Perşembe, 21 Aralık 2017 12:45

Çünkü Asubay

 12

 

  Çünkü Asubay

 

  

  SENE: 2017, Şeb-i Yeldâ  

 

 Türkiye Cümhuriyeti Ordusunda

Bizlerin  Assubay  veya  Astsubay   olarak bildiği kelime hakkında

Bugün burada son sözü söyleyeceğiz, inşallah!


 Assubay  mı diyorsunuz?

  • Sahtekâr zâbit Kâzım’ın ağzı ile konuşuyorsunuz!


 Astsubay  diyor iseniz şâyet,

  • Bu kez de sahtekâr subay Rifat’ın ağzı ile konuşuyorsunuz!

 Assubay  değil ise

 Astsubay  da değil ise

Peki, nedir bu kelimenin aslı kökü acap?

Bugün, hak zuhûr edecek

Ve dahi

Bâtıl, burada zâil olacak, evvel Allah!

     Suyu, pınarın gözesinden içmeli, değil mi?     

Yerimiz dar, vakdimiz sınırlı!

Haydi, buyurun öyleyse...

 

*  *  *  *  *

 

  

  SENE: 1926  


Türkiye Cümhuriyeti Ordusu zâbitan heyetinin

Arapca ve Farsca olan rütbe isimleri aşağıdaki gibi idi.

 

863

 

*  *  *  *  *

 

  

  SENE: 1934  

 

Birinci Reisicumhur ATATÜRK,

Arapca  ve  Farsca  olan asker rütbe isimlerinin Türkceleşdirilmesini emretdi.


Hazırladığı kânun teklifine TBMM,

Aşağıda gördüğünüz üçüncü maddeyi ekledi.

 

1

 

*  *  *  *  *

 

 

     SENE: 1935  

 

Arapca  ve  Farsca  menşeli olan asker rütbe isimlerine "Öz Türkce" karşılık türetmek için kolları sıvayan İcrâ Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu),

Hazırladığı Kânun taslağını Reisicumhur ATATÜRK’e arz etdi.


 

Reisicumhur ATATÜRK;

 Astsubay  şeklinde hazırlanıp kendisine arz edilen rütbe ismini

Bizzat kendisi  Asubay  şeklinde tâdil etdi.


Bu tâdili de aşağıda gördüğünüz üzere şiir gibi izah etdi.

 

2 

 

*  *  *  *  *

 

   

  SENE: 1935  

 

T.C. Büyük Erkânıharbiye Reisliği

Rütbe ve Birliklerin Öz Türkce Karşılıkları” isimli kitabı neşretdi.


Bu kitabın içine ekledikleri tamimler ile Devlet dâireleri;

Asker rütbe isimleri ve bâzı askerî terimlerin

Bu kitapda yer alan Öz Türkcelerinin kullanılmasını emretdi.

 

  • 19 Şubat 935: Büyük 

    Erkânıharbiye 

    Reisi Mareşal Fevzi ÇAKMAK
  • 19 Şubat 935: Büyük 

    Erkânıharbiye 

    Reisliği
  • 17/11/935-İstanbul: Türk Dili Tetkik Cemiyeti (T.D.T.C) Başkanı Saffet ARIKAN
  • Başvekil İsmet İNÖNÜ 

 

3

403

5

6

 

 

 

 

 

 

Bu kitapdaki;


  • " Asubay " kelimesinin “ zâbit vekilliği ( asteğmen ) anlamına geldiğine,

Ve dahi

  • Bize bugün “ üstçavuş ” olarak yutdurulan kelimenin aslının da “ üsçavuş ” olduğuna dikkat ediniz. 


Aynı çalışma kapsamında Birinci Reisicumhur ATATÜRK;


 Erkânıharbiyei Umumiye ” olan askerî tâbiri de

" Genelkurmay ” olarak tâdil etdi.

 

genkur

 

Büyük Erkânıharbiye Matbaasında basdığı bu kitabın bugün itibârı ile bir nüshasının

Genelkurmay Başkanlığının kendi kütüphânesinde bile olduğunu zannetmiyorum.

 

Neşredildiği 1935 senesinden bugüne kadar geçen 82 seneden beri

 Rütbe ve Birliklerin Öz Türkce Karşılıkları isimli bu kitabı

İlk kez sizler görüyorsunuz.


 

*  *  *  *  *

 

  

  SENE: 1935  

 

TBMM’de kabul edilen Ordu Dâhili Hizmet Kânunu  ile yeni rütbe isimleri resmen kullanılmaya başlandı.


Bu kânun ile Türkiye Cümhuriyeti Ordusunun askeri;


1. Erbaş 


2. Subay  olmak üzere iki sınıfa tefrik edildi.


7

 

Yukarıda gördüğünüz bu kânundaki  Asubay ” tâbiri;

  •  Yarsubay ,
  •  Asteğmen ,
  •  Teğmen ,
  •  Yüzbaşı  rütbelerinin “ ortak isimi ” oldu.

 

 

*  *  *  *  *

 

   

  SENE: 2014  


Yukarıdaki sayfada gördüğünüz rütbe isimleri kitabının sâhibi ve

Türk Dil Kurumunun 11 sene Başkanlığını yapan Prof.Dr. Sayın Şükrü Hâlûk AKALIN ile

Görevli olduğu üniversitedeki kendi makâmında bizzat görüşdüm

Ve dahi

Bu sayfada okuduğunuz bilginin bir kısmını Sayın AKALIN’dan aldım.

  

8

 

Asubay kelimesi hakkındaki hakikâtin gün ışığına çıkartılması için

Gösderdiği yakın ve samimi alâkadan dolayı

Bütün Asubaylar adına Şükrü Hocama teşekkür ediyorum.

 

*  *  *  *  *

 

   

  SENE: 1938  


Reisicumhur ATATÜRK’ün bizzat kendisinin   Asubay   şeklinde türetdiği kelimeye

Ne hazindir ki ilk tecâvüz eden ATATÜRK’ün zâbiti oldu.

 

Aşağıda gördüğünüz kânunun esbâbı mucibesi (gerekcesi) şu idi;

 Assubay ” rütbe kümesine dâhil olan;

  •  Teğmen  tâbirini  üstteğmen, 
  •  Asteğmen  tâbirini  teğmen, 
  •  Yarsubay  tâbirini de  asteğmen  olarak tahvil etmek idi.

 

Fakat ne var ki Mirlivâ Kâzım SEVÜKTEKİN isimli İngiliz çaşıtı bir zâbit,

Meclisde binbir türlü sahtekârlıklar yapdı

Ve dahi

Asubay kelimesindeki  “ s ” harfinin yanına 1938 senesinde bir “ s ” harfi ilâve etdi.

" Asubay tâbirini de böylece  " Assubay "  yapdı.

 

Bu kânun ile ilk defâ uydurdukları " Assubay " tâbiri bu kez de;


  •  Asteğmen, 
  •  Teğmen, 
  •  Üstteğmen, 
  •  Yüzbaşı  rütbelerinin "ortak ismi" oldu.

 

9

 

*  *  *  *  *

 

   

  SENE: 1951  


İnsan, ölmeye; hâin de hâin olmaya görsün!

Sırtını döndüğü zâbitler, ATATÜRK’ün bu emânetine hıyânet etmekde birbirleriyle yarışdı...


Ne de olsa ağacın kurdu, kendi gövdesinde idi.

Çaşıt ve sahtekâr Mirlivâ Kâzım’dan sonra

Bu kez de Askerî Hâkim unvânlı bir Korgeneral, harama uçkur çözdü!


Aşağıda gördüğünüz 5802 sayılı kânunun esbâbı mucibesi (gerekcesi);


" Gedikli Erbaş "  dedikleri “ortada sandık” askerleri “ Assubay "lığa terfi(!) etdirmek idi.


Ancak ne var ki;


TBMM’de, vekillerin gözü önünde kıvrak bir kalem hareketiyle sahtekârlık yapan Korgeneral Rifat TAŞKIN

 

Assubay kelimesindeki iki “ s ” harfinin arasına “ t ” harfini paslı bir hançer gibi sapladı.

 

10

 

*  *  *  *  *

 

   

  SENE: 1951  


Aşağıda gördüğünüz Kânun TBMM’de görüşülürken

Türk Milletini temsil eden vekillerden bir dânesi dahi

 Astsubay  kelimesini nerenden uydurdun, ey subay Rifat TAŞKIN, diye sormadı...


Eski Tüfek,

Bu kelimeyi sahtekâr subay Rifat TAŞKIN’ın neresinden uydurduğunu biliyor da!


Şimdi aklından geçenleri şuraya bir dökse hani!..

Ortalık toz duman olur!..


Rifat TAŞKIN'ın sahtekârlık ile bu kânuna sokuşdurduğu “ Astsubay ” kelimesi;


  •  Çavuş ,
  •  Üstçavuş ,
  •  Başçavuş ,
  •  Kıdemli başçavuş   rütbelerinin “ ortak isimi ” oldu.

 

 5802-1

  

ATATÜRK'ün subayları olduğunu söyleyen sahtekâr subaylarımız

ATATÜRK'ün türetdiği " üsçavuş " kelimesini de kânunsuz olarak "üstçavuş" yapdılar.

*  *  *  *  *

5802 sayılı  Astsubay ” Kânununu hazırlayan sahtekâr subaylarımız şöyle dedi;

Muhtelif kânunlarda geçen “ astsubay ” adı “ subay ” olarak değiştirilmiştir.

 

5802-2

  

Fakat bunu diyen kerizci subaylarımızın hepsi ağızlarını domaltarak koca bir yalan söyledi.

Zere

O güne kadar yapılan “muhtelif kânunların hiçbirisinde  “ astsubay ” adı yok idi.

  

 

*  *  *  *  *

 

  

  SENE: 2017, Şeb-i Yeldâ;  

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti;

1923 senesinde 364 sayılı kânun ile teşkil edilmiş bir kânun devletidir.

Hükümran devlet olmanın temel hususiyeti kânun yapabilme kudretidir.

Kânun ile ihdâs edilen bir husus ancak başka bir kânun ile tebdil edilebilir.

" Asubay " kelimesi de kânun ile ihdâs edildi ve ancak yeni bir kânun ile tebdil edilebilir idi.

Fakat

Kânun devletinin sahtekâr subayları, devletin kânununu tanımadılar!..


  • ATATÜRK’ün bizzat türetdiği

Ve dahi

  • Askerî mevzuâtımıza 1935 senesinde 2771 sayılı kânun ile dâhil edilen “ Asubay" tâbirini;

Kâzım isimli sahtekâr bir zâbit 1938 senesinde kânunsuz olarak “ Assubay ” şeklinde tahrif etdi.

Rifat isimli sahtekâr bir subay da 1951 senesinde kânunsuz olarak “ Astsubay ” şeklinde tahrif etdi.

 

*  *  *  *  *

 

    

  SENE: 2017, Şeb-i Yeldâ;  

 

 emekliassubaylar.org’daki Eski Tüfek isimli köşemizi

  • hergün ilk kez duyan,
  • İlk kez gören,

      Ve dahi

  • Bu köşemizdeki makâlelerimizi ilk defâ bugün okuyan insanlarımız, meslekdaşlarımız hep olacak.

 

Makâlelerimizi ilk kez görenler haklı olarak

  •  Assubay ”  veya “ Astsubay ” olması lâzım,
  • Nereden çıkdı bu “ Asubay ” diyecekdir.

 

Birisine 40 kere deli der iseniz şâyet
O kişi bile bir süre sonra kendisinin deli olduğuna inanabilir.

40 kere demek şöyle dursun, sahtekâr subaylarımız, Türk Milletine;

  • 79 seneden beri “ Assubay ”,
  • 67 seneden beridir de “ Astsubay ” diyor, dedirtiyor.

 

ATATÜRK’ün bize vediâsı “ Asubay ” tâbirini kabul ettirebilmemiz için

 

 Asubay ” kelimesini bizim en az 160 sene söylememiz, anlatmamız gerekecek.

 

 

*  *  *  *  *

 

  

  SENE: 2017, Şeb-i Yeldâ;  


  Canlar, dostlar!

Gözlerinden öpdüğüm kıymetli küçüklerim

Ve dahi

Ellerinden öpdüğüm muhterem büyüklerim;


ATATÜRK’ün zâbiti olduğunu söyleyen iki şerefsizin

ATATÜRK’ün vediâsı olan  Asubay   unvânına tecâvüz edişinin

14 kareye sığdırdığımız 80 senelik hikâyesi

İşde, beyleyken beyle!..

 

 

Sahtekâr iki zâbitin 1938 ve 1951 senesinde yere düşürdüğü ATATÜRK’ün bu çok kıymetli vediâsına

Eski Tüfek mahlaslı Şükrü IRBIK

2015 senesinde bir hayat öpücüğü verdi.


Türkiye Cümhuriyeti Ordusu ve “ Asubay ” dedikleri “ ortada sandık ” bu asker sınıfı var oldukca da

 Asubay  unvânı,  Asubaylar  ile birlikde var olacak, evvel Allah!


 Niçin Asubay? ” diye bugün soranlara imdi söyleyelim;


  Çünkü, hep  Asubay  idi.  


 Asubay  unvânını bugün kullanmak bir tercih meselesi değil

Fakat

ATATÜRK’ün vediâsına sâhip çıkmak ya da inkâr etmek meselesidir.


Kimileri için ölmek, düşünmekden bile daha kolaydır!

Siz, kolaycı olmayın!

İnsana, düşünmek yakışır!

 

Suyu, pınarın gözesinden içmeli, değil mi?

  

brove

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

 

Yayınlandığı yer ESKİ TÜFEK
Salı, 24 Ekim 2017 11:42

Asubay Tefrikası -6-3

kapak-6-3

Ey Çadırcı! Söyle bana;

Şu serviyle süsen niye dillere desdân?

Niye hep onlara benzetilir hür insan?

Birinin on dili var, boşboğazlık etmez,

Ötekinin yüz eli var, el açmaz ondan!

*  *  *  *  *

Türkiye’nin en çok aldatılan insanlarının

Asubay” denilen askerler olduğunu anlatmak için yazmaya başladığımız

Asubay Tefrikası isimli makâlemizin altıncı bölüm, birinci kısımında;kapak-6-1

Asubayların özlük hakları konusunda;

  • İcrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığı ile M.S.B,
  • Temsil makâmı” olan TEMAD,

               Ve dahi

  • Meselenin asıl muhatabı emekli ve muvazzaflarının gündemine göre,

Asubay taleplerinin neler olduğunu gördük.

*  *  *  *  *kapak-6-2

Asubay Tefrikası isimli makâlemizin ikinci bölüm, ikinci kısımında;

Cârî mevzuâtımıza göre “astsubay” dediğimiz “ortada sandık” asker sınıfının

Deniz Kuvvetlerimizde teşkil edilmesinin gizli ve sinsi maksadını fâş eyledik!

Bahriye Nâzırı Mürteşi Müşir Hasan Hüsnü Paşa,

Gedikli” diye tesmiye etdiği bu “ortada sandık” sınıfı 1890 senesinde bahriyemizde niye teşkil etmiş idi?

Kazancı, çarkcı, ateşci, elektrikci, torpidocu gibi can tehlikesi olan ve insan sağlığına son derece zararlı bu meslekleri;

  • Zâbit” değil
  • Ve fakat “zâbitden başka

              Ve

  • "Zâbit"den çok daha ucuza çalışdırılacak “başka bir asker sınıfı” yapacak
  • Hem de tıpkı “müebbet kürek mahkûmları” gibi, bu tehlikeli meslekleri, ömür boyu yapacaklar
  • Ve dahi
  • Bu tehlikeli

     meslekleri, ömür boyu yapar iken de

  • Zâbitin” yerine “gedikli" ölecek idi.

Bahriye zâbitân heyetimiz;

  • 1890 senesinden evvel, zâten "gemi güvertesinde göt gezdiriyor" idi,
  • Gedikli” sınıfının teşkil edilmesi ile, 1890 senesinden sonra da "gemi güvertesinde göt gezdirmeye" devâm edecek idi.

*  *  *  *  *

Şu anda okuduğunuz üçüncü kısımında;

  • Astsubay” dedikleri asker sınıfının Hava Kuvvetlerimizde teşkil edilmesinin kan donduran maksadını,
  • Üç vakde kadar neşredeceğimiz dördüncü kısmında ise inşallah,

Astsubay” sınıfının Kara Kuvvetlerimizde teşkil edilmesinin dehşet verici sebebini fâş eyleceğiz!

*  *  *  *  *

Başbakanlıkda memur bir arkadaşım ile ferhande sohbet ederken kendisinden işitdim!

Rahmetli dedesi şöyle der imiş; “Kendi gelen, zemzem olur!

Kendimiz düşündük,

Kendimiz araşdırdık,

Kendimiz yazdık, çizdik!

Sonra da

Buralara kadar kendimiz geldik!

Yukarıdaki vecizin hükmü icâbı size de artık

Kendiliğinden gelen bu makâlemizi “zemzem” niyetine "içmek" kalıyor!..

*  *  *  *  *

Bilgelik çadırları dokudun mu? Dokudun!

Dert potasında yandın, kül oldun mu? Oldun!

Bir pula satdılar mı seni, kader çarşısında? Satdılar!

Ölüm cellâdı geldi, boynunu vurdu mu? Vurdu! 

Peki, sana kötü diyen var mı şu dünyâda? Var!

Aldırma be Hayyâm; sana kötü diyen, kendi hâline yansın!..

Çünkü;

Dünyâ üç beş bilgisizin elinde;

Onlarca her bilgi kendilerinde.

Üzülme; eşşek, eşşeği beğenir:

Hayır var, sana “kötü” demelerinde.

*  *  *  *  *

Bildiğiniz üzere Hava Kuvvetlerimiz, ilk üç kuvvet içinde en genç olanı...

Kuruluş târihi konusunda “târih uğrusu” havacı beyaz subaylarımız bir takım sinsi ve hâince dolap-tezgah çevirseler de

Hava asubaylığının teşkil edilmesindeki gizli maksatları hem çok kısa hem de çok çarpıcı...

Bu sebepden dolayı evvelâ hava asubaylığını anlatalım ve geçelim.

Çünkü Kara Asubaylığının tertip edilmesi konusunda kelimeleri epeyi yoracağız, inşallah!..

*  *  *  *  *

Askerî havacılığımızın filim makarasını günümüzden tam 101 sene öncesine sarmadan evvel

Filim yapımcıları

Ve hele de

Onların arkasına gizlenen beyaz subaylarımızın asubaylığa bakışını fâş eylemesi bakımından

Bu konuda çekilen iki filimden kısaca söz etmek isdiyorum.

Meraklıları bilir!  Askerî havacılığımızı anlatan, benim bildiğim önemli iki filim var;

Birincisi, 1963 senesinde çekilen “Şafak Bekcileri.

İkincisi de 2011 senesinde çekilen “Anadolu Kartalları.

Künyelerine bakdığımızda;

Bu filimlerin çekilmesinde zamânına göre hem çok para harcandığı

Hem de

Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın doğrudan ve çok önemli yardımları olduğunu görüyoruz.

Mekân tahsis etmiş, uçakları vermiş, hava üssündeki havacı askerleri bu filimlerde bilâ ücret oynatmış...

Hele “Anadolu Kartalları”’nın bir oyuncu zümresi var ki!

Holivud filimlerine bile taş çıkartacak kadar kalabalık hani!

Hava Kuvvetlerimizin sözde 100’üncü kuruluş yıldönümü anısına çekilen bu filfilli filim için

Birileri tam 10.000.000 Coni Doları harcamış

Ve dahi

Türk sinemasının o güne kadar çekilen “en pahalı filimi” olarak târih yazmışlar!

Fakat bu filimi, 1963 yapımı Şafak Bekcileri kadar bile seyreden olmamış!

Yapdığı hâsılât sâdece 5.810.196 Coni Doları...

Değirmenin suyu acap nereden geldi, agalar?..

Bu hakikât bir yana, biz gelelim bu filimlerde oynatılan havacı asubaylara...

Şafak Bekcileri’ndeki KARADAYI;2

  • Uçağı tâmir eder; gazını, tuzunu tamamlar, uçuşa hazırlar,
  • Uçuşa giden subayın kaskını taşır, emniyet kemerini takar,
  • Uçuşdan dönen subayı karşılar, kaskını, çantasını taşır.
  • Aklı başında pilot subaylarımız, babası yaşındaki asubaylara bugün bile "ağabey" diye hitap eder. Fakat KARADAYI cip sürerken, yanında oturan çocuğu yaşındaki üsteğmen O’na bu filimde “Gazla KARADAYI!” diyebilir!
  • Ancak ne var ki bütün bunları yapan o asubayın bu filimde adı yok!
  • Canını emânet etdikleri bu asubaya, pilot subaylarımız sâdece “Soyadı” ile hitap eder. Emrindeki yeyit Er Memo da O'na “Başgediklim” der.
  • Pilot olmak için can atmış fakat olamamış KARADAYI da bu filimde olmasa ki o da subay olan kızı ve şehid pilot subay oğlu sâyesinde olmuş, bu filimde asubaylar yok zannedersin! Sanki Hava Kuvvetlerimizde subaylarımızdan başka asker yok!..

 

 

 Bu filimi 27 Mayıs'ın karanlık suratlı darbeci subaylarının gölgesinde çeken Göksel ARSOY’a diyeceğimiz bir söz yok elbet!

 Çünkü Göksel ARSOY, asker değildir. Babasının işci olarak çalışdığı Kayseri Hava üssünde doğmuş, havacılık sevgisi ile büyümüş. Üsdelik çok isdediği hâlde, babasının itirâzı üzerine pilot olamamış bir sinema oyuncusudur. Şafak Bekcileri'ni çekmesinin sebebi de işde, içinde ukde olan bu havacılık tutkusudur.

 Bakırköylü Göksel bey, darbeci Muhsin BATUR’ların idâresindeki Hava Kuvvetlerimizin;

  • Asubayları adam yerine bile koymayan ceberrut

              Ve dahi

  • Her boku bilen subaylarının tezgahlayıp eline tutuşdurduğu senaryoya göre filimini çekdi...

 

Burada sözümüz, "asubay" dedikleri "ortada sandık" askerlere, havacı zübük subaylarımızın bakış açısıdır elbetde.

Bu konuda bir hususu da yeri gelmiş iken burada anlatmayı kendime bir borç biliyorum.

Bu hâtırayı bana, 1951 neşetli Hava Makinist Asubay Sayın Ahmet KISA, bıldır anlatdı.

2a

Şafak Bekcileri filmi gösderilmeye başladığı senelerde Ahmet Bey, Bandırma Hava Üssünde görevlidir. Ankara, İstanbul ve Eskişehir'de filimi seyreden asubay arkadaşları Ahmet beyi ararlar. Bu filimde, Asubayları tahkir ve tezyif eden sahneler olduğunu söylerler.

Ahmet Bey, mesleğine olan saygısından dolayı bu kötü muameleyi kabul edemez. Asubay arkadaşları ile bir araya gelir ve Bandırma Polis Karakoluna giderler. Komiser Muzaffer TUNÇBİLEK'den, bu filimin Bandırma sinemalarında gösderilmesini engellemesini isderler. Komiser Muzaffer, 27 Mayıs subay darbesinde subayların sillesini yemiş ve haksız yere hapis yatmış bir polisdir. Fakat hapisdeyken de asubayların çok yardımını görür. Bu sebepden dolayı asubaylara olan minnet borcunu ödemek isder. Hemen bekcileri odasına çağırır ve emir verir.

O senelerde Türkiye’de hâsılât rekoru kıran Şafak Bekcileri filminin

Bandırma’daki sinemalarda gösderilmesini böylece yasaklatır.

Bu vesile ile Aydın Efesi Sayın Ahmet KISA’ya selâm ediyor, ellerinden saygı ile öpüyorum.

*  *  *  *  *

Anadolu Kartalları isimli bu rezil filimde bakınız, "asubaylar" ne yapıyor;1a

  • Uçağı tâmir eder; gazını, tuzunu tamamlar, uçuşa hazırlar,
  • Uçuşa giden subayın kaskını taşır, kemerini takar,
  • Uçuşdan salimen dönsün diye subayın arkasından dualar eder,
  • Uçuşdan dönen subayı karşılar, kaskını, çantasını taşır,
  • Geri dönmeyen pilotun dolabını boşaltır,
  • Yüzbaşının arabasını tâmir eder,
  • Üsteğmen, “makinist” dediği O’nu önce haksız yere "tersler."
  • Sonra da kendi kusurunu perdeleyip özür dilemekden kurtulmak için bir tepsi baklava ile gönlünü alır(!)
  • Bütün bunları yapan havacı asubayın adı sâdece “Şef” dir.
  • Subaylar için “gökyüzünde uçmak” âdetâ bir “kader” oluyor,
  • Asubaylara ise “ne olursan ol, gene gel!” dedirtiyorlar.
  • Bu filimde havacı asubaylara tam da “ikinci sınıf” bir “Polyannacılık” oynatmışlar. İsmini bile tefaffuz etmeye tenezzül etmedikleri “Genç Makinist Astsubay” Cem USLU’ya; “Sen de hiç uçmak isder miydin?” şeklinde ahmakca ve küstahca bir suâl soruyorlar sonra da aynı asubaya “çok, çok isderdim!” dedirtiyorlar.
  • Fakat “uçmayı çok isdeyen” bu havacı asubayı “uçakların görevden sapa sağlam dönmesine” râzı ediyorlar.
  • 119 dakikalık filimin sâdece 2 dakikasında asubay var. Bir dakikasında dallama bir subay, asubayı haksız yere azarlıyor. Diğer dakikasında ise gene aynı dallama subay, hıyarlığını kendince telâfi etmeye çalışıyor. Bu iki sahne ile seyircinin şuuraltına şu tehdit gönderiliyor; sopa da subayın elindedir, havuç da!..

  • Havacı subaylarımızın hepsi baş oyuncu olmuş! Filimin hangi karesine baksanız subay görüyorsunuz. Hava Kuvvetlerimizde sâdece subaylarımız var sanki. Subaylarımız doyasıya yiyor, kusasıya içiyor; çılgınca dans ediyor; delice seviyor, sevişiyor; koşuyor, uçuyor, vuruyor; yeri gelince de “makinist” dediği asubayına kızıp bağırmayı kendine hak biliyor...

  • Asubayları ise gabi, nobran, duygusuz; seveni, bekleyeni olmayan; subayın uçurduğu uçağı tamir edip uçağın gazı-tuzu, boku püsürü ile meşgul olan bir “makine” gibi tanıtmış şerefsizler...
  • Havacı asubaylar söz konusu olunca tam bir inkâr tezgâhı var burada. Bu filimde oynatdıkları asubayların hiçbirisine isimleri ile hitap etmemiş şerefsizler. Kimisi "Şef" demiş, kimisi de "makinist" demiş. Filimin sonunda gösderilen oyuncu isim lisdesinde bile asubayların adı yok! İsimlerini “Genç Makinist Astsubay”, "Naci Dizdar", “Astsubay Çavuş Dalaman”, “Bakım Astsubay Eskişehir”, Bakım Astsubay İzmir” şeklinde yazmış gerzekler...
  • Öyle ki, asubaya, vatan uğruna ölmeyi bile yasak etmişler! Vatan söz konusu olunca sâdece havacı subaylarımız ölüyor!


 

 Hava Kuvvetlerimizin “makinist” ya da “şef” dediği "asubaylara" bakışını yansıtması açısından bakıldığında

 Anadolu Kartalları isimli bu kepâze filim, 48 sene evvel çekilen Şafak Bekcileri’nin bile çok gerisine düşmüş. 

Kırık-dökük” de olsa Hava Kuvvetlerimizde bugünkü subay-asubay silahdaşlığını bile anlatamamış şerefsizler. 

Seyirci sayısına ve hasılâtına bakdığımızda;

  • Bu filimin, Türk milletinin gönlüne ve rûhuna hitap edemediği,
  • Bu sebepden dolayı da vatandaşın Anadolu Kartalları’na hiç rağbet etmediği açıkca görülüyor!

 

1963 yapımı Şafak Bekcileri’nin bıyıklı KARADAYI”’sı ile

3

2011 yapımı Anadolu Kartalları’nın isimsiz ve bıyıksızŞef”inin

Bu memleketin topraklarındaki kaderleri

İtilen, kakılan, dövülen, yevmiyesi verilmeyen

Ve daha da kötüsü

Hep “olduğu yerde otlamaya mahkûm edilen

Sinemamızın unutulmaz sanatcısı Yadigar EJDER ile

 Hep “ikinci sınıf” ve “ucuz emekci” olmak konusunda birleşdi!..

Biliyorum;

Şafak Bekcileri ve Anadolu Kartalları isimli bu filimler hakkında ilk kez böyle yorumlar işitdiniz!

Bu tesbitleri de emekli SG asubay Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK gündeme getiriyorum...

Şafak Bekcileri’ni 1963 senesinde çekdiler,

Anadolu Kartallarını daha şunun şurasında 6 sene evvel, 2011 senesinde çekdiler.

Her iki filim arasında tam 48 sene “zamân” farkı var. Bu süre içinde dünyâlar yıkıldı, yeni dünyâlar kuruldu.

Ve fakat

Asubaya biçilen gömlek ve revâ görülen muâmele hususunda

Her iki filimi çeken ve çekdiren şerefsiz zihniyetler arasında en ufak bir fark var mı,

Onu da siz söyleyin gayrı!..

*  *  *  *  *

Asubaylar hakkında böyle muzâhir sözler etdiğim için3a

Beni, asubayları savunan bir asubay zannetmeyin sakın!

Çünkü değilim! 

Bu konuda bugüne kadar epeyi söz söyledim.

Bugün mevcut olan vatan hâini zihniyetden bir şey talep etmiyorum!

Ordumuzun “astsubay” dediğimiz askerleri,

Anayasamıza göre gayri meşrûdur, gayri kânûnidir.

Bu “uyduruk ” ve “ortada sandık”  asker sınıfı bir an evvel ilgâ edilmelidir.

Bu hakikâti, belgeleri ile birlikde yiğitce söyleyen ilk asubay da gene ben Eski Tüfek Şükrü IRBIK oldum.

19 Ağustos 2016 Cuma neşretdiğim Açık Mektup isimli makâlem ile de

Bu fikrimi dosda, düşmâna alenen ilan etdim.

*  *  *  *  *

Beyaz zâbitân heyetimiz;

Şafak Bekcileri ve Anadolu Kartalları isimli filimlerde asubaylara yapdıkları muamelenin aynısını

Ve hattâ

Daha kötüsünü 1916 senesinde yapdılar.

Yapdıkları bu şerefsizliği de 1969 senesinde yazdıkları bir kitapda itiraf etdiler.

Makâlemizin bu kısmında ele alacağımız “pilot küçük zabitlik” konusunda biz,

İşde, bu kitaba kalem batıracağız, inşallah.

*  *  *  *  *

B. Havâî (Kara Havacılık) Ordumuzda “Pilot Küçük Zâbit” Sınıfının Teşkil Edilmesinin Sebebi;

Kuvvâ-î Havâiyyemizde “küçük zâbit” denilen asker sınıfından “pilot” yetişdirilmesinin sebebini anlamak için fazla yorulmadık!..

Çünkü

Merd-i kıptî şecaât arzederken sirkatin fâş eyler imiş ya!..

Genelkurmay Başkanlığımız işde, tam da böyle yapmış!

Lâkin,

Bu kan donduran “sirkati” fâş eylemeden evvel

Askerî havacılığımız hakkında kısa bilgiler arz edelim.

*  *  *  *  *

Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın târihcesine bakarsanız, kuruluş senesinin 1911 olduğunu görürsünüz.

İngiliz milletinin buhar gücünü keşfetmesi ile başlayan dünyâyı sömürme yarışı,

Buhar makinesinden çok daha verimli ve kullanışlı olan “içden yanmalı motorun” icâd edilmesi ile birlikde

Çok daha yeni ve çok daha acımasız bir nitelik kazandı...

Pistonlu motoru icâd eden Amerika ve Avrupa devletleri;

Ȃdem baba - Havva anamızdan beri insanlığın en büyük hayâlinden birisi olan uçmayı mümkün hâle getirdi. Avrupalı insanların “havadan ağır makine” ismini verdiği piston motorlu uçağı;

  • Dünyâda ilk imâl eden

              Ve dahi 

  • Bu makineyi 1903 senesinde ilk uçuran millet, Amerika oldu.

*  *  *  *  *

  • Dünyâda motorlu ilk uçağı imâl eden devlet, ABD
  • İmâl etdiği uçağı dünyâda ilk uçuran devlet, ABD
  • Uzaya ilk kez insan gönderen devlet, ABD
  • İcâd etdiği günden beri kendi uçağını kendisi imâl eden devlet, gene ABD

              Ve fakat

  • Kendi Hava Kuvvetleri Komutanlığını ABD, ancak 1947 senesinde teşkil edebildi.

Çünkü bu seneye kadar girdiği iki Dünyâ Harbinde de askerî havacılık faaliyetlerini, Amerika’nın kara ordusu deruhde etdi.

Üsdelik Amerika,

Kendi müstakil hava kuvvetleri komutanlığını da ancak 1947 senesinde, şu kânun ile teşkil etdi.

4


        Bölüm 201.

   (a) Savunma Bakanının başkan olduğu Millî Askerî Teşkilât kurulmuşdur.

   (b) Bu kânunun ikinci maddesi ile teşkil edilen diğer bütün kurum ve kuruluşları ile birlikde Millî Askerî Teşkilât;

        Kara  Kuvveti, Deniz Kuvveti ve Hava Kuvveti Bakanlıkları’ndan müteşekkildir.

 

 

*  *  *  *  *

Elin gevuru;

Kendi hava kuvvetlerini teşkil etdiği târihde; kendi imâl etdiği “jet motorlu” uçakları uçuruyor idi...

Fakat bizim her boku bilen hâin ve beyaz zâbitân heyetimiz ise;

Hava kuvvetlerimizi kurduğu târihde; masabaşında kendi imâl etdiği “kağıtdan uçakları” uçuruyor idi!..

İçinde yaşadığımız 2017 senesinde de durum hâlâ aynı değil mi?..

*  *  *  *  *

Yüzbaşı Fesa ve Mülazim-ı evvel Yusuf Kenan beyleri pilotluk eğitimine gönderdiğimiz

Ve dahi

Havacılıkda Avrupa’nın en ileri devleti olduğunu zannetdiğimiz Fransa bile

Kendi “müstakil hava kuvvetlerini” 1934 senesinde kabul etdiği "kânun" ile ancak teşkil edebildi.

Lâkin gel gör ki;

Uçak imâl etmek şöyle dursun,

Satın alıp uçurduğumuz uçağın tekerinin cıvatasını bugün bile imâl edemeyen ahlâksız hava subaylarımız ise

Bizim “müstakil” hava kuvvetlerimizi taa 1911 senesinde teşkil etmişler(!) Helâl olsun vallahi!..

Üsdelik,

  • Devletimizin padişahı sarayda oturur iken,
  • Sadr-ı Ȃzamı Sadâretde durur iken,

Harbiye Nâzırlığındaki bir Paşa’nın imzâladığı bir kağıt parçası ile...

Bu soysuzlar, Osmanlı Devletini babalarının çift öküzlü çiftliği zannediyorlar, zâhir!..

Yalan söylemenin de bir haddi, hududu olur da!..

Fakat hava kuvvetleri komutanlığımızın böbürgen ve fakat böbürgen olduğundan daha fazla sömürgen;

Kurnaz ve fakat kurnaz olduğundan daha fazla ahmak subayları,

Hava Kuvvetlerimizin kuruluş târihi konusunda had, hudud tanımamışlar!

27 Mayıs subay darbesinin karanlık ve kapuska kokulu rüzgârı ile ayakları yerden kesilen havacı subaylarımız,

Masaya yumruğu vurmuşlar

Ve dahi

Hava Kuvvetleri Komutanlığımızın 1911 senesinde teşkil edildiğine emir-gomuta zenciri içinde karâr vermişler. Bu kepâzelik şimdilik bir kenârda dursun!

Biz şimdi gelelim, yirminci asırın ilk senelerinde Osmanlı Kara Ordusunun havâî faaliyetlerine...

Kara Ordumuzda “küçük zâbit” denilen “ortada sandık” asker sınıfını, 1909 senesinde teşkil etdik.

Zere,

Asker, gitdiği yere kendi kânununu da götürür! Kânunu yok ise şâyet asker de yokdur, askerlik de yokdur.

 

   Zâbitân heyetimizin “resmî târih” deyip bugüne kadar üfürdüğü ısmarlama, düzmece ve ucuz yalanlarını;

  Ortaya dökdüğümüz bilgilerin göz kamaşdıran ışığının zifiri zulmeti şahrem şahrem yırtdığı gibi

  Kerâmeti kendinden menkul kimi târihcilerin bugüne kadar yazdığı düzmece kitapları yırta yırta geliyoruz! 

 

Ağızlarını domaltarak; “1909 senesinden evvel kara ordumuzda küçük zâbitlik var idi” diyen “târih soytarısı” subay ve asubay meslekdaşlarımız, bugüne kadar tükürdüklerini yalamaya şimdiden hazır olsunlar!..

Asubay Tefrikası 6’nın bundan sonrakini terkip edecek dördüncü kısımında;

Töre konuşacak, Han susacak!

1909 senesinden evvel Kara Ordumuzda “küçük zabit” denilen asker sınıfının mevcut olmadığını

Bugüne kadar hiç görmediğiniz ve bilmediğiniz belgeler ile isbat edeceğiz, evvel Allah!..

*  *  *  *  *

Berrî (Kara) Ordumuzda “küçük zabit” dedikleri “ortada sandık” cinsinden asker sınıfının teşkil edilmesinin menhûs maksadını teşhir etmeden evvel,

Târih konusunda bir iki kelâm kaynatmaya mecbûr kaldım.

  • Ahmet Târık TEKCE'siz filim,
  • Kitapsız ilim olmaz derler!..

Fakat bu vecize mefhûmu muhalifinden bakdığınızda, dünyânız değişebilir.

İlimsiz kitap yazan kimi târih soytarıları;

Bildiğimiz hakikâtleri, insanlığı kandırmak ve aldatmak için kullanmakdan utanmıyorlar.

Bu sebepden dolayı ATATÜRK’ün târih konusunda irâd etdiği birkaç vecizini bu sayfaya misâfir edeceğim.

*  *  *  *  *

Târihimizi çarpıtarak kendilerine yağlı bir kemik bulmaya çalışan târih soytarıları

Evvelâ, ATATÜRK’ün çakmak çakmak yakan şu gözlerinin içine bir baksınlar!..

5

Ve dahi

Akabinde de

Târih konusunda söylediği şu vecizleri bir okusunlar hele!..

“Herhangi bir târihi elinize aldığınız zamân, onun gerçeğe uygun olup olmadığına inanmak için istinad etdiği kaynak ve belgeler araştırılır. Bizim şimdiye kadar doğru bir millî târihe mâlik olamayışımızın sebebi târihlerimizin, hakikî okuyucuların belgelere dayanmaktan ziyâde ya birtakım meddahların veya birtakım kendini beğenmişlerin hakikât ve mantıktan uzak sözlerinden başka kaynak bulamamak bedbahtlığıdır.”

*  *  *

Târih ne güzel aynadır!

İnsanlar, özellikle ahlâkda gelişmemiş kavimler, en büyük mukaddes mefhumlar karşısında bile hasis duygulara tâbi olmaktan nefislerini menedemiyor. Târihin sinesine geçen büyük hâdiselerde, bu hâdiseler içinde âmil ve fâil olanların hâl, hareket ve muameleleri onların ahlâk seviyelerini ne de açık gösterir.”

*  *  *  *  *

Ey Hayyâm! Sen hakikâtsin, lâkin sözlerin yalan!

Tıpkı sen gibi, Havacı Osman hakikât, lâkin sözleri yalan!

Ne bilginler geldi, neler buldular!

Mumlar gibi dünyâya ışık saldılar,

Hangisi yarıp geçdi bu karanlığı?

Bir masal söyleyip uykuya daldılar!

*  *  *  *  *

ATATÜRK’ün târih konusunda irâd etdiği muhteşem sözlerinden sâdece bir ikisini sizlere hatırlatdıkdan sonra

İmdi, bu sözleri kim için söylediğini görelim.

ATATÜRK’ün unvânını taşıyan Gâzi Üniversitesinin neşretdiği bir dergi var. Senede iki kere neşredilen ve ismi “Gâzi Akademik Bakış” olan bu dergide bilim adamlarımız makâle neşrediyorlar.

Aşağıda söze konu bu derginin örütbağdaki sayfasını görüyorsunuz.

6

Birinci Cumhurbaşkanımız ATATÜRK’ün yukarıdaki bölümde okuduğunuz vecizlerinin bugün birinci muhatabı, Osman YALÇIN isimli havacı bir subaydır. “Gâzi Akademik Bakış” isimli derginin Aralık 2015 sayısında, Osman YALÇIN isimli “târih kasab”ı havacı öğretmen subayımız, bir makâle neşretdi;

Türk Hava Kuvvetleri Tarihinde Hava Okulu ve Harp Okuluna Geçiş Süreci.”

Aşağıda gördüğünüz bu makâlesinde havacı Osman YALÇIN, iki hususda iki ucuz yalan yumurtalamış;

7a

  • Birinci yalan yumurtası; Hava Harp Okulunun 1951 olan kuruluş senesini, 1912 senesine tebdil etmek isdiyor. Havacı Osman, bu konuda savcı olmuş, suçlamış; hâkim olmuş, hüküm vermiş! Bu “târih sapıklığını ve uğruluğunu” şimdilik bir kenâra bırakıyorum.
  • İkinci yalan yumurtası da şu; 1916 senesinde Berrî (Kara) Ordumuzda “gedikli erbaş” denilen bir asker sınıfı mevcut imiş! Biz bu makâlemizde işde, “gedikli erbaş” tâbiri konusunda havacı Osman YALÇIN’ın burnunu sürteceğiz!..

*  *  *  *  *

Osman YALÇIN isimli hava öğretmen bu beyaz subayımızın, kendinden olmayan “diğer” sınıf askerlere bakışını, bugüne kadar yazdığı makâlelerinden biliyoruz. Fırsatını bulsa “asubay” kelimesini sözlüğümüzden kazıyıp atacak kadar mutaassıb birisidir kendisi.

Fakülte mezûnu, sonradan görme havacı Osman öğretmen;

  • Vecihi HÜRKUŞ’un “kara piyâde küçük zâbit” olduğunu bilemeyecek kadar câhil

              Ya da

              Biliyor ise şâyet,

  • Bu hakikâti söyleyemeyecek kadar da fesat, bağnaz, gâfil ve ödlek bir beyaz subayımızdır!

Târih şuurundan mahrum olması, "târih uğruluğu" yapmak için yanıp tutuşması bir yana; 

Elinden gelse, kendisinden başka askerlere bir yudum su vermeyecek tıynetde

Ve dahi

Diğerleri gibi her boku bildiğini zanneden öğretmen bir subayımızdır. Allah böylelerini düşmânımıza bile vermesin.

Yukarıda gördüğünüz makâlesinde Havacı Osman YALÇIN, 2015 senesinde şöyle üfürmüş;

 

  • Bu yıllarda (1916) önemli bir farklılık da pilot eğitiminde subayların yanında “gedikli erbaş”lara da eğitim verilmesi olmuştur.
  • Bunun Türkiye için doğruluğu, üzerinde tartışılmaya değer bir hususdur.



Gedikli erbaş” dediği askerlerin “pilot” yapılmasını tartışmak, Havacı Osman’ın boyunu aşar!

Çünkü

"Gedikli erbaş" (küçük zâbit)’ların pilot yapılmasına karâr veren 1916 senesinin Karacı zâbitân heyeti,

Havacı öğretmen Osman YALÇIN’dan çok daha akıllı insanlar idi.

Masa başında oturup 101 sene geriye bakıp da târih(!) yazdığını zanneden bu beyaz subayımızın kendisi,

İstiklâl Harbinde portakalda vitamin bile değil idi.

Fakat

O günleri yaşayan dedesinden harbin ne demek olduğunu dinleyecek kadar akıllı olsa idi

Ve hele de

Genelkurmay Başkanlığının biraz sonra fâş eyleyeceğmiz kitabını okusa idi şâyet

Böyle, börkenekden külsüz üfürmez idi...

Doçent Doktor unvânı taşıyan “kitaplıOsman YALÇIN, 

1916 senesinde Osmanlı Ordusunda “gedikli erbaş” isimli bir asker sınıfı “mevcut olduğunu” iddia ediyor. Ben de Osman YALÇIN’ı bu iddiasını isbata dâvet ediyorum.

Sâhil Güvenlik Komutanlığı emeklisi asubay olan ben, “kitapsızŞükrü IRBIK ise

1916 senesi Osmanlı Ordumuzda “gedikli erbaş” isimli bir asker sınıfı “mevcut olmadığını” iddia ediyor

Ve dahi

Bu iddiamı da kânun ile bugün, burada isbat ediyorum.

Gedikli erbaş” tâbiri;

Osmanlı askerî mevzuâtına 2717 sayılı şu kânun ile ilk kez 25 Mayıs 1935 Cumartesi günü hulûl eyledi.

8

*  *  *  *  *

Aşağıda gördüğünüz “erbaş” kelimesini de Birinci Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK,

Gene 1935 senesinde bizzat terkib etdi.

Havacı Öğretmen Osman, biliyor musun bu hakikâti?

9

*  *  *  *  *

Yrd.Doç.Dr.Hv.Öğ. Yarbay Osman YALÇIN’ı tanıyanlar, bu adama söylesin!

1935 senesinden evvel ordumuzda “gedikli erbaş” olarak tesmiye edilmiş bir asker sınıfı yok idi.

Farkında olmaması anlarız,

Bilmemesini de...

Eğer bilmiyor ise şâyet,

Bilmediği bu hakikâti ben Sâhil Güvenlik Şükrü IRBIK; bugün burada, Havacı Osman YALÇIN’ın burnuna dayıyorum. Nedâmet getirsin ve bu hakikât karşısında eğilsin!

Fakülte mezunu olmasına rağmen subaydan daha da subay rengine boyanan

Ve dahi

Subay olduğu için Osman YALÇIN, bir asubaya teşekkür edemez, bunu biliyorum.

Çünkü hakkı, sâhibine teslim etmek, ancak bilim ahlâkı olan insanların işidir.

Fakat makâlemizin hemen altına bu konudaki nedâmetini itiraf etsin!

Aksi takdirde, “gedikli erbaş” kelimesi konusunda “yalancı” yaftasını boynuna kendisi takacak.

Ve dahi

Söylediği bu ucuz yalan, Havacı Öğretmen Osman YALÇIN’ın peşini bırakmayacak, haberi olsun!..

*  *  *  *  *

10

Gedikli erbaş” tâbirinden söz açılmış iken söyleyelim.

Gedikli erbaş asker sınıfının ordumuza gayri meşrû olarak sokuşdurulmasının sebebini öğrenmek isder ise şâyet

İki bölümden mürekkep şu makâlemizi okumasını Havacı Öğretmen Osman’a tavsiye ederim; “Gedikli Erbaş Sahtekârlığı

*  *  *  *  *

Bugün, 29 Ekim 2017 Pazar. Saat, 01:20

Bu kısımdaki bilgileri buraya, bugün ekledim.

Yrd.Doç.Dr.Hv.Öğ. Yarbay Osman YALÇIN’ın kim olduğunu az evvel öğrendim.

Meğerse “târih uğrusu" bu subayımız,

Hava Asubay Sınıf Okulu ikmâl sınıfından 1990 mezûnu tâze bir meslekdaşımız imiş!

Kendisi gizlemiş! Fakat, bu hakikâti biz burada fâş eyliyoruz!

10a

Hava İkmâl Asubayı Osman YALÇIN,

Okumuş, subay olmuş! Kendisini tebrik ederim.

Ancak ne var ki bu “eski asubay”, “yeni subay” arkadaşımız,

Bilim adamı olamamış!

Hava Harp Okulunun 1951 olan kuruluş senesini 1912 senesine tebdil etmekdeki hırsına bakılırsa,

Yrd.Doç.Dr. Osman YALÇIN, Prof. olmayı kafasına koymuş!

Fakat bu arkadaşımızın

Yalanlar ile, yanlışlar bir yere kadar gidebileceğini anlamasının vakdi geldi!

Subaylığa terfi etmiş “sâbık bir asubay” olarak;

Daha kendi aslının târihini bilmeden

Hava Harp Okulu’na “sahte târih” düzmeye tevessül edersen, işde böyle madara olursun! 

Şunu da söylemeye mecburum; Koz, kabuğundan çıkmış da kabuğunu beğenmemiş!

Aslını inkâr edenin akıbeti berbâd olur!

Böyle de bir durum var burada.

Yazık, sana Osman YALÇIN!

Hem de çok yazık!

*  *  *  *  *

Târih uğrusu zâbitân heyetimiz inkâr etmeye çalışsa da

Aradan geçen tam 101 sene sonra

Târihin bir hakikâti daha inşallah

Ayna olup bize işin aslını gösderecek!

Ordumuzun zâbitân heyeti de târihimiz konusunda böyle idi. Bizlere de kendi uydurdukları düzmece târihi yedirdiler.

Fakat bu yalanları bugün artık yemiyoruz.

Ve uydurdukları bu sahte târihlere karşılık olarak

Bilimin aydınlık tokadını bu zâbitân heyetimizin suratlarına birer birer aşkediyoruz!

Nasıl mı?

Şöyle;

1911 senesinde kurulduğunu üfürdükleri “hava kuvvetlerimizin” o zamândaki ismi, Tayyâre Komisyonu idi. Harbiye Nâzırlığına merbut bir şubedeki masabaşında oturan bu komisyonun üyeleri, yapdıkları kağıtdan uçakları uçuruyorlar idi... Osmanlı Devletini yıkan 31 Martcı Mahmut Şevket Paşa’nın Harbiye Nâzırlığına denk gelen bu senelerde, havâî faaliyetlerimizi Berrî (Kara) Ordumuzun askerleri icrâ ediyorlar idi.

Bir başka ifâde ile, Avrupalı Tomi’ler, Amerikalı Coni’ler;

  • Her gün yeni ve daha vurucu uçaklar imâl edip
  • Yeni pilotlar yetişdirirken
  • Bizim “Tayyâre Komisyonu”nun papatya falına bakan zâbitân heyeti,

Coni’nin ve Tomi’nin yazdığı havacılık kitaplarını daha tercüme etmek ile meşgul oluyorlar idi...

*  *  *  *  *

Nereye baksanız görürsünüz!

İlk pilotlarımız Mülâzım bilmem kim, Yüzbaşı filan fısdık diye dağa-daşa, gaba gumaşa yazarlar.

11

Târihden şan, şöhret kahramanlık pâyesi aşırmaya,

Devletden madalya, maaş, terfi kapışmaya gelince gözlerini kan bürüyen hâris ve beyaz zâbitân heyetimiz,

Acap hiç merâk buyurdunuz mu?

O vakitler “küçük zâbitân” dedikleri “asubayları”, niye “pilot” yapdılar?

*  *  *  *  *

Küçük zâbit” dedikleri askerleri 1916 senesinde “pilot” yapmaya karâr vermelerinin esbâb-ı mucibesini anlayabilmek için

İltifât buyurursanız şâyet,

1910’lu senelerin havacılığına şöyle bir nazâr eyleyelim.

İnsanoğlunun “havadan ağır makine” dediği uçağı icâd etdiği günlerde

Havacılık çok tehlikeli bir meslek idi...

Uçmayı anlamak, uçağı öğrenmek ve tekâmül etdirmek için yapılan denemeler esnâsında

Avrupa ve Amerika’da ölen mucit ve askerlerin sayısı belli değildir.

Uçakları sınadıkları meydanlar, düşen uçaklarda ölenlerin cesetleri ile dolu idi. Kurban Bayramında açık salhâneye dönen memleketimiz Türkiye’dekine benzer manzaralar var idi, oralarda.

Aynı senelerde, uçak imâl edeyim derken bizim memleketimizde bir tek vatandaşımız ya da askerimiz ölmedi. Tıpkı bugün cep telefonu, bilgisayar vs.’de hazıra konduğumuz gibi

O senelerde de havacılığı Coni ve Tomi, icâd etdi, biz Türkler de hazıra konduk!

Ben kendimi bildim bileli “kendi uçağını kendin yap” deyip dururuz.

Bugün, içinde yaşadığımız 2017 senesinde bile "kendi uçağımızı hâlâ kendimiz yapamıyor isek" şâyet,

Aslında bu konuda kelimeleri isrâf etmeye hiç lüzum yok demekdir.

1910’lu senelerde ilk uçağı icâd eden ve uçuran Coni’ler ve Tomi’ler,

Bu tuhaf makinenin askerî maksatlar ile bir silâh olarak kullanılacağını çokdan idrâk etmişler idi bile...

Bizim Harbiye Nâzırımız da Avrupa’daki bu gelişmeleri öküz-tiren mesâbesinde seyrediyor idi. 1911 senesinde “Tayyâre Komisyonu”’nu kağıt üzerinde teşkil etmek ile ahmak zâbitân heyetimiz,

Hava kuvvetlerimizi” kurduklarını zannetdiler!

Fakat “çocuk doğurmak” ile “çocuk evlad edinmek” aynı şey olabilir mi, Allah aşkına?

İlmini bilmediğin, imâl etmediğin uçağı uçurmak, bu senelerde çok tehlikeli bir iş idi. Tıpkı bugünkü trafik kazası haberleri gibi o senelerin gazeteleri de uçak kazasından söz eden haberler ile dolu idi. Avrupa’da, Amerika’da o senelerde havalanan uçakların çoğu tecrübesizlikden ya da arıza sebebi ile düşüyor idi. Henüz paraşütün dahi bilinmediği bu dönemde uçak yere düşünce de içindeki “pilotlar” ölüyor idi. Bu sebepden dolayı da bu senelerde uçak uçurmak mârifet ve fakat mârifetden daha çok cesâret isdeyen, yürek isdeyen bir iş idi. Kendi uçağımızı kendimizin yapması gerekdiğini anlayacak kadar da hamiyyetli ve akıllı zâbitimiz yok idi.

İşde,

Harbiye Nâzırlığımızın omuzu püsküllü garpperestiş zâbitân heyeti;

Avrupa’nın “doğurduğu” havacılığı, tıpkı "evlatlık edinir" gibi, 

Osmanlı Devletinin çil çil altın lirası ile  bu şartlar altında Avrupa’dan “satın almayı” mârifet belledi. 

*  *  *  *  *

İmdi gelelim,

Harbiye Nâzırlığımızın “küçük zâbit” dediği askerleri “pilot” yapmasının pinhân-ı esbâb-ı mucibesine...

Asubayların bir zamânlar ordumuzda “pilotluk” yapdığından söz edilince, aklımıza hemen Vecihi gelir.

Öyleyse,

Osmanlı Kara Ordusundaki “küçük zâbit” sınıfının “ilk pilotu” olan Vecihi hakkında kısa bilgi verelim.

12

Vecihi (HÜRKUŞ), 1895 senesinde Üsküdar’da dünyâya geldi.

15 yaşındayken, 1910 senesinde Dersaadet (İstanbul) (Berrî) Küçük Zâbit (Orta) Mektebine kayıt yapdırdı.

12 Ağustos 1912 Pazartesi günü bu mektebden, üçüncü dönem olarak mezûn oldu.

Vecihi efendi 17 yaşında iken

Piyâde küçük zâbit onbaşı” rütbesi ile Berrî (Kara) Ordumuzda takım komutanı olarak göreve başladı.13

Yukarıda gördüğünüz tavsırı;

Piyâde Küçük Zâbit merhum Nurettin PEKER’in oğlu Sayın Orhan PEKER’i ziyâret etdiğim 16 Aralık 2016 Cuma günü kendisinden aldım.

Balkan Harbine gönüllü olarak giden Piyâde Küçük Zâbit Onbaşı Vecihi efendi;

Bolu Alayı Gerede Taburu 2’inci Bölüğünde,

Krklareli, Pınarhisar, Saray ve Çatalca’da takım komutanı olarak görevler yapdı.

Pekiyi,

Üsküdar’lı Vecihi efendi, havacı mı idi?

El cevâp! Hayır, havacı değil idi.

Çünkü; O senelerde Osmanlı Devletinde Hava Kuvvetleri olarak bilinen bir kuvvet komutanlığımız yok idi.

1913 senesinde  Ordumuzda ilk kez başlayan havacılık faaliyetlerinde

Küçük zâbit Vecihi efendi,çavuş” rütbesi ile "gönüllü olarak" görev aldı.

Kısa süreli makinist eğitiminden sonra 1914 senesinde Bağdat Cephesi 7’inci Ordu, 2’inci Tayyâre Bölüğünde “uçak makinisti” olarak göreve başladı.

Mayıs 1915 senesinde, “çavuş” rütbesindeyken Yeşilköy Hava Mektebinde "gönüllü olarak" “pilotluk” eğitimine başladı.

Pilotluk eğitimini başarı ile tamamlamasının akabinde “başçavuş” rütbesine terfi eden Vecihi efendi, Aralık 1916’da Kafkas Cephesi 7’inci Tayyâre Bölüğüne “pilot” olarak tâyin edildi. Cephede ve düşmân mevziileri üzerinde ve gerisinde başarılı keşif-gözetleme ve muharebe uçuşları yapdı.

26 Eylül 1917 Çarşamba günü Rasıdı Yüzbaşı Şükrü (KOÇAK) efendi ile bir Rus uçağını düşürdü. 08 Ekim 1917 Pazartesi günü uçurduğu keşif uçağı ile Rus av uçağını it dalaşına zorladı. Bu vuruşma esnâsında pilot Vecihi, başından yaralandı ve Erzincan Ovasına inmeye mecbur kaldı. Burada Ruslara esir düşdü ve Hazar Denizindeki Nargin Adasına sürgün edildi. Aşağıda, Vecihi efendiyi, esir kampında Rus askerler ile çekdirdiği zoraki hâtıra tavsırında görüyorsunuz.

14

 

 Pilot küçük zâbit başçavuş Vecihi efendi, kendisinin “zâbit” olduğunu zannediyor idi.

 Çünkü;

 Birliğindeki zâbit” sınıfından gomutanları O’na, “zâbit” olduğunu söylemişler

 Ve dahi 

 Takım komutanlığı görevini tevdi edip kurbanlık koyun gibi Vecihi'yi cephenin en önüne sürmüşler idi... 

 Osmanlı Devletinin de imzâlayıp taraf olduğu 1907 La Haye Sözleşmesine göre kampda esirler;

  • Er" (soldier) ve "zâbit” (officer) olmak üzere iki sınıfda ibâte ve iâşe ediliyor,
  • Zâbite "oda" veriyor 

               Fakat

  • Zâbit hâricindeki askerlerin hepsi "koğuş"larda tutuluyor idi.

 

 Harb esirlerine yapılacak muamele konusunda

   İçinde yaşadığımız 2017 senesinde de durum hâlâ aynıdır!


"Subay yardımcısı" olduğunu zanneden "Asubayların" 

Haberi olsun!


 Hazar Denizinin ortasında yer alan ve zehirli yılanları ile meşhur Nargin Adasına vardığında

 Sorgu esnâsında künyesini soran Rus kamp komutanına Vecihi efendi, kendisinin “zâbit” olduğunu söyledi.

 Bu beyânına istinâden de Vecihi’yi, “zâbitânımızın” kaldığı bir "odaya" yerleşdirdiler.

 Fakat buradaki bizim beyaz “zâbitânımız”, Vecihi’nin “zabit” olmadığını Ruslara ihbâr etdiler.

 Bu gammazlık üzerine Rus kamp komutanı;

 Aynı kampda esir olan “küçük zâbit” Süleyman NURİ’ye yapdığı gibi,

 “Küçük zâbit” Vecihi efendiyi de “zâbitânımızın” kaldığı "odadan" çıkartdı ve erâtımızın kaldığı "koğuşa" gönderdi.


 

 

 Birinci Cihân Harbi esnâsında dünyânın dört bir yanına sürgün edilen Osmanlı askerlerinin içindeki binlerce “ihtiyât zâbitimiz” de düşmân esir kampı komutanlarının kafasını karışdırdı. Sorguları esnâsında kendilerinin Osmanlı Devleti Berrî Ordusunda "ihtiyât zâbiti” olduğunu söyleyen askerlerimizin, 1907 La Haye Sözleşmesine göre “zâbit” mi “er” mi olduğunu muhâsım devletler tefrik edemedi. Çünkü askerimizi esir eden bu devletlerde “ihtiyât zâbiti” denilen “uyduruk” bir asker sınıfı mevcut değil idi! Bu sebepden ötürü esir edilen “ihtiyât zâbitimize” esir kamplarında “er” muamelesi yapdılar.

Fakat hukukcu olan ve 1907 La Haye Sözleşmesinden haberdâr olan kimi “ihtiyât zâbiti” buna itirâz etdi. Muhâsım devletler, içinden çıkamadıkları bu durumu, Osmanlı Devletine bildirdi.

Harbiye Nâzırlığımız, bu devletlere peşpeşe gönderdiği “yıldırım” telgraflar ile;

  • Osmanlı Devleti BerrȊ Ordusundaki “ihtiyât zâbitânın” tamamının “zâbit” sınıfına dâhil olduğunu

               Ve dahi

  • 1907 La Haye Sözleşmesine göre bunların hepsine “zâbit” muamelesi yapılmasını talep etdi.

  “Zâbit” olduğunu zanneden Osmanlı Berrî Ordusu “küçük zâbitânının” aynı konudaki talebi karşısında ise

  “Zâbit” olduğunu söyledikleri Vecihi’yi cephenin en önüne süren “zâbit” gomutanları,

  “Dut yemeden bülbül oldu! 

 

Nargin adasındaki esir kampından kaçmayı başaran Vecihi efendi, İran üzerinden yürüyerek; yalın ayak başı gabak bir şekilde 13 Mayıs 1918 Pazartesi günü memleketine geri geldi. Bunu yapan bir zâbitimiz olsa idi şâyet Genelkurmay Başkanlığımız bu kaçış konusunda şimdiye kadar yüzlerce tefrikalık kahramanlık hikâyeleri düzdürür idi.

Fakat “zâbit” olmadığı için Vecihi’nin bu muazzam kaçış mâcerâsını

Fesat küpü ve beyaz “zâbitân heyetimiz" bugün bile utanmadan hâlâ inkâr etmeye çalışır.

İran sınırından başlayıp Anadolu’yu, şarkdan garba kadar başdan başa yürüyerek kateden Vecihi efendi, İstanbul’a geldi ve Millî Mücâdeleye bırakdığı yerden devâm etdi. Bu ilimizin müdafaasını deruhde eden 9’uncu Tayyâre Bölüğünde “kıdemli başçavuş” rütbesi ve "avcı pilot" unvânı ile görevine tekrâr başladı.

30 Ekim 1918 Çarşamba günü Mondros Mütârekesini imzâlayan Osmanlı Devleti, Birinci Cihân Harbinde mağlup ilan edildi. Ordumuz silah bırakdı ve askerimiz terhis edildi.

31 Aralık 1919 Perşembe günü seferberlik sona erdirilince, 6 senelik mecburî hizmetini tamamlayan Vecihi efendi

  • Gâzi” unvânı 

                Ve dahi

  • Pilot küçük zâbit kıdemli başçavuş” rütbesi ile Berrî (Kara) Ordumuzdan terhis edildi.

*  *  *  *  *

Vecihi HÜRKUŞ hakkında bugüne kadar yazılan kitapların hiçbirisinde, 

Aşağıda gördüğünüz şu bilgilerin hepsini birarada bulamazsınız;

  • 2 senesi, Der Saadet Küçük Zâbit Mektebi'nde “talebe” olarak, (1910-1912)
  • 1 senesi “piyâde küçük zâbit onbaşı” rütbesi ile takım komutanı olarak cephede, (1912-1913)
  • 1 senesi Yeşilköy Hava Mektebinde “uçak makinist” eğitiminde, (1913)
  • 1 senesi cephede muharip “uçak makinisti” olarak (1914)
  • 1 senesi gene Yeşilköy Hava Mektebinde pilotluk” eğitiminde, (1915)
  • 1 senesi Nargin kampında “esir” olarak, (1917)
  • 3 senesi de muharip “avcı pilot” olmak üzere cephede, (1916, 1918-1919)

Birinci Cihân Harbi ve İstiklâl Harbinde vatanına canı bahâsına 10 sene hizmet eden Vecihi efendi,

  • Emekli olamadan 

               Ve dahi

  • Beş guruş ikramiye dahi almadan

1919 senesinde Berrî (Kara) Ordumuzdan terhis edildi...

Çünkü,

1909 Nizamnâmesine göre mecburî hizmetinden sonra ayrılan "küçük zâbitânın" emekli olma hakkı yok idi.

  • TBMM’nin üç takdirnâme ile taltıf etdiği ilk ve tek Türk vatandaşı olan,
  • İstiklâl Madalyası ile ödüllendirilen,15
  • Dünyânın “gelmiş geçmiş en çok uçan pilotu” unvânı verilen,
  • Türk havacılık târihinde “ilk uçak düşeren pilot” unvânını ihraz eden

  • Gâzi pilot küçük zâbit kıdemli başçavuş” unvânı ile terhis edildiği gün
  • Vecihi efendinin cebinde 5 guruş parası yok idi!..

Tıpkı,

Sokakda donarak öldüğü o soğuk Mart gecesinin sabâhında,

Cebinden 5 guruş para çıkmayan “üçüncü sınıf sinema emekcisiYadigar EJDER gibi...

Ey Ali Fehamoğlu gâzi pilot küçük zâbit kıdemli başçavuş Vecihi HÜRKUŞ!

Duy beni!

Bu vatan topraklarında senin ve Yadiğar EJDER’in kaderi

Varlıkda değil fakat yoklukda birleşdi!

Evvela rûhunuz şâd olsun,

Sonra da haberiniz...

*  *  *  *  *

Üsküdar’lı “pilot küçük zâbitVecihi ile biz asubaylar haklı olarak gurur duyarız.

O’ndan sitâyiş ile bahsetmeyi de kendi mesleğimiz için bir iftihâr vesilesi biliriz!

Peki, 

  • Küçük zâbitVecihi efendininpilot” olabilmesinin,

                Daha doğrusu,

  • Pilot” olmasına o zamânki zâbitân heyetinin izin vermesinin sebebi ne idi, hiç düşündünüz mü?
  • Enişdesi Miralay Kemâl Beyin iltimâsı ile mi “pilot” oldu, yoksa?

 

  

  • Gel, Vecihi;

  Mâdemâki "bir adım öne çıkdın! ve "gönüllü oldun!

  Zâbitân heyetimiz gibi sen de bu vatanın yiğit bir evlâdısın!

  Al sana bir mektep! Oku ve pilot ol!

 

  • Sonra da al sana bir uçak;

  Tıpkı zâbitânımız gibi,

 Sen de bu aziz vatana, bu yüce millete kanın ile, canın ile hizmet et, demiş olabilirler mi?

 

 

Zâbitân heyetimiz bu kadar mert, bu kadar cömert, bu kadar alicenâp, bu kadar vatansever mi idi?

Şan, şöhret paypaylamaya gelince gözlerini kan bürüyen bizim beyaz zâbitân heyetimiz

Piyâde küçük zâbit çavuşVecihi efendiyi;

Evvelâ niye “tayyâre makinisti”,

Akabinde niye “pilot” yapdılar dersiniz?..

*  *  *  *  *

 

  Beyaz zâbitân heyetimiz “kışlada öte beri göt gezdirir” iken

  “Piyâde küçük zâbitVecihi efendinin “pilot” yapılmasının sebebi ne idi acap? 

  Uçması için imâl edilen uçaklar, o senelerde uçmakdan daha ziyâde düşüyor idi.

  Pilot için uçmak, uçak havalandıkdan iki dakika sonra mutlak ölüm demek idi!..

  Bu sebepden dolayı Harbiye Nâzırlığımız, “pilot” yapacak “gönüllü zâbit” bulamadı.

 Kahramanlık söz konusu olunca mangalda kül bırakmayan zâbitân heyetimizin maçası, “pilot” olmayı yemedi!..

  Yürek, bilek, celâdet ve hamiyyet isdeyen böylesi tehlikeli bir görevde

  Ve dahi

  Harbiye Nâzırlığımızın böyle çâresiz kaldığı zor bir zamânda

  Üsküdar’lı Ali Fehamoğlu piyâde küçük zâbit çavuş Vecihi efendi,

  Ölüme meydân okudu,

  Ve 

 Bu aziz vatanı canı bahâsına müdafaaa etmek için “bir adım öne” çıkdı!

 Ve dahi

 Berrî (Kara) Ordumuzda hizmet etmek üzere “gönüllü pilot adayı” oldu!


*  *  *  *  *

Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,

Binbir derde düşer, canlarından bezerler.

Öyleyken, ne tuhafdır, yine de övünür,

Onlar gibi olmayana adam demezler.

*  *  *  *  *

23 Temmuz 1919 Çarşamba günü

Erzurum Kurultayını küşâd ederken Mustafa Kemâl, şu harika vecizi söyledi;

Târih her milletin kanını, hakkını, mevcudiyetini hiçbir zamân inkâr edemez!”

Bizim bu makâlemize konu etdiğimiz hususda da

Târih, bir milletin değil fakat

Küçük zâbit denilen askerlerin kanını, hakkını ve mevcudiyetini inkâr edemedi.

Tam 101 sene evvel târihde vuku bulan

Ve dahi

Tam 48 sene evvel târih kitabında ölüm uykusuna yatırılan bir hakikât daha

Bugün, burada

Eski Tüfekin kaleminde tekrâr hayât buldu!

*  *  *  *  *

Uğruların vay hâline!..

Târih, böyledir işde!

Eğrisi ile doğrusu ile bir gün gelir, kendini teşhir eder!

27 Mayıs subay darbesinin hava gazı ile cezbeye tutulup

Şöhret orgazmı olan beyaz zâbitân heyetimiz,

Genelkurmay Başkanlığının arşivindeki belgeleri incelediler

Ve dahi

1969 senesinde bir kitap neşretdiler.

Bu kitabın adı “Birinci Dünya Harbi - IX’uncu Cilt, Türk Hava Harekâtı

Târih yazar uzmanı dedikleri Em.Hv.Kur.Alb. İhsan GÖYMEN’e yazdırdıkları işbu kitabı;

  • Genelkurmay Harp Târihi Başkanlığının yetkili komisyonları inceledi

              Ve dahi

  • Yayınlanmasını uygun gördü!

Bu kitabda yer alan bilgilerin ve hakikâtin asıl sâhibi Genelkurmay Başkanlığımız oluyor.

16

Bu kitabın aşağıda gördüğünüz sayfalarında,

Vecihi (HÜRKUŞ) efendi’nin unvânının “pilot astsubay” olduğunu söylemişler. Târihi inkâr edecek değiller ya! Öyle de yapmışlar.

Ancak ne var ki Genelkurmay Başkanlığımızın üfürdüğü bu iki kelimede bile bir yanlış var.

O da şudur;

Pilot” tâbiri doğru da. Bu senelerde ordumuzda “astsubay” olarak tesmiye edilmiş bir asker sınıfı yok idi ki!

Siz beyaz zâbitân heyeti;

Bu kitabı yazan(!) “albayİhsan GÖYMEN’den bahserderken “miralay” diyor musunuz? Demiyorsunuz!..

Öyle ise şâyet, 1917 senesinden bahsederken de;

1909 Nizamnâmesine tevfikan “küçük zâbit” dediğiniz Vecihi efendi’ye de siz, “astsubay” diyemezsiniz!

Terbiyesizliğin âlemi yok!

Hangi renk ve cinsden olursa olsun, her guş, kendi yuvasına aitdir!

Sen, bu yuvanın garga guşunu alıp kendi keyfine göre şu gartal guşunun yuvasına goyamazsın!

Kendi zamânına ait olan bir tâbiri, başka bir zamân zarfında da kullanamazsınız!

Bu cümleden olmak üzere,

Her tâbir, kendi zamân zarfında mazrûfdur!

Bu sözü ilk kez, Eski Tüfek ben Şükrü IRBIK söylüyorum! Bilmeyenler de ilk kez öğrensin!..

Astsubay” dedikleri bu “ortada sandık” ve “ucube” tâbiri Genelkurmay Başkanlığımızın sahtekâr subayları, 1951 senesinde uydurdular. Bunu da öğrensinler artık!..

1969 senesinde yazdığın kitapda şâyet sen 1917 senesinden bahsediyor isen;

Vecihi efendi’ye “astsubay” değil fakat ”küçük zâbit” demeye mecbursun.

Bu ince mevzuyu bir kenâra bırakalım

Ve dahi

Aşağıdaki şu sayfada yazılan acı ve fakat bir o kadar da dehşet verici bilgilere bakalım.

17a

 

Bu makâlemizin asıl konusu,

Aşağıda gördüğünüz şu sayfada gizli...

18

Münevver dediğin O’dur ki;

Herkesin okuduğunu okuya

Ve fakat

Herkesin okuduğundan, hiç kimsenin anlayamadığını anlayabile!

 

Aslında bu kitabı yazdıran ödlek zihniyetin burada itirâf etmekden korkduğu bir hâkikat daha var;

Pilot olmaya isdekli ve yürekli “zâbit” bulamadıkları için,

“Küçük zâbit” ve erâtımızdan gönüllü pilot adayı almakdan başka çâreleri kalmamış idi...

 

 

1916 senesine kadar sâdece zâbitândan pilot yetiştiriyorlar idi.

Düşen uçaklarda da tabii olarak hep zâbitimiz şehid oluyor idi.

Genelkurmay Başkanlığımızın 1969 senesinde yazdığı kitabın yukarıdaki sayfasında gördüğünüz bu cümleler, aynı zamânda şu acı hakikâtin itirafıdır;

it

*  *  *  *  *

Bize yıllardır yedirilen bir ezberi daha bugün, burada bozduk evvel Allah!..

"Makbûl" asker olduğumuz için “pilot” yapmamışlar Asubayları!

Biz “küçük zâbitân” kendimizi;

Çevirdiğimiz askerî havacılık foliminin “esas oğlanı” zannediyor idik!

Ne acıdır ki;

Tehlikeli sahnelerde zâbitân heyetimizin yerine “ölmesi” için oynatdığı “ikinci sınıf figüran” imişiz meğerse!..

*  *  *  *  *

Makbûl mü yâ Rab, yoksa maktûl mü?

11 Temmuz 2017 Salı günü neşretdiğimiz

Asubay Tefrikası 4: Erlikden Harp Okulu Komutanlığına isimli makâlemizde şöyle demiş idik;

Türk Ordusunun asubay denilen askerinin kellesi,

Subayının kellesinden daha mı ucuz?”

19

Hakikât öyle imiş!..

  

Biz asubayları;

Makbûl” olduğumuz için “pilot” yapdılar zannediyor idik!

 

 

  

Meğerse biz “küçük zâbitânı”;

zâbitin yerine “maktûl” olması için “pilot” yapmışlar!..

 

 

brove

 

 

  

 Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.



Evvelki Bölümleri Okumak İçin Resimleri Tıklayınız!

Kapak-1Kapak-2Kapak-3

Kapak-4Kapak-5kapak-6-1

kapak-6-2

Yayınlandığı yer ESKİ TÜFEK
Cumartesi, 08 Temmuz 2017 12:08

Ordumuzun Hacıyatmazları; Albaylar-3-

ordumuzun haıyatmazları: Albaylar-3-

Feto Romanlı...

Ordumuzun Hacıyatmazları: Albaylar -3-


Foto Roman ezelden beri var idi bu memleketde, var olmasına da...

Fakat, gene de ben dün akşam tek durmayıp

Bir muziplik etdim kendimce...

Sâdece bir harfini tebdil eyledim! Ve ortaya işde, böyle bir isim çıkdı!..

image 01a

Zengin kız-fakir oğlan ikilisinin; bitmez tükenmez aşk, nefret, ihânet ve intikâm hissiyâtı üzerine kurgulanan

60, 70, 80’li senelerde gazetelerin sayfalarını tıka basa dolduran Foto Roman’a nâzire olsun diye ben de

Hele özellikle de bu makâlemizin maksadına pek tevâfuk etdiğinden dolayı

Şu ismi terkip etdim; Feto Roman...

*  *  *  *  *

Yazar ve çizer meslekdaşım Mustafa AYTAR gardeşime sıkı sıkıya tembih etmiş idim, bıldır!

Bir daha işgillenmesinler diye

Şu bizim albayları, gıçlarından palamar ile çifte kazık bağına vur diye!..

Sağolsun, AYTAR da öyle yapmış ve şöyle demiş idi;

Merâk etme abi! Senin hacıyatmaz albaylar oralarını buralarını bundan kelli bir daha gıvırtamazlar!

Üsdüne üstlük Mustafa Beyimage002

Bu albaylarımızın suratlarına da ağız çizmemiş,

Böylece dillerini de mühürlemiş idi...

Fakat bütün bu zapdu rabta rağmen bizim hacıyatmaz albaylar,

Vatandaşın uykuya yatdığı gecenin kem demlerinde gene tek durmamışlar!

Onları gâyet iyi tanıyan bir asubay olarak şaşırdığımı söyleyemem!

Mustafa Beyin çifte kazık bağı ile sâbitlediği albaylarımız

Hem oralarını buralarını gıpraşdırmışlar

Hem de

Olmayan ağızlarından kelâm üfürmenin bir yolunu bulmuşlar!

Peki, gene ne halt etmiş, şu bizim hacıyatmaz albaylar acap?

*  *  *  *  *

Hafiye titizliği ile mesâi yapan Başkanımız Ahmet KESER,image007

Hem keşif, hem de teşhir etmiş idi...

Hesapsız senelerin subaylarımıza sunduğu sonsuz fırsatların sessiz bir deminde

Binbaşılarımızın “rütbe kıdemi bekleme süresini

4 seneden 3 seneye düşürmüşler idi.

image009

Kıdemli binbaşılarımız;

Çalışmadan, hak etmeden

“1 kademeyi” kânunsuz olarak cebe indiriyor idi...

Bunu fark eden Eski Tüfek de

Haydi Tonton! isimli şu makâlesini tertip etmiş idi! 

*  *  *  *  *

Binbaşılarımızın ipliğini pazara çıkardıkdan bir süre sonra

Bu kez de sıra da albaylarımız var idi...

Asubayları ilgilendiren kânûnun içine saklanan albaylarımız bu kez deimage011

“Rütbe kıdemi bekleme süresini

Kânûnsuz olarak 3 seneden 2 seneye indirmişler idi...

Bu tezgahı da

Ordumuzun Hacıyatmazları; Albaylar isimli iki bölümlü makâlemiz ile kamu vicdânına teslim etmiş idik!

*  *  *  *  *

Albayları da halletdik! Harç bitdi, yapı paydos derken bir de bakdık ki

Bu kez de sırada, sadaka bekleyen yarbaylarımız var imiş!

Yarbaylarımızın “rütbe bekleme süresinin” 4 seneden 3 seneye düşürüldüğünü de

Yarbayıma Sadaka Mı Verelim? isimli iki bölümlü makâlemiz ile gündeme taşımış idik!

  • Evvelâ binbaşılarımızimage013
  •  Akabinde albaylarımız,
  • Ȃhiren de yarbaylarımız...

Peki, geriye ne kaldı ki Allah aşkına? Sırada şimdi kim var, dersiniz?

Öyle ince bir ayar yapmışlar ki...

Başkanımız Ahmet KESER bu kez suçüsdü yapamadı,

(E) Mâliye Astsubayı Fahrettin BAĞRI da bu hile konusunda yan basdı...

*  *  *  *  *

03 Mart 2017 Cuma günü neşretdiğimiz

Yarbayıma Sadaka mı Verelim? isimli makâlemizin ikinci bölümünde şöyle büyük bir söz etmişiz;

2006 senesinde ne yapdılar, şimdilik bilmiyorum!

Fakat subaylarımıza kıyak kânunlar peydahlamak konusunda

Genelkurmay Başkanlığımızın son dönemde “üçer senelik bir sıtma nöbeti” geçirdiğini gördüm!

Nasıl mı?

  • Ø 2009: Albaylarımıza kânunsuz “1 sene erken rütbe kıdem” tezgâhı,

  • Ø 2012: Yarbaylarımıza kânunsuz “1 sene fazla maaş kademe” tezgâhı,

  • Ø 2015: Albaylarımız için “OYAK üyeliğinin emeklilikde bile devâm etme kıyağı ve emeklilikde ikinci ikrâmiye”...

Üçer sene fâsıla ile hortlayan bu kânunsuz kıyak tezgâhlarını kendi döngüsüne bakıyor ve

Bugün ortaya yeni bir iddia atıyorum;

2018 senesi geldiğinde Genelkurmay Başkanlığımız bir kânun daha yapacak ve

Subaylarımıza yeni ve hiç duymadığımız ballı bir kıyak verecek.

 

Büyük lokma yut da büyük söz etme dediydi dedelerim; ben yanılmışım!

Genelkurmay Başkanlığımız meğerse bu “sıtma nöbetini” çokdan geçirmiş de

Yukarıda gördüğünüz şu kelimeler ile ben, papatya falına bakmazdan epeyi bir zamân evvel

Tuğ-tüm-kor amiral/generallerimize

Ve dahi

Hacıyatmaz albaylarımıza 2014 senesinde yeni ve “ballı bir kıyak” daha kotarmışlar bile...

Mustafa AYTAR’ın çifte kazık bağlı palamarı da işe yaramadı vallahi!...

Polisinden, askerinden, sâde vatandaşına kadar yüzlerce insanımızın öldürüldüğü 15 Temmuz’dan

Hem sağ hem de kârlı çıkan bir tek zümre olmuş, şu memleketde; Ordumuzun hacıyatmaz albayları...

*  *  *  *  *

   Aşağıda gördüğünüz şu iki çerveye dikkatlice bir bakınız! Ve ikisi arasındaki farkı söyleyiniz! image 03

Yok!

Aslında, bu iki resimdeki bilgiler arasında hiçbir fark yok! İkisi de aynı...

İşde böyle, hakikât bâzen perdeye yansımaz! Görmek için de perdenin arkasına dolanmak icâb eder.

*  *  *  *  *

 

  • 6519/32 diyorum, Hacı!..

  Ø   Nedir, senin o dediğin? Ramazan pidesi mi? Sahur davulu mu?

  •  2014 senesinde meclisde kabul edilen bir kânun.

  Ø       Eeee? Mala, davara faydası var mı bunun?


  • Yok! Mala, davara faydası yok! Sana, bana da faydası yok! Lâkin hacıyatmaz albaylarıma öyle bir faydası olmuş ki tam da ilâç gibi gelmiş...

  Ø       Allah, Allah! Ne imiş, Nasıl olmuş peki?

  • Kolay olmuş! Sâdeyağdan geçi gılı çeker gibi...Öyle sessiz yapmışlar k!i Mâliyeci meslek büyüğümüz Fahrettin BAĞRI bile fark edememiş!

image017

İmtiyâz değil fakat adâlet isdemek için yolları arşınlayan Fahrettin Bey,

TSK Tazminât Meselesi ismi ile emekliassubaylar.org’da neşretdiği bu inceleme yazısında

TSK Personel Kânûnunu kaynak gösderdiği aşağıdaki şu bilgide

Hacıyatmaz albaylarımızın toplam “rütbe bekleme” süresinin “5 sene” olduğunu söylemiş!

Hattâ öyle ki;

Tonton binbaşılarımızın bir kademe aşırmasını suç üsdü yakalayan Başkanımız Ahmet KESER,

Bu sefer uykuda üryân yakalanmış!..

*  *  *  *  *

Orgeneral Necdet ÖZEL;image020

Görevini henüz devretmemiş idi...

Kendileri, o vakitlerde ordumuzun başında idi.

Ve dahi 

ØBüyük bir onurla,  

ØŞerefle 

Ve 

ØGüvenle 

Genelkurmay Başkanlığı yapıyor idi!

Orgeneral Necdet ÖZEL büyük bir onurla, şerefle ve güvenle Genelkurmay Başkanlığı yapar iken

Hiç bilinmedik yeni bir şey icâd eden dönemin AKP hükûmeti de

Gizliden bir kânûn hazırlığı yapıyor idi!

Ve dahi bu hazırlık neticesinde AKP hükûmeti, kendi akıllarınca muazzam(!) bir çözüm buldu...

Bu haberi de Alo Fatih vâsıtası ile gazetelere şöyle uçurdu;

Balyoz ve Ergenekon dâvalardan tutuklanan muvazzaf askerler nedeniyle yaşanan komutan sorununa çözüm bulundu...

image023

 *  *  *  *  *

AKP hükûmetinin bu muazzam çözümü, gazetede şu başlık ile millete muştulandı;

Subaylara büyük müjde!

image025

*  *  *  *  *

Bu Kânûn ile;

Hem TSK’da Rütbe Ayarı,

image027

Ve dahi

Hem de

TSK’da rütbe devrimi yapılacak  idi...

image029

*  *  *  *  *

Bu eşsiz ve muazzam çözüm için AKP hükûmeti hemen çalışmaya başladı...

Aşağıda isimleri merkûm vekiller, o kânûn tasarısına afili birer imzâ çakdılar.

image031

Kânûn tasarısının gerekcesine de şöyle yazdılar; 

Ø Emeklilik, ölüm ve terfiye engel durumların ortaya çıkması gibi nedenlerle;

Rütbe bekleme süresini doldurmaya 1 yıl kalanların da Yüksek Askerî Şûrada değerlendirmeye alınması.

Bu kânûn tasarısına sâdece Millî Savunma Komisyonu rapor verdi.

  • Adâlet,
  • İçişleri,
  • Millî Eğitim,
  • Kültür ve Turizm,
  • Gençlik ve Spor

Ve hattâ

Paranın babası ve kasası olan Plan ve Bütçe Komisyonu bile rapor vermedi.

 image033

Hayırlı ve mübârek bir gün idi, 11 Şubat 2014 Cuma...

Aşağıda gördüğünüz 6519 sayılı şu kânûn, meclis sıralarından koşa koşa geçiverdi.

image034

Yukarıda gördüğünüz 6519 sayılı şu kânûnun 32’inci maddesi ile

Aşağıda gördüğünüz 926 sayılı şu kânûnun 54 üncü maddesine, ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere

Şu fıkrayı eklediler.

image035

Bundan iyisi, Şam’da şeftâli...

Şam’dakiler şeftâliyi şevk ile dişler iken

TSK’da "rütbe bekleme", 1 yıl azaltıldı,

Ve böylece

Sanki eskiden “kapalı” imiş gibi

Genç subaylara komutanlık yolu açıldı!..

image037

*  *  *  *  *

926 sayılı kânûnun 54 üncü maddesine, ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere ekledikleri iki cümle ile;

Ordumuzun subaylarından iki ayrı zümreye, iki ayrı lütuf ihsân edildi...

  Ø General ve amirallerin “rütbe bekleme süresi” 4 seneden 3 seneye, 

  Ø  Albayların “rütbe kıdemi bekleme süresi” de 2 seneden 1 seneye indirildi...

Bayram değil, seyran değil idi ve fakat bu, neyin nesi idi?..

Bu iş de meğerse

İşde, öyle bir şey imiş!...

Rütbe ve rütbe kıdemi bekleme süresini” Tuğ-Tüm-Kor subaylar ve hacıyatmaz albaylarımıza

Mübârek bir Cuma günü, 11 Şubat 2014 târihinde bahşetmişler idi...

Sarımsağı bile gelin edersin de hani, bir gün gelir, kokusu elbet çıkar ya!

Sarımsak değil fakat

Feto Romanın esâs oğlanlarının yellenme kokusu da

Başka bir mübârek Cuma günü, 15 Temmuz 2016 akşamında bütün Türkiye’yi sarıp sarmaladı...

O akşam üsdü maskeler düşdü; o gece ak goyun, gara goyun belli oldu...

Feto Roman olarak çevirilen folimde “FETÖ’cü generallerin önü açıldı

image039

 

Ve hattâ

Feto Romanın esâs oğlanları meğerse

Gözaltına alınmadan 1 saat önce “FETO Romancı” general atamış!

image041

 

Her rütbeden Silivri’ye gönderilenler bir yana bizim bu bol resimli Feto Romanda

109 FETÖ’cü general ve amiral tutuklandı!

image043

*  *  *  *  *

Başkanımız Ahmet KESER

Ve dahi

Mâliyeci meslek büyüğümüz Fahrettin BAĞRI aşağıdaki resimlere bir baksınlar hele...

Hakikât, aşağıdaki çerçeveler içinde bugün gördüğünüz şu “beş fark” üzeredir çünkü!...

 image 02a

926 sayılı kânûn, madde 30’da görünen manzara, sol tarafdaki gibi! Fakat, hakikât böyle değil!

Hakikât, sağ tarafdaki gibi! Fakat 926 sayılı kânûn, madde 30’da bu hakikât görünmüyor!

Nasıl da gözel bir “rütbe ayarı” değil mi?

Tuğ/tüm/kor general/amirallerimizin “rütbe bekleme süresi” 1 sene azaldı, bu bir yana!..

Albaylarımızın  2 sene olan “rütbe kıdemi bekleme süresi”

2014 senesiden beri artık “sâdece 1 sene oldu!”

Vatana, millete, ordumuza, Genelkurmay Başkanlarımıza

Ve bâhusus da

Ordumuzun hacıyatmaz albaylarına hayırlı, kademli olsun inşallah!..

*  *  *  *  *

15 Temmuz gecesi, T.C. Devleti, kelimenin tam anlamı ile çökdü!..

Tuğ/tüm/kor/orgeneral/amirallerimizin bir yarısı darbe yapmak ile meşgul iken

Diğer yarısı da orduevlerinde tertiplenen subay düğünlerinde gerdan gıvırıp göbek atıyor idi...

Polisinden, askerinden, sâde vatandaşına kadar herkes

Kışlada, sokakda, köprüde, dağda, bayırda birbirini boğazladı. 

Ø Ölenlere, şehit oldu dediler; şimdi mezârda,

Ø Yaralananlara, gâzi oldu dediler; şimdi hepsi kendi canının derdinde,

Ø Paçayı ele verenler, Yedikule zindânında tıngırdatdığı bağlamasının sapına usdura ile çentik atıyor,

Ø 

Hiç koku vermeyenler uykuya yatdı,

Ø Posdu deldirmeden tabanları yağlayanlar da gevur memleketlerine kapak atdı... 

*  *  *  *  *

Vatandaşın birbirini boğazladığı 15 Temmuz damgalı bu “Feto Roman”dan kim kazançlı çıkdı sizce?

Sâdece bir zümre hem sağ, hem de kârlı çıkdı...

Terfi sırasına girmiş tuğ-tüm-kor amiral/generallerimizi saymaz isek şâyet!

Terfi edeninden kadrosuzlukdan föteri giyenine kadar; Hacıyatmaz albaylarımız...

AKP;

6661 sayılı kânûnun beşinci maddesi ile albaylarımıza verdiği ikinci emekli ikrâmiyesi

Ve

Daha önce kimseye verilmeyen OYAK üyeliğinin emeklilikde bile devâm etmesi ulûfesini

15 Temmuz tezgâhını farketdikden sonra hemen iptâl etdi.

Peki,

Yukarıda gördüğünüz 6519 sayılı şu kânûnun 32’inci maddesi ile

Tuğ-tüm-kor subaylarımıza

Ve dahi

Hacıyatmaz albaylarımıza verilen “1 sene erken terfi” darbe ulûfesi ne olacak?

Bu suâl şöyle kenarda bir dursun da!..

Şu hacıyatmaz albaylarımıza helâl olsun vallahi;

Havada, karada, denizde,

Ve dahi

Her hâl ve şerâit altında devlet çeşmesinden su içmesini beceriyorlar ya!..

Kıymetli meslekdaşım Aydın KULAK şöyle demiş idi; “Subay darbeleri, asubayları iki kere vurur!

Asubayları “iki kere vuran” o subay darbelerinin perde arkasında meğerse

Subaylarımıza hep “böyük ikrâmiye” vuruyor imiş!

İşde, her şey gün gibi ortada; AKP, bu konuda yapılan orostopolluğu niye fark etmek isdemiyor?

 


"1 sene erken terfi" darbe kıyağı konusunda da

Feto Romanın esâs oğlanları albaylarımız 

Atı aldı da Üsküdar’a geçdi mi yoksa?..

 

brove




 

 

 

 


 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.


Kapak Resmi : (E) Dz.İda.Asb.Kd.Bçvş. Mustafa AYTAR


Okumak için resimleri tıklayınız!



Ordumuzun Hacıyatmazları: Albaylar -1-

Albaylar 1_kapak




 


Ordumuzun Hacıyatmazları: Albaylar -2-

Albaylar 2_Kapak

 


Yayınlandığı yer ESKİ TÜFEK
Perşembe, 09 Haziran 2016 23:47

Beterin Beteri!

Beterin beteri var,

Hâline şükret sen ey, Türk Asubayı!

NATO’da Erat oldun, olmasına da...

Peki, şimdi de

Hizmet eri olduğunun farkında mısın?

*  *  *  *  *

beterin beteri 1Varlığımız iki yokluk arasında, ey Çadırcı!

Dünyâ, esen yel üsdüne kuruldu!.. 

Çevrendekiler hiçdir, sen de bir hiçsin!

Eski Tüfek de öyle!

Lâkin,

Saltanatcı paşalarımızın “statü hukuku” dediği şu nâmussuz agalık düzeni

Neyin üsdüne kuruldu acap?..

*  *  *  *  *

 

 5802 sayılı Astsubay Kânununun 1951 senesinden beri “subay yardımcısı” dediği biz asubaylara;

Ø  1632 sayılı Askerî Cezâ Kânununu hâlâ “Gedikli Erbaş” diyor, farkındayız!

Ø  2013 Karakış 15’de ikinci Başkan Yaşar Bey, Balçiçek’e “Çaycı” olduğumuzu söyledi, unutmadık!

Ø  2016 Mart 28’de neşretdiğimiz Sözün Doğrusu’nda

1951 senesinden beri biz Asubaylara NATO’da “Er” muamelesi yapıldığını fâş eyledik!

Çünkü statü hukuku yalanıyla bizleri afyonlayan Genelkurmay Başkanlarımız öyle buyurmuşlar!

Ø  Son tahlil de gene bu senenin Abrul ayında geldi. Bu kez de GATA’daki tabip subaylarımız

Biz Asubayların “Hamallık” yapabileceğine dair rapor verdi, unutmayacağız!..

Asubay azâbda gerek diyen kaşalotların tenhâlarda neler tezgâhladığını da

Yeri ve demi geldiğinde Osmanlı şamarı gibi yüzlerinde şaplatacağız evvel Allah!

*  *  *  *  *

Peki,

Beterin beteri var diyen Esengül’ün şarkısında söylediği gibi biz Asubaylar için

Er olmakdan da beteri var mı dersiniz?

Var,  elbet Esengül!

Olmasaydı şâyet

Ne gerek vardı bu ömür değirmeninde kelâm-kalem-kâğıt ve mürekkep öğütmeye, şu iki yokluk arasında?.. 

Asubaydan hizmet eri olur muymuş canım diyenler, kulak kesilsinler!

Olduğunu görecekler bugün burada, evvel Allah...

*  *  *  *  *

Bizim bugün fâş edeceğimiz hususdan hiç bahsetmeseler de

Biz Asubaylar biliriz bilmesine...

Talebeyken bu konuyu subay öğretmenlerimiz, sağ olsunlar bize anlatdılar, kıyısından bucağından! 

Fakat

Askerini sinesinden çıkartan vatandaşlarımızın mevzuyu kolayca anlamasını teminen

Aşağıdaki şu iki hususu kısaca hatırlatalım;

STANAG Nedir?

STANAG (Standardization Agreement), NATO üyesi ülkelerin askerî alandaki temel kurallarını tesbit eden beyânnâmedir. Merkezi, Brüksel'dedir. NATO üyesi ülkelerin imâl etdiği bütün askerî malzemeler, teşkilât ve kadroları bu beyânnâme ile tesbit edilen evsâfa uymak zorundadır. Bu beyânnâmedeki açıklanan seviyeye ulaşması için ordusunu yenilemek isdeyen ülkelere, diğer ülkeler yardım eder. Bu yardım, malzemeyi doğrudan vermekten çok teknoloji, tecrübe ve bilgi alış verişi vasıtası ile yapılır. Balık vermek yerine balık yakalamayı öğretmek gibi... 

beterin beteri 3

 

Coni’nin kendi töresine ve ihtiyacına göre tertip edip NATO’da piyasaya sürdüğü bu STANAG 2116’ya göre

Subayın târifi belli... Ȃrife târif ne hâcet! Coni lirası gibi! Uzayda bile rağbet görüyor!

Fakat “diğer rütbeler” cenâhında işler arapsaçı gibi!

Çünkü subay hâricinde kalan askerlerin tamamını “diğer rütbeler” ismini verdiği torbanın içine tıkışdırmışlar. Bu torbadaki askerlerin hepsine birden Erat demişler. NATO’da kural böyle... Çünkü oyunu tertipleyen devletler oyunun kuralını da tesbit ediyor. Elin oğlu seni NATO’ya zecren üye yapmıyor. Sen, kendi ayakların ile tıpış tıpış gidip yalvara yakara üye olmuşsun bir kere!

Hamama girmeye niyetin varsa terlemeye peşinen hazır olmalı, değil mi?..

İşde,

Genelkurmay Başkanlarımızın Asubay dediği biz askerleri

STANAG 2116’ya göre NATO üyesi ülkelere 1952 senesinden beri “Erat” olarak beyân ediyorlar!

*  *  *  *  *

İmdi gelelim ikinci meseleye

beterin beteri 4

Biz, bugün bu makâlemizde, konumuz ile alâkalı olan üçüncü sözleşmeyi tetkik edeceğiz.

Bu sözleşme ile harp esirlerine yapılacak muamele kuralları tesbit edilmiş.

*  *  *  *  *

İmdi de

Şâyet teveccüh buyurursanız

Biz Asubayları Hizmet Erliğine tenzil ettiren kânun ve olaylar silsilesini târih sırasıyla görelim.

SENE: 1949

İsviçre’nin Cenevre şehrinde yapılan toplantı neticesinde,

Üçüncü Cenevre Sözleşmesi olarak bilinen anlaşmayı

Türkiye ile birlikde 59 ülke temsilcisi 12 Ağustos 1949 târihinde imzâladı. 

beterin beteri 5

Rana TARHAN isimli hâriciyecimizin 1949 Cenevre Sözleşmesini imzâlamasıyla

Türkiye, işbu Sözleşmeye taraf olduğunu dünyâya ilân etdi.

*  *  *  *  *

 

SENE: 1951

Genelkurmay Başkanlığımız, aşağıda gördüğünüz Astsubay Kânunu isimli şu kânun ile

Astsubay ismini verdiği yeni bir uyduruk asker sınıfı ihdâs etdi.

beterin beteri 6

Bu kânunun yukarıda gördüğünüz birinci maddesi

1967 seneli TSK Personel Kânununda Ek madde-21 olarak bugün de hâlâ yaşamaya devâm ediyor.

Ordumuzun Asubay denen asker sınıfı, 5802 sayılı Astsubay Kânunu ile 1951 senesinde teşkil edildi. Bu sebepden dolayı iç hukukumuzda Asubay denen bir asker sınıfı var. Genelkurmay Başkanlığı cenâhında vaziyet böyle görünüyor.

Fakat NATO hukukunda Asubay denen böyle uyduruk bir asker sınıfı yok!

Peki, devletimiz nezdinde ve devletlerarası hukukda Asubaylığın yeri var mı?

Yok! Üzgünüm fakat tekrâr ediyorum. Devletlerarası hukukda Asubay denen bir asker sınıfı yok!

Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı bu tutarsızlığın ve samimiyetsizliğin farkında mı acap?

Yukarıda gördüğünüz kânuna göre “Subay yardımcısıdır” dediği Asubaylarını

Uluslararası andlaşmalara göre “Erat” ve “Hizmet eri” olarak beyân eden Genelkurmay Başkanlığımızın bu tutarsızlığını ve samimiyetsizliğini ifâde edecek söz bulamıyorum!

Yukarıda gördüğünüz kânun, asubayların subay yardımcısı olduğunu emrederken

1952 Kuzey Atlantik Andlaşmasına göre “Er” olarak muamele yapılan

Ve dahi

1949 Cenevre Sözleşmesine göre de “hizmet eri” olarak muamale yapılan başka bir asker sınıfı yokdur bu dünyâda

*  *  *  *  *

SENE: 1952

Coni’nin kucağına oturan zamânın siyâsetcisi ve conisever kimi subaylarımızın pışpışlamasıyla Meclise getirilen aşağıda gördüğünüz 5886 sayılı kânun

Beyni midesine bağlı vekillerin gözünü kapatarak verdiği reyler ile Meclisden bir çırpıda geçirildi.

Ve 1952 senesinde NATO’nun doğu sınırlarını canı bahâsına bilâ bedel bekleyen cendermesi olduk!

beterin beteri 7Rana TARHAN isimli hâriciyecimizin işbu sözleşmeyi imzâlamasıyla

Türkiye, işbu Andlaşmaya taraf olduğunu dünyâya ilân etdi.

NATO üyeliğini kabul etmekle birlikde NATO’da asker sınıflarını tesbit eden STANAG 2116’yı da kabul etdik.

beterin beteri 8

Bu irâdenin neticesi olarak Türkiye aynı zamânda

Türk ordu teşkilâtını yukarıda gördüğünüz 2 sınıflı asker üzerine tertip edeceğini de taahhüt etdi.

*  *  *  *  *

SENE: 1953

Genelkurmay Başkanlığımızın Astsubay ismini verdiği asker sınıfını teşkil etmesinden sâdece 2 sene sonra

Devletimiz, 12 Ağustos 1949 târihli Cenevre Sözleşmesini Meclis’de tek celsede görüşdü ve

6020 sayılı kânun olarak onayladı...

Kabul edildiği günden bugüne kadar tam 63 sene geçmesine rağmen

Raflarda tozlanan bu kânunun bir tek kelimesine dokunan olmadı...

beterin beteri 9

İşbu Andlaşmayı Yüce Meclis’de tasdik etmekle Türkiye

12 Ağustos 1949 târihli Cenevre Sözleşmesine taraf olduğunu teyid etdi.

Bu irâdenin neticesi olarak Türkiye aynı zamânda

Türk ordusunu aşağıda gördüğünüz 2 sınıflı asker teşkilâtı üzerine tertip edeceğini de taahhüt etdi.

beterin beteri 10
beterin beteri 11

Cenevre Sözleşmesi Meclisde; Dışişleri, Millî Savunma ve Sağlık ve Sosyal Yardım Komisyonlarında tek celsede görüşüldü ve kabul edildi. Milletvekillerimizin 2 sene evvel kabul etdiği 5802 sayılı Astsubay Kânunu ile Astsubay kelimesi askerî mevzuâtımıza duhûl eylemiş idi. Millî Savunma Komisyonuna da emekli subay M. Şevki YAZMAN vekâlet ediyor idi. Fakat bu görüşmede, biz Asubayları ilgilendiren İngilizce kelimelerinin Türkceye tercümesine Millî Savunma da dâhil olmak üzere komisyonlardan hiç kimse itiraz etmedi...

Ve Sözleşmenin İngilizce metinindeki subay kelimesi hâricindeki kelimeler Türkceye şöyle tercüme edildi.

 

beterin beteri 12

Sözleşmenin kabul edildiği 1953 senesinden 2 sene evvel Astsubay kelimesinin mevzuâtımıza girmesine ve Millî Savunma Komisyonununda emekli bir subay olmasına rağmen yukarıda gördüğünüz Türkce tercümede bir tek dahi Astsubay kelimesi olmadığına dikkat ediniz.

6020 sayılı kânunun kabul edilmesiyle birlikde

Yukarıda gördüğünüz “diğer rütbeleri” ve bunlardan birisi olan Asubayı târif eden Esir asker, bunlar, Erbaş, Gedikli ve Er unvanları askerî mevzuâtımıza dâhil edildi.

Cenevre Sözleşmesi İngilizce metinin madde 44, üçüncü fıkrasındaki “orderlies” kelimesini Türkceye “bunlar” şeklinde çevirmek için eşşek değil fakat eşşekoğlu eşşek olmak lâzım, o ayrı

Fakat

Yüce Meclisimizin “orderlies” kelimesini Türkceye “bunlar” şeklinde tercüme etdiğine dikkat buyurunuz.

*  *  *  *  *

Bir düşmeye gör, acıyan olmaz 

Hâlin nedir diye soranın olmaz!

Cephede omuz omuza cenk edip

Şehâdet şerbetini birlikde içdiğin subay gardeşin

Esir kampında seni hizmet eri olarak kullanırsa şâyet

Genelkurmay Başkanlığımızın 63 sene evvel imzâ atdığı kânuna göre

Bunun günâhı olmaz!

*  *  *  *  *

Uluslarası andlaşmaları imzâlayıp imzâlamamak her ülkenin kendi özgür irâdesine bağlıdır. Fakat andlaşmaya imzâ atdıkdan sonra artık şemsiye içeriye kaçmış demekdir! Çıkartmaya çalışdıkca acıtır!

Peki,

Cenevre Sözleşmesindeki bu anlamsız kelimeler niye değişdirilmemiş diyebilenler var ise şâyet

Bu suâli Genelkurmay Başkanına ve Millî Savunma Bakanına sorsunlar!

Üsdelik

Taraf olunan uluslararası bir sözleşmede değişiklik yapmak, bizim memleketimizde Anayasa yapmakdan çok daha zordur. Çünkü teklif edilen bir değişikliği sözleşmeye taraf olan bütün ülkelerin kabul etmesi gerekir ki işde bu neredeyse imkânsız gibidir. 

Hele Türkiye gibi son zamânlarda itibarı beş paralık edilen bir devlet böyle bir işi

Sabah eli ıslak donunda uyanan şımşırık olmuş tâze ergen gibi ancak rüyâsında becerebilir.

*  *  *  *  *

SENE: 1960

1960 subay darbesiyle subay gardeşlerimize birer “Hizmet Eri” hediye edildi...

Böylece “Hizmet eri” tâbiri askerî mevzuâtımıza tekrâr zuhûr eyledi.

beterin beteri 13

Genelkurmay Başkanlığımız, Başçavuş dedikleri askerlere, osduracak bir beygir vermeyi dahi çok görüyor idi. Çünkü ordumuzda beygir istihdam edildiği dönemlerde sâdece subaylarımızın at binmek hakkı var idi. Bu sebepden dolayı hizmet eri, sâdece subaylarımıza veriliyor idi... Ve bu hizmet erlerinin, subaylarımızın beygirleri ile ilgilenmesi gerekiyordu.

Fakat İkinci Dünyâ Harbi hurdası olan Coni hibesi motorlu cemseler 

O târihlerde beygilerin yerini çokdan almışdı bile.

Bir başka ifâde ile ordumuzda osduracak beygir yok idi ki hizmet eri veresin!..

Olsun, maksat beygir beslemek, at binmek ya da hizmet eri kullanmak değil idi zâten...

Asıl gâye, bugün yapdıkları gibi sâdece subay gardeşlermize yeni bir tazminât daha vermek idi... 

Çünkü at binmeyen ve hizmet eri isdemeyen subaylarımıza dahi hizmet eri tazminatı veriliyor idi...

*  *  *  *  *

SENE: 1961

27 Mayıs subay darbesinden bir sene sonra 211 sayılı TSK İç Hizmet Kânunu Meclis’de kabul edildi.

Böylece, Türk ordusunun en şümullu idârî kânunu askerî mevzuâtımıza duhûl eyledi.

İşbu kânun ile ordumuzda;

6 sınıf “asker” ve

4 sınıf “rütbe” ihdâs edildi.

beterin beteri 14

İşde, 6 sınıf askerlerimiz, aşağıda;

beterin beteri 15

Kabul edildiği günden bugüne tam 55 sene geçmesine rağmen

Yukarıda gördüğünüz “asker sınıfı” sayısında ve aşağıda gördüğünüz “rütbelerde” hiçbir değişiklik yapılmadı.

beterin beteri 16

TSK İç Hizmet Kânununun aşağıda gördüğünüz madde 111’e göre

Harb esirlerine yapılacak muamele konusunda Türkiye

1953 senesinde Meclisden tek celsede geçirip meriyyete koyduğu ve

Aşağıda gördüğünüz 6020 sayılı kânun ile kabul etdiği 1949 Cenevre Sözleşmesi harb hukukunu tatbik edeceğini beyân etdi.

beterin beteri 17

 

*  *  *  *  *

TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin aşağıda gördüğünüz maddesinde harb hukukuna göre esir düşmüş Asubaylar yok sayıldı. Ya subay ya da hiç! Subay yok ise diğer askerlerin esir olmasının Genelkurmay Başkanlığımız nezdinde bir kıymet-i harbiyesi yok demek ki...

beterin beteri 18

*  *  *  *  *

SENE: 1967

1967 senesinde meriyyete konulan TSK Personel Kânunu ile ordumuzdaki “rütbe” kavramı târif edildi.

İşbu kânunun aşağıda gördüğünüz üçüncü maddesiyle

Ordumuzda sâdece subay ve asubayların rütbesi olduğuna hükmedildi.

beterin beteri 19

Beterin Beteri isimli işbu makâlemizin burasında bir çay molası verelim ve bir soluk alalım hele!

Zere bu satırlardan sonra duyacağınız hakikât, insanı beyin dumuruna uğratacak cinsden...

1949 Cenevre Sözleşmesine göre subayların târifi gâyet açık olarak yapılmış. Bu sözleşmenin İngilizce metinindeki “officer” kelimesi de Türkceye hep “subay” olarak tercüme edilmiş.

Fakat Cenevre Sözleşmesinin İngilizce metinindeki “other ranks” kavramını TSK Personel Kânununa uyarlar isek şâyet “diğer rütbeliler” kavramı içinde sâdece Asubay denen askerlerin olduğunu görüyoruz. Bugüne kadar kimselerin farketdirmediği ve kimselerin de farkedemediği bu filfilli “bit yeniğini” ilk duyan ve dahi ilk bilenler siz oluyorsunuz, haberiniz olsun! Makâlemizin başında Asubayların hizmet eri olduğunu fâş eylemiş idik. İşde, burada öğrendiğiniz bu bilgi, az sonra bizleri Asubayların hizmet eri olduğu gerçeğine götürecek...

*  *  *  *  *

SENE: 1982

Bizim oğlanların elebaşı Zottirik Kenan’ın subay darbesini icrâ eylemesinden 2 sene sonra

Vatandaşlarımızın büyük teveccühüne mazhar olan(!) 1982 Anayasası, hükmünü ele aldı.

beterin beteri 20

Bakınız, yeni Anayasamızın yukarıda gördüğünüz doksanıncı maddesi ne diyor;

“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.”

“kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”

Bu hükümden, kolayca şu neticeye varabiliriz;

1. 1949 Cenevre Sözleşmesi, kânun hükmündedir.

2. 1952 Kuzey Atlantik Andlaşması, kânun hükmündedir.

3. Hattâ bu iki milletlerarası andlaşma, kendi kânunlarımızın bile üstündedir. M.S.B’nin cüpbeli cingöz hâkim subayları ve Genelkurmay Başkanlığımızın kurnaz kurmay subayları bu gerçekleri göremiyor mu?..

beterin beteri 21

beterin beteri 22

Şimdi burada,

Ordumuzda 1961 senesinde teşkil edilen 6 çeşit asker sınıfı konusunda

211 sayılı TSK İç Hizmet Kânununun;

1949 Cenevre Sözleşmesine

Ve dahi

1952 Kuzey Atlantik Andlaşmasına aykırı hükümler içerdiğini söylesek, yalan mı olur?

Genelkurmay Başkanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı bu andlaşmaları ihlâl etmiyor mu?

Ya da 

Anayasanın 90’ıncı maddesini alenen ihlâl etdiği gerekcesiyle TEMAD, 211 sayılı TSK İç Hizmet Kânununun iptâlini talep eden bir dâva açsa ne olur?

 

*  *  *  *  *

Karârgâhındaki fitneci subayların dolduruşuna gelen Genelkurmay Başkanımız Orgeneral Necdet ÖZEL,

04 Mayıs 2012 Cuma günü bir Basın Açıklaması yapmış idi.

ek-001

Kamu vicdânında “Asubaylara e-muhtıra” olarak yer alan yukarıda gördüğünüz açıklamanın ikinci maddesinde

Necdet Bey, 8 sınıfa ayırdığı Türk Ordusundaki askerleri kendince şöyle tasnif ediyor idi;

  1. Subay
  2. Astsubay
  3. Sivil memur
  4. Uzman jandarma
  5. Uzman erbaş
  6. Sözleşmeli er
  7. Erbaş
  8. Er

ek-003

Bu tesbitlerimizi ilk söyleyen biz,

 

İlk duyan ve bilenler de sizler oluyorsunuz...

Hayırlara vesile olur inşallah!

*  *  *  *  *

Şimdi gelelim Hizmet eri olacak biz Asubaylara...

1949 Cenevre Sözlemesinde bir kelime var; “orderlies”. Meclisimizde kabul edilen Türkce metinde, bu kelimeyi “bunlar” şeklinde Türkceye tercüme etdiler. Bizim vekillerin “bunlar” şeklinde tercüme etdiği kelimenin gerçek anlamı “hizmet eri” demek oluyor. İngilizce metinde “orderlies” şeklinde yazılan ve gerçek anlamı “hizmet eri” olan bu kelimenin Meclisde “bunlar” şeklinde Türkceye tercüme edilmesine Millî Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığının da onay verdiğinde şüphe yok. Şu vakitden sonra ortaya çıkıp da pişmiş kelle gibi valla haberimiz yok, diyemez!

ek-son

Şimdi, burada bir kurgu yapacağız. Hem de uluslarası andlaşmalar üzerine kurulu...

Allah gösdermesin! Fakat dünyânın bin türlü hâli var. Memleketi idâre eden AKP’nin son 14 senede tatbik etdiği “sıfır sorun” siyâsetinin neticesi olarak içinde olduğumuz 2016 senesinde “sıfır komşu” noktasına geldik. Akrabalık bağımız olan sınırdaş devletler ile bile kanlı bıçaklı olduk! Hâl böyleyken bir vakit gelir, bu beceriksiz siyâsetci ve devlet memuru olduğunu ilan eden sünepe subaylarımız yüzünden ordumuz harbe girebilir. Subaylarımız ve asubaylarımız düşman eline esir düşebilir. Köstebek Hilmi Genelkurmay Başkanı iken 4 Temmuz 2003 Perşembe günü olmadı mı? Eline kelepçe vurup başına başına çuval geçirdiği ordumuzun en seçkin askerleri olan özel kuvvetler mensubu subay ve asubaylarımızı Coniler Irak’da esir almadı mı? İşde, böyle bir durumda, subay ve asubaylarımızın aynı yerde esir düşdüğünü farz edelim.

beterin beteri 24

Genelkurmay Başkanları ve subay gomutanlarımızın hazarda “kahraman” dediği biz Asubaylar

Sefer zamânı esir kampında

Hem iç mevzuâtımıza hem de 1949 Cenevre Sözleşmesine göre meşrû olarak

Subaylarımızın yemeğini pişiren, çamaşırını yıkayan “Hizmet Eri” oluyoruz vesselâm!..

brove



 

 


Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.


Okumak için tıklayınız!


Sözün Doğrusu!

sozun-dogrusu








Asubay mısın, Er misin?

asubay-misin

 





Açık Mektup! 

acik-mektup



 

Yayınlandığı yer ESKİ TÜFEK
Çarşamba, 13 Nisan 2016 17:37

Sözün Doğrusu!

Kıymetli sınıf arkadaşım Sayın Özgün UYSAL’ın Çavuş Mustafa Kemâl isimli makâlemize eklediği yorumunda temâs etdiği birkaç hususun doğru bilinmesi için bir açıklama yazmak ihtiyacı hâsıl oldu.

Bu fırsatı ganimete çevirmekde atik davranan TEMAD Muğla İl Başkanımız Sayın Halil ERGENLİ de erinmeyip

Taa oradan beni aradı ve “Yorumda kalmasın! Bu konu, kısa bir makâleyi ziyâdesiyle hak ediyor!” dedi.

Mâdem öyle! Al, sen yaz, Başkanım! dedim!

Bana ne! Sözü, sâhibi yazsın! dedi...

Eh, vaziyet böyle olunca da;

Tencereyi biz kaynatdık, sofrayı biz kurduk! Bizde yediniz, içdiniz, âfiyet olsun!

Zahmet olmaz ise şâyet şimdi

Haydi!

Sizde de gülüp oynayalım inşallah!

*  *  *  *  *

Bu makâlemizde;

Bizdeki ve Coni’deki asker teşkilâtına kısa bir dikiz atacağız.

Ak koyun, kara koyun neymiş? Şöyle bir görelim hele, değil mi yiğitler?

Peki, gidip de niye Atlantik ötesine öykünüyorsun diyenlere de şunu söyleyelim;

“Ordu ile küçük rütbelerden beri içten temâsı olan” bir mürşid bulduk kendimize...

Ve bakınız bu mürşid ne dedi 1925 senesinde;

sozun dogrusu1“Milletimizi en kısa yoldan medeniyetin nimetlerine kavuşturmaya,

Mesut ve müreffeh kılmaya çalışacağız ve bunu yapmaya mecburuz.” 

Çünkü, Subay gardeşlerimiz gibi

Biz Asubaylar da mesut ve müreffeh olmak olmak istiyorduk...

İşde, bu mecburiyetden yola çıkdık!

Ve dahi

Bu kutlu mürşidin 1926 senesinde bize armağan etdiği

Şu muhteşem tavsiyesinin ışığında yolumuzu bulmaya koyulduk!

“Biz, Garb medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz.”

Bir de bakdık ki bu büyük mürşidin “medeniyet” dediği nurlu meşalenin

Garb da değil fakat bu kez Atlantik ötesinde harlandığını gördük!

İyi olan rağbet görür!..

Bünyemize uygun olduğunu anlayınca da

Hemen gidip aldık!

*  *  *  *  *

İltifât buyurursanız şâyet,

Kolay anlaşılması için meseleyi sâdeleşdirip

Kısa cümlelerden terkip etdiğimiz maddeler hâlinde açıklayalım.

1. Bizim ordumuzda, mükellef (parasız, mecburî) askerlik vardır.

Fakat başda subaylarımızın çocukları olmak üzere ekâbir gürûhunun mahdumları askerlikden kaçmak için her türlü dümeni, tezgâhı çevirirler.

“Askere gitmeyeceğim” diyen Rasim gibi omurgasız gazeteciler, çil çil Coni parasını M.S.B.’nin burnuna dayayıp da askerlik yapdım diyen cibilliyetsiz liboş zurnacılar, sürüsüyle minnoş topcular ve cins cins nonoş popcular...

“Daşşak kanseri oldum valla babacığım!” deyip de vatan görevinden sıyıran Burak oğlan... Ve daha niceleri...

Bahriyemizde askerlik yapdığı hâlde ve sanki çocuk doğurmuş gibi “Oğlum olsaydı askere göndermezdim!” diyen, hanımefendi(!) Bülent ERSOY’a ne demeli acap?

sozun dogrusu2

Basında şöyle bir haber duyduk!

Hollanda Şokda!...

Hollanda Genelkurmay Başkanının oğlu Üsteğmen Dennis, görevli olarak gitdiği Afganistan’da öldü...

sozun dogrusu3

Peki,

Bizim memleketimizde bugüne kadar vekil çocuğu ya da

Genelkurmay Başkanı çocuğunun askerde şehit olduğunu işitdiniz mi, Allah aşkına?..

Bu hususda Türkiye şu güne kadar hiç “şok” oldu mu acap?..

Bugün itibâriyle,

Şu anda ordumuzda vatanî görevini yapan çocuklarımızdan daha fazla sayıda asker kaçağı var, bu memleketde... Dünyâda böyle bir ordu daha bulamazsınız!

Mükellef (mecburî) asker sayımız 325 bin,

Kaçakların sayısı 520 bin!..

sozun dogrusu4

Memleketimizde yarım milyondan fazla gencimiz arâzi olmuş da kimsenin umurunda değil!

“Paralı” dedikleri askerliği 1000 Coni lirasına düşürdüler. Fakat gene de M.S.B’nin kapısını çalan yok!

ek-01

Peki, bir Genelkurmay Başkanı çıkıp da “Yahu bizim çocuklar askerden niye kaçıyor?” diye sormaz mı? Sormaz, çünkü en başda kendi çocuklarını askerlikden kendileri kaçırırlar da ondan...

Fakat Coni ordusunda, bizde olduğu gibi “Mükellef” (parasız, mecburî) askerlik yokdur. Coni’de “Gönüllü” (paralı) askerlik esâsdır. Bir başka ifâde ile sokakda yakaladığı her Coni’ye döve döve askerlik yapdırmazlar. Şâyet Coni’nin işine gelirse, gönlü isderse askerlik yapar. Bunun neticesi olarak da Subaylar “Paralı muvazzaf” asker, Subay hâricindekilerin tamamı ise “Paralı gönüllü” askerdir.

İşde, 2013 senesi itibâriyle,

Coni ordusununda 18 seneye kadar hizmet eden Subay ve Eratın çıplak maaşları...

sozun-dogrusu-dd5

 

İşde, 2013 senesi itibâriyle,

Coni ordusununda 40 seneye kadar hizmet eden Subay ve Eratın çıplak maaşları...

sozun-dogrusu-dd4

 

Coni, Kendi Subay ve Erat’ına verdiği maaşı dünyâ âleme yiğitce fâş eyliyor.

Çünkü yüzlerini kızartacak bir ayıpları yok! Aldıkları belli, verdikleri belli...

Bizim Subaylarımız ve Asubaylarımızın son 10 senede aldığı maaşları sormuşdum Necdet Beye. Kulakları çınlasın! Açıklamaya yüreği yetmedi.

Fakat 1949 senesinden beri Subay ve Erat’ının son 60 senede aldığı maaş listesini Coni’nin sayfasından aldım.

İsdeyen varsa hepsini gönderebilirim.

*  *  *  *  *

2. Bizim ordumuzda hem Subaylar hem de Asubaylar “Muvazzaf”, rahmetli Hacı Sülük dedemin deyişiyle “Mektebli ve maaşlı” askerdir. Bu çok önemli hususu göz ardı eder isek şâyet her iki ordudaki askerî teşkilâtı kıyaslamak ve doğru anlamakda ciddî hatâlar yaparız.

Peki, “Muvazzaf asker” nedir?

Muvazzaf asker; “Aldığı belli süreli eğitimin karşılığı olarak belli bir maaş ile ve belli süre mecburî hizmet eden asker” demekdir.

sozun dogrusu6Bizim ordumuzda, şu târih itibâriyle biz Asubaylar için;

“Ön lisans” seviyesindeki eğitimin süresi 2 sene, 

Bu eğitimin bedeli olan “mecburî hizmet” süresi 10 sene,

Muvazzafının maaşı  “yoksulluk sınırının altında”,

Emeklisinin maaşı da sağ tarafdaki resimde görüldüğü üzere her dâim “açlık sınırının altındadır”.

*  *  *  *  *

3. Çavuş Mustafa Kemâl isimli makâlemizde de gösderdiğimiz üzere Coni ordusunda iki sınıf asker vardır; Bunlardan birisi “Muvazzaf” asker, öteki de “Gönüllü” askerdir. Bunların her ikisi de paralı askerlik yapar.

a. “Muvazzaf”askerler; Subaylar (Comissioned Officers). Muvazzaf (Commissioned) sıfatı, bu askerlerin, “komuta etme” yetkisine sahip olduğunu ifâde eder. Subay tefrik edemediği komutanlık görevleri için Coni, akıllıca bir ara yol bulmuş. Erat’dan terfi ettirdiği askerlerden, Gedikli Subay (Warrant Officer) ismini verdiği “ikinci bir subay sınıfı” teşkil etmiş.

Burada şu tesbiti yapmalıyız! Mevcudu ne olursa olsun! Komuta etmek, askerlik sanatının bir askere tahmil etdiği en büyük salâhiyyet ve en büyük ayrıcalıkdır. Komuta etmek demek, tıpkı Atatürk’ün yapdığı gibi, emrindeki askerlere “ölmeyi ve öldürmeyi” emretmek hakkına sahip olmak demekdir. Bizim ordumuzda da komutanlık yapan çok sayıda Asubayımız var. Fakat hem subay yardımcısı hem de muvazzaf oldukları ve komutanlık yapdıkları hâlde bizim Asubaylarımız, bizim ordumuzda subay sınıfına dâhil edilmezler. Bu durumu gidip Coni’ye söyleseniz, hem size inanmaz! Hem de aklı almaz!..

b.“Gönüllü”askerler;Erat (Enlisted). Komuta etme” yetkisi yokdur. Bu sınıfa dâhil olan askerlere Muvazzaf olmayan (Non Comissioned) denilmesinin yegâne sebebi, “komutanlık yetkisi” olan Subaylardan tefrik etmek içindir. İşde isbatı..

sozun dogrusu7

*  *  *  *  *

4. Yukarıdaki resimde gördüğünüz üzere Coni ordusunda;

a. ”Muvazzaf” askerlerin hepsi Subaydır (Comissioned Officer). Subaylar, Harp Okullarından neşet eder. Bir başka ifâde ile Subaylar, “Mektepli ve maaşlıdır”. Gönüllü Er’likden terfi ederek muvazzaf subaylığa geçen Warrant Officer (Gedikli Subaylar) da muvazzaf sınıfa dâhildir. Ve bu Subaylar, A.B.D Başkanının imzâladığı berat ile göreve başlarlar.

b. “Muvazzaf olmayan”, eski tâbir ile “Alaylı” denilen “Gönüllü” askerlerin tamamı ise Eratdır (Enlisted). Bizim ordumuzda Memedimiz maaş almaz, bir simit parası kadar harçlık çok bile ona!.. Fakat Coni’nin Subayı da Eratı da maaşlıdır.

Coni’de Erat’ın göreve başlaması, tayin ve terfileri Kuvvet Komutanlığının tensibine tâbidir. Tıpkı bizim ordumuzda Asubaylarda olduğu gibi... 

İki elleri kanda olsa bile Cumhurbaşkanlarımız yeldir yepelek her sene mutlaka Harp Okulları diploma törenine gidip mezûn Teğmenlerimize diplomalarını verirler. 

sozun dogrusu8

Fakat Asubaylığın icad edildiği 1951 senesinden beri

Asubayların diploma törenine bugüne kadar gitmeye tenezzül eden bir Cumhurbaşkanı gördünüz mü, siz?

Cumhurbaşkanlarını Asubayların diploma törenine götürmeyen kimdir acap?

Peki, bunun sebebini düşündünüz mü hiç?..

*  *  *  *  *

5. Coni ordusunda, Vietnam savaşının sona erdiği 1973 senesinden beri gönüllü askerlik vardır. Ve şu târihe kadar, gönüllü askerlik yapmak isdeyen Conilerin sayısı, ihtiyaçdan hep fazla oldu. Bir başka ifâde ile bizde olduğu gibi sokakda yakaladığı her Coni’ye zorla askerlik yapdırmıyorlar. Karşılıklı bir rızâ ve tercih söz konusu onlarda...

sozun dogrusu9Coni’nin kendi Eratına verdiği özlük haklarını şu memleketde bizim ordu verse hani beşikdeki çocuğumuz bile Er olmak isder... Şartları, imkânları, özlük hakları tatmin edici düzeyde olduğu için de gönüllü sayısı, Coni ordusunun ihtiyacından her zamân fazla oluyor. Çünkü hem muvazzaf asker olan Subaylar hem de gönüllü asker olan Erat, çil çil doların hatırına askerlik yapar. Çünkü Prusya’nın muhteşem asker kralı I. Frederick William’ın dediği gibi “Asker, midesi üzerinde yürür!”. Şartları iyi olunca da bu kez Coni Subayları, gönüllü olanların içinden kendi istediğini, beğendiğini seçiyor. Tıpkı karpuz seçer gibi... Seçilen bu gönüllü askerlerin; sürekli, şeffâf ve dikey terfi hakkı var. Bugüne kadar neşretdiğimiz makâlelerde bunları defâlarca yazdık! Gönüllü olarak askerliğe başlayan Er Coni, belli şartları yerine getirmek koşuluyla Subay, Kuvvet Komutanı ve hattâ Genelkurmay Başkanı bile olabiliyor orada. Hattâ oldular bile... 

Fakat 30 senelik meslek hayâtında bizim Asubay Memed ise bir arpa boyu dahi yol alamıyor. Asubay başla, 30 sene dirsek çürüt, ömrünü törpüle ve gene Asubay olarak emekli ol! Üsdelik maaşın da muvazzaf iken aldığın maaşa göre yarı yarıya azalır! Coni’de ise emekli maaş hesâbı basitdir; “ Subayı da Er’i de son maaşı ile emekli olur!” Bizim ordumuzda sâdece subay gardeşlerimizde olduğu gibi... Aklın, vicdânın, günümüz insan hakları ve askerlik anlayışının kabul edebileceği bir şey değil! Tam anlamıyla bir nevi kölelik bu... Genelkurmay Başkanı Hulusi AKAR, iki sene evvel şöyle dediydi; “Subay subaydır, astsubay astsubaydır. İkisinin de ayrı bir mesleği ve ayrı bir görevi vardır. Bunlar karıştırılmasın!”

Peki, “Seri Paşam!” Birbirine karışdırmayalım da!..

İkibin sene evvel doğduğu Hindistan’da bile insanların bugün artık tahammül edemediği kast düzeninden bir farkı var mı, senin söylediğin bu sözün Allah aşkına?

“Parasız askerlik” demek olan “Mükellef askerlik” şöyle dursun,

Bizdeki paralı askerliğin bugün geldiği durumu, buyurun İkinci Başkan Yaşar GÜLER’in ortaya dökdüğü incileri kendi ağzından işitelim;

Maaşı 2 katına çıkarsak da paralı askerliğe talep yok!

Zengin olsaydım ben de asker olmazdım!

Paralı asker bulamıyoruz!

Ayda 3 bin 600 lira almaları öngörüldü. Hudutta 5 yıl görev yapacak, işi bitince 63 bin TL tazminat alacak. Hiçbir masrafı yok. Küçük bir hesaba göre 250-300 bin TL kazanacak. 3 yıl boyunca çağrı yapıldı... Pekiyi kaç kişi başvurdu? 2 bin 300.

sozun dogrusu10

Bugün itibâriyle Genelkurmay İkinci Başkanlık koltuğunda oturan ve kendisi de bir Asubay çocuğu olan subay bile hâlinden şikâyetci ise şâyet

Ordumuzun “Ast” kademelerinde ezilen, horlanan; bırakın şerefli bir asker alarak muamele görmeyi, insan yerine bile konulmayan “diğerlerinin” hâli pür melâlini varın siz tahayyül edin.

Bunu da gördük memlektede...

Şu fakir milletin avuç dolusu parasını çarçur edip oraya buraya reklam veriyorlar.

Ve diyorlar ki;

Onurunla çalış, Hayaline ulaş!

Hani, vatan borcu nâmus borcu idi?

Vatan borcu dediğiniz askerliği reklamlara düşüren kimlerdir? 

sozun dogrusu11
3600 lira verdiğin hâlde asker bulamıyorsun. Ve bunun suçunu, askerlikden soğutduğunuz vatan çocuklarına atıyorsun...
Ev sahibinin hiç mi suçu yok, Allah aşkına?

Türkiye Türkiye olalı askerlik bu kadar zelil duruma düşmedi.

Aç bî ilaç sokaklarda gençliğini çürüten çocuklarımız,

İşsiz kalmak bahasına asker olmak isdemiyorsa çocuklarımızı mukaddes vatan hizmetinden soğutan kimdir?

Peki,

Ordumuzun içine düşürüldüğü bu dipsiz fesat sarmalının,

Bu “Astda” kalanın canı çıksın tutumunun,

“Biz başız; siz .ötsünüz” diyen bu tahkir edici zihniyetin sorumlusu kim?

Çocuklarının vatanseverlik hasletini yok eden subayları olan bir ordunun başka düşman neyine gerek? 

*  *  *  *  *

6. Coni Ordusunda Asubay okulu yokdur. Çünkü onlarda Asubay denen asker sınıfı yokdur. Vatanî görev için yazılan gönüllü askerlerin hepsine birden Enlisted (Gönüllü yazılmış Erat) denir. Eratın hepsi eski tâbirle Alaylıdır. Bunlardan istekli olanlar, sözleşmelerini temdit edebilirler. Bizdeki sözleşmeli Erat da çok şükür temdit edebiliyor. Tabi ki ömür boyu Er olarak kalmaya mahkûm edilerek... Fakat Coni ordusunda Erat, gerekli koşul ve sınavları vererek sürekli ve dikey olarak terfi edebiliyor. Ve Subay sınıfı demek olan “Muvazzaf” sınıfına geçebiliyorlar.

Bizde her niyeyse subaylarımız ölesiye kadar askerlik yapmak ister. 12 Eylül 1980 Zottirik Kenan darbesinden sonra ilk defâ olmak üzere ikinci ikrâmiyeyi verdiler, Subay gardeşlerimiz gitmedi...

Gene OYAK târihinde ilk defâ olmak üzere OYAK üyeliğini emeklilikde de devâm ettirmek için OYAK Kânununa milletin gözü önünde tecâvüz etdiler, Subaylarımız gene emekli olmak istemiyor!..

Subaylar hâricinde kalan “diğerlerinin” durumu ise belli... Kaçan kaçana...

sozun dogrusud3

Fakat Atlantik ötesinde hem subaylar hem de Erat için ömür boyu askerlik yapmak diye bir şey yokdur. Ne ordu askerine muhtaçdır ne de asker orduya...

Coni Eratı en yüksek derece olan E-9’a sâdece 20 senede terfi eder. Ve son maaşı üzerinde emekli olup askeriyeden çıkar... Orduya, 18 yaşında girerseniz 38 yaşında emekli olursunuz... Yeni Kânuna göre ise bizimkilerin 55 yaşına kadar çalışması bekleniyor. Bu Kânuna evet diyet kaşalotlar, kelle koltukda görev yapan askerleri memur zannediyor zâhir!..

*  *  *  *  *

7. Coni ordusunun Subay adayları “Akademi” denilen Harp Okullarında eğitilirler. Coni ordusunun Eratı da mesleğinin belli bir aşamasında “Akademi” ismi verilen ve ülke içi ve dışında hizmet veren 30 okulda eğitilirler.

sozun dogrusu12

Akademiye tefrik edilen Erat, Subaylara verilene yakın derecede eğitim alır. Akademiden aldıkları diplomalar da sivil hayatda iş bulmalarına çok yardımcı olur.

Üsdelik “İstikbâl için bugünün komutanlarını yetişdiren” bu Er Akademilerin;

Talebeleri,

Öğretmenleri

Ve tabii olarak Komutanları bile Er’dir.

Üsdelik bu akademilere Coni Genelkurmay Başkanı bile haberli ve dâvetli olarak ancak desdur ile girebilir!

Fakat bizim Genelkurmay Başkanı, AÜKH denilen okulu basar ve kendisi gibi subay olan komutanını hesâba çeker.

Ve dahi gazetede okuduğumuza göre

Sınav ile seçip aldığı Asubayı da intihara cebredebilir!..

 

sozun dogrusu13

Coni ordusunda hem Subayların hem de Eratın “Kurmayı” vardır. Fakat bizim ordumuzda Eratımız şöyle dursun, Astsubay dedikleri askerler bile “Akademide” okuyamaz. Bizim ordumuzda “Akademide” okumak hakkı, bu memleketimizin “beyaz insanları” olan subaylarımıza özgüdür. “Astsubay Üst Karargâh Hizmetleri” ismini verdikleri ve subayların markajında eğitim veren uyduruk kaydırık okul, Asubayların neyine yetmiyor ki?!!

Gazeteye verdiği mülakâtda Yaşar GÜLER bakın ne diyor;

Biz gariban çocuklarız,

Aramızda sosyete falan yoktur,

Anadolu’nun bağrından gelen çocuklarız hepimiz.

sozun dogrusu14

Evet, kendisi de Asubay çocuğu olan Yaşar GÜLER, burada doğruları söylüyor. Asubay olan babasının, çoğu Asubay gibi görevdeyken yaşadığı bütün itilmelere kakılmalara kendisi de mâruz kalmış mıdır? Bunları herhâlde en iyi kendisi bilir!

Fakat Harp Okuluna girip oranın ekmeğini yeyip suyunu içdiğinin ertesi günü “Gariban” olduğunu, “Anadolu’nun bağrından geldiğini” ve en önemlisi de “Asubay çocuğu olduğunu” hemen unutmuşdur. “Zengin olsaydı” dediği babasının Emekli Asubay olduğunu, Yaşar GÜLER kamuoyu önünde kaç kere söylemişdir? Ve daha da hazin ve acı olanı ise hakikâten “gariban” olan, hakikâten “Anadolu’nun bağrından gelen” Asubaylara efendilik taslayıp “Çaycı” yakışdırmasını yapabilmişdir. Peki, aslını inkâr edene ne denir? Bu örnek, halkın bağrından koparılan çocuklarımızın Harp Okullarında nasıl da beyin ameliyatından geçirilip aslını inkâr etmeye ve astına karşı acımasızca davranmaya zorlandığının en açık isbatı değil midir?

Bizim memleketimizde vaziyet böyle!...

İmdi dönelim Atlantik ötesine!

Coni Genelkurmay Başkanı, kendi Er’ine; “Oku, kendini gelişdir! Subay ol, benim yerime geç!” diyor. Bugünün Genelkurmay Başkanı Hulusi AKAR Kara Kuvvetleri Komutanı iken kendi Asubayına ne diyor peki? “Astsubay, Astsubaydır! Oturun oturduğunuz yerde!“ İşde, elin Genelkurmay Başkanı gevur Coni ile bizimkiler arasındaki en temel fark da budur! Otel ayısı lakaplı milletin vekili Mustafa TAŞAR’ın, pazarda içi boş file ile dolaşan anası yaşındaki Anadolu kadınına “Otlayın otladığınız yerde!” demesinden bir farkı var mı bunun, Allah aşkına?

*  *  *  *  *

8. Bugün bizim ordumuzda Asubay dediğimiz askerlerin tamamı ön lisans; yarısı da Subaylarımız gibi lisans mezûnudur. Hattâ 4 senelik lisans mezûnu olan çocuğumuza Asubay Okullarında bir de 2 senelik önlisans eğitimi verip toplam 6 senelik eğitimden sonra sen Asubay oldun diyoruz. Dünyâda eşi benzeri olmayan, işkence gibi bir şeydir bu.

Fakat Harp Okullarımızda okuyan bir başka çocuğumuza da 4 senelik eğitim verip sen Subay oldun diyoruz. Buna silâh arkadaşlığı diyenin aklından zoru vardır derim de... Bu rezâleti, bu kepâzeliği akıl ile, bilim ile anlamak ve anlatmak mümkün değildir. Üsdelik lisans mezûnu Asubayların oranı her sene artıyor. Atatürk, “Komutanlar, mâdunlarından yüksek ve âlim olmalıdır” dedi. Fakat bugünkü geldiğimiz noktada "bizim ordumuzun mâdunları, komutanlarından daha yüksek ve âlim”. Dünyâ orduları içinde tahsil düzeyi en yüksek Asubaylar Türk Ordusunda desek herhâlde yanlış olmaz! Fakat Coni ordusunun Eratının yarısı doğru dürüst okuma yazma dahi bilmez. Yüksek okul mezûnu oranı ise sâdece yüzde 5’dir. İşde sırf bu sebepdendir ki Coni’nin kendi dilinde verdiği meslek kurslarının hemen hepsinde bizim Asubaylar birinciliği toplayıp gelirler.

sozun dogrusu15

*  *  *  *  *

9. Bizim ordumuzun Subay olmayan en kıdemli askeri, Genelkurmay Başkanlığında görevlidir. Unvânı da “Genelkurmay Başkanlık Asubayı”dır.

Peki, Coni ordusu Genelkurmay Başkanlığının “Subay olmayan en kıdemli askerinin” unvânı nedir? Genelkurmay Başkanlık Kıdemli Er’idir. Dikkat ediniz, bu asker, Asubay değil fakat Er’dir. Bu “En Kıdemli Er”’in İngilizce unvânı “Senior Enlisted”dir. Bu ibâre Türkcemizde “Kıdemli Er” anlamına gelir. İşde Belgesi!..

Başka söze hâcet var mı?

sozun dogrusu16

Yukarıda tavsırını gördüğünüz Genelkurmay Başkanlık Kıdemli Er’i, özgeçmişinde yazdığı üzere, Coni Kara Kuvvetlerine “Onbaşı” (Specialist) rütbesiyle gönüllü olarak yazılmış bir Er’dir.

*  *  *  *  *

Türk askeri olarak sen kendine isder “Şah” de isder “Padişah”... Bu rütbe ve kavramlar ancak seni ilgilendirir.

Fakat

Harâm lokmasına teşne olup da

Zıkkımlanmak için misâfir olarak sofrasına oturmuş isen şâyet!

Ev sahibi Coni seni;

  • Hem sofrasında istediği yere oturtur ve sana kendi istediğini yedirtir
  • Hem de seni, kendi icâd etdiği rütbe ve kavramlar ile yaftalar!

Nasıl mı? İşde, bakınız şöyle!

Coni Avrupa Komutanlığının aşağıdaki örün sayfasında gördüğünüz üzere

2013 senesinde Genelkurmay Başkanlığımızı ziyâret eden Coni Deniz Kuvvetleri Kıdemli Eri

Bizim subaylarımızın “Genelkurmay Başkanlık Asubayı” dediği meslekdaşımız Asubay Harun AĞPAK’dan

Niçin “Genelkurmay Başkanlık Kıdemli Eri” olarak bahsetdi dersiniz?..

Bizim kendi kânunlarımızda Er, Erbaş, Uzman Çavuş ve Astsubay dediğimiz asker kişilerin hepsi

Coni’nin gözünde sâdece Er’dir.

sozun-dogrusu-dd-1

Aynı haberin devâmında Coni Deniz Kuvvetleri Kıdemli Eri’nin

Bizim “Astsubay Üst Karargâh Hizmetleri Eğitimi” ismini verdiğimiz uyduruk okuldan da “Akademi” olarak bahsetdiğine bâhusus dikkat buyurunuz.

sozun-dogrusu-dd-2

Bu iki yüzlü ve belden kıvırmalı tavırın iç yüzünü öğrenmek için

Şöyle bir dilekce gönderip sordum bu incelikleri... Bakalım ne cevâp verecekler.

KONU: Bâzı Türkce Askerî Terimlerin İngilizce Tercümesi Hakkında.

İLGİ: (a) (http://www.eucom.mil/media-library/photo/24821/fleet-master-chief-petty-officer-roy-m-maddocks-jr-spoke-with-more-than-100-students-of-the-sixth-class-at-the-sergeants-major-academy) bağlantısında münteşir haber.

(b) Deniz Kuvvetleri Komutanlığının https://www.dzkk.tsk.tr/icerik.php?icerik_id=39&dil=1 bağlantısında münteşir Kuvvet Astsubayı tanıtım sayfası.

 

(c)  4982 sayı ve 09 Ekim 2003 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânunu.

(ç)2004/7189 sayı ve 19 Nisan 2004 târihli Bilgi Edinme Hakkı Kânununun Uygulanmasına İlişkin Esâs ve Usûller Hakkında Yönetmelik.

1. İlgi (a)’da mezkûr haberde, ABD Deniz Kuvvetleri Kuvvet Kıdemli Er’i Roy M. Maddocks JR.’ın 03 Nisan 2013 târihinde Genelkurmay Başkanlığımızı ziyâret etdiğinden ve söze konu şahısın AÜKHE eğitimi alan 100’den fazla Astsubayımıza bir konferans verdiğinden bahsedilmektedir.

2. Aynı haberde Genelkurmay Başkanlığımızın;

a. “Genelkurmay Başkanlık Astsubayı” dediği Astsubaydan “Senior Enlisted Leader”,

b. “Astsubay Üst Karargâh Hizmetleri Eğitimi” (AÜKHE ) ismini verdiği okuldan da Kıdemli Er MADDOCKS’un “Akademi” olarak bahsetdiği görülmektedir.

3. İlgi (a)’da mezkûr ve yukarıdaki madde 2’de verdiğim bilgiler muvacehesinde benim suâllerim şöyledir;

a. İlgi (a)’da mezkûr haberde, “Genelkurmay Başkanlık Astsubayı” için kullanılan “Senior Enllisted Leader” ve “AÜKHE” için kullanılan “Akademi” tâbirleri konusunda Genelkurmay Başkanlığımız ne düşünmektedir?

b. Genelkurmay Başkanlığımızın;

b.1  Genelkurmay Başkanlık Astsubayı” ismini verdiği unvânın İngilizce tercümesi nedir?

b.2. “Astsubay Üst Karargâh Hizmetleri Eğitimi” (AÜKHE ) ismini verdiği okulun İngilizce tercümesi nedir?

c. Genelkurmay Başkanlığımız; Deniz Kuvvetleri Komutanlığının İlgi (b)’de münteşir örün sayfasında yapdığı gibi, Genelkurmay Başkanlık Astsubayı için kendi resmî örün sayfasında tanıtıcı bir sayfa tahsis etmeyi düşünmekte midir?

4. Yukarıda mezkûr madde 3’de tevcih etdiğim suâllerimi İlgi (c ve ç) mevzuât kapsamında cevâplamasını Millî Savunma Bakanlığımızdan saygılarımla arz ederim. 17.05.2016.

572511

Ayrıca,

Coni Genelkurmay Başkanı;

Kendi Kuvvet Kıdemli Erbaş’ına güvenip, onları yirmibin kilometre öteden kendi başına ülkemize gönderirken

Ordusunu ve kendi canını teslim etdiği Asubaylarına güvenemeyen sâbık Genelkurmay Başkanımız Necdet Bey

Yüzbin Asubay arasından seçip kendi karargâhına celp etdiği sâdece 100 Asubayını markaja alması için

İkisi karacı birisi havacı olmak üzere 3 subayını da telekulak olarak Asubayların arasına kışkışladığını fark etdiniz mi?..

Sen, kendi Asubayına güvenemiyorsan şâyet Necdet Bey,

Canını emânet etdiğin o Asubayın, sana niye güvensin?..

*  *  *  *  *

sozun dogrusud410. Coni ordusunda Subay rütbeleri, “Subay” anlamına gelen (Officer) OF rumuzu ile ifâde edilir.

Gönüllü Erat’ın rütbesi de “Enlisted” şeklinde yazılır. “E” harfi ile ifâde edilir. Enlisted kelimesi aslında rütbe değildir ve maaşa esâs teşkil eden Grade/Dereceyi gösderir.

Gönüllü Eratın derecesi; en küçük olan E-1’den başlar ve en yüksek olan E-9’da biter. Bu derecelerin hepsi de “Erat” (Enlisted)’dır.

Ülkeler arasında rütbe denkliği temin etmek üzere NATO’da ise Gönüllü Eratın rütbesi, “OR” (Other Ranks) ibâresi ile başlar. Bu rumûz, “Diğer Rütbeler” mânâsına gelir. İlk derece OR-1, son derece ise OR-9’dur. Bu sınıfa dâhil askerlerin tamamı da yukarıda izah etdiğimiz üzere, gönüllü askerlerden müteşekkil Erat’dır.

STANAG 2116’ya istinâden sâdece NATO’da kullanılmak üzere, OR-5 ile OR-9 arasındaki bölüme “Non Commisioned Officer” denir. Coni’lerin rütbesi hususunda bizimkilerin kafasının basmadığı esâs nokta, işde tam da burasıdır. Bu derecelerin hepsinin “Erat” (Enlisted) olduğunu her niyeyse görmezden gelirler. “Enlisted” kelimesini Türkceye “Astsubay” şeklinde çevirenlerin aklından zoru olduğunu, hattâ aklının olmadığını söyleyebilirim.

Fakat,

Coni’nin Erat dediği “Non Comissioned Officer” ibâresini Türkceye “Astsubay” şeklinde tercüme edenler;

Ya câhildir, bunu anlarım...

Ya da gâfildir ki işde, burada ciddî bir niyet ve zihniyet meselesi var demekdir...

*  *  *  *  *

Otomobil sanayiinde kabul görmüş çok doğru bir veciz vardır; “Mercedes ve diğerleri

Bu veciz sözün arkasındaki müşahhas hakikât, askerlikde de aynen variddir.

Şöyle ki;

NATO üyesi ülke ordularının kendi iç hizmetlerine göre tasnif ve teşkil etdikleri elvan çeşitli allı morlu asker sınıfları,

Bir andlaşma ile NATO’da belli kurallarda eşitlenir. Bu andlaşmanın ismi STANAG 2116’dır.


 

STANAG 2116

NATO standardization agreement

(Edition 5)

NATO codes for grades of military personnel

     Annexes : (Ekler)

A. NATO Codes for Officer Personnel Army

A. Subay Askerlerin NATO Rumûzu

 

B. NATO Codes for Non-Officer Personnel Army

B. Subay Olmayan Askerlerin NATO Rumûzu



Yukarıdaki şu çerçevenin içinde gördüğünüz üzere

Ve dahi

Tıpkı Coni ve Tomi Ordularında olduğu gibi,

Coni ve Tomi’nin teşkil etdiği NATO ordusunda da iki sâdece sınıf asker vardır;

  1. Subay

  2. Subay olmayan (Diğer Rütbeler)

*  *  *  *  *

Sen;

  • Kendi memleketinde,
  • Kendi ordunda,
  • Kendi sınıfına ve kendi rütbene ne dersen de!

Bu konular ancak senin memleketinde, senin ordunda ve sâdece seni ırgalar!..

Lâkin,

Nerede olursa olsun; NATO bayrağı altında içtima eylediğin dakikada

Sen susarsın!

Ve dahi

Coni ve Tomi'nin beygiri osdurur!

Neticeten;

a. Enlisted,

b. Other Ranks,

c. Petty Officer,

ç. Non Comissioned Officer

Kendi askerî mevzuâtında kullandığı bütün bu tâbirlerden Coni, sizin “Subay” değil fakat “Er” olduğunuzu anlar. Bu tâbirlere “Asubay” anlamı yüklemek sâdece bize özgüdür. Fakat bizim bu düşüncemiz Coni’nin nazârında hiçbir şey ifâde etmez. Ve züğürt tesellisinden başka bir işe de yaramaz. Çünkü her millet kendini, kendi değerleriyle, kendi kelime dağarı ile târif eder.

Tabiat kânunudur; Oyunu kim kurarsa, kuralını da o koyar!

NATO dediğimiz uluslararası askerî teşkilâtı tesis eden de bu teşkilâtın kuralını koyan da Coni’dir.

sozun dogrusud5NATO görevindeyken derecem OR-7 idi. İşde, sağ tarafda gördüğünüz üzere; Türk Asubayı olarak, bayrak töreninde Er Coniler ile birlikde defâlarca bayrakdâr oldum... Kendi bayrağımı taşımak benim için şereflerin en büyüğüdür, o başka! Fakat diğer ülkelerin OR-1, OR-2’leri ile birlikde yapdım bu görevi. Coniler için bir tuhaflık yok bu işde. OR-1 ile OR-9 arasında uygulamada hiçbir fark yokdur. Çünkü bu derecelerin hepsi Eratdır. Bana bu görevi veren kişi de aynı karagahda görev yapdığımız Türk Subayımız idi.

NATO’da yardımcı oyuncuyu oynayan bir “Er” olarak söylüyorum!.. Coni’nin kurduğu bu NATO oyununda, bizim ordumuza biçilen görev de Coni’nin uygun gördüğü “yardımcı oyuncuyu” oynamakdır. NATO görevine tefrik edilen subaylarımız da bu hakikâti bal gibi bilirler. Fakat esen yele göre ve işlerine nasıl gelirse öyle anlarlar. Bizzat kendim defâlarca şâhid oldum! Ne hazindir ki kimisi yutkunarak, fakat çoğu da “gönüllü” teslim olurlar bu hakikâte!..

Kendimizi avutmayalım!

Coni’de iki sınıf asker vardır; Subay ve Er.

Hangi ülke olursa olsun Subay olmayan her askeri Coni, “Er” olarak telakki eder.

NATO’da rütbeleri tefrik eden STANAG 2116’ya göre,

Aslında bizim Genelkurmay Başkanlığımız da kendi Asubaylarını NATO’ya Erat olarak beyân ediyor.

İşde isbatı.

Erlerimiz, Uzman Erbaşlarımız ve Asubaylarımızın hepsi “Erat” torbasının içinde bir arada...

sozun dogrusu17

 

Genelkurmay Başkanlığımızın NATO’ya beyân etdiği yukarıda gördüğünüz İngilizce çizelgenin,

Türkcesi de şöyle oluyor;

sozun dogrusud8

sozun dogrusud2

İşde, burada gördüğünüz üzere,

Subay gardeşlerimiz hâricinde kalan “diğer askerlerin” hepsini bu torbanın içine tepmişler!..

Üsdelik Genelkurmay Başkanlığımız,

Yukarıda gördüğünüz çizelge torbasına hukûkî dayanak olarak da TSK İç Hizmet Kânununu gösdermiş.

Peki, TSK İç Hizmet Kânununda böyle bir sınıflandırma var mı, Sayın Başkanım?..

Ne diyelim, helâl olsun vallahi...

Uydurdukları bu nenni ile de son 65 seneden beridir bizi uyutmuşlar!

Ya da biz uyumuşuz!..

Bu alavere dalaverede kim, kimi kandırıyor acap?..

sozun dogrusud7

*  *  *  *  *

Sayın Subay gomutanım, sen kehellik etmeyip tomar tomar Kânunlar tertiplemişsin!

Ve demişsin ki;

Astsubay dediğiniz uyduruk asker sınıfı, 5802 sayılı Kânuna tâbi,

Uzman Erbaşlarımız, 3269 sayılı Kânuna tâbi,

Sözleşmeli Erlerimiz, 6191 sayılı Kânuna tabi,

Vatan görevini yapan Er’imiz, 1111 sayılı Kânuna tâbi...

Ve sen, her biri ayrı Kânunlara tâbi bu 4 ayrı asker sınıfının hepsini bir torbanın içine dolduruyorsun!

Ve hemen koşup gidip Coni’ye tekmil veriyorsun!

Ve bu askerlerin hepsi de “Erat” diyorsun...

Ve M.S.B. ve Genelkurmay Başkanlığında oturan sizler;

Bayramda, seyrânda,

Ve hele de

Şehit tabutunun başında tesbih dânesi gibi saf saf dizilip

Ve o şehide “olmayan hakkınızı” helâl ederken,

Kahraman Asubayım, benim diyerek timsah gözyaşları döküyorsun!...

*  *  *  *  *

Hulâsa; motorlu araç dünyâsında meşhur bir söz vardır; Mercedes ve diğerleri...

Bu sözü askerliğe uyarlar isek şâyet,

Coni ordusunda da iki sınıf asker vardır;

a. Subay

b. Er

Kimi Subaylarımızın ağzını domaltarak “Arkadaşlar! Biz, bir aileyiz” demesine hangi Asubay inanıyor acap?

sozun dogrusud6

Doğru yargı ve doğru karâr, ancak doğru bilgi üzerine inşâ edilebilir. Bu cümleden olmak üzere; doğru yargı ve doğru karâr verebilmek için bizim ordumuzda ve Coni ordusunda mevcut askerî teşkilât, yukarıda verdiğim bilgiler ışığında değerlendirilmelidir.

Yalancının Mumu’nda teşhir etdik!

Askerî Cezâ Kânununda Gedikli Erbaş tâbiri hâlâ duruyor! Kasden ve bilerek iptâl etmediler!

Sözün doğrusu;

Hem bugünkü Askerî Cezâ Kânununa göre,

Hem Coni nazârında,

Hem de kendi subaylarımızın nazârında 

Asubay dedikleri biz askerler aslında Erat’ız vesselâm!..

brove





Şükrü IRBIK 

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.


Okumak için resimleri tıklayınız.


Beterin Beteri

beterin-beteri





Asubay mısın, Er misin?

asubay-misin






Açık Mektup!

acik-mektup

Yayınlandığı yer ESKİ TÜFEK

 

 TAZMİNATLAR

Ülkemizi korumak için, canı ile çalışan askerler ile alakalı tazminatlar, maaşlar ve son zamlar hakkında açıklamalar yapıldı.

Tazminatlara bakacak olursak;

Ohal Bölge Tazminatı:  1460 TL,

Komando Tazminat :  200 TL,

Balık Adam Tazminatı : 450 TL,

Bomba İmha Tazminatı : 700 TL,

MAK Brove Tazminatı : 500 TL,

Asayiş Tazminatı : 450 TL,

 ve Yabancı Dil Tazminatı : 61 TL, olarak belirlenmiştir.

Tazminat bölümünde söz konusu olan, Yabancı Dil tazminatını, KPSS sınavına girip gerekli puanı tutturarak alabilirsiniz.

 Bu tazminatlara ilave olarak, evli olan askeri personele, 177 TL Aile Yardımı, her çocuk için ise 48 TL çocuk yardımı verilmektedir.

ÇALIŞAN VE EMEKLİ SUBAY MAAŞLARI

TSK’da görev yerleri ve aldıkları tazminatlar ile birlikte subay maaşları farklılık gösterir.

Örneğin, Kara Kuvvetleri Komutanlığında görev yapan subaylar, doğu da, yani 1. derecede kritik illerde (Hakkari,Şırnak,Van,Tunceli……vb) 1250 TL normal maaşlarına ilave olarak tazminat alırlar. Ancak bazı kişilerin bildikleri gibi, bu tazminat çift maaş niteliğinde değildir.

2014 yılı mezunu, bir teğmenin aldığı maaş 3254 TL civarındadır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin görev yapan subayların maaşları, farklı rütbelerde yani kıdem arttıkça maaşta yükselmektedir.

002 SUBAY

Kara Kuvvetlerinde, komando birliklerinde görev yapan subaylar ise; komando tazminatı alırlar. Bu tazminat ise yaklaşık 400 TL.dir. Bir de, Türk Silahlı Kuvvetlerinde bütün subay asssubayların mecburi üyeliği bulunan Oyak'a maaş kesintisi mevcuttur.

 

Kısacası, subay maaşı olarak kıt’aya yeni çıkan bir teğmen, Hakkari’de görev yapmakta olsun. Birliği de komando birliği diyelim. Alacağı maaş yaklaşık olarak 4.500 TL civarlarındadır.

Subay maaşları da,  657 sayılı devlet memuruna tabii olduğundan, devletin verdiği Ocak ve Temmuz ayında iki kez zam almaktadırlar.

  ÇALIŞAN VE EMEKLİ ASSUBAY MAAŞLARI

Assubay maaşları, görev yaptıkları Kuvvetin Kara, Hava, Deniz,Jandarma) tazminatlarına göre ve kendi almış olduğu kurs vs. tazminatlara  göre değişim göstermektedir. Kara Kuvvetleri Komutanlığında bulunan komando tazminatı, Hava Kuvvetleri Komutanlığında bulunan uçuş tazminatı vb. gibi tazminatlar, assubaylar arasında maaş farkı yaratmaktadır.

Assubay maaşları da, çalışılan yıla göre yani kıdeme göre artış gösterir. Aynı zamanda 657 sayılı devlet memurları maaşları ile birlikte verilen yıllık maaş zammı Assubaylara da yansımaktadırlar.


001 ASSUBAY MAAŞ ÇALIŞAN - EMEKLİ 2015 - Kopya

 

2015 yılı Temmuz zammı ile birlikte Assubay Çavuş maaşı 2694 TL. (tazminatsız, aile yardımı ve çocuk yardımı almadan). Assubay Üstçavuş 3048 TL, Assubay Başçavuş 3299 TL. ve Assubay Kıdemli Başçavuş 3591 TL. civarındadır. Diğer rütbeler arasındaki maaş farkı 50 ile 80 TL arasında değişmektedir.

 

UZMAN ÇAVUŞ VE UZMAN ERBAŞ MAAŞLARI

Uzman Çavuşların da, maaşları görev yaptıkları Kuvvet ve birime göre özel tazminatlar içermektedir. Örneğin Amfibi Komando Tugayında görev yapan bir Uzman Çavuş Amfibi Komando Tazminatı almaktadır, Doğuda Görev yapan bir uzman çavuş ise Ohal bölge tazminatı almaktadır. Doğu ve Batıya göre görev yaptıkları birliğe göre maaşları değişmektedir. Evli eşi çalışmayan, bir Uzman Çavuş Aile Yardımı ve çocuk yardımı almaktadır. 

uzm

 

Uzman Çavuşların Aile yardımı 177.30 TL. Çocuk Yardımı ise 45 TL. olarak 2015 Temmuz Ayında Belirlenmiştir.

2016 Uzman Çavuş maaşları ise 2606 TL. ile 4500 TL. arasında değişmektedir Yukarıda belirttiğimiz kriterler doğrultusunda değişiklik göstermektedir.

Uzman Onbaşı maaşları ise, bu tutarlardan 50 60 TL civarında düşüktür.

SÖZLEŞMELİ ER MAAŞLARI

Sözleşmeli Er’lerin Maaş artışları ise Hizmet yılına göre değişiklik ve artış göstermektedir. Doğuda görev yapan Sözleşmeli Er’ler ila Ohal Bölgede görev yapan Sözleşmeli Er’ler arasında çok büyük miktar’larda Farklar görünmektedir.

– HİZMET YILI: 1  Maaş: 2.100 – 3.596 TL.

– HİZMET YILI: 2  Maaş: 2.168 – 3.697 TL.

– HİZMET YILI: 3  Maaş: 2.228 – 3.698 TL.

– HİZMET YILI: 4  Maaş: 2.287 – 3.857 TL.

– HİZMET YILI: 5  Maaş: 2.347 – 3.928 TL.

– HİZMET YILI: 6  Maaş: 2.407 – 3.988 TL.

– HİZMET YILI: 7  Maaş: 2.466 – 3.999 TL.

Sözleşmeli Er Maaşlarına ilave olarak, Yüksek miktarlarda ikramiyelerde verilmektedir. Sözleşmeli Er’lerde 657 Sayılı Devlet Memurları gibi, yılda Ocak ve Temmuz ayında olmak üzere 2 defa zam almaktadırlar Genellikle Bu zam dilimlerinde %3'lük bir oranla maaşlarında artış göstermektedirler.

 

2016'DA MAAŞLAR NE KADAR OLACAK?

İşe yeni başlayan bir vatandaşın maaşı, yardım tazminatları ile birlikte Ocak ayı dahil; 2.150 TL’ye, Temmuz ayında ise 2.260 TL. olacak.   

Hükümetle Memur-Sen arasında 2016 yılı için zam oranını, %6 + %5 olarak anlaşmasına müteakip, zamlı maaş hesapları yapılmaya başlandı. Hürriyet gazetesi yazarı Hacer Boyacıoğlu’nun haberinde 2016 yılı için memurların alacağı maaş çizelgesi yer aldı.

Hükümet ile Memur sendika temsilcilerinin imzaladıkları toplu sözleşme ile memurlara 2016 yılı için verilen %6 + %5 zam, 2016 yılında işe yeni başlayacak hizmetlinin sosyal yardımlar ile birlikte alacağı maaş ocak ayında 2.151 TL’ye, temmuz ayında ise 2.259 TL’ye çıkarılacak.

 Yapılan bu zamlardan da memur emeklileri faydalanacak. Ayrıca bu anlaşma ile 2016 yılı içerisinde emekli olacak memurların ikramiyelerinde 3.765 TL artacak.

2016 yılında kim, ne kadar zamlı maaş alacağı belli olan çizelge aşağıda belirtilmiştir.

 

Adsız

 

Kaynak: Hürriyet/ Memur24

Yayınlandığı yer MUHALİF KÖŞE

5802 sayılı ve

1951 tarihli Astsubay Kânun’unun ışıltılı sularında

Sazan balığı arayan Evvel’den Âhire Işıltılı Yansımalar ismiyle mâruf

5 tefrikalık makâlemizin hitâmına nihâyet vâsıl olduk!

Son ve beşincisi olan bu bölümümüze mürekkep üflemeden önce

Şâyet iltifat buyurursanız

İlk dört bölümde hangi konuları fâş eyledik, bir görelim can dostlarım!

Birinci bölümde;

  • 5802 sayılı Astsubay Kânun’u Meclis’de müzâkere edilirken “Gedikli Erbaş” dedikleri askerlerden bir kişiyi dahi Meclis’deki toplantıya kimsenin davet etmediğini açıkladık.

İkinci bölümde;

  • “Astsubay” kelimesinin, askerî mevzuâtımıza ilk defâ duhûl eylemesinden bahsetdik.

Üçüncü bölümde;

  • “Asubay” kelimesine ‘s’ ve ‘t’ harflerinin ilişdirilmesini ve
  • Bugün “Astsubay” olarak bilinen biz asker kişileri nitelemek için “Assubay” kelimesinin askerî mevzuatımızda hiçbir zaman kullanılmadığını cümle âleme ilân etdik.

Dördüncü bölümde;

  • 5802 sayılı Astsubay Kânun’u ile Asubayların o tarihde 1 sene olan eğitim seviyesinin 2 seneye yüksetilmesine karar verildiği konusuna ayna tutduk.

Bu Kânun’u sabır ile un eyleyip kalburda eledik, eledik, eledik...

Ve

Turpun en irisini heybeye değil

Fakat

Şu anda kıraat etdiğiniz işbu bölüme sakladık!

Makâle külliyâtımızın sonuncusu ve beşincisi olan bu bölümde ise evvel Allah;

  • 5802 sayılı ve 1951 tevellütlü Astsubay Kânun’u ile Astsubay unvanı verilen askerlerin;
  • “Subaylığa yükselmesi” şartına ve
  • Tam maaş ile emekli hakkının gasp edilmesine mercek tutacak
  • Ve son olarak da bizden gasp edilen hakkımızı geri isteyeceğiz.

*  *  *

Bugün Astsubay unvanıyla bilinen asker kişilere yapılan haksızlıkları keşfetmekle bitiremedim. Bulduklarım elimde… Henüz bulamadılarım kim bilir nerede?..

Ben yazmaya çalışıyorum. Sizler de hayretle okuyup şaşırıyorsunuz.

Fakat Astsubaylara yapılan haksızlıklar silsilesinin

Bugüne kadar bulduklarımdan daha fazla olduğundan hiç şüphe etmiyorum.

Beşincisini okuduğunuz Evvel’den Âhire Işıltılı Yansımalar tamgalı işbu tefrikamızda

Şu satırlara kadar okuduğunuz bilgileri sâdece bir bölümlük bir makâlede anlatırım sizlere diyerek başladım çalışmaya...

Okudukca çoğaldı,

Buldukca üredi,

Yazdıkca uzadı...

Beş, on, yirmi, otuz, kırk…

Bu bölümü bu kadar uzatmak istemezdim.

Lâkin bulduklarımı yazmazsam mesleğime haksızlık, meslekdaşlarıma da saygısızlık etmiş olurdum.

Meseleye bu saik ile temâs eden Eski Tüfek

Hasretle ol şeb gâh uyuyup gâhi uyanırken

Mebzul miktarda kuyruk yağı bulmuş gedâ kasab misâli

Mürekkebi üflemekde pek cömert davrandı sizin anlayacağınız…

Bu bölümü emekliassubaylar.org konağında

Sayın Semih KOÇ

Bakalım kaç sayfada iskân edecek.

Övüneceğimiz, sevineceğimiz bir şeyler bulmak umudum hâb-ı hayâl oldu. Neşve aradıkca nâmertlik çıkdı karşıma.

Hâl böyle olunca da

Derdi dağları aşan Şâir Âli Efendi’nin o bildik beyiti zihnimde cezbeye tutulup

Vecd ile raksetmeye başladı göynümüm köşe bucaklarında;

Neşve tahsil etdiğin o sâgâr da senden gamlıdır,

Bir dokun, bin âh işit kâse-i fağfurdan…

Şâir, dokunur dokunmaz sâgâr inlemiş ya!

Astsubayların meselesi de işde aynı minval üzere…

Hattâ bizim dertlerimiz,

Daha dokunmadan dertli dertli inileyiveriyor!...

*  *  *

Allah sıhhatli ve uzun ömürler versin kendisine...

Mevlâna Hazretleri diyârından muhterem büyüğümüz

Hava Emekli Astsubayı Sayın Tayyar YILDIRIM ile bugüne kadar 4 kere buluşmak imkânım oldu Seymenler şehrinde.

Bu sene üçüncüsünü kutladığımız 17 Ekim Dünya Astsubaylar Günü faaliyetleri kapsamında

Başkanımız Sayın Ahmet KESER’in yerlisinden yabancısından yaklaşık 750 misafirin şerefine verdiği kabulde bir araya geldik Tayyar Bey ile...

Kısa bir hasbıhâlden sonra evvelki buluşmalarımızda mûtad olduğu üzere gene şöyle sitem eyledi kendisi bana;

İyi güzel de Şükrü kardeşim! Yazıların çok uzun!.. Biraz daha gayret etsen hani! Makâleyi yazdığın kağıdın bir ucu tâ Konya’ya erişecek! Kısa tut da şunları Allah aşkına, herkes okusun!

TEMAD Konya İl Başkanımız Sayın YILDIRIM’ın bu tavsiyesinin başımızın üstünde yeri var elbetde. Kendisinin yazdıklarını okudum tek tek. Hakikâten Tayyar Bey kısa, kolay okunan ve çok lezzetli yazılar yazabilmiş! Bunu yapabildiği için de huzurlarınızda kendisine hayranlığımı ifade edeyim müsaadenizle...

Eski Tüfek,

Evvel’den Âhire Işıltılı Yansımalar hüviyetli muhammes işbu makâlemizde

186 seneden beri öksüz kalmış bir mevzuya el atdı kendileyin.

Biricik kellesini koltuğuna alıp vatan hizmetine koşan iki sınıf askerden birisi olan Subaylarımız

186 seneden beri tam maaş ile emekli olmayı kendine hak bellemişken

Biricik kellesini koltuğuna alıp

Aynı vatanın hizmetine koşan öteki(!) sınıf asker olan biz Astsubyaların tam maaş ile emeklilik hakkını

Birileri tam 64 sene evvel gasbetmiş!

Bu haksızlığa, bu vefâsızlığa, bu kadirbilmezliğe, şu şerefsizliğe sebep olan ve imzâ atanlar hakkında yazılacak bir makâleye

Söyler misiniz Sayın YILDIRIM,

Vicdâni ahlâk,

Silâh arkadaşlığı,

Allah korkusu şöyle dursun

Kâğıt mı yeter,

Mürekkep mi?..

*  *  *

5802 sayılı Astsubay Kânun tasarısı 1951 senesinde komisyonda müzâkere edilirken yapılan konuşmalarda bir emâre göremedim. Fakat söze konu Kânun’un kabul edildiği yıllarda Türkiye’nin NATO’ya girmesi için çoğu siyasetci ve Subay yaltakcıların şahsî menfaatleri için gizli kapaklı tezgâhlar çevirdiğini söylemeye hâcet yok!

Hâl böyle olunca da gıçına bile Amerikan donu giymeye müptelâ Conisever Subaylarımız

Ordumuzun teşkilât yapısında köklü bir değişiklik yapdılar.

Buradan varmak istediğim netice şudur. Türkiye’nin NATO’ya üye olmasıyla birlikte ordu teşkilâtımızın da Coni’nin rahatlıkla nüfuz edebileceği ve kullanabileceği şekilde tanzim edilmesi gündeme geldi.

Silâhından, kıyâfetinden donuna, çorabına, şapkasına kadar; hattâ uygun adım yürüyüşüne kadar Coni’ye öykünen subaylarımız askerî mevzuâtımızı da Coni’ye uydurmaya yeltendi. Astsubay Kânun’u konusunda da bu hâkikatler ayniyle vâkidir. Şöyle ki 1951 senesinde çıkartılan Astsubay Kânun’unun esâsını ve ruhunu Coni’nin askerî mevzuâtından aldığı ayan beyan ortadadır.

Eşit fırsat, şeffaf rekâbet, sürekli ve dikey terfi temeline oturtulan Amerikan askerî teşklilâtının 5802 sayılı Astsubay Kânun’una kısmen yansıdığını komisyondaki konuşmalardan anlıyoruz.

Şöyle ki; Millî Savunma Komisyonunun hazırladığı Kânun Tasarısında o zamanlarda “Gedikli Erbaş” dedikleri asker kişilere yeni bir unvan olarak “Gedikli Küçük Zabit” ismi verildi. Astsubay sınıfının olmadığı Amerikan ordusunda bu tâbir, Warrant Officer ibâresinin kaba bir tercümesinden başka bir şey değildir. Warrant Officer’lik unvanı, bilindiği üzere bizdeki astsubayların üstünde, subayların altında bir konumdadır. Dikey terfi silsilesi içinde Gedikli Erbaş Coni’lerin terfi edebileceği bir unvandır.

Düşünebiliyor musunuz, 1951 senesinde ordumuzda astsubayların subay olması öngörülüyor. Ve 5802 sayılı Astsubay Kânun’u için işde Genelkurmay Başkanımız bu maksatla T.B.M.M.’deki vekillerden rey istiyor.

Astsubay Kânun’u Meclis’de müzâkere edilirken vicdân, akıl ve şeref sahibi hamiyyetperver vekiller de yok değildi elbetde. Kendisi emekli bir subay olan Elazığ mebusu Sayın M. Şevki YAZMAN, kânun müzâkere edilirken Meclis’de şu önemli açıklamayı tarihe şerh düşdü;

images02 

Emekli subay Sayın YAZMAN,  o vakitlerde “Gedikli Erbaş” denilen ve “Astsubay” unvanı verilen asker kişilerin

Terfi ederek mutlaka “Subaylık” mertebesine yükseltilmesi şartını Meclis’de mertce ve açıkca söyledi.

Bugün itibariyle hâlâ T.B.M.M. milletvekili sıfatını taşıyan;

  • Şeyinin şeyini şey etdiğimin Arınç’lı Bülent’in 2009 senesinde; “İyi ki bu generallerle savaşa girmemişiz!” dediği, (1)
  • Batum’lu Süheyl’in 2012 senesinde “Kâğıtdan kaplan”’a benzetdiği (2)

Ordumuz

Bugün hâlâ ayakda durabiliyorsa

İşde bu

Sayın Şevki YAZMAN gibi mert, dürüst, şerefli, yiğit, vefâlı, nâmuslu, sözüne sâdık, vatansever subaylarımız sâyesindedir. Bu nitelikleri haiz subaylarımızın ordumuzdaki sayısı herkesin bildiğinden bile çok fazla, biliyoruz!

Hepsine selâm olsun!..

Gönlümüz, ruhumuz ve yüreğimiz onlarla...

*  *  *

Meclis’de müzâkere edilen kânun tasarısında Astsubay unvanı verilen askerlerin

Belli bir süre görev yapdıkdan sonra  muhakkak “Subaylığa” yükseltilmesi gerektiği konusunda

Zamânın Başbakanı rahmetli Adnan MENDERES de kendi şerhini açıkca ortaya koydu.

Bu maksatla Meclis Başkanlığına takdim etdiği Kânun Tasarısında bu konuda bakınız Sayın MENDERES neler dedi;

images03 

Gördünüz, okudunuz ve anladınız, değil mi?..

Zamânın Başbakanı Sayın MENDERES

Astsubay Kânun’unu yukarıdaki tasarıda okuduğunuz bu şart ile imzâladı.

Ne diyor Sayın MENDERES? “Astsubayların subaylığa yükseltilmeleri esas olarak alındığından ...

Fakat Kânun’un bu hükmünü Genelkurmay Başkanlarıı hiçbir zamân işletmedi.

Astsubayların belli bir süre görev yapdıkdan sonra subaylığa terfi etmesine imkân verecek iç düzenlemeleri

Zamânın Genelkurmay Başkanı Org. Mehmet Nuri YAMUT yapmadı.

Kendisinden sonra görev alan halefleri de bu Kânun kabul edildikten sonra kasden yapmadı.

Ve Kânun’u bu yönüyle kelimenin tam anlamıyla iğdiş etdiler.m-nuri-yamut

Astsubaylık tarihinde Astsubaylara şu tarihe kadar en büyük kötülüğü yapan kişi,

Sağ tarafınızda tavsırını gördüğünüz işde şu subaydır.

Zottirik Kenan bile ikinci sırada gelir!..

Kendisine birinci sırada yer tutan bu subay;

  • 5802 sayılı Astsubay Kânun’unun en temel şartı olan “Astsubayları Subaylığa yükseltme” emrini yerine getirmedi. Ve bu hususda T.B.M.M.’yi ve Başbakan MENDERES’i alenen kandırdı.
  • Astsubayların “tam maaş” ile emekli olmak hakkını gaspeden de gene aynı subaydır...

Ordu içine çöreklenmiş korkak, haysiyetsiz, yüreksiz ve maslahatcı üç beş subay

Kendilerini astsubaylar ile çetin bir rekâbetden korumak için bu Kânun’u delinmez bir zırh olarak kullandı.

Subay ismini verdikleri sahte cennete kendilerini kapatıp kapısını da sıkıca kapatdı. Arkasından kilitledikleri bu sahte cennetin kapısını bugüne kadar kimseye açmadılar.

Bu sahte cenneti, silâh arkadaşları olan astsubaylar ile paylaşmayı hazmedemeyen bâzı subaylar

Daha güçlü, sürekli, dikey ve şeffaf rekâbet imkânı veren, birlik ruhu daha kuvvetli, çalışma şevki ve harp etme azmi yüksek bir ordu teşkil edilmesine bugüne kadar bilerek ve isteyerek engel oldular.

Ordumuzun bugün itibariyle içine yuvarlandığı fesat uçurumuna bakıldığında bu subayların başarılı oldukları gün gibi ortada duruyor.

*  *  *

Mahkemedeki ifâdesinde inkâr etse de Başbakan Sayın Adnan MENDERES’e atfedilen bir söz vardır. “Ben orduyu, Astsubaylar ile de idâre ederim!” dediği söylenir. Astsubay Kânun’una karşı gösterdiği müspet ve şefkât dolu bu tavrına bakılırsa rahmetli MENDERES’in böyle bir söz irâd etmiş olması da gâyet muhtemel görünüyor.

Kimbilir!..

Rahmetli MENDERES belki de kimi subayların kendisine karşı beslediği hasmâne tutumu hissetmiş ve böyle bir Kânun hazırlamışdır.

Olamaz mı?

1951 senesinde meriyyete giren 5802 sayılı Astsubay Kânun’u madde 20’de bakınız neler yazıyor.

images05 

Makâlemizin önceki bölümlerinde defalarca ifâde etdik. Astsubay Kânun’unun temelinde, astsubayların belli bir süre görev yapdıkdan sonra subaylığa terfi ettirilmesi şartı vardır. Astsubay Kânun’unun yukarıda gördüğünüz maddesinde 1951 senesinde bu hak teslim edidi ve kararlı bir şekilde kânun’a işlendi.

*  *  *

Yukarıdaki sayfalarda şu dakikaya kadar görüp okuduğunuz üzere

5802 sayılı Astsubay Kânun tasarısındaki Gerekce ve  Kânun metninde

Astsubayların belli bir süre görev yapdıkdan sonra subaylığa yükselmeleri esâs alınmış idi.

Fakat bu kânun meriyyete girdikten sonra 27 Mayıs 1960 subay darbesi vurdu Astsubayları bu kez.

Darbeci subaylar aşağıda gördüğünüz 926 sayılı TSK Personel Kânun’u ile 1967’de önce Astsubay Kânun’unu ilgâ etdiler.

images06 

Zamânın darbeci Genelkurmay Başkanı Org. Ahmet Cemal TURAL bu kânun’a “ince bir balans ayarı” yapdı. (3) Bu ayar ile Astsubayların Subaylığa yükselmesini sözde yeni esâslara bağladı. Bir başka ifâdeyle astsubayların Subaylığa yükselmelerinin önüne aşılmaz bir duvar ördü.

Bütün bunların üsdüne bir de tüy diken Aristo’cu subaylar

1935 senesindeki 2 sınıflı teşkilâtdan

Sanki marifetmiş gibi

1961 senesinde 3 sınıflı ordu teşkilâtına yöneldiler...

Kendi sınırları içine hapsedilen ve dikey terfi imkânı bulamadığından cinnet geçiren Astsubay zümresinin yanına

Mağdur edilmiş ikinci bir sınıf olarak bu kez de Erbaş’ları dahil etdiler.

images07 

Yakın zamanlarda teşkil etdikleri Sözleşmeli Subay/Astsubay/Er sınıfları ile de ordumuzdaki bölünmeye zirve yapdırdılar.

Muvazzaf asker sınıfının sayısı böylece 2’den 6’ya yükseltildi. Fakat subaylar hariç diğer sınıfların hepsi gene kendi rütbe ve sınıflarının içine hapsedildi. Kendi dertleriyle başbaşa bırakıldı.

Mesleğe Astsubay başla, Astsubay bitir.

Erbaş olarak asker ol, Erbaş olarak emekli ol...

Hindistan’da bile artık çökmeye yüz tutan kast düzeninden ne farkı var bunun?

Daha çok sınıf, daha çok ayrışma, daha çok dert...

Bundan daha güzel “Divide E Impera” olabilir mi?

Aristo bile bu kadarını hayâl edemezdi.

*  *  *

Ve “bir hak ver fakat karşılığında en az ve mutlaka bir hak geri al!” ilkesi gene tekerrür etdi.

Yukarıdaki kânun sayfalarında gördüğünüz üzere

Erbaş’lıkdan Astsubaylığa terfi(!) ettirilen asker kişilerin elinden bu kez de Subaylığa yükselme hakkı geri alındı.

Böylece;

  • 5802 sayılı Astsubay Kânun’u ile Astsubaylara 1951 tarihinde verilen Subaylığa yükselme hakkı
  • Darbeci subayların kabul etdirdiği 926 sayılı TSK Personel Kânun’u ile 1967 senesinde gasp edildi. Subaylığa terfi etmek için kapılarını çalan cesur Astsubayları karşılarında gören bu gomutanlarımzın ağızları şart-şurt dedi, dübürleri cart-curt etdi...

Aşağıda gördüğünüz 1967 tarihli kânun mucibince

Subay olmak isteyen Astsubayın önüne 4 şart konuldu...

images-08 

*  *  *

TEMAD’a verdiği 04 Mayıs 2012 tarihli e-muhtırasında Necdet Bey,

Subaylığa geçiş miktarının” “%15’den %25’e” çıkartıldığını” yumurtalamışdı.

images09 

Beyim,  muhtırada bahsetdiğin

 %15 rakamı ne idi ki?

 %25 dediğin rakam ne oldu?

Söyle de bilelim!..

Bermutâd,

Necdet Bey söylemedi!

Fakat ben sual yolladım kendisine...

Ucu gırmızı mumlu bir istidâ gönderip

Dedim ki;

images10 Tam 21 gece ve 22 gündüz düşündükden sonra

Hemen aşağıdaki çerçevenin içinde siyah beyaz vesikalık tavsırını gördüğünüz Necdet Bey

Şöyle bir cevâb yolladı bana.

images11 

*  *  *

Subay olarak sen tâ 1826 senesinden beri “tam maaş” ile emekli oluyorsan

63 seneden beridir neredeyse “çeyrek maaş” ile emekli etdiğin Astsubayların

Hâlinden memnun olmasını bekleyemezsin!

Hayat denen mefhum

Hakikâtler üzerinde devinir.

Leylek lakırdısı

İnsan eylemez!

Tekeden teleme çıkartmaz,

Karın doyurmaz!images12

Geniş garınlı

Goca mideli

Geri kafalı siyâsetci ağzıyla sıkılmış palavradan öte bir mânâ ifâde etmez.

Nefes soluduğumuz şu 2014 senesi itibariyle ordumuzda

Astsubayların subaylığa yükselmeleri için

Değil bu engelleri aşmaları

Ağızlarıyla angıt guşu tutmaları bile yeterli olmayacak bundan kelli.

Astsubayların Subaylığa yükselmesini Genelkurmay Başkanları o kadar zorlaşdırdı ki.

Subay olmak için Astsubaylardan istenen şartlar” listesine

Bu kez de “subay olmaya engel hâller” listesini eklediler.

Harb okuluna girişde aradıkları koşullardan bile daha fazlasını

Subay olmak isteyen Astsubayların önüne koyuyorlar.

Astsubaylıkdan subaylığa terfi şartlarını düzenleyen 926 sayılı TSK Personel Kânun’unun 109’uncu maddesinde;

  • Subaylığa terfi şartları 1967 senesinde sâdece 4 cümleden ibaret idi.
  • 2014 senesine gelindiğinde bu şerâitin sayısı bir sayfayı ve onlarca maddeyi çokdan aşıp gitmişdi bile...

Astsubayı asla Subay yapmam demenin başka yolu olabilir mi?

images13 

*  *  *

21 Mayıs 1952 tarihli Astsubay Yönetmeliğine göre

O vakit ordumuzda görevli bir Astsubaya dikey terfi fırsatı veren üç tercih hakkı var idi;

  • Subaylık,
  • Askerî  Teknisiyenlik,
  • Askerî Kâtiplik.

images14 

Bugün meriyyetde olan 926 sayılı TSK Personel Kânun’unda bile Astsubayların bu kadar tercih hakkı yok!

*  *  *

Her türlü sınavı kazanarak Astsubaylıkdan Subaylığa terfi eden Teğmenleri kıdem sırasında bakınız tâ nereye yazdılar;

images15 

Bu sıralamayı yapan Aristo’cu akl-ı evvel subaylar

Biraz daha cebretseler

Teğmen olan Astsubayları

Yedek subay dedikleri Asteğmenin altına yazacaklar!.

*  *  *

Dedikleri her şeyi yapdı. Subay nasbedildi. Fakat aldığı sicil numarasında bile Asubay olduğunu yüzüne vurdular. Hatırladığım kadarıyla Asubaydan Subaylığa terfi edenlerin sicilleri Asubay anlamına gelen ‘A-’ ile başlıyor. Deniz kuvvetlerinde ise sâdece Asubaylıkdan Subaylığa terfi edenlerin sicilleri Güverte anlamına gelen ‘G-’ ile başlıyor.

Kara Kuvvetlerinden bir arkadaşım sınavları kazandı ve Teğmenliğe terfi etdi. Subay olmasına rağmen sicil numarası “A” harfi ile başlıyordu. Sebebini sordum. “Subay oldum. Fakat bana hâlâ Astsubay muamelesi yapıyorlar!” dedi...

Subaylığa terfi edebilmek için

Subayların iki dodağının arasından çıkan her şeyi ferman belleyip hepsini başarıyla yapdı.

İbrişimden ince iplik olup iğne deliğinden geçdi

Deve olup hendek atladı

Cin olup şişeden çıkdı

Zağanos olup ağzıyla anka guşu yakaladı

Fakat

Sicil numarası almaya gelince

Subay olamadı...

*  *  *

1935 senesinde ATATÜRK’ün kendi eliyle ‘Asubay’ şeklinde türetdiği kelimeye

  • ‘s’ ilâve edip 1938 tarihinde ‘Assubay’,
  • Sonra ‘t’ ilâve edip 1951 tarihinde ‘Astsubay’ şeklinde tahrif eden Genelkurmay Başkanlarımız

Astsubay dedikleri askerler için çıkartdıkları kânun ile

  • Askerî mevzuatımızdaki bütün ‘Astsubay’ terimini bu kez de ‘Subay’ yapdılar.

images16 

*  *  *

1951 senesinde yapılan al takke ver külâh faslında

5802 sayılı Astsubay Kânun’una aşağıdaki hükümler dâhil edildi:

  • Aşağıdaki 3387 sayılı kânun’da mavi çerçeve içinde gördüğünüz Erbaş rütbeleri, Astsubaylara yamandı.
  • Solda, sarı çerçeve içinde gördüğünüz ‘Assubaylar’ tâbiri ‘Subay’ yapılıp bu sınıfın kapsamı genişletildi ve
  • ‘Assubay’ sınıfına ait rütbeler yeni teşkil edilen ‘Subay’ sınıfına armağan edildi.
  • Söze konu Astsubay Kânun’u ile hem Astsubay rütbeleri hem de Subay rütbeleri bugün bildiğimiz şeklini aldı.

images17 

Yukarıda gördüğünüz kânun ile

Ve dahi şunlar yapıldı;

  • Ordumuzdaki 3 subay sınıfından birincisini niteleyen ‘Assubay’ tâbiri ‘Subay’ yapıldı.
  • “Asteğmen, Teğmen, Üstteğmen ve Yüzbaşı” rütbelerinin sınıf adı olan ‘Assubay’ tâbiri ‘Subay’ yapıldı.
  • Bu arada Assubaylar, Üstsubaylar ve General/Amiral şeklinde 3 sınıfdan müteşekkil asker rütbeleri tek sınıf altında toplandı. Teşkil edilen bu yeni sınıfa ‘Subay’ ismi verildi.
  • Böylece T.C. Ordumuzun tarihinde ilk defa 1951 senesinde “Astsubaylık” unvanı verilen yeni bir asker sınıfı teşkil edildi.
  • Hâlen mevcut olan Subay sınıfı yeniden tanımladı ve rütbe sınırları kalın çizgilerle çizildi.

Aslında 5802 sayılı Astsubay Kânun’u ile bir değil fakat iki asker sınıfı teşkil edildi. İkinci asker sınıfının adı da Subaylık.

Burada tuhaf olan durum ise şudur. 5802 sayılı Kânun, Astsubay Kânun’udur. Fakat yeni bir sınıf olan Subay sınıfının, Astsubay Kânun’u ile teşkil edilmesi hayli dikkat çeken bir hususdur.

images18 

Sen ‘Astsubaylar’ için bir kânun kabul ediyorsun. Bu kânun’un içine de yeni teşkil etdiğin ‘Subay’ sınıfını sokuşduruyorsun. Kendi kânunları dururken Subayların, Astsubay Kânun’una saklanmaları hayra alâmet değil! Bu ürkekliği ifâde edecek kelime bulamıyorum. Zamânın Genelkurmay Başkanı Orgeneral M. Nuri YAMUT’un böyle hülleli bir yol tutması tuhaf görünüyor.

Biz Genelkurmay Başkanlarımızı goltuklarında oturur zannederdik. Meğer yeni sınıf asker peydahlamak için gurka yatarlar imiş. Gurkdan kalkdıklarında, hemen oracıkda yeni sınıf askerleri çıkartdılar.

*  *  *

Tarih, bu sene 2014. Bu tarih itibariyle ordumuzda birbirinden tamemen farklı tam 7 (yedi) sınıf asker görev yapıyor. Bunların hepsi de muvazzaf. Bu sayıya sözleşmeli subay ve astsubayı da dahil edersek rakkam 9 oluyor. Her biri kendi içine kapanmış, birbirinden tamamen kopartılmış, birbirini umursamayan ve hattâ görmezden gelen tam 9 sınıf asker.

permev 

Şunca ömrün sahibiyim.

Girş çıkış tam 34 sene hizmet etdim ordumuza. General/Amiral unvanı ile bilinen muvazzaf bir asker sınıfına hiç rastlamadım bugüne kadar.

Genelkurmay Başkanımız Necdet Bey’e sordum. Böyle bir asker sınıfı hangi mevzuatda yazıyor diye.

Biliniz bakalım ne yapdı Necdet Bey?..

*  *  *

1951 senesinde

T.C. Ordumuzun tarihinde ilk defa “Astsubaylık” unvanı verilen yeni bir asker sınıfı teşkil edildi. Yapılan bu rütbe/sınıf tanzimiyle ordumuzdaki yekpâre teşkilât yapısı paramparça edildi.

Osmanlı Devletinden miras  aldığımız “Er’likden Generalliğe” terfi imkânı veren teşkilât yapısı terkedildi. Astsubay ve Subay sınıfı arasına kalın ve aşılmaz duvarlar inşâ edildi. Her biri kendi içine hapsedilmiş iki ayrı sınıf türetildi. Subay sınıfı devletin her türlü imkânı ile beslenip büyütüldü. Astsubaylar ise Subayların bu saltanatını, karın tokluğuna muhafıza eden askerleri oldu.

Bugün dahi sıkıntısını yaşadığımız ayrışma-bölünme-ötekileşdirme

Ve bunun neticesi olarak da 2002 senesinden itibaren ordumuzun itildidiği parçalanma-dağılma sürecine giden yollar açıldı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin

ATATÜRK’ün oturtduğu mahrekden uzaklaşdırılması ve

Sömürgen devletlerin çekim alanına girmesini araştırmak isteyecek hamiyyetperver bilim adamları

Ordumuzdaki bu ağulu ve kumpasvârî yapılanmada ihânetinin derin ve silinmez ayak izlerini bulabilirler.

*  *  *images20

Kasapdaki ete

Bir kelle acı soğan dahi doğramayan Köstebek Hilmi

Türk’ün tarihinde

Türk Askerinin başına ilk defa çuval geçirtdi.

Üsdelik müttefik belleyip goynuna tünediği Coni’ye yapdırdı bunu.

Sonra

Türk Milleti,

Coni’den özür dilemesini beklerken

Hâfıza dumuruna uğrayan bu köstebek

Üç bin senelik şanlı bir tarihin sancağını dalgalandıran Türk Ordusunun komutanı olduğunu unutup

Yüzü hiç kızarmadan çıkıp meydâne

Soyu sopu iki yüz senelik bir devlet’e “büyük devlet” diyecek kadar alçaldı ve

Coni, büyük devletdir. Özür dilemeler büyük olaylarda olur!” diye yumurtalayıverdi ağzından. (4)

Sokak arkadaşlarının Köstebek dediği Hilmi’ye

Bu sebepden dolayı “başına çuval giyen Paşa” lakâbını lâyık gördü Türk Milleti...

Üç beş vakit önce ahiret dolmuşunun en ön koltuğunda

Azrail (as)’ın kendisine sessizce sâdece gidiş bileti kesdiği paşamız

images21Goltuğunda bir sene daha oturmak bahasına

Çifte vatandaş çilli Başbakan Tansu’yu kasdederek;

Tansu Hanım takk diye emrediyor,

Ben de şakk diye yapıyorum!” diyen Genelkurmay Başkanı Doğan GÜREŞ’in gıçına

Etekli bir vekilimiz İmran AYKUT, etek giydirdi...

Ve Türk Milleti bu paşamıza “Gıçına etek giyen Paşa” unvanını lâyık gördü. (5)

Memur, kalemini,

Asker; silâhını konuşdurur!..

Memurun mahâreti kaleminin ucunda,

Askerin celâdeti silâhının ucundadır...

Memur, kendisi için yaşar ya da yaşatır

Fakat

Asker;

Vatanı için ölür,

Vatanı için öldürür.

Askerin sanatı, savaş; vazifesi, ölmek ve öldürmekdir...

Bu hususiyetlerinden dolayı

Askerlik mesleğini dünyadaki hiçbir meslek ile kıyaslamanın imkânı yokdur!

Çünkü askerin vazifesi, düşman denen insanları öldürmekdir.

Görevi insan öldürmek olan başka bir meslek var mı şu dâr-ı dünyada?

Hele bir Türk subayının kamuoyu önüne çıkıp da kendi askerleri için

Bizler memuruz!” dediği görülmüş, duyulmuş değildir.

Fakat, O yapdı!...

Şu lafa bakar mısınız?..

Aşağıdaki konuşmasında, “Asker, memurdur!” diyor.

Hulusi Agamız, devletin kendisini

Vatan uğruna ölmek ve

Düşmanları  öldürmek için beslediğinin hâlâ farkında değil demek ki...

Yiğitlik, vurmayınan,

Agalık da vermeyinen...

Şimdi imtihan sırası sende Hulusi Aga!..

Bakalım bu millet sana hangi lakâbı münasip görecek!...

images22 

*  *  *

Coni Ne Yapdı, Nuri YAMUT Ne Yapdı?

Şu anda 2014 senesini idrâk ediyoruz.

Aradan 63 sene geçmesine rağmen astsubayların subaylığa terfi etmeleri

Subaylar için hâlâ tam anlamıyla bir kâbus değil mi?

Rekâbetsiz bir ortamda masada kalem oynatarak ya da elleri gıçında dolaşarak terfi etmekden hangi subay vazgeçer?

Generallik/amirallik makâmlarını astsubaylar ile paylaşmayı

Hele hele

O yumuşak goltuklarını

Astsubaylara kapdırmaya hangi subay tahammül edebilir?

Eh, peki yiğidim!

Mâdem ki vaziyet bu kadar berbad öyleyse olmayacak duaya niçin âmin diyorsun, diyenleri duyar gibiyim.

Olmayacak duaya âmin demek bizim işimiz değil!

Demeye niyetimiz de yok!

Biz,

Olanlardan bahsediyor ve

Ordumuzda olacakları muştuluyoruz.

Leyleğin ömrü lakırtı ile geçer.

Genelkurmay Başkan’ının bir fincan acı gayfesini içip irşâd olduğunu zanneden bizim boyalı cilâlı gazetecilerimiz de

Biz astsubayları Genelkurmay Başkanlarının yalan-dolan pamuk helvâ dadında kof lakırtılarıyla avutadursun.

Bakınız Con’in ordusunda neler oluyor!

Zamânında uygun fırsat bulamayan

Ya da

Mesleğe iyi başlangıç yapamayan Erat’ın

Yeni bir fırsatı hak etdiğine inanmak gibi son derece insanî bir gerekceyle hareket eden Coni’nin Genelkurmay Başkanları

Kendi Er’lerine Orgeneral/Oramiralliğe kadar terfi etmek fırsatı verebiliyor.

images23Er olarak askerliğe başlayan askerler;

Subay,

Kuvvet Komutanı,

Hattâ

Genelkurmay Başkanı dahi olabiliyor.

Bu kural bizim subayların yapdığı gibi labada-hindiba-ebegümeci salatası değil!

Lafda kalmıyor.

İşde örneği;

images24J. Mike BOORDA, lise eğitimini yarıda bırakıp 1956 senesinde Coni’lerin Deniz Kuvvetlerine Er olarak girdi. Özgürlükler ve sonsuz fırsatlar ülkesinde Kânun’larının kendisine tanıdığı eşit, sürekli ve şeffaf terfi hakkını kullandı. Önce Astsubay oldu. Sonra da subay. Ve Oramiralliğe kadar terfi etdi. Harp okulu mezunu denizci subaylardan daha zeki ve kabiliyetliydi.

Oramiral BOORDA, 1994 senesinde Coni’lerin Deniz Kuvvetleri Komutanı oldu.

BOORDA, öğrencilik döneminde kifâyetli eğitim imkânı bulamayan askerleri kendilerini gelişdirmesi yönünde sürekli olarak teşvik etdi. Mesleğinde yükselecek yeteneği haiz Erlerin ve Astsubayların ordudaki en yüksek rütbelere ve makâmlara kadar yükselmesini samimî olarak destekledi. Deniz Erlerine bu eğitim fırsatını vermek üzere kendisinin STA-21 adını verdiği eğitim müfredatını tatbik etmeye başladı. Çünkü sürekli, şeffaf ve eşit fırsatlar verilen rekâbet ortamında yerine göre Er’lerin ya da Astsubayların dahi kahraman olabileceğini kendisi harp meydanlarında bizzat yaşadı ve gördü.

Yurtdışı görevindeyken Napoli’de bu subay ile defalarca biraraya geldik. Törenlerde, toplantılarda sohbet etdik. Tavsırında görüldüğü gibi kendisi temiz yüzlü, son derece kibar, mütevazı, neş’eli ve insan canlısı bir subay idi. O zaman Oramiral idi. Sohbetlerinde Er’likden Astsubaylığa ve sonra da Oramiralliğe kadar nasıl terfi etdiğini iftiharla anlatırdı.images25

Tek örnek bu değil elbet!

Larry D. Welch, 1951 senesinde Hava Kuvvetlerine Er rütbesiyle girdi. 1960 senesinde başlatılan “Er’likden Orgeneralliğe Terfi” düzenlemesi kapsamında Orgeneralliğe kadar terfi etdi. Harp okulu mezunu binlerce havacı subayın arasından sıyrılıp 1986 senesinde Coni’nin Hava Kuvvetlerine Komutan oldu.

images26John SHALİKASHVİLİ, 1958 senesinde Kara Kuvvetlerine Er olarak girdi. Orgeneralliğe kadar terfi etdi. Harp okulu mezunu binlerce subaya nal toplatan Gürcü John, 1993 senesinde Coni’lere Genelkurmay Başkanı oldu. (bkz.)

Yukarıda anlattıklarımız çok uzaklarda zuhur etmiyor! Atlantik deryâsının hemen öteki yamacında... Karargâhda kendi yıldızlarını parlatmakla meşgul olan Conisever subaylarımızın bu olup bitenlerden haberi var mı? Var elbet!..

Peki bu konu hakkında ortaya dökecek bir tek fikirleri var mı acap? Mamayı sâdece kendi midelerine akıtan subaylarımız bu çeşmenin suyunun bir 60 sene daha böyle çağıldaya çağıldaya haksızlığa akacağına gerçekden inanıyorlar mı?

Ağzının sularını akıtarak peşinden koşduğun adamlar kendi erlerine “orgeneralliğe” kadar terfi imkânı veriyor. Peki sen ne yapıyorsun? Kendine ezel-ebed “baş” lığı hak ve layık gördün. Ayaklar, baş olamaz dedin utanmadan. Harbiye’de, birinci sınıf iaşeler ile büyütüldün. Cumhurbaşkanı olacaksın ninnileriyle uyutuldun.

Peki,

Orası tâ Atlantik ötesi...

Sen buralardan haber ver!

Şimdi,

2014 senesinin şu günlerinde yaşayan Astsubayların vaziyeti

1908 senesinde ordumuzda görev yapan Erlerden bile daha da kötüdür desem?

İtimat buyurur musunuz?..

*  *  *

Dikiz Aynası Ve Biz

Önümüzü görebilmek için arkamıza doğru bakmamızın şart olduğunu makâlemizin birinci bölümünde söyledik.

İtimat buyurmayan sınasın!

Tuhaf da olsa gerçek vaziyet bu! Böyle yapıyoruz hepimiz.

Önemine binaen başka bir örnekle konumuzu berkitelim ve

Evvel’in ağulu sularında başlayan hak arama yolculuğumuza

Âhir’e doğru devâm edelim.

Arabanızın sürücü koltuğuna oturduğunuzda, bakınız!

Karşınızda kaç ayna var?

Dikkat etdiniz mi?

Bu aynalar hangi istikâmeti gösteriyor?

images27 

Tekrar sayalım;

  1. Tavandaki dikiz aynası
  2. Sağ tarafdaki dikiz aynası
  3. Sol tarafdaki dikiz aynası

Etdi tam 3 ayna.

Hepsi de sürdüğümüz aracın

Önünü değil fakat arka tarafını kolaçan etmek için.

Yanlış mı?

İşde meydan! Haydi bakalım. Sökün dikiz aynalarının hepsini ve çıkın yola!..

Gevur bu! Elzem olmasa imâl etdiği arabalara fazladan bir tek vida takmaz.

Akış sırası itibâriyle aslında olup bitmesine rağmen geçmişde kaldığını zannetdiğimiz zamân ve olaylar silsilesi, biz farkına varamasak bile önümüzdeki zamân ve olaylar dizisini şekillendirir.

İşde sırf bu yüzdendir ki aracımızı kullanırken bir kez önümüze, ileriye doğru bakarız.

Fakat geriye doğru ise üç kere bakarız.

Üç ayrı dikiz aynası ile arkamızdaki olayları takip etmek istediğimize göre

Geçmişde kalan durumların

Geleceğimizi biçimlendirmede aslında önümüzdeki vaziyetden daha önemli olduğunu sessizce itiraf ederiz.

*  *  *

Şimdi, bu sessiz itirafımızı ete kemiğe büründürelim.

Her üç dikiz aynasına bakalım...

Ve

Bugün önümüzde duran hakikatler kadar önemli bir hakikati

Geçmişden alıp gözümüzün ve aklımızın önüne koyalım hep beraber.

1826 senesinden 1908 senesine kadar ordumuzda tatbik edilen

Âsakir-i Mansure-i Muhammediye isimli Kânûn’a bir dikiz atalım şöyle.

images28Bugün Coni’nin ordusunda mevcut olan terfi silsilesinin neredeyse aynısı.

Kendi ordularında bugün geçerli olan terfi esaslarını Coni’ler kimbilir belki de biz Türklerden aşırdı?.. 

Ya da

Velev desek ki

Osmanlı Ordusunda Küçük Zâbit Mekteplerinden 1910’lu senelerde mezun edilen

Küçük Zâbit ya da bugünün tabiriyle Astsubayların

General rütbesine kadar yükseldiğini fâş eylesek?!!

*  *  *

İkinci Meşrutiyet’in ilânından hemen sonra

Büyük Osmanlı Devletimizin açdığı Küçük Zabit (Astsubay) Okullarından Onbaşı ve Çavuş rütbesiyle mezun oldular.

Tek dişi kalmış garbî canavarların

Memleketimizi paylaşmak için peydahladıkları Birinci Cihân ve Balkan Hârblerinde

Yurdumuzu müdafaa etmek için ATATÜRK ile beraber her cephelere koşdular.

Bu Küçük Zâbitlerin

Çoğu, geri gelmedi...

Mukaddes bildikleri vatanlarını uğruna gözlerini kırpmadan şahâdet şerbetini içdiler...

Bugün kimilerinin burun kıvırdığı ve inkâr etmeye yeltendiği Osmanlı Devletinin yetişdirdiği Küçük Zâbitlerin

Memleket müdafaasında ordumuzun vurucu gücünü teşkli etdiğini ATATÜRK bizzat gördü.

Onbaşı ve Çavuş rütbesiyle cephelere koşup

Yedi düvel ile cenk eden Küçük Zâbitlerden

Gâzi olanların hemen hepsi Zâbitliğe terfi etdi. Ve  üsteğmen, yüzbaşı, binbaşı olarak geri geldiler.

Çok başarılı Küçük Zâbitleri bizzat tespit eden ATATÜRK,

Onları önce zâbitliğe terfi ettirdi

Sonra da

Erkan-ı Hârbiye’de kurmaylık eğitimine gönderdi.

Ve bu Küçük Zâbitler

Kurmay Subay oldular...

ATATÜRK,

Küçük Zâbitleri

Zâbitlerden hiçbir zaman ayrı tutmadı.

ATATÜRK,

Küçük Zâbitleri, ordunun müstakbel Zâbitleri olarak gördü hep.

ATATÜRK,

Küçük Zâbitlere sürekli ve dikey terfi imkânları verdi. Onları Zâbitliğe yükselmeleri için eğitdi, ödüllendirdi, teşvik etdi.

Başkomutan’ın dikey terfi imkânı verdiği Küçük Zâbitlerin (Astsubayların) çoğu

Cumhuriyet Ordusunda Albay rütbesine kadar yükseldi.

Ve hattâ

General rütbesine kadar terfi etdiler...

*  *  *

Şimdiki Genelkurmay Başkanımız Necdet Bey’in boynunda

7 yabancı memleketden aldığı tam 7 dâne çil çil madalya var.images29

Liyâkat madalyalarını boynuna takması için Genelkurmay Başkanlarımız

Yabancı devlet adamlarının huzurunda başlarını öne eğmekde tereddüt etmiyor.

O ülkelerin ordularında neler oluyor?

Astsubayların hak ve hukuku nicedir?

Ve dahi

Senin ataların neler yapmışlar?

Madalyayı boynunuza takdırırken öne eğdiğiniz başınızı şöyle bir kaldırıp da

O ülkenin astsubaylarının durumuna

Ya da

Atalarınızın 100 sene evvel yapdıklarına niye bakmazsınız?

Atatürk size, akıl ve bilimi mirâs bırakdı.

Fakat sizlerden kimileri

Devletin mamalarının mirâs bırakıldığını farz ve kabul etdiniz.

*  *  *

5802 sayılı Astsubay Kânun tasarısı, her astsubayın bir zaman sonra subay olmasını şart koşdu. Fakat Genelkurmay Başkanlarımız, astsubayların subaylığa geçişini kasıtlı olarak zorlaşdırdı. Hattâ zımnen engelledi. Kânun’un yürürlükden kaldırıldığı 1967 senesine kadar subaylığa terfi ettirlen astsubay sayısı iki elin parmaklarından fazla değildir. Belli sınıflardan her sene üç-beş astsubayı göstermelik olarak subaylığa terfi ettiren Genelkurmay Başkanlarımız

Subay sınıfını tam anlamıyla ipekden bir koza içinde korumaya aldı.

Her türlü rekâbete kapalı olan mevcut terfi esasına göre teğmen olarak göreve başlayan subaylar

Otursalar bile albay rütbesine kadar yükselmeyi daha mezun olduğu gün cebine indiriyor.

Astsubay rütbesindeki askerleri 5802 sayılı Kânun’un içine hapseden Genelkurmay Başkanları rekâbete kapalı bir ortamda dikensiz gül bahçesinde askerlik yapmanın tadını çıkartıyor. İtiyad hâline getirdikleri subay darbeleriyle devlet erkini eline geçiren arsız ve darbeci subaylar devletin her türlü imkânını kendi midesine akıtarak da imtiyazlı bir duruma geldiler.

Genelkurmay Başkanlarımız,

Subaylar lehine tam bir imtiyazlılar ordusu peydahlıyorlar...

Hani ordumuz, milletimizin bağrından çıkıp gelmişdi sayın başkanlarım?

Kimi Subaylarımız hep;

Askerin üstünde üst asker,

Memurun üstünde üst memur,

Siyâsetin üsdünde üst siyâsetci,

Devletin üstünde devlet oldular.

*  *  *

Sömürgen batı medeniyetinin icâdı olan “Divide Et Impera” yönteminin başka bir çeşidini Hulusi Agam tatbik ediyor bugünlerde...

Sizden daha kötü durumda olan vatandaşlara bakın ve hâlinize şükredin!” demiş agamız. Bu yöntemin adı da herhâlde “sınıf kılıfıyla sömürü!” olsa gerekdir. (bkz.)

Gerek biz Astsubaylara çaycı diyen İkinci Başkan Yaşar Efendinin

Gerekse Hulusi Aga’nın bugünlerde tatbik etdiği sınıf sömürüsünü geçmiş tarihlerde de başka subaylar fakat gene aynı yöntemlerle tatbik etdiler.

Ve ordumuzun bir tarafını çeşitli isimlerle hep baskı altında tutdular.

Bu maddî ve mânevi dayatmaların adı;

  • Gedikli Subaylıkdan Gedikli Erbaş’lığa Tenzil-i Rütbe oldu 1950 senesinde.
  • Sonra ,Gedikli Erbaş’lıkdan Astsubaylığa sözüm ona terfi (!) oldu 1951’de.
  • Gedikli Erbaş’lıkdan Astsubaylığa terfi(!) etdirdikleri asker kişilere bu kez de yüksek tahsil yasağı kelepcesi vurdular.
  • Bir başka zaman, görev başlangıç/bitiş derece/kademesi dümeniyle oyaladılar. Astsubayların birinci dereceye yükselmesini tam 50 sene yasakladılar. Dünyada eşi menendi görülmemiş bu ayıpdan Türkiye şunun şurasında daha 2012 senesinde kurtulabildi.
  • Sonra da birinci derece dördüncü kademe yasağı ile terbiye etdiler 15 sene boyunca.

Bugünün Genelkurmay Başkanı Necdet Bey  ve şürekâsı;

  • Ellerindeki göreve başlangıç derece/kademesi,
  • İntibaklar,
  • Subaylığa geçiş yasağı ve
  • Lojman, vb.
  • Yarım maaş ile emeklilik sopasını

İçinde yaşadığımız şu 2014 senesinde dahi astsubayların tepesinde hoyratca sallandırıyor.

*  *  *

Evvel’den Âhire Tâze Bir Nefes…images30

Cesur, temkinli, sabırlı ve azimli bir kişiliğe sahip idi. 28 Temmuz 1808 tarihinde padişahlık tahtına oturduğunda 23 yaşındaydı. Zeki ve bilgili bir insan olan 30 uncu padişahımız Sultan İkinci Mahmud, Avrupa'daki çağdaşlaşma faaliyetlerini yakından takip etdi. Adâlet işlerine büyük ehemmiyet Verdi. Yeni kânun ve tüzükler hazırlatdı. Bu sebepden dolayı millet kendisine "Adlî" unvanını verdi.

Sultan İkinci Mahmud; Osmanlı Ordusunun terfi, tayin ve özlük haklarını tanzim eden bir kânûn irat etdi. Bugün bizim bildiğimiz İç Hizmet ve Personel Kânûn’unun birleşimi olan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye Kânûnnâmesi isimli kânun ile aynı zamanda emeklilik maaşları askerî mevzuatıma ilk defa duhûl eyledi.

7 Temmuz 1826 tarihli söze konu işbu Kânûnnâme ile

Büyük Osmanlı Devlet Ordusunda askerlerimiz

İhtiyarlayıncaya kadar vazife yapdıkdan sonra

Rütbesine bakılmaksızın hepsi “tam maaş” ile emekli ediliyor idi.

Bu bilgiyi aşağıda gördüğünüz kânûn hükmünden öğreniyoruz.

images31 

Büyük Osmanlı Devleti ömrünü tamamlayıp da

Tarihdeki yerini Türkiye Cumhriyeti’ne emânet etdikden sonra

Başda ATATÜRK olmak üzere Cumhuriyeti’n kurucu irâdesi bile

O tarihde Küçük Zâbit unvanı verilen Astsubayların

Tam maaş ile emeklilik hakkına dokunmadı.

Astsubayların bu mukaddes hakkına saygı gösteren Cumhuriyet’in mümtaz devlet adamlarından

Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ATATÜRK,

Başbakan İsmet İNÖNÜ

Ve

Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi ÇAKMAK

1929 senesinde kabul etdikleri yeni kânun ile

Padişahımız Sultan İkinci Mahmud’un fermânına saygı gösterdi.

images38 

*  *  *

Tam 11 sene sonra

O vakitlerde Gedikli Erbaş dedikleri Astsubayların emeklilik maaşı tekrar Meclis gündemine geldi.

Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ

Başbakan Refik SAYDAM

Ve

Efsanevî asker

Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi ÇAKMAK

Hem Padişahımız Sultan İkinci Mahmud’un

Hem de Başkomutan ATATÜRK’ün vasiyetine dokunmadı.

Astsubayları “tam maaş” ile emekli etmeye devâm etdiler.

images32 

Cumhuriyet sonrasında yaşadığımız açlı, yokluk ve kıtlık dönemlerinde bile devletimiz

Emekli etdiği Gedikli Küçük Zâbit,

Gedikli Erbaş

Ya da bugünkü unvanıyla

Astsubay dediğimiz askerlerine “tam maaş” bağladı.

*  *  *

Fakat

1950 senesine geldiğimizde

Ordumuzu idâre eden NATO’cu ve Aristo’cu Subaylarımız

Hem Padişahımız Sultan İkinci Mahmud’un

Hem Cumhurbaşkanı ATATÜRK’ün

Ve dahi Cumhurbaşkanı İsmet İNÖNÜ’nün bu emânetine hıyânet etdiler...

Önce

Gedikli Küçük Zâbitleri, Gedikli Erbaş yapdılar 1950 senesinde

Sonra

Gedikli Erbaşları bu kez de Astsubay yapdılar 1951’de.

Ve

Astsubay unvanını verdikleri askerlerin emekli maaşlarının “yarısını” gasp etdiler.

1967 senesinde gasp edilen subaylığa terfi hakkımızı da elimizden aldılar.

Bugün Astsubay unvanı taşıyan asker kişiler

23 Mart 1950 tarihini asla unutmasınlar.

Astsubaylık şuurunu yüreğinde  ve Astsubaylık mühürünü alnında şerefle taşıyan her meslekdaşımız şunu çok iyi bilsin!

Türkiye Cumhuriyeti ordusunda Astsubay haklarının gasp edilmesinin başlangıç tarihi 23 Mart 1950’dir.

Hâfıza-i beşer, nisyân ile mâlûl ise şâyet

5619 sayılı Kânun ile bu tarihde neler olduğunu muhakkak tekrar etmemiz gerekir.

1. “Tam maaş” ile emekli hakkımızı şöyle gasp etdiler;m-nuri-yamut

  • Aşağıda sol tarafda gördüğünüz 5619 sayılı kânun’un 29 uncu maddesi ile
  • Sağda gördüğünüz 3779 sayılı kânun’u 1950 senesinde yürürlükden kaldırdılar.
  • Böylece, biz Astsubayların “tam maaş” ile emeklilik hakkımızı aynı sene gasp etdiler.
  • Fakat subaylarımız 1929 tarihinden beridir “tam maaş” ile emekli olmaya devâm ediyorlar.

İşde burada gördüğünüz işlem,

Astsubaylara 64 seneden beri yapılmış en büyük haksızlık ve ihânetdir.

Bunu yapan asker ise yukarıda sağ tarafda tavsırını gördüğünüz

Zamânın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mehmet Nuri YAMUT’dur.

images40 

2. Sınıfımızı Gedikli Subaylıkdan Gedikli Erbaş’lığa tenzil etdiler.

images35 Özellikle 1950 senesinden buyana Astsubay haklarındaki değişmelere bakıldığında

Verilen bir hak karşılığında başka bir hakkın mutlak suretde geri alındığını görüyoruz.

Meclis, bir kânun kabul etmiş. Bu kânun ile Astsubay denen asker kişilere yeni bir hak verilmiş.

Fakat o tarihe kadar mevcut olan başka bir hak, aynı kânun ile geri alınmış.

Bir başka ifâdeyle bir hak vermiş ve bunun karşılığında elimizden başka bir hakkı geri alınmış.

Son 60 seneden beridir Astsubay haklarındaki savrulmalara bakdığımızda

Kenya Cumhuriyetinin kurucusu ve

ilk Cumhurbaşkanı olan Jomo KENYATTA’nın anlatdığı ibretlik bir kıssa aklıma geldi.

Teveccüh buyurursanız şâyet hatırlatalım.

images36Bakınız, Sayın KENYATTA ne dedi bu hususda;

Papaz cübbesi giymiş Avrupa’lı hıristiyan sömürgeciler memleketimize geldiklerinde

Onların avucunda İncil vardı,

Bizim avucumuzda ise topraklarımız...

Bize, “gözlerinizi kapatın ve dua edin!” dediler.

O papazlara inandık, ve dediklerini yapdık!..

Bir vakit sonra gözlerimizi açtığımızda bir de gördük ki

Onların İncil’i bizim avucumuzda idi.

Bizim topraklarımız da Avrupalı sömürgeci papazların avucunda... (6)

T.C. Ordusunda biz astsubayların vaziyeti

Tam da zenci Jomo’nun ifâde etdiği minval üzeredir.

Genelkurmay Başkanlarımız biz Astsubaylara bir hak verdiklerinde

Gördük ki karşılığında mutlaka başka bir hakkı geri aldılar.

*  *  *

Dün; Küçük Zâbit,

Gedikli Küçük Zâbit,

1950 senesinde Gedikli Erbaş unvanı verillen

1951 senesinden beri de bugün hâlâ Astsubay denilen asker kişilerin;

  • 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u ile 1950 senesinde “tam maaş ile emeklilik hakkı” gasp edildi.
  • 5802 sayılı Astsubay Kânun ile Astsubayların Subaylığa yükselteceklerini söylediler
  • Fakat bu kânun’u 1967 senesinde ilgâ edip Astsubayların “subay olmak hakkını” gasp etdiler.
  • Şimdi sırada 926 sayılı TSK Personel Kânun’u var. İşbu Kânun ilgâ edilince Astsubayların şu anda mevcut olan haklarından bakalım hangilerini gasp edecekler.
  • Bütün bu yapılanlar müktesep hakkın gasp edilmesi demekdir. Peki, T.B.M.M., müktesep hakkı ilgâ eder mi?..
  • Subayların tam maaş ile emeklilik hakları 1826 senesinden beri devâm ederken nasıl oluyor da astsubayların aynı hakkı gasp ediliyor?

Peki,

Bütün haksızlıklardan bir çırpıda kurtulmanın yolu var mı?

Evet!..

*  *  *

Bilmediğimiz, anlamadığımız şeyleri benimsemeyiz ve korkarız onlardan.

Gördüğümüzü anlarsak şâyet sahipleniriz.

El, kantar; göz, terâzi dedik ve

Tarihin tozlu, rutubetli dehlizinde

Unutulmaya yüz tutmuş 1951 tarihli ve 5802 Astsubay Kânun’unu

2014 senesi itibariyle

Vicdânımız ve aklımızın emrine râm olup

Sabır ve sebât ile sonuçlandırdığımız bu tetkik neticesinde

El yordamıyla ölçdük

Parmak hesâbı ile saydık!..

Kayıtcının görevi

Bakıp, görüp, bulup, anlayıp, kayıt etmekdir.

Eski Tüfek, vazifesini yapdı!..

5802 sayılı Astsubay Kânun’u ile 1951 senesinde Gedikli Erbaşlara verilen Subay olma hakkını aradı, buldu, anladı...

Aradığımızı biliyor idik,

Ve nihâyet

Bulduğumuzu anladık!..

images37 Bu kânun ile zamânın;

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mehmet Nuri YAMUT

Millî Savunma Bakanı Ahmet Hulusi KÖYMEN

Ve dahi

Başbakanı Adnan MENDERES’in

Biz Astsubaylara söz verdiği

Subay olmak hakkı

Tam 63 sene sonra

Bugün tekrar bizim oldu!..

Bunca zamândan beridir T.C. Ordusunun Astsubaylarına revâ görülen;

  • Haksızlıklar,
  • Cinnetler,
  • Minnetler,
  • Zilletler
  • Ve kumpaslar silsilesinden bir hamlede kurtulmak için

63 sene Evvel’de bizden gasp edilen bu hakkımızı

Âhir’e bırakmıyor

Ve

Biz Astsubaylar

Subay olmak hakkımızı

Bugün hemen geri istiyoruz!..

 brove

 

 

 

Şükrü IRBIK
(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

 

Kaynak:

  

  1. http://www.medyafaresi.com/haber/22500/guncel-iyi-ki-savasa-girmemisiz-bulent-arinctan-carpici-sozler.html
  2. http://www.habershow.com/v4/16258-tsk-dan-suheyl-batum-un-kagittan-kaplan-benzetmesine-yanit
  3. http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-28440-37-artci-darbeci-cemal-tural.html
  4. http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=7410688
  5. http://arsiv.sabah.com.tr/1997/10/17/p03.html
  6. http://www.pinterest.com/dwanna88/history-black-history/

 

Okumak için resimleri tıklayınız!

 

Evvel’den Ȃhire Işıltılı Yansımalar -1-

manset

 

 

 

  

Evvel’den Ȃhire Işıltılı Yansımalar -2-

manset




 


Evvel’den Ȃhire Işıltılı Yansımalar -3-

manset

 




Evvel’den Ȃhire Işıltılı Yansımalar -4-

manset

 


 

Yayınlandığı yer ESKİ TÜFEK

Astsubaylar Osmanlı Devletinin yıkılmasıyla beraber gerilemeye yüz tuttu. Osmanlı devleti çöktükten sonra başçavuşluk ünvanı Paşalık ünvanı gibi bertaraf edilmeye çalışılsa da gerekliliği ağır bastığından kaldırılamadı ama bayağı rencide edildi.

Başçavuşluk mesleği rencide edilirken, rencide edenler ve buna müsaade edenler (üst bürokratlar ve generaller) aslında meslek grubu değil de TSK rencide ediliyor diye düşünmediler. Bir çok film ve dizileri incelediğinizde ne demek istediğimi anlayacaksınız ve bana yine hak vermeyeceksiniz. Hak vermenizi de beklemem hata olur bizim milletimiz her nekadar mazlumun yanında görünsede güçlüye karşı daima biat eden millettir.

Beni eleştirenler veya bu adam ne demek istiyor diyen adamlar önce zihinlerinde şunu sorgulayacaklar. Türkiyenin bu kadar sorunu varken bir meslek grubunun sorunu hele hele yüksek meblağ alan meslek grubunun kaygısı nedir diye? Yüksek maaş dedimse bir hayatın bedeli bu kadar ucuz olmamalı diyorum. Çünkü insan ömrüne paha biçilemez.

TSK personelinin enstrumanları malumunuz üzere SİLAH'tır. Osmanlı Devletinde meç, kılıç kuşanan başçavuşlar Cumhuriyet dönemine girince ne meçleri kaldı ne de kılıçları. Hatta ve hatta 1994 yılına kadar beylik silah edinmeleri bile bedeli mukabilindeydi. O zamanki E. Astsubay olan Milletvekilimizin önerisiyle subaylara verilen şahsi tabanca hakkı astsubaylara da tanındı. Yine bir adaletsizlik baş gösterdi 1994 de astsubaylara da beylik tabanca verilince 1996 yılından itibaren subaylarımıza ateş gücü yüksek silah verilirken astsubaylarımıza 2003 yılına kadar ateş gücü düşük kullanım yeri kalmayan Kırıkkale ve vzor marka silahlar dağıtıldı.

Subaylarımızın üniformalarına nişan ve alametler dizilirken ve güzel gösterilirken astsubay üniformalarındaki nişan ve alametler aynı kaldı. TSK'nın düşünmesi gereken en önemli sorun şudur. Ayrıştırmadan ziyade birleşmenin yoluna gidilmeli, Kılıç dediğiniz kuşam takımının maliyeti 100 Tl'yi geçmez ama kuşam takımını astsubayına da verirsen Dosta güven düşmana korku veren astsubayı da onore etmiş oluruz. Kişisel egoları ağır basan subaylar meç ve kılıçları subaylık nişanesi ve emaresi olarak görmektedirler. Bu şekilde düşünen subaylarımıza şunu sormak istiyorum:

  • Astsubaylık sistemini getirdiğiniz Amerikan ordusunun astsubay üniformalarına baktınız mı?
  • Subaylık emaresi olarak saydığınız kılıç'ın Türkiye Cumhuriyetinde astsubaya denk gelen rütbelilerde de olduğunu hatta ve hatta Devlet Başkanının Resmi Törenlerde, Tören Komutanı dururken Astsubayla ilgili olduğu için Kıdemli Astsubayla tokalaştığını görmemek için at gözlüğü mü takıyorlar?

Astsubayları TürkSilahlı Kuvvetlerine alan, yetiştiren ve kendine rakip gören zihniyet kim diye sorarsanız hemen cevabı vereyim subaylardır. Astsubaylar subayların rakibi değil, yardımcısıdır. Yeter ki bunu subaylarımıza anlayabilsin. Maaşlarımızı düşürmeye çalışarak aidiyet duygumuzu itaat hissimizi zayıflatan zihniyete sesleniyorum. Lütfen ayrıştırmaya çalıştığınız statüdekiler sizinle beraber savaşa gidenlerdir. Bu mesleği yaşam biçimi olarak kabuıllenenlerdir. Öteleştirdiğinizde güven duygusunu yok edersiniz ve İç Hizmet Kanununda sayılan askerin özelliklerini kendi ellerinizle baltalarsınız ve bu meslek grubunu askerlikten soğutursunuz. Yani Suç işlersiniz.

Bu vatanı astsubaylığa girerken sevdiğim gibi hala seviyorum ve uğruna ölmek için ettiğim yemine sadık kaldığımı ve kalacağımı biliyorum ama hakkımı savunmayan, biz istedik ama hükümet vermedi diyen generallere inancımı yitiriyorum. Astsubaya/Uzman Çavuşa kılıç vermekle onlar statülerini şaşırmazlar hatta mutlu olurlar. Malumunuz kılıçla savaşılmıyor sadece Üniformalarda temsili bir emare olarak kullanılıyor. Bu Üniforma da astsubayların ve uzman erbaşların babalarının evinden getirdiği değil Türkiye Cumhuriyeti'nin verdiği ünüformadır. Verilecek olan kılıç da Türkiye Cumhuriyetini temsil etmektedir.

Ali AKKAŞ
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Yayınlandığı yer KONUK YAZAR
Pazartesi, 24 Şubat 2014 19:07

Tazminât Makâmından Ninniler

İnsan, gördüğüne inanır.

Elbet istinâsı vardır.

Meselâ

Havayı, kokuyu

Göremeyiz,

Hislerimizi

Elimizle tutamayız.

Fakat varlığını hissederiz.

Hissetdiririz.

Görmesek de

İtikâtımız icâbı

Bizi yaradan yüce rabbimizi

Yüreğimizde hisseder

Bütün ruhumuzla

O’na teslim olur

İmân ederiz.

*  *  *

Gözlerimizi, görünmeyen âlemden görünen âleme teveccüh eyleyelim can dostlarım. Biz astsubaylar cephesinde geçmişde kalmış ve yakında vuku bulacak çok önemli iki olaya bir bakış atalım bugün.

Birisi, şikâyetimizin merkezinde pişmiş kelle misâli sırıtan mâkam tâzminatı meselesi.

Diğerini merak ediyorsanız şâyet

Bu mâkalenin en son sayfasını okumanız gerekecek!

Astsubayların mâruz bırakıldıkları haksızlıkları anlatan yazılar bugünlerde pehlivan tefrikası gibi dizi dizi neşrediliyor gazetelerde. Biz astsubayların akla ziyân sıkıntılarını, dertlerini anlatan bu haberler rağbet görüyor ki gazeteler yazıyor. Demek ki  milletimiz bu konuya karşı ciddi bir muhabbet ve hassasiyet gösteriyor.

Hem

Astsubay meslekdaşlarımız

Hem de

Onların kader arkadaşları yiğit hanımları

Dertlerini, yaşadıkları sıkıntıları, insan olanın vicdânını sızlatan haksızlıkları gayet güzel bir şekilde anlatıyorlar.

Hak istemeye gelince de şöyle diyorlar; “Subayın aldığında gözümüz yok. Fakat biz de istiyoruz.

Hasetlik-fesatlık etmeden, fitne-fücur düşünmeden, kumpas-tezgâh tertiplemeden başkasının rızkına göz dikmeden istiyorlar haklarını. Böyle yapmakla da meseleyi çok doğru yerinden kavrıyorlar.

Ne kadar diğerkâm bir tutum.

Ne kadar ulvî bir davranış...

Astsubaylar ve fedakâr hanımları böyle düşünüp böyle söylüyorlar da astsubayların haketdiği tazminâtı vermek konusunda bugüne kadar kim, ne yapdı dersiniz?

Bugünü görmek için geçmişe bakmamız gerekiyor. Çünkü muvazzaf iken yaşadıklarımız yetmezmiş gibi bugün çekdiğimiz sıkıntıların ipuçları ve fâilleri geçmişin tozlu geçeneklerinde gizli...

657 sayılı Devlet Memurları Kânun’una tabi memurların böyle bir sıkıntısı yok. Nimet-külfet dengesi üzerine inşâ edilmiş bir ücretlendirme var onlarda. Ne kadar köfte, o kadar ekmek. Devlet memuru olmak isteyen kişi elindeki diplomaya bakıp alacağı maaşı, yükselebileceği makâmı ve sâir hakları memur olmadan önce kendi hesaplayabilir. Kendi aralarında nifak konusu olacak bir hülle, bir kirli çıkı, kapalı bir kutu yok o tarafda. Eşit eğitime eşit ücret! Ne kadar mürekkep yaladıysan o kadar maaş alıyorsun.

Aklın, vicdânın ve bugünün hukuk anlayışının bizi getirdiği yer burası. Kural bu kadar basit.

Beğenmezsen de basıp istifayı hemen bırakıyorsun işi. Memleketde adam olana iş mi yok?

Peki,

ATATÜRK’ün “Türk birliğinin, Türk kudret ve kâbiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir." veciziyle tevkir etdiği ve târihe nakşetdiği ordumuzda bu “eğitim ve ücret” meselesi ne minval üzere acap?

***

Askerlik, zor zenaat yiğit okuyanlar yazanlar.

Canını sermâye edip vatan hizmetine koşan subayına devlet her şeyin en iyisini vermek zorunda.

Bunun aksini düşünmek bile bu memlekete, bu millete hayır getirmez.

Subay, biricik kellesini koltuğuna alıp vatan hizmetine koşuyor.

Subay, haketdiğini alsın almasına da...

Güzel!

Peki, aynı yerde hattâ daha zor görevleri yapan astsubay, koltuğunda karpuz mu taşıyor acap?

Hem subay

Hem de astsubay

Sermâye olarak biricik canını ortaya koyuyorsa

Subaya 6 verirken

Astsubaya 1 bile vermemek olur mu?..

Subayı analar doğurdu da

Astsubay ağaç govuğundan mı peydâ oldu can dostlarım?

Al sana 6 dâne tazminât.

Subaylar hepsini alıyor.

Astsubaylar hiçbirisini alamıyor.

Peki, kim kime ne vermiş ya da verememiş?

  • İşde bu makâlemizde tazminâtları kimin, kime altın tepside ikrâm etdiğini resimli olarak görecek

Ve dahi

  • Kimin kime ne vermemek için nasıl kıvrandığını ve yapdığı hileyi de fâş edeceğiz bu makâlemizde.

Hükümet vermiyor” deyip astsubayları başından savuşduran utanmaz insanların

  • Nasıl da gözümüzün içine baka baka yalanlar üfürdüğünü

Ve dahi

  • Çevirdiği tezgâhları ortaya dökerek yüzlerine vuracağız.

Efendim?

Hayır, yüzleri kızarmayacak!

Biliyorum.

Dün yapdıklarının aynısını fırsat bulduklarında bugün de yapacaklar! Çünkü, can çıkar da huy çıkmaz.

Sayıları çok değil.

Fakat

  • Bu riyâkârlık,
  • Bu arsızlık,
  • Bu edepsizlik

Hamurlarında var çünkü.

Ordumuz

Bu ukalâ dümbeleklerinden kurtulduğu gün

Askerler kardeş olup kucaklaşacak.

*  *  *

Subaya bir çırpıda verdiğin bir hakkı astsubaya taksit-taksit, bölük-pörçük, eksik-güdük veriyorsun!

  • Mesleğe başlangıç derecesi
  • Son terfi derece/kademesi,
  • Maksatlı olarak yapılmayan intibâklar,
  • Yan ödemeler,
  • Emekli maaşı,
  • Melbusatlar (gece kıyafeti, tabanca, şerit rozet vb.)

Bunlardan bâzıları.

Subaya verdiğini

Geri almıyorsun. Verdiğinin üsdüne yenilerini, daha fazlasını ekliyorsun.

Fakat

Astsubaya verdiğin bir hakkı

Bir zaman sonra geri alıyorsun;

Yüksek tahsilde;

  • 1975 senesinde Meclis’in verdiği “birinci dereceye yükselme” hakkı
  • Yüksek tahsilde birebir intibâk hakkı
  • Rütbe bekleme sürelerinin kasıtlı olarak uzaltılması vb.

Bunlardan bâzıları..

Sene başında yapılan yüzde bilmem kaçlık zam, emekli ya da çalışan her memura, her askere verilir. Sonuçda herkes eşit oranda zam alır. Bu hususda ayırım gözetilmediği için de herkes boyun büküp hissesine râzı olur. Komşunun tavuğu da komşuya kaz görünmez. Bu konuda Genelkurmay Başkanının asker için yapacağı bir şey yok. Samimî olmak gerekirse yapmasına da gerek yok.

Peki, işin asker cenâhına bakıldığında askerin maaşına büyük etkisi olan tazminâtlar konusunda neler oldu acap?

Bu makâlemizin bir tek konusu var.

Subayların aldığı 6 çeşit tazminâtdan sâdece birisi!

Makâm tazminâtı...

Makâm Tazminâtının Fesat Sarmalı isimli makâlemizde bu meseleyi ele aldık. Ekseriyeti yazı olan bir tarzda 2012 senesinde tetkik etdik.

Bu sefer farklı bir yol tutacağız. Meselesinin iyi anlaşılması için yazıdan çok şekil göstereceğiz sizlere.

*  *  *

  • Zamân
  • Mekân
  • Olay...

Üçü bir yerdeyse ancak bir anlam ifâde eder.

Olayı anlamak için

Öyleyse günün revaç tâbiriyle

Zamânın ve mekânın ruhunu kavramamız gerekiyor.

SENE 1980:

Zamân,

12 Eylül 1980 sabahı...

Mekân,

Kalbimizin şu anda atdığı yer;

Türkiye...

Türk Milleti bugünün sabahına, subay darbesiyle uyandı...

T.C. Devletinin üç erki olan yasama, yürütme ve yargı salahiyyetinin üzerine beş subay çöreklendi.

T.B.M.M.’yi lağvetdi. Bir başka ifâde ile milletin meclisinin kapısına kilit vurdu. Kapının önüne de nöbetci iki Mehmetcik dikdi.

Kendilerinin teşkil etdiği ve Millî Güvenlik Kurulu adını verdikleri ucûbe nevinden bir teşkil ile kendi hükûmetlerini tesis etdiler netekim!

Zottirik Kenan

Her şeyin başı...

Askeriyenin başı,

O,

Devletin başı,

O,

Halay başı,

O,

Hattâ

Okgası bugünlerde üç buçuk liraya fırlayan

Acı kelle soğanın bile  başı

Gene O!..

Mahşerden firâr edip gelen bu muhammes subay takımı, devlet idaresini zapdu rapt altına aldıkdan 2 sene sonra, 12 Şubat 1984’de meclisde ictima eyledi. Aşağıda tarassut etdiğiniz Kânun’u yumurtaladılar.

Ve dahi

T.C. Ordusu târihinde subaylarımız,

Kendilerine ilk defa olmak üzere “makâm tazminâtı” adını verdikleri bir ballı börek ihdâs eylediler.

Bâzı resimler vardır. Açıklayıcı yazısı yoktur. İzah isdemez. İşde, aşağıda gördüğünüz Kânun ve onun hemen sağ böğrüne yapışdırdığım şu sararmış solmuş tavsırlar da bunlardan bâzıları.

12 Eylül darbesini yapan bu yüksek rütbeli subaylarımızın kendi kendilerine ikrâm etdiği makâm tazminâtında da vaziyet işde aynen böyle.

İzahı kendinden menkûl!..

Altını galın gırmızı cızgı ile cızıkdırdık! Bu kânun maddesiyle muhteşem beşli takımın hangi rütbedeki subaylara “makâm tazminâtı” bahşeddiğine bahusus dikkat buyurunuz.

*  *  *

SENE 1982:

12/02/1982 târih ve 2596 sayılı Kânun ile 926 sayılı TSK Personel Kânun’una eklenen Ek 18 nci madde ile;

  • Genelkurmay Başkanı,
  • Kuvvet Komutanları ve
  • Jandarma Genel Komutanına

makâm tazminâtı ödenmesine karar verdiler.

image009 

Bu makâm tazminâtını da damga vergisi müstena olmak üzere sair vergilerden muaf tutdular.

*  *  *

SENE 1984:

Zamânın hükûmeti 24/04/1984 târih ve 2999 sayılı Kânun ile Meclis’den Kânun Hükmünde Kararnâmeler çıkartma  yetkisi aldı. Yetki, mâli yılın sonuna kadar geçerli.

Bu Kânun ile “memurların ve diğer kamu görevlilerinin çalışmalarında etkinliği artırmak ve mâli ve sosyal haklarında iyileştirmeler yapacaklar” idi...

Bakanlar Kurulu KHK’ler çıkartmak için hemen kolları sıvadı.

926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kânun’una tabi olan;

  • Subaylar,
  • Astsubaylar,
  • Uzman jandarmaların hepsinin bu düzenlemeden bir pay alması amacıyla yola çıkdılar...

Biz,

Bir aileyiz, değil mi?..

Meclis;

Sırat köprüsünde titreyen kâfir gibi 12 Eylül’ün zelzelesi ile hâlâ tir tir titriyor. Zorti’nin bir kaş-göz işâretiyle hazır ol vaziyete geçen MGK üyeleri bir yetki Kânun’u daha neşretdi.

Sayın MGK üyeleri çeşme akarken bakracı doldurmak konusunda hiç tereddüt etmediler.

Bir gün gelip mutlaka öleceklerine biraz olsun inansalardı şâyet

Devlet mezârlığından kendilerine kabir yeri tahsis etmek için bile Kânun fermân buyuracaklar idi.

image013 

*  *  *

SENE 1984:

Bakanlar Kurulu kafa patlatıp dirsek çürütdü. İmim imil mesai yapdı. Meclis’in denetiminden kaçırarak yeni KHK’ler peydahladı. Çıkartdıkları KHK’ler, doğura doğura gatırandan da gara hormonlu bir domuzlan böcüğü doğurdu.

Aşağıda temaşâ eylediğiniz 26/06/1984 târih ve 241 sayılı Kânun Hükmünde Kararnâmenin 39 ncu maddesi ile de;

  • Orgeneral ve
  • Oramiral

rütbesindeki subaylar makâm tazminâtı kapsamına dâhil edildi.

Darbeci Zorti karda yürümüş, izini belli etmişdi bir kere. Kânun’u iyi mayalamışdı. Yukarıdan aşağıya doğru kabardıkca kabardı. Taşdı, taşdı, taşdı...

Zorti’den sonra görev yapan Genelkurmay Başkanlarının,

Makâm tazminâtını aşağı rütbedeki subaylara teşmil etmesi zor olmadı...

image018 

Orgeneral ve oramiral rütbesindeki subaylara yamadıkları makâm tazminâtını,

Ölesiye kadar” almayı da gene bu KHK ile teminât altına aldılar.

*  *  *

SENE 1986:

24/12/1986 târih ve 265 sayılı Kânun Hükmünde Karârnamenin 3 ncü maddesi ile de 926 sayılı TSK Personel Kânun’u  Ek 18 nci maddeyi değişdirdiler.

Bu KHK ile makâm tazminâtı;

  • Korgeneral ve koramiral
  • Tümgeneral ve tümamiral
  • Tuğgeneral ve tuğamiral

rütbesindeki subayların tamamına teşmil edildi.

Gene kayd-i hayat şartı ile...

image021

*  *  *

SENE 1990:

09/04/1990 târih ve 418 sayılı Kânun Hükmünde Kararnâmenin 21 nci maddesi ile 926 sayılı TSK Personel Kânun’una V sayılı Makam Tazminatı Cetveli eklediler.

Bu tezgâh ile;

  • Kıdemli Albaylar da

makâm tazminâtı alan subaylar kervanına katıldı.

image025

*  *  *

SENE 1991:

27/12/1991 târih ve 475 sayılı Kânun Hükmünde Kararnâmenin 10 ncu maddesi ile V sayılı Makâm Tazminâtı Cetveline bir neşder daha atdılar.

Cetvelde yer alan “Kıdemli Albaylar” ibâresini “Albaylar” olarak değişdirdiler.

Bu kez yapdıkları gayet ince bir “balans ayarı” idi.

Acısız, ağrısız, sızısız, kansız, dikişsiz...

Ve de habersiz...

Çünkü KHK demek, sel önünden sahipsiz kütükleri kapmak demekdi.

Kimseye göstermeden, tartışmadan, çakdırmadan, sormadan, izin almadan Meclisden Kânun çıkartmak demek idi.

Bu kumpas ile de;

  • Kıdemine bakmadan “Albay” rütbesindeki subayların tamamına

makâm tazminâtı ödemeye başladılar.

image029 

*  *  *

SENE 1993:

13/07/1993 târih ve 486 sayılı Kânun Hükmünde Kararnâme ile makâm tazminâtına bir ameliyat daha yapdılar.

Bu kez de;

  • Kıdemli Albaylar
  • Albaylar için

farklı makâm tazminâtı göstergesi tespit edildi.

Aynı rütbede olan subayların farklı oranda makâm tazminâtı alması bakımından dikkat çeken bir durumdur. Resmî yazışmalarda Albaylara kıdemini yazmayı yasakladılar. Fakat kıdemini yazmasına izin vermediği albaya en kıdemlisinden makâm tazminâtı verdiler.

Helâl olsun!

Başkumandan sıfatıyla Cumhurbaşkanı “Anayasa’yı bir kez delmekle bir şey olmaz!” der ise şâyet

O Cumhurbaşkanının subayları ne yapmaz?..

image033 

*  *  *

SENE 1996:

21/11/1996 târih ve 4214 sayılı Kânun ile zamânın hükûmeti, zamânın Bakanlar Kurulu’na yeni KHK’ler çıkartma yetkisi verdi.

Evvel zamân içinde idi

Tazminât da kalbur içinde...

Tıpkı 1984 senesinde olduğu gibi.

Târih, tekerrürden ibâretdir,

Değil mi, ÂKİF Mehmet?..

Bakanlar Kurulu’nun 12 sene sonra aldığı ve siz muhteremlerin aşağıda nazâr etdiğiniz işbu yetki Kânun’unun amacı;

Kamu kurum ve kuruluşlarında görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri ile bunların emeklilerinin;

  • Mâli imkânlar ölçüsünde geçmiş yıl kayıplarını giderebilmek,
  • Mâli ve sosyal haklarında iyileştirmekler yapmak”

kadar saf, masum ve iyi niyetli idi.

Hem

Görevdeki memurların

Hem de

Emekli memurların

Geçmiş yıl kayıplarını gidermek ve

Mâli ve sosyal haklarında

İyileşdirme yapmak!..

Zamânın Cumhurbaşkanı Çoban Sülü’ye böyle yapacaklarını söylediler.

Çoban Sülü de

Bunu söyleyen insan müsveddelerine inandı, güvendi ve

Kânun’u imzaladı.

Sâdece 4 aylığına aldığı bu yetkiye istinâden kolları sıvayan zamânın Bakanlar Kurulu,

Yeni KHK’ler çıkartmak üzere çalışmaya başladı.

image037 

*  *  *

SENE 1996:

Bakanlar Kurulu’nun 18 gün önce aldığı KHK çıkartma yetkisinin süresi 4 ay içinde bitecek idi.

Ne demişler?

Vakit, nakitdir!..

Genelkurmay Başkanımız ellerini çabuk tutdu. Meclisin pırıltılı salonlarında hemen hummalı bir “bakan ayartma, tavlama harekâtı”na başladı. Karargâhdan üç beş kurmay subay gönderdi Meclise. Tenhalarda kısdırdıkları Sayın Bakanlarımızı bir punduna getirip iknâ etdiler.

Vakidi, hemen nakide çevirdiler.

19/12/1996 târih ve 568 sayılı KHK’nin 3 ncü maddesi ile 926 sayılı TSK Personel Kânununa ekli V Sayılı Makâm Tazminatı Cetveli değiştirildi.

Kânun, böyle diyor. Aslında değişiklik yapılmadı.

Sâdece bir kelime ilâve edildi.

Enflasyon denen ve arsız siyâsetcilerin peydahladığı bu hayat pahalılığı senede yüzde yetmişlerde geziniyordu o tarihlerde. Memurun ve bu arada astsubayın maaşı da eriyip pula döndü.

Bu Kânun ile Genelkurmay Başkanımız;

Subaylara ve

Astsubaylara

Biraz nefes aldıracak bir maaş artışı yapacak idi.

Çoban Sülü’ye öyle söz vermiş idi.

Fakat

Şapkadan çıka çıka

Sâdece davşan!!!!!!!!

Afedersiniz,

Torbadan sâdece

Yarbay rütbesideki subaylarımız çıkdı.

Makâm tazminâtını düzenleyen meşhur V Sayılı Makâm Tazminatı Cetveli’ne son eklenenler “yarbay” larımız oldu.

image007

Makâm tazminâtı için köşe bucak kıvranıp uygun fırsat kollayan yarbay rütbesindeki subaylarımız

En sonunda emellerine nâil oldular.

Gökden

Biricik makâm tazminâtı düşdü,

Talihe bakınız ki,

O da

Yarbaylarımızın başına düşdü!..

*  *  *

1982 senesinden 1996 senesine kadar tam 14 hazân mevsimi deverân etdi.

14 senede;

  • 3 dâne Kânun,
  • 5 dâne de Kânun Hükmünde Kararnâme çıkartdılar meclisden.

Su uyudu,

Subaylarımız uyumadı...

Su akarken

Astsubaylar bakarken

Subaylarımız

Keseyi doldurdu...

*  *  *

SENE 2012:

Yarbaylarımız, V Sayılı Makâm Tazminatı Cetveli’ne eklenen son asker kişiler oldu olmasına da!

Bu cetvele eklenmek için yanıp tutuşan başka subaylarımız yok mu?

Var!

Kendi uydurdukları “üstsubay”  kılıfına dâhil edilen binbaşılar sırada avuçlarını ovuşduruyor iştiyakla...

Teklif şimdilik hizmet (görev) tazminâtını koparmak için...

Kapı bir açılsın hele!..

Gerisi gelir nasıl olsa...

image040 

Kendi uydurdukları ve hiçbir hukûkî mesnedi olmayan "üstsubay" kılıfına gizledikleri binbaşılara hizmet tazminâtı almak için birileri hileye başvurmakda hiç tereddüt etmedi.

image042

Kânun teklifinin yukarıda gördüğünüz gerekcesinde gırmızı çerçevenin içindeki ifâdeye dikkat buyurunuz yiğit yârenler!

Ne demiş Sayın vekilimiz o çerçeve içinde? “1 nci dereceye yükselen ve 3600 Ek Göstergeye hak kazanan subay...

Kim bu subay peki?..

Kelime hilesine bakar mısınız?

Ben mâliyeci değilim.

Fakat yapdığım parmak hesabına göre binbaşı rütbesindeki bir subayın birinci dereceye yükselmesi imkânsız.

O Sayın binbaşımızın 3600 Ek Göstergeye yükselmesi de mümkün değil.

İstisnâlar hâriç, derecesi 2 olur. İstisnâ olsa da kâideyi bozamaz!.

Ek Gösterge rakamı da 3000.

İşde isbatı;

image043 

Birinci dereceye ve 3600 Ek Göstergeye yükselmesi için bir subayın yarbay rütbesinde olması gerekir.

Muhterem yarbaylarımız bu tazminâtları hâlen alıyorlar.

Peki, bu dalavere niye öyleyse?..

Birinci dereceye yükselmiş ve

3600 Ek Gösterye yükselmiş astsubayların içine

Bu hakları hâiz olmayan binbaşı rütbesindeki subayları kaynak yapıyorsun Sayın vekilim!..

Ayıp oluyor hani!..

Senin amacın nedir Sayın TÜRELİ?

Birinci derece ve 3600 Ek Göstergeye yükselen astsubaylara mı tazminât vermek?

Yoksa

Astsubay posdunun içine sakladığın binbaşı rütbesindeki subaylara mı tazminât koparmak?

Vekilime ne gerek?

Vekilime doğruyu söylemek gerek!...

Yanlış hesap yapdıysam Bağdat’dan dönsün! Bilenler doğrusunu söylesin.

Şâyet benim yapdığım hesap doğru ise o hâlde Sayın Vekilimiz bu çirkin tuzağa niye düşdü?

Ya da Milletin Vekilini kimler tongaya basdırdı?

Birisi Sayın Vekilimi uyarsın!

Hatâya düşmesini arzu etmeyiz.

*  *  *

Satılık tazminâtlarım var. Üsdelik bîlâ bedel! Sırada bekleyen subay var mı?

Var elbet dostlarım...

Tek yapmaları gereken şey

Siyâsetcilerin yapdığından...

Takiyye!..

Murailik, fesatlık ve arsızlık silsilesiyle dolu folim makarasını tekrar başa sarmak!

Ne dedi ÂKİF Mehmet?

Tekrar oynat!

  • Meclisden yeni bir yetki Kânun’u çıkart,
  • Sonra, bu yetki Kânun’una yaslan ve
  • Kânun Hükmünde Kararnâme çıkartma yetkisi al.

Hemen kolları çemre!

İşde sana Kânun Teklifi.

İzmir Vekili Sayın Rahmi Aşkın TÜRELİ’den...

Üsdelik ıslak imzalı...

Sonra gelsin dizi dizi KHK’ler.

  • İlk fırsatda, binbaşıları,
  • Sonra yüzbaşıları,
  • Daha sonra üsteğmenleri...

Ve en nihâyet olarak da

  • Teğmenlerimizi

926 sayılı TSK Personel Kânun’undaki V Sayılı Makâm Tazminâtı Cetveli’nin alt kısmına ekle.

Asteğmenler mi?

Olmaz!

Onlara yok!

O kelimenin başında “ast” var ya!

Teğmenden fazla okusa bile askerliğe 1 derece aşağıdan başlayan kimler sanıyorsunuz?

*  *  *

Subaylarımız;

  • Komkarsu tazminâtını ve
  • Komutanlık tazminâtını mezun oldukları gün almaya hak kazanıyorlar.
  • Kadrosuzluk tazminâtını da emekli olduğu günden itibâren alacaklar nasıl olsa!..

Peki, hepsi bu kadar mı?

Devlet memuru ve diğer kamu görevlileri deyince

Sâdece subaylarımız mı var?

Yok elbet!

Subaylar ile aynı Kânun’a tabi olan astsubaylar var!..

Ordunun;

  • İki aslî unsurundan birisi,
  • İki temel direğinden birisi, (¹)
  • Türk Silâhlı Kuvvetlerinin çok önemli bir gücünü teşkil eden (²)
  • Türk Silâhlı Kuvvetlerinin ayrılmaz bir parçası olan (²)
  • Türk Silâhlı Kuvvetlerinin birbirlerine gönül bağıyla kenetlenmiş fedakâr ve kahraman mensupları  olan(²)
  • Astsubaylar da var.

Astsubaylar,

Devletin vatandaşı değil mi?

Astsubaylar,

T.C. Ordusunun askeri değil mi?

Subaylar bu konuda son derece hasis ve arsız davrandılar.

Bugün itibâriyle bu tezgâhın farkına vardık!

Necdet Bey,

Biz,

Bir aile miydik?

Askerin en büyük vasfı

Şerefli olmasıdır.

Genelkurmay Başkanı

Çoban Sülü’ye verdiği sözü tutsun!

Biz Astsubaylar

Hak etdiğimiz tazminâtları istiyoruz!

Subaylarımıza

Tam 6 çeşit tazminât var...

Astsubaylara ne var?

Astsubaylara

Tazminât makâmından ninniler!..

*  *  *

SENE 2014, 01 MART:

Sonunda oldu!

Kırk seneden beridir verdiğimiz

Medenî, insânî ve hukûkî mücâdele ile

Hakkımızı alamadık!

Daha doğrusu

Biz istedik de

Bizi ölüme sürenler

Hakkımızı vermedi...

Çözüm imkânları tükendi!..

Başka çâre kalmadı!..

TEMAD Genel Başkanımız Sayın Ahmet KESER,

Emekli astsubayların 01 Mart 2014 tarihinde

Ölüm orucuna başlayacağını

Kamuoyuna ilân etdi.

image046 

image044Dünya’nın dokuzuncu büyük ordusu

Tarihinin en ciddi ve

En tehlikeli sınavıyla karşı karşıya.

Bu sınavın gâlibi olmayacak!

Vatanı uğruna ölmeye ve öldürmeye

Nâmusu ve şerefi üzerine yemin eden

Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun

Emekli astsubayları kendi hakkını almak için

Ölmeye yemin etdi.

Böylece dünyada “ölüm orucu kararını ilk veren astsubaylar” da

Türk emekli astsubayları oldu.

Siyâsetcisiyle

Askeriyle

Beceriksiz idâreciler ülkemizi bu hâle getirdiler.

Astsubayara hakkını vermezler ise

Hepsine yazıklar olsun!..

Bizden helâllik beklemesinler.

Emekli astsubaylar ölüm orucuna yatarken

Devleti idâre edenler

Ölüm sessizliğinin arkasına saklanamaz!

Bu ölüm orucunda ölecek emekli bir tek astsubay meslekdaşımızın dahi vebâlinin altında herkes ezilir!

  • Necdet ÖZEL,
  • Recep Tayyip ERDOĞAN,
  • Abdullah GÜL...

Sizlerin nâmusunu korumak için

Ölmeye yemin etmiş emekli astsubaylarınızın

Canını bugün korumaya mecbursunuz.

Devleti idâre etmek için devletin ekmeğini yiyen sizler,

Emekli astsubayların kendisini öldürmesine seyirci kalamazsınız!..

Devleti idâre etdiğini zanneden

Herkes aklını başına devşirsin!..

 brove

 

 

 

Şükrü IRBIK
(E) SG Tls.Astsb. III Kad.Kd.Bçvş.


Yayınlandığı yer ESKİ TÜFEK
Perşembe, 11 Nisan 2013 21:46

GENELKURMAY KİMLERİ TEMSİL EDER?

Sözlükte Genelkurmayın açıklaması aşağıda olduğu gibidir.

Buyruk, buyurmak, emretmek, emir vermek, emir, genelkurmay, güç, hakim olmak, hakimiyet, hükmetmek, komuta etmek, komuta, kontrol etmek, kumanda, kuvvet, telkin etmek, tepeden görmek, yetki yönetmek

BUYURMAK EMİR VERMEK, HAKİM OLMAK, HAKİMİYET, HÜKMETMEK, KOMUTA KONTROL ETMEK, TEPEDEN GÖRMEK, YÖNETMEK...

GENELKURMAY BAŞKANLIĞI'nın AÇILIMI;

  • KURMAYLARIN BAŞKANI MI?
  • TÜRK SUBAY KUVVETLERİNİN BAŞKANI MI?
  • TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN BAŞKANI MI?
  • ASSUBAYLARIN BAŞKANI DEĞİL Mİ?

Yoksa SÖZLÜKTE belirtilen;

BUYURMAK EMİR VERMEK, HAKİM OLMAK, HÜKMETMEK, KOMUTA KONTROL ETMEK, TEPEDEN GÖRMEK, YÖNETMEK... gibi hususlar TSK'nın AYRILMAZ UNSURU olduğu SÖYLENİLEN ASSUBAYLAR için mi GEÇERLİ? Assubayların BAŞKANI değil mi, ASSUBAYLARI TEMSİL etmiyor mu?

Bunun için GENELKURMAYIN UYGULAMALARINA bakalım.. Bugüne kadar..

Genelkurmay Başkanlığı,bugüne kadar SUBAYLAR için vermiş olduğu YASA TEKLİFLERİNİN arkasında durmuş takip etmiş ve YASALAŞTIRMIŞTIR, örnek...

TSK adına TIP okuyan öğrenciler diğer SINIF Subaylarına göre daha fazla yıl okuduğundan OKUNAN fazla YILLAR için Harp Okulundan MEZUN olan Tğm MAAŞINI alamadıklarından, MAĞDUR oldukları gerekçesiyle HEMEN ÇIKARTILAN yasayla MAĞDURİYETLERİNİ gidermiştir..

Fİ tarihinde KILICINI  alamayıp MAĞDUR olanların HAKLARINI ve KILIÇLARINI anında HATIRLAYIP verdiği TEKLİFİN anında YASALAŞTIRIP mağduriyetleri giderilmiştir

Subay RÜTBE bekleme sürelerini DEVAMLI PERSONEL lehine KISALTARAK hâttâ ALBAYLIĞIN ikinci yılında EMEKLİ olanlara dahi TAZMİNAT almaları sağlanarak İMKANLAR genişletilip MAĞDURİYETLER giderilmiştir...

Bu örnekleri TÜRK SUBAY KUVVETLERİ lehinde ÇIKARILAN MAAŞ TAZMİNAT YAN ÖDEME v.s. ÇOĞALTMAK MÜMKÜNDÜR. Bu konuda  TSK'nın SUBAYLAR lehine ÇIKAN  YASALARI BOL, kaynakları zengindir...

GELELİM TSK'nın VAZGEÇİLEMEZ UNSURU ASSUBAYLARA.... BAKALIM GENELKURMAY BAŞKANLIĞI ASSUBAYLARI DA TEMSİL EDİYOR MU ETMİŞ Mİ?... Assubay Haklarını koruyup SUBAY haklarının koruduğu gibi Aassubayların HAKLARINI da KORUMUŞ MU ?

Bir defa SUBAYLAR için MAAŞ ve TAZMİNATLARA daha KISA sürede KAVUŞMALARI için tanınan RÜTBE bekleme SÜRELERİ Assubaylara VERİLMEYEN veya KISITLI olan HAKLARA ulaşacak RÜTBE bekleme süreleri BİLİNÇLİ UZATILMIŞTIR...

Aynı GEMİDE,UÇAKTA BİRLİKTE ve ŞARTLARDA olunulmasına rağmen SUBAYLARA VERİLEN TAZMİNAT ASSUBAYLARA verilmemekte veya çok CÜZİ miktarda verilerek adeta SUSTURULMAK istenilmiştir.

Assubaylara MAAŞLAR GENKURCA BİLİNÇLİ ve KASITLI olarak alt düzeyde TUTULMUŞ "HİÇ BİR ASTI BENİM TĞM'DEN  DAHA FAZLA MAAŞ ALAMAZ" denilerek zaten dışlandıkları  ispatlanmış olup bu UYGULAMALARLA Assubaylar bırakın Subayı son zamanlarda İşçi, memur, polisten, İmamdan daha DÜŞÜK MAAŞ alır duruma getirilmiştir.

Assubayların SOSYAL statü ve imkanları YOK denilecek hale getirilirken SUBAYLARIN İMKANLARI her geçen gün daha da artmıştır...

Yıllardır Assubayların TAHSİL yapma HAKLARI ellerinden alınarak cezalandırılmışlar, buna rağmen HUKUK fakültelerini bitiren ASSUBAYLARIN yerine dışarıdan Hakim ve Savcılar alınarak en büyük HAKSIZLIKLAR yapılarak GÜVENSİZ ortamın TAVAN yapmasına GENKURUN uygulamaları SEBEP olmuştur.

Askeri Mahkemelerde Yargılamalar taraflı yapılmış Komutanların dediği ve istediği olmuş,Makam YETKİSİNİ kullanan üstlerin İKİ DUDAK arasında verdiği HAKSIZ HUKUKSUZ CEZALAR nedeniyle Assubaylar mağdur olmuş SAVUNMA ve HAKLARI hiç DİKKATE alınmayarak statü arkasına SIĞINILIP AYIRIM ve BÖLÜCÜLÜK yapılmıştır.

Subaylara VAR olan HAKLAR TSK'da ASSUBAYLARA YOK DENİLMİŞ ve bu ALIŞKANLIK haline  getirilip DEVAM ETTİRİLMEKTEDİR...

TSK'da ASSUBAYLARA YAPILAN AYIRIM ve HAKSIZLIKLARI SIRALAMAK  saymakla bitmez, YAZILSA kitaplara sığmaz.

Bütün bu uygulamalardan sonra GENELKURMAY BAŞKANLIĞININ TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNDE ASSUBAYLARI TEMSİ ETTİĞİNİ,HAKLARINI KORUDUĞUNU, HUKUK ÇERÇEVESİNDE UYGULAMA YAPILDIĞINI SÖYLEYECEK TARAFSIZ BİRİNİ ARASANIZ BULABİLİR MİSİNİZ?

İşte tüm bu OLUMSUZ UYGULAMALARDAN sonra GENELKURMAY Başkanlığı UYGULAMALARIYLA TÜRK SUBAY KUVVETLERİ DURUMUNA getirmiş olduğu TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN AYIRIMSIZ, BÜTÜN ve AİLE olduğunu söylüyor ve ASSUBAYLAR TSK'nın AYRILMAZ VAZGEÇİLEMEZ UNSURUDUR diyor.  Siz buna iNANIYOR MUSUNUZ? Bu UYGULAMALARI gördükten sonra İNANABİLİR MİSİNİZ ?...

Ama bir gerçek var ki ASSUBAYLAR ARTIK GENELKURMAYA DA, SÖYLEDİKLERİNE DE İNANMIYOR...Çünkü daha beş altı ay önce Assubayların Göreve başlama derecelerini teklifinde 9/2 olarak vermişken yeni hazırladığı yasa teklifinde tekrar UYGULAMADA olan YANLIŞINI sürdürerek 9/1 dereceye dönmüştür...Kuvvet Assubaylığı ihdas ederek BİLİNEN Assubay SORUNLARI YOKMUŞ DA yeni ÖĞRENECEKLERMİŞ gibi işlemlere girişmişler...Sizce bu HAREKETLER GÜVEN VERİYOR MU?.. Genelkurmayın SÖYLEDİKLERİYLE YAPTIKLARI BİRİRİYLE UYUŞUYOR MU? Bu davranışları SİZLER GENELKURMAYA yakıştırıyor musunuz?

Yapılanlar aynen SÖZLÜKTE belirtildiği gibi sadece HÜKMETMEK ve YUKARIDAN BAKMAK şeklindedir.. ZATEN ONLARIN YAPTIĞI DA AYNEN bu DEĞİL Mİ?.. Öyle devamlı KAFALAR yukarıdan aşağı BAKAR hale GELMİŞ Kİ BOYUNLARI tutulduğundan artık İSTESELER DE bu RAHATSIZLIK TSK'da ZOR atlatılır hale gelmiştir...

Ama artık ASSUBAYLAR her şeyi görüyor,biliyor ve eskiden yaptıkları gibi KIRILAN KOLU YEN İÇİNDE BIRAKMIYOR ve BIRAKMAYACAKLAR DA.....

Assubaylar ne TSK'nın ne de ÜLKEMİZİN ZARAR görmesini İSTEMİYORLAR. Bugüne kadar bunun MÜCADELESİNİ verdiler. Bunun SORUMLUSU Assubaylar değil GENELKURMAY ve KOMUTA heyeti olacaktır.... 

Yayınlandığı yer ÜLKENİN NABZI
<< Başlangıç < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>
Sayfa 1 - 2