadar verilen şehitlerin neden ve kimin için verildiğini bir çok kere yazdık,

Bu kirli savaşın kirli ortaklarının hangi hesaplarla bir arada olduğunu,

Hesapların geri teptiğinde de

Barış yalanını nasıl gerçek bir savaşa çevirdiklerini

Yüzbaşı Ali Alkan, memleketi Osmaniye’de 15 bin kişinin katıldığı törenle son yolculuğuna uğurlandı. Cenaze törenine üniformasıyla katılan şehidin ağabeyi Jandarma Yarbay Mehmet Alkan, "Düne kadar 'çözüm' diyenler ne oldu da 'sonuna kadar savaş' diyor. Saraylarda 30 tane korumayla gezip, zırhlı arabalara binip ’Şehit olmak istiyorum’ diye bir şey yok" diye feryat edip tepki gösterdi.

Şehit yüzbaşının ağabeyi yarbay çok net

Bir şekilde ortaya koymuştur,

Kendisine, ailesine tüm yakınlarına

Yüce Allah'dan sabırlar diliyoruz,

Katillerini

Ve

Sebep olanları biliyoruz!

Akan şehit kanlarının hesabı

Bir gün hepsinden tek tek sorulacaktır!

Şehidimiz Yüzbaşı Ali Alkan ruhun şad olsun!

Yayınlandığı yer INSIYATIF
Cuma, 21 Ağustos 2015 21:57

TURUNUZ BATSIN...

Türkiye güzel ülkem,

Şimdilerde,

Yeni bir oyunun pençesinde kıskıvrak bırakılmaya çalışılıyor,

Yeni kirli oyunlar,

Kirli ortaklıklar ülkeyi yaşanmaz bir hale sokma hevesinde haince saldırıyorlar,

Ülkemiz üzerinde bir iç savaş provası yapılıyor,

Hem vatanın toprakları üzerinde,

Hemde Atamızın emaneti olan Cumhuriyetle,

Her gün bir çok silah arkadaşımızı kaybediyoruz,

Şehit analarının, eşlerin, yetim kalan çocukların ağıtları tüm Türkiye'yi sarıyor,

Bu sese kimin ne kadar tepki verdiği yada vermediği tabi ki çok önemli,

  • Bu sese en büyük karşılığı vermesi gerekenler bizler değil miyiz?
  • En büyük tepkiyi,
  • En büyük nefreti biz ortaya koymayacak mıyız?

Asker dernekleri niçin var?

Temad neden var?

Peki nerede Temad Genel Başkanı?

Sesi sedası çıkmıyor 3 yıldır yatan, gezen genel başkan Ahmet KESER'i bu acılar bile uyandıramıyor,

İçimizin en çok acıdığı bu dönemde hala bir tepki bir tavır bir duruş sergileyemeyen,

Sokağa çıkamayan,

Bırakın hepsini, odalarından bir açıklama bile yapamayan bir genel başkan var,

Bir asker derneğinin genel başkanı, meslektaşlarının katledilmesine Yeni Zelanda'daki balıkçılardan daha uzak,

Bizim sayısal olarak onda birimiz olan TESUD'un emekli paşa genel başkanları; şehitler ve terör için açıklama yaptı, kınadı resmi sayfalarından yayınladılar,

Gerçek kimliğinden uzaklaşıp Temad'ı emlak, komisyon, tarla satış aracılığı tur seyahat organizasyonuna çeviren,

En büyük  asker derneği Temad Genel Başkanı Ahmet KESER'in yönetimindeki sayfada;

Tüm topluma örnek olacak, acıları yaşayıp, yaşatacak hassasiyeti sergilemek, bu konuda tüm Türkiye'ye öncülük yapması gerekirken;

Yakın bir tarihe planlı yine bir Büyük bir Balkan turu var,

Atina'dan Kosava'ya kadar tam 13 şehir

Bir önceki daha büyük olan Avrupa turuna gizlice kendisi gitmişti,

Şimdi buna da git hiç utanma! Gizlenmeden, saklamadan git,

Genel Başkanlığını yeme içme gezme üzerine kurdun zaten,

Bu dönemde bile her şeye susup görmezden gelerek hala gezme tozma peşinde olanlara yazıklar olsun diyorum,

Biraz Olsun Şehitlerimizden Utanın..

Turunuz Batsın...

Yayınlandığı yer INSIYATIF
Perşembe, 13 Ağustos 2015 13:57

İŞGAL ALTINDA MADALYA...

  • Şemdinli; Birliğinden banka işlemleri için gittiği bankanın önünde yüzü maskeli terörist tarafından silahla vurularak ağır yaralanan uzman çavuş şehit oldu,
  • Şanlıurfa Ceylanpınar; 2 polis memuru şehit edildi. 2 polis evlerine giren teröristler tarafından öldürüldü, Silah ve kimliklerine el konuldu,
  • Tunceli; Terörist mensupları ana artel de saatlerce yol keserek, kimlik kontrolü yaptı,
  • Silopi; sabah karşı  güvenlik güçleriyle teröristler arasında çıkan çatışma  10 saat devam etti, akşam saatlerinde sona erdi,
  • Erzincan-Tunceli; İki şehri birbirine bağlayan yol güvenlik önlemleri alınamadığından trafiğe kapatıldı,
  • Kilis; Sınırda görevli Assubay teröristlerin açtığı ateşle şehit düştü,
  • Muş; Jandarma komutanı Binbaşı eşinin gözleri önünde gündüz vakti vurularak şehit oldu,
  • Şırnak  Beytüşşebap; Personel dağıtımı yapan skorsky helikoptere dokça ve roketatarla silahlı saldırı yapıldı, İki gün önce tezkeresini alıp güvenlik nedeni ile bekletilip, memleketine gitmek için helikopter de bulunan asker vuruldu, şehit oldu,
  • Silopi; İlçenin tam merkezinde yola döşenen mayın teröristler tarafından patlatıldı 4 polis olay yerinde şehit düştü,

***

Buna benzer onlarca olay, onlarca şehit var,

Hepsi son bir ayda gerçekleşti,

Bilmem kaç ay askerlik görevini yapan mehmetçik evine güvenle gidemiyor, Helikopter bile onun ailesine kavuşmasına yetmiyor,

Ancak Vietnam filmlerinde gördüğümüz sahneler yaşanıyor, katiller onu havada vuruyor helikopterin içinde,

Kışlasından dakikalık bir işlem için çıkan Uzman Onbaşı maskeli caniler tarafından kafasından vuruluyor,

Bölgenin komutanı hain kurşunlarla gündüz vakti eşinin kucağında can veriyor,

Evinde bile emniyeti olmayan polisler yataklarında öldürülüyor,

Sınırda görevinin başındaki Assubay gözü dönmüş katillerce vuruluyor,

Anadoluyu doğuya bağlayan yollar kontrolü yapılamadığından günlerce kapalı kalıyor,

bazı yollar terörist gurupların denetiminde de,

Çok bilenen bir şarkı var;

Elleri bağlanmış bulduğum yurdumun
Her yanı işgal altında

Gerçekten

Ülkenin bir bölgesinin eli ayağı bağlanmış,

Nefes bile alamayacak durumda,

İşgalciler de belli düne kadar birbirleriyle çözüm ortağı idiler,

Güçten düşünce düşman oldular,

Birisi kandilde dağda

Diğeri Sarayda,

Vatan bu duruma düşmüşken devletin  başındaki,  güvenliğin  bir numaralı sorumlusu olan ordunun başındakine,

Devlet Şeref Madalyası Verdi!

Tebrikler sayın General...
Yayınlandığı yer INSIYATIF
Pazar, 09 Ağustos 2015 23:23

1984, İLK ŞEHİT ASSUBAY; MEMİŞ ARIBAŞ

31 yıl önce, sımsıcak bir ağustos ayı tıpkı bu gün gibi,

15 Ağustos 1984 gecesi,

Yer Siirt' in Eruh ilçesi,

Alışılmadık bir hava var kasvetli,

Zifiri karanlık bir gök yüzü, tepede tek bir yıldız bile yok,

Aynı hava aynı karanlık yüzlerce kilometre uzaktaki Hakkari'in Şemdin'li ilçesini de teslim almış,

Sanki bu iki yer içinde yaşadığımız topraklar değil,

Bu ülkeye ait değil gibi yalnız bırakılmış,

Karanlığı hain bir elin sıktığı tetikten çıkan merminin kıvılcımı parlatıyor,

Ve arkası geliyor,

Binlerce mermi, yüzlerce el bombası geceyi gündüze çeviriyor,

Karakol binaları ve askeri lojmanlar delik deşik,

Eşkiya cami minaresinden saatlerce propagan da yapıyor,

Akan kanların lastik ayakkabısına bulaşmış kanıyla,

Bu Türkiye için önemli bir tarihtir,

Hala akmaya devam eden kanın başlangıç tarihidir,

Bizler için bir önemi daha var bu acı zamanın,

Çoğumuz bilmeyiz,

Bilenlerde unutmuştur zaten,

İlk Meslektaşımızın şehit olduğu gündür,

Türkiye güneydoğu da ki ilk Assubay şehidini orada vermiştir,

Bu ismi hiç ama hiç unutmayalım,

Jandarma Astsubay Çavuş Memiş Arıbaş,

Ondan arda kalan pek bir şey yok,

Diğer Şehitlerimiz de olduğu gibi,

Ama teyzesine söylediği bir şeyler var; Sevdiği kız hakkın da

Ölmeden çok az bir zaman önce,

Teyzesi sorar;

  • Yiğidim tayinin çıktığı yer uzak mıdır ki? Sevdiğinden çok uzak kalma

Cevap verir; Memiş Assubay

  • O kızı alamazsam tekrar dönmek nasip olmasın bana der,

Memiş O Kızı Alamadı,

Memleketine dönmek de bir daha ona nasip olmadı,

Ama

Şehitlik Şerefine Nail Oldu,

Onu ilk şehidimiz Olarak Biliyoruz.

Saygıyla Anıyor Varlığından Onur Duyuyoruz,

Yalnız

Ne Acıdır ki;

Bu yönetim, Bu Yapı, Bu Adamlarla

Son Şehidimizi Hiç Bir Zaman Bilemeyeceğiz...
Yayınlandığı yer INSIYATIF
Pazartesi, 27 Temmuz 2015 22:31

SİLAHIN YERDE KALMAZ...

Kaç yıllık Assubay'sın? Kaç yaşındasın? Soramadım,

Resminden belli  zaten, hayatın daha başındasın,

3 yıl, bilemedin 5 yıllık Assubay'sın,

Görecek çok güzel günlerin vardı,

Kahpe bir kurşun aldı seni bizden,

Doğacak çocuğunu bile göremedin,

Çocuğun doğduğunda muhtemelen sen cennette olacaksın,

Kaçıncı bu ben sayamadım,

Kimselerde bilmez sayısını

Dünyaya gelmeden babasını şehit veren yetim çocuklarını,

Bir resmin var,

Düğününde çekilmiş, Kız tarafının hediyesi galiba,

Ay-Yıldızlı bir şal,

Gururla atmışsın omuzuna,

Gururla baktığın gibi bayrağına,

Yolcu ettiler seni geçenlerde, 

Bu sefer sen omuzlardaydın

Anan perişan,

Baban bitmiş zaten,

Eşin paramparça,

Üzerinde yine Ay-Yıldızlı bayrak,

Yine gururlu ama kırgın, üzgün biraz 

Dokunsan o da ağlayacak ,

Bıraksalar rüzgarıyla tüm hainleri sallayacak,

Assubay Şehidim

Mehmet Yalçın Nane...

Bu günlerde bitecek

Merak etme 

Bu millet sizi unutmaz,

Silahın Yerde Kalmaz...

Yayınlandığı yer INSIYATIF
Pazartesi, 27 Temmuz 2015 22:05

SIVASIZ, KERPİÇ DUVARLI EVLERİN ÇOCUKLARI

Ayaküstü üretilen, ülke ve dünya gerçeklerinden uzak, tek kişinin hırsına, kinlerine, yaşadığı gel-gitlere dayalı iç ve dış politikaların kaçınılmaz sonucudur bu gün yaşananlar.

Ülkenin her tarafından yine polis-asker şehit haberleri geliyorsa, bilin ki bu hayalci, her şeyini kumar masasına  süren müflis kumarbaz çaresizliğinin sonucudur.

Her zaman olduğu gibi ceremesini sıvasız, boyasız evlerin çocukları çeker. 

Şehit haberlerini duydukça, gördükçe, okudukça yine sıvasız, kerpiç duvarlı bir eve ateş düştü diyorum.

Anlı şanlı kolejlerde, özel okullarda, dershanelerde, özel ders alarak üniversite sınavına girenlerle, sene boyunca derslerinin yarısı boş geçmiş Anadolu boz kırının sıvasız evlerinin çocukları “fırsat eşitliği” adı altında aynı sınava girer. Fırsat eşitliği sadece sınava girmededir. Birinci gurup üniversitelere girerken, sıvasız evlerin çocuklarına assubaylık-polislik kalır.

Şehit cenaze evlerine bakın, hepsi ama hepsi istisnasız sıvasız evlerin çocuklarıdır. Anneler feryat ederken babalar tevekkül içinde “vatan sağ olsun!” der. 

Sınırda, açılım adı altında şımartılmış, her türlü kalleşliği, insanlık dışı eylemi içine sindirebilen, insanlıktan nasibini almamış,   besleme örgüt mensupları assubayları, ana kuzusu zorunlu askerleri, erkekçe vuruşarak da değil, kahpe pusularda şehit eder. Şehirde ise neye inandığı  belli olmayan, yüzleri maskeli, elleri molotoflu taşeron örgütler polis katleder.

Mesai saati belli olmayan assubay, günde en az 12 saat eli havai fişekli, Molotoflu örgüt üyesi kovalayan polis, açlık sınırının altında maaş alır, emekli olunca hepten unutulur.

Bir lokma ekmek uğruna… Eve ekmek, çocuğa ayakkabı, sıvasız evdeki babaya üç kuruş destek için ömür harcanır, can verilir.

Diğer tarafta iki oğlunu da askerlikten kaçıran devletin tepesindekileri vardır bu ülkenin.

İki yıl milletvekilliği yapıp emekli olan ve açıkça “sırtımızı KCK’ya, PKK’ya dayıyoruz, bunu açıkça söylüyoruz” diyen, diyebilen milletvekillerine (!) maaş öder benim devletim.

Ve sıvasız evlerin çocukları, onları korur.

Onlar binbir odalı saraylarında lüks içinde uyusunlar, çocukları milyoncukları ile oynasınlar diye can verir, sınırlarda, karakollarda ölür sıvasız evlerin çocukları.

Yapılan politik hataların, yapılan seçim hesaplarının, şark kurnazlıklarının, dış politika cehaletinin bedelini de öder sıvasız evlerin çocukları!

Kim, ne zaman, nasıl dur diyecektir bu haksızlığa?

Bu ülke insanı yoksulluğun ve yolsuzluğun kader olmadığını ne zaman anlayacaktır?

Sahi ne zaman?

Yayınlandığı yer EKŞİ KÖŞE
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>
Sayfa 1 - 3