Cuma, 22 Nisan 2016 21:06

İKİ YÜZLÜLÜĞÜN RESMİ

Hiç bir assubay, TEMAD’ın tüzel kişiliğine saygısızlık etmez! Çünkü, TEMAD emekli assubayların temsilcisidir.

Bay Ahmet KESER’den önceki yönetimin temsil misyonunun yeterli olmaması nedeniyle, iletişim çağının nimetlerinden yararlanan assubaylar  yıllardır ön yargılarla oluşun haksızlıkları, hukuksuzlukları kamuoyu ve ilgililere duyurmak adına örgütlenerek, bu sitenin koordinasyonunda çok yararlı hizmetlerinin yanısıra, bizleri temsil edecek yeni bir yönetimi belirleme çalışmaları içine girdiler.

Bizlere güven veren, ayakları yere basan ANKARA PLATFORMU’nun mücadelede yaşanan olumsuzluklardan dolayı adaylıktan ayrılmaları üzerine, Ahmet Keser ve ekibini umut görerek seçilmelerine destek verdik.

Yönetime talip olan Ahmet KESER, TEMAD tüzüğündeki en önemli amaçlardan olan;

Dernek üyelerinin sorunlarının çözümü için gereken yasal ve idari girişimlerde bulunur

maddesine ek olarak;

Birinci önceliğimiz; yıllardan beri çözüm bekleyen özlük haklarımızı almak olacaktır. Özlük haklarının alınması için ilgili, yetkili ve etkili kurumlarla sonuç alınıncaya kadar müzakereler kararlılıkla yürütülecektir.

Bu ahlaksızca hakaretlerinin hesabını artık yargı önünde verecekler.

tarzında onlarca reform niteliğinde vaatlerde bulundular. Peki gerçekleştirdiler mi? Elbette gerçekleştiremediler!

Assubaylar olarak, bu yönetime tarihinin en büyük maddi ve manevi desteğini verdik. Bu yönetimin kişisel hesaplarla mücadelede başarı sağlamaması üzerine yaptığımız önerilerden, eleştirilerden ders almak yerine, yönetim destekli riyakar takımı ile eleştirenlere hakaret ve iftiralarda bulunuyorlar. Elbette bunları adamdan sayıp muhatap almıyoruz!

Bu güruh, bizlerin okuma ve yanıt hakkını engelleyip destek vermeyenlere sistematik bir şekilde saldırıyorlar!

Bunların başı olan 'TEMAD yönetiminde olması büyük bir şansızlık olan' Sami Boşkaya denilen kişi yazdığı bir yazıda “sosyal medyada özellikle başını Ersen Gürpınar’ın çektiği bir kısım kişiler tamamen show’a dönük kişisel çıkar amaçlı yapmaya çalıştıkları saçma sapan kampanya ve eylemlerinin Temad kurumsal yapısı ile hiç bir alakası yoktur. Bu tip kampanyaları sık sık düzenleyen Ersen Gürpınar'ın tek amacı reklam kampanyasından pay kapmaktır. TEMAD’a olan husumeti yaptığı kampanyalara malzeme olmadığımızdandır” buyurmuşlar!

Ah be assubay nosyonundan mahrum tosunum, sen bir kapıdan bir kapıya menfaat için koşarken, TEMAD ve mücadele adını telaffuz edemezken hiç bir kişisel çıkarı olmayan assubay sevdalıları tüzel kişilikleri, aidat, gayrimenkul ve hazine yardımı gelirleri, sekreterleri, makam araçları, binası olmadan çocuklarının, torunlarının harçlıkları ile mücadelede bir çok taşın yerinden oynamasını sağladılar.

17-EKIM-2009

Yukarıdaki resme iyi bakın. Bu resim, bizlerin koordine ettiği cumhuriyet tarihinde ilk kez bir cesur yürek arkadaşımızın, haksızlıklarımızı protesto etmek için MERZİFON-ANKARA yürüyüşünün sona erdiği Ankara Anıtpark'ta benim yaptığım basın açıklamasına katılanların resmidir.

  • Madem ben mücadeleye destek değil de kişisel hesap peşinde koşuyordum, Bay Ahmet Keser orada ne arıyordu?
  • Bu sitenin yaptığı birçok mail kampanyasından en önemlisi olanını sahiplenip "17 bin mektupla Genelkurmay'da ses getirdik" açıklamasını neden yaptı?
  • Kişisel gayretlerle bir çok ulusal gazetede günler ve haftalarca süren yazı dizilerimiz, Assubaya hakaret edenler için açtığımız davalar,mail kampanyaları bize ne gibi bir kişisel çıkar sağladı?

Kaldı ki, bunlar bizim görevimiz değildi. Bunları fedakar arkadaşlarımızın kendilerine ve mesleklerine saygısının gereği yapıldığını mücadeleye destek için gönderdiğimiz paralar ile ziyafet sofralarında, 5 yıldızlı otellerde ağırlanan satılık kalemler, görevden tanıdığımız yalaka takımı anlayamaz!

Yapılan her çalışma bu mücadeleye bir katkıdır. Bırakın ona buna laf yetiştirip aciziyetinizi gizlemeye çalışmayı, bu çalışmaları siz yapın, elinizi kolunuzu bağlayan mı var? Merak etmeyin bizler assubay adının geçtiği her konuya müdahil olur, her çalışmayı destekleriz.

Sizler, görevinizi yapmadığınız için bizler o boşluğu dolduruyoruz.

Genelkurmay nizamiyesinden giremeyen, Başbakanlık tarafından muhatap alınmayanların yapacakları bir şey yoktur!

Başbakan ve Genelkurmay Başkanı tarafından vaatler açıklandığında "40 yılda bir ele geçen fırsatı kaçırmayalım. Muhataplarınızla görüşün süprizler yaşamayalım, siz görüşemiyorsanız şubelerden bir heyet oluşturulsun" teklifimizi her zamanki gibi umursamadan 'nasılsa torbada keklik' diyerek; Genelkurmayı rol ve başarıyı çalmakla suçlayıp "Genelkurmayı devre dışı bıraktık, siyasi otorite ile hallediyoruz" açıklamaları ile şubelere emeğin olmadığı başarıyı sahiplenerek koştunuz.

Peki sonuç ne oldu? Hani halletmiştiniz? Hâlâ neyin karşılığı bu yalakalığı yapıyorsunuz? Sizde hiç vicdan yok mu?

Bu inadın, bu kibirin, bu aymazlığın sürmesinin bedelini assubaylar ödüyor!

İntibaklar, adaletsiz başlangıç dereceleri ile yapıldı. 3'üncü derecedeki ve yüksek okul bitirip 2'nci derecede bulunanlar mağdur edildi. Tazminatlardan haber yok. Ortalıkta bilgi kirliliği yaşanıyor. Ağa babanız ve TEMAD nerede? Neden açıklama yapılmıyor?

Tabii, patronunuz bay Ahmet KESER’in assubay sorunu çözme gibi bir derdi, gayreti yok. O, dağ başındaki tarlanın yüz misli fiatla assubaylara pazarlanıp alıncak komisyonla ve hayali şirketlerle gündem değiştirmeye çalışıyor!

Algıcı, çalgıcı, nemacı yalakalar, satılık kalemler nema peşinde olduğu için bunları eleştirmeye yüreği yetmeyince, assubay sevdalılarının takdir edilecek gayretlerini hakaretlerle, iftiralarla gündem değiştirip kişisel hesapları başarısızlıkları, aymazlıkları gizlemeyi amaçlıyorlar!

Sahi siz aynaya bakabiliyor musunuz? diyeceğim ama yüzü olmayan aynaya baksa ne olur, bakmasa ne olur!...

BU ZİHNİYETİNİZ DEVAM ETTİĞİ SÜRECE BUNUN VEBALİNİ VE AYIBINI YAŞAYACAKSINIZ.

Mücadeleyi kişisel hesaplardan uzak amaç edinmiş assubay sevdalılarına minnet ve teşekkürlerimi sunuyorum.

3-fotograf-fark

Yayınlandığı yer KARDELEN

Saygıdeğer Meslektaşlarımız

Her zaman belirttiğimiz gibi ”assubay olmadan bırakın ordunun savaşmasını asker karnını doyuramaz“. Peki bu gerçeğe  ve taleplerimizin de sadece adalet, eşitlik ve insan onuruna saygıdan ibaret olmasına rağmen neden ön yargılarla ve özellikle kendi kurumumuz tarafından sosyal,ekonomik ve insani haksızlıklara uğratılıyoruz? Tek nedeni var; Gücümüzün farkında değiliz ve birlik olamıyoruz.

Görevde iken tanıdığımız içimizdeki bir avuç ahlak yoksunu küçük menfaat sahipleri ile bizleri aynı kefeye koymak istediklerini acı tecrübelerle öğrendik ve ne yazık ki bir yere yaslanmadan ayakta duramayan, kişisel hesapları olan bu kişiler küçük çıkarları uğruna umutlarımıza birliğimize dinamit atarak aynı tavrı emekli olunca da devam ettiriyorlar. TEMAD önderliğindeki mücadelemizde başarısızlığımızın tek nedeni budur... 

Mücadelemizde bir milat olan 1971-1975 olaylarında günün antidemokratik ortamı yüzünden mücadele azmimizi devam ettiremedik, o fedakar meslektaşlarımıza sahip olamadık. Buna bir de sicil, tayin, ceza baskısı eklenince mücadele ateşimiz ne yazık ki küllenmek zorunda kaldı.

İletişim çağının internet'in  nimetlerinden yararlanarak bir araya gelen assubay sevdalısı arkadaşlarımızla yaptığımız “Emeğinin, alın terinin, akıttığı kanın karşılığında sadece adalet isteyen çocuklarına aydınlık yarınlar bırakmayı ve insanca yaşamayı isteyen meslektaşım,  haksızlıklara tepkisizlik yeni haksızlıklara davetiyedir, derneğimiz TEMAD önderliğinde bizler için onur olan mücadeleye desteğinizi bekliyoruz“ çağrılarımız yanıt buldu.

Bu fedakar arkadaşlarımızın katkıları ile Cumhuriyet tarihinde bir ilk olarak SABAH gazetesine haksızlıklarınızı dile getiren ilan verdik. Bir çok yazı dizisi ve davamıza inandırdığımız yazarların (Özellikle Sn. Umur TALU) desteği adaletsizlikleri dile getiren yazıların yayınlanmasını sağladık. Meslektaşımız Sn.Tuncer Küçük'ün MERZİFON-ANKARA arasında gerçekleştirdiği haksızlıkları protesto yürüyüşünü sağladık. Mail kampanyaları ile haklı taleplerimizi ilgililere ilettik. Bunlar ve diğer çalışmalarımız sunucu oluşan coşku ile çığ gibi büyüdük. Derecemizden, kadememizden habersiz olan genel merkez yönetiminin değişmesi için bu sitenin önderliğinde kurulan TEKYÜREK grubu ile YENİ OLUŞUM grubunun temellerini atıp Sn.Keser ve ekibinin göreve gelmesine katkılar sağladık.

Tarihinin en büyük maddi ve manevi desteğini alan bu yönetim, önce yola çıktıkları idealistleri yolda buldukları menfaatperestlerle değişerek 11 kişilik yönetim kurulundan 8 kişinin istifası ile bizleri ilk hayal kırıklığına uğrattı. Bu arkadaşlarımız kendilerini, istifa gerekçelerini tam olarak anlatamadıkları ve alternatif bir yönetim oluşmadığı için Sn.Keser yeniden genel başkan seçildi. Bir işareti ile binler bölge toplantılarında, onbinler Ankara'da toplandık;  hamasi nutuklar, verilen  sözlerle tavan yapan umutlarımız 2014 seçimini tekrar kazanmanın güven ve  kibiri ile göreve yeniden seçilen Sn.Keser’in kişisel hesapları ile hayal kırıklığına dönüştü!

Göreve seçilmek için;

-Önceliğimiz özlük haklarının alınması için ilgili, yetkili ve etkili kurumlarla sonuç alınıncaya kadar müzakereler kararlılıkla yürütülecektir.

-TEMAD; İl, İlçe Başkanlıkları ve üyelerinin de katılımını sağlayacak demokratik bir yönetim anlayışıyla yeniden yapılandırılacaktır."

gibi vaatlerini, tüzükteki görevlerini unutan sayın genel başkan hangi amaca hizmet ettiyse Genelkurmay ile bizlerin hiç bir yarasına merhem olmayan maksadı aşan eleştirilerle diyaloğu sonladırdı. Orduevi yasağı ile ilişkiler tamamen bitirildi. Buna rağmen bu siteden verdiğimiz, şu an çevresindeki nemacıların katılmadığı toplum desteğinden kuvvet alarak hatalarını tamir etmek yerine ne yazık ki kişisel hesaplarla yanlış üstüne yanlış yaparak ve  “Ben sizden sorun çözmek için yetki almadım” açıklaması ile umutlarımızın tamamen kaybolmasına neden oldu.

Haksızlıklar karşısında susmanın yeni haksızlıklara davetiye çıkaracağı bilinci ile mücadelemizde yaşanan bu umutsuzluk ve kaos ortamına sessiz kalamazdık. Bir tek satırında hakaret olmayan yapıcı eleştirilerimize tahammül edemeyen ve başarısızlıkları olumsuzlukları gizleyip gündem değiştirmeyi amaçlayan, bu nedenle eleştirenlere hakaret ve iftiralarda bulunan haysiyet yoksunları konusunda meslektaşlarımızın duygularına tercüman olarak Sn. Ahmet KESER’e (http://www.emekliassubaylar.org/component/k2/item/1034-temad-genel-baskanligina-cagri) uyarıda bulunduk. Bu kişilerin düşük profilli, seviyesiz davranışlarının mücadeleye ve TEMAD’a zarar verdiğini, gereğinin yapılmasını rica ettik. Uyarılarımızı dikkate almak bir yana, Sn.Keser tarafından korunup ödüllendirilen, mücadeleden nemalananlar sistematik bir şekilde meslektaşlarına, genelkurmaya, OYAK yöneticilerine, YAŞ üyelerine hakaretleri hız kesmeden devam etti.
Genelkurmay'ı elbette eleştireceğiz, ancak hiç kimse düşüncesini hakaret ederek karşısındakine kabul ettiremez. Bu haysiyet yoksunlarının iddia ettiklerinin aksine, Genelkurmay diz çökmedi! Bu aymazlığın faturasını görevdeki meslektaşlarımızın geleceğini pamuk ipliğine bağlayan Askeri Disiplin Yasası, Kadrosu assubay olan komutanlıklar ve şube başkanlıklarının subay yapılması, bizler için umut olan personel yasa taslağının askıya alınması gibi olumsuzluklarla ödemek zorunda bırakıldık!

YAŞ üyelerine hakaretten yargılanan Gn. Başkan yardımcısı Sami Başkaya ve hakareti şiar edinen tayfası, hakaretten sabıkalı ısmarlama yazı yazan sözde yazar bu aymazlıkları eleştirenlere hakaretlerle "çamur at, izi kalsın" düşüncesi ile mesnetsiz  iftiralarda bulunmaktadırlar.

Son olarak bu mücadelede önemli bir misyon üstlenen, görevde iken mücadele katkıları nedeniyle çileler çeken,  sitemiz yönetimi üyesi ve yazarı Sn. Ersen Gürpınar’ı 1975 olaylarında Rize Askerlik Şubesi'nde tek assubay olarak görev yapmasına rağmen meslektaşlarını ihbar etmekle suçlayacak kadar basitleştiler. Yetmedi, TEMAD’ın Facebook resmi sayfasında ve kendi sayfalarında, tüm televizyonlarda, hepimizin facebook sayfasında, internet siteleri ve gazetelerinde irade dışı Gooole tarafından yayınlanan reklamlarda HDP reklamını (montaj da olabilir) bahane ederek aklın, mantığın, vicdanın, ahlakın kabul etmeyeceği bir şekilde site yönetimini değil, sadece yıpratmayı, bezdirmeyi amaçladıkları Ersen Gürpınar'a PKK sempatizanı suçlamasında bulundular!

Sn.Gürpınar’ın vatanseverlik duygularını sorgulamak kimsenin haddi olamaz. Üstelik TEMAD yönetiminin seçimler dolayısıyla sesimizi duyurması gerekirken bu boşluğu dolduran, sitede SİYASİ PARTİLERE DEKLARASYON kampanyasında HDP'nin yasal ve mecliste grubu bulunan bir parti olmasına rağmen teröre destek verdiği inancı ile mail kampanyasına bu partiyi dahil etmeyerek gösterdiğimiz hassasiyetimizi tüm assubay kamuoyu bilmektedir.

Her konuda ahkam kesip maydonoz olanlar, TEMAD'ın normal gelirleri dışında çocuklarımızın, torunlarımızın harçlıklarından keserek mücadeleye destek için gönderdiğimiz milyonlarca lira maddi desteğin, hazineden tanıtım için alınan yüzbinlerce liranın nereye harcandığı konusunda assubay kamu vicdanında oluşan endişeleri, başarısızlıkları, aymazlıkları sorgulamaya cesaret edemeyenlerin, yıllarca site giderlerini cebinden ödeyen yönetimin harcamalara katkı için aldığı google reklamlarından ayda ortalama 100 (yüz) lira cüzi reklam gelirini sorgulamaya hakları ve hadleri olamaz! Kaldı ki bu gelirde assubayların tek kuruş katkısı olmamasına rağmen meslektaşlarımıza saygımızın gereği bu harcamaları kuruşu, kuruşuna site mesaj panosunda her yıl sonu yayınlıyoruz. Kimse bulanık suda balık avlamaya, ahlaksızlığa tevessül etmesin. Bu açıklamaları meslektaşlarımıza saygımızın gereği yapıyoruz. Yoksa hakareti şiar edinen bu kişileri muhatap almayı, onların seviyesine inip onlara hak ettikleri yanıtı vermeyi bile zul addediyoruz!

Sn.Gürpınar’ın girişimleri ile kurulan bu sitede, adını duyuran delege ve yönetimlere seçilenlerin bir kısmının bu ahlaksız saldırıya sessiz kalmalarına "herkes kişiliğinin gereğini yapar" diyerek sadece üzüldük; ancak sudan bahanelerle fikren uyuşamadıklarını, muhalif kabul ettikleri kişileri ihraç eden, şube kapatan genel merkezin umutlarımızı, birliğimizi dinamitleyen bu kişiler için   sessiz kalmasını kabul etmek mümkün değildir.

Sn.Keser, bu kişilere ne borçlusunuz, neyi amaçlıyorsunuz? Anlamak mümkün değil! Amacınız kendine ve mesleğine saygısı gereği sorgulayan, eleştiren assubay sevdalılarını susturmak ise bu gayretiniz beyhudedir. Her hakaret, yapana ve destekleyenlere bumerag gibi geri dönüyor. Ayağınıza sıkılan kurşunun farkında değilsiniz. Sizin için fazla üzüldüğümüz söylenemez de, şahsınızda TEMAD kan kaybediyor! Bir kez daha hatırlatıyoruz; delege sizi kral olarak seçmedi. Verdiğiniz vaatleri ve tüzükteki görevleri yerine getirmeniz için bir STK örgütüne başkan seçti. Bunca maddi ve manevi desteğe rağmen toplumun önüne koyacağınız bir tek başarınız yok. Bugün sitelerinde, sayfalarında övgüler dizen, algı operasyonları yapan bu riyakar takımı ile lokal işletip para kazanmayı, assubay adından siyasi ve ticari çıkar sağlamayı amaçlamış olabilecek bir kısım yöneticilerin  alkışları ve kurucuları dahil toplam 120 kişiden oluşan KAMU-DER adlı dernek tarafından 'kişisel dostluklar nedeniyle' yılın derneği seçilmenizle kendinizi tatmin edebilirsiniz, ama yarın görev süreniz bitince sizi önce bunlar terk edecekler. İnanın adınız bile anılmayacak...

Tanınmanıza, seçilmenize büyük katkılar sağlayan, mücadele fırtınaları estiren, sosyal medyayı lütfedip muhatap almayabilirsiniz. Şubelerinize sorun, umuttan, birlik ve beraberlikten bahseden var mı? 

Yüzbinlerce kişinin vebalini yüklendiniz. Daha fazla toplumun nefretini, lanetini üzerinizde taşımayın. Hatalardan ders alarak, görev süreniz bitmeden kendilerine yeni bir efendi bulacak olan bu haysiyet yoksunlarını etrafınızdan temizlemeye başlayarak yeni bir başlangıç yapın. Ya da istifa edin.

Meslektaşlarımıza sevgi ve saygılar sunuyoruz.  

SİTE VE ASB.GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ

Yayınlandığı yer EMEKLI ASSUBAYLAR
Çarşamba, 30 Eylül 2015 22:19

KORKMAYIN HAKKINIZI ARAYIN...

Sosyal medyada karşılaştığımız ve bizleri en çok üzen konulardan biri de, şahsımıza yapılan hakaretler, iftiralar. Özellikle, sahte hesaplar veya nadiren de olsa, gerçek hesaplar üzerinden ayarsızca yapılan hakaretleri, fütursuzca atılan iftiraları kesinlikle sineye çekmeyin. İki satır dilekçe ile en yakın Cumhuriyet Savcılığına müracaat edin. Bakın neler oluyor!

Kendini bulunmaz, erişilmez sanan koftiden kahramanlar, nasıl cezalar alıyor? nasıl adalete hesap veriyor? göreceksiniz! Tek sıkıntı, bu tip davaların uzun sürmesi ve epey zaman alması. Ancak yapanın yanına kar kalmadığını görünce, zaman mefhumu önemini yitiriyor.

Bu tip hakaret makinelerinin ortak özelliği; klavye başına geçince aslan kesilirler, ağzından çıkanı kulakları duymaz, uyarıları, ikazları dinlemezler, herşeyi yazabileceğini, kimseden korkmadığını söylerler. Hatta daha da küstahlaşarak hakaret ve iftiraların dozunu artırırlar.

Ancak, Yazdıklarına sahip çıkacak kadar mertlikleri ve cesaretleri olmayan bu tipler, ettiği hakaretler nedeni ile savcının veya polisin karşısına geçince nefesi kesiliyor, adeta süt dökmüş gibi oluyorlar. "Aman şikayetten vazgeç, yok alkollüydüm, yok eşim ile sorunum var, yok psikolojik sıkıntım var" gibi mazeretlere sığınarak, duygu sömürüsü yapmaya çalışırlar.

Bu tipler, karşısındakini çocuk veya saf sanıyor, Kendini savunmaya çalışırken "onu tanımıyorum, ismen duydum, facebook hesabım yok veya twitter kullanıcısıyım" gibi komik savunmalara girişiyorlar.

Onlara hatırlatmak lazım; Adam olan yazdığını inkar etmez, mertçe "ben yazdım" der!

Şahsen, hakkımda şikayette bulunanlar ile ilgili hiç bir yazımı "ben yazmadım mükü yazdı, hesabım hacklendi" veya "benim adıma sahte hesap açmışlar" gibi inkarcı savunmalar yapmadım. Hele hesabımı hiç kapatmadım. Her şey yerli yerinde duruyor. "Evet bu yazıyı ben yazdım, belgelerim şunlar dedim" ve hepsinden takipsizlik kararı çıktı.

Tabi sosyal medyada olunca, benzer olaylar bizim de başımıza geldi. Örneğin iş yargıya yansıyınca, yaptığını inkar eden birkaç kişiye sormak lazım?

Tanımadığın biri ile "abi beraber bir resim çektirelim" diyerek, Ankara da neden fotoğraf çektirirsin? veya Eskişehir de yine tanımadığım dediğin kişiye "Ersel'ciğim" diyerek fotoğraf çektirip, neden sohbet etmek istersin?

Peki hiç tanımadığın kişiyi, adına kayıtlı telefondan 2 yıldır defalarca arayıp, dakikalarca neden konuşursun? Yada bayramlaşma mesajlarını neden atarsın? Telefon döküm kayıtlarını da sahtekarlar hazırlamış herhalde? Onlarca emekli assubayın şahit olduğu bir durumu, bu kadar ispat ve delil var iken, inkar ederek paçanı kurtaracağını mı sanırsın?

Şimdi bunlara şunu sormak gerekir? Aynanın karşısına geçince kendi yüzünüze nasıl bakıyorsunuz? Ya eşinizin ya da çocuklarınızın masum yüzüne nasıl bakıyorsun? Armudun bile ilk hecesi "Ar" ile başlarken...

Kısacası, bazılarının sizlere, bizlere yaptığı hakaretlerin aynısını, hatta daha fazlasını, onlara bizler de yapabiliriz ama bu bizler için kazançtan çok kayıp olur. Onlardan farkımız kalmaz. Biz hiçbir zaman düşmanlarımızın bize karşı kullandıkları silahları kullanmayacağız. Çünkü bu silahlar, bizim elimizi süremeyeceğimiz kadar kirli ve korkakçadır.(*)

Bu konu da tek çare hukuk. Bu güruhun aklının başına gelmesi için, hapis cezası ve para cezası alması yeterli oluyor. Öyle ki bazılarına karakola veya savcılığa gitmesi bile kafi geliyor. Herkes yazdığının yaptığının bedelini hukuk karşısında gecikerek de olsa öder. Korkmayın ve hakkınızı arayın. En azından onlar kadar cesaretli olun. Unutmayın, zamanında sesinizi çıkarmazsanız, bir gün sizin de sesinizi keserler!

Dede Ersel AKSU

(*) S. Ali

Yayınlandığı yer MUHALİF KÖŞE
Salı, 21 Nisan 2015 22:37

ASRIN ASSUBAY DAVASIYMIŞ (!)

Saygıdeğer Meslektaşlarım

Nacizane, kendime ve mesleğime saygımın gereği, 40 yıldır bizlere ön yargılarla yapılan haksızlıklara karşı yürütülen mücadeleye, sizler gibi katkı sunmaya çalışıyorum. Hepimiz onur mücadelemizde adaletsizlikleri, ön yargıyı, vicdansızlığı dile getirirken kişileri değil sistemi muhatap alıyoruz ve hiç bir yazımız, eleştirimiz hakaret içermiyor. Farklı bir üslupla zaten mücadelenizde başarılı olamazsınız.

Mücadele tarihinin hiçbir döneminde bu kadar umutsuz olmadım, olmadık! Oysa Sn.Ahmet Keser yönetiminden mucize değil, bizleri sağduyu ve kararlılıkla temsil etmesini istiyorduk. Assubayların derecesinden, kademesinden haberdar olmayan, mücadele gönüllülerinden şikayet eden korgenerale "onlar bizden değildir" diyen bir yönetimden kurtulduğumuz için adeta bayram yapmıştık. Ben de 'nacizane' yönetime kayıtsız şartsız desteğimi açıkladığım YENİ BİR UMUT YENİ BİR BAŞLANGIÇ  yazımda bunu belirtmiştim.

Tarih, ondan ders almasını bilmeyenler için tekerrür edermiş. Ne yazık ki, tarihinin en büyük maddi ve manevi desteğini alarak "UMUT!" olan Sn.Keser, önce kendi dava arkadaşlarını terk etti sonra da kişisel hesaplarla bizleri hayal kırıklığına uğrattı! Temsilcimiz gibi değil, patron ve emekliler komutanı havaları ile TEMAD gemisini rotadan çıkarıp karaya oturttu! Ne yazık ki düzeltmek için hiç bir gayret gösterilmiyor...

Hatadan dönmenin fazilet olduğunu hatırlatan öneren, eleştiren yazılarımıza tahammül edemeyen bu yönetim, sırtını sıvazladığı, ödüllendirdiği, bizlerin mücadele için gönderdiği paralarla 5 yıldızlı otellerde ağırlanan Sami Başkaya denilen ahlaksız müfteri ve ekibi ile gündem değiştirmek, başarısızlıkların sorgulanmasını engellemek adına mücadele gönüllülerine (yazmaktan utanç duyacağım sizlerin de okuduğunuzu düşündüğüm yazılarla) hakaretlerle saldırdılar. Bunun acı sonuçlarını hep birlikte üzüntü içinde izliyoruz. Toplumun mücadele umudu ve birbirimize tahammülümüz kayboldu!

Sn.Ahmet KESER’in çıktığı TV proğramlarında Assubayların ön yargılarla sosyal, ekonomik ve insani haksızlıklara uğratıldığını, örneğin; bir üniforması kefen olan, yüksek okul mezunu assubayların büro memuru statüsünde göreve başlatılıp, emeklilerin ilkokul mezunu KİT işçi emeklisinden daha az maaş aldığını kamuoyu ve ilgililer duymadı ama, bizim hiç bir yaramıza merhem olmayan, TSK yıpratmayı amaçlayanları mutlu eden "GÜZİN PAŞA", "ŞEZLONG ALBAYI", "REZERVE PAŞA", "GENELKURMAY LAĞV EDİLMELİDİR"  tarzı maksadı aşan eleştirilerde bulundu. Bunun sonucu oluşan tepki ortamında çaresiz kalan meslektaşlarımızın EYLEM çağrılarına Sami Başkaya “Ne eylemi geri zekalılar? Islanmak istiyorsanız banyoya, gaz istiyorsanız mutfağa gidin” diyebildi! Bu kişi orduevi yasağına en büyük tepkiyi verip dava açmama rağmen bana da “Mangalcı başı Ersen efendi, orduevi yasağına sessiz kalıp paşasının kucağında af bekliyor, lavuk” sözleri ile gündemi değiştirmeyi amaçladı! Mücadeleye en büyük zararı veren görevde iken tanıdığımız malum kişileri  adamdan saymam. Tek üzüntüm; uyarılarımıza rağmen bu aymazlıkların Sn.Keser tarafından teşvik edilip, ödüllendirilmesidir...

Tüm bu gelişmeleri bulundukları makamı, faydalandıkları nemayı düşünerek sessizlik içinde, hatta bazıları alkışlayarak izleyenler yeni aymazlıklara davetiye çıkardılar! Bundan cesaret alan yeni kişisel ego ve ikbal peşinde koşanlar terbesizce meslektaşlarına “bu itlerin ulumasından zevk alıyorum” - “etek diktim bunlara giydireceğim” tarzında hakaret etmeyi marifet saydılar. Bizler bu kişilere karşı avukat tutup dava açma lüksüne sahip değiliz. Bunları kamuoyu vicdanına ve Allah’a havale ettik.

Allah'ın sopası yok.Kıbrıs'ta aciziyet göstererek albay tarafından darp edilen assubay olayına hepimiz üzülüp tepki gösterdik. Site yönetimi ve dava edilen bir meslektaşımız bu yüzden anılan albayın açtığı davalarla uğraştık pes etmedik, ama hakaret de etmedik. Bu olayda hepimizin tepkisini çeken albayın general olması üzerine hakareti şiar edinen,  hakaretleri karşılığında ödüllendirilen bu sahte kahraman Başkaya, Sefer Görev emrini kabul etmiyorum yırtıp genelkurmaya fırlatacağım densizliğinden sonra  bu kez hakaret çıtasını yükselterek "YAŞ ÜYELERİNİN MEZARINA TÜKÜRECEĞİM" diye başladığı Facebook'taki sayfasındaki yazısında, meslektaşlarına hakarettin yanı sıra,  özetle “Cumhuriyet tarihinin en yalaka iktidarı ve generalleri bunlardır… Cumhurbaşkanının karşısında iki büklüm sekiz kat olan yalakalar bu generaller değil midir?, Türk Silahlı Kuvvetlerini KOMA’ya kendini ZONA’ya sokan Necdet paşa senin Allah’ın, toplu iğne kadar vicdanın var mı? Sen hakaret ve aşağılanmaya müstehakmışın” tarzında yazınca YAŞ üyeleri tarafından dava edildi. Ne kadar haklı olursanız olun muhatabınıza düşüncenizi haklılığınızı hakaretle anlatamazsınız gerçeğinden bi haber yalaka yalakası kişiler, bu sahte kahramana övgüler dizdiler. "Yazısına imza atarız" diyerek aymazlıklara davetiye çıkarıp, biat kültürü ile yanlışı alkışladılar.

Söyler misiniz; bu hakaretler, bu maksadı aşan eleştiriler bize kazanç mı, yoksa görevdeki arkadaşlarımıza baskı, bizlerin de haklarımızla ilgili çalışmaların askıya alınmasını mı sağlamaktadır? Bunu özellikle küçük hesaplar için amigoluk yapıp, biat edenlere sormak istiyorum.

Bu kişi ile ilgili, YAŞ üyeleri hakaret ve tazminat davası açtıklarını, ilk duruşmanın 3 Nisan 2015 günü Ankara 8. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yapılacağını aşağıdaki ve benzeri yazılarla “Bu dava Cumhuriyet tarihinin en önemli davasıdır. Başbakan, Gn. Kur. Başkanı, MSB, Kuvvet Komutanları ve bir çok general E. Astsubay, Yazar Sami Başkaya hakkında dava açmışlardır. Basın-yayın, barolar, STK olayı yakından takip etmektedirler. TEMAD Hukuk Kurulu Başkanı Av.Erkan Akkuş, Av.Meral AKKUŞ Sayın Sami Başkaya’nın savunmasını üstlenmişlerdir. Sn. Başkaya yalnız değildir. Yalnız da bırakılmayacaktır. Aslında bu dava astsubay mücadelesine baş koymuş tüm emekli assubaylara açılmıştır. Emekli assubayların bu davalara sahip çıkması onurdur” diye konu ASRIN ASTSUBAY DAVASI olarak lanse edildi!..

Peki duruşmada bu sahte mücadele kahramanı ne yaptı? BİNGO Sadakoğlu'nun diktiği eteklerden birini giyip “Sn. Hakim, ben böyle bir yazı yazmadım, hesabım ele geçirilmiş olabilir“ diye kıvırdı! Nerede kaldı erkekliğin, yiğitliğin Sami Efendi? İnsan yazdığı yazının arkasında durur. Madem yazıyı sen yazmadın, neden kalkıp "bunu ben yazmadım" diye ertesi gün açıklama yapmadın? Böylece assubaylara duyulan tepkiyi de önlerdin. Duruşma 21 Ekim 2015 gibi uzak bir tarihe ertenmiş, muhtemelen facebook’tan IP numarası, bu numaranın kime ait olduğu araştırılacaktır. Çifte avukatın da yapacak pek fazla bir şeyi yok. Bu topluma verdiğin zararın üstüne bir de TEMAD, verilecek maddi tazminatı, 'hesabını vermediği!' mücadele adına gönderilen paralardan  öderse, tüm mazlum assubayların eli yönetimin yakasında olacaktır.

Mücadele uzun solukludur ve mücadele hakaretle, kişisel hesaplarla, ego tatminleri ile yapılmaz. "Bu kafa ile gidersen askere, zor alırsın tezkere" dedikleri gibi TEMAD Gn. Mrk. Yönetimi kendi öz eleştirisini yapmaz, toplumu yeniden kucaklamaz,yeni katılımcı üyesine teşkilatlarına saygılı bir mücadele statejisi belirlemez  ise kaybeden assubaylar, kazanan mücadeleden nemalananlar olur. Kimseyi yönetime zorla seçmiyorlar. Seçilirken gösterdiğiniz gayreti haklarımızın alınmasında öz veri, akıl ve kararlılıkla yürütmelisiniz. Aksi halde sizi oraya zorla seçmediğimiz gibi zorla da tutmuyoruz.

Meslektaşlarıma huzur ve adalet dolu günler diliyorum... Saygılarımla. 

Yayınlandığı yer KARDELEN
Cuma, 22 Ağustos 2014 09:10

SALDIRI DEĞİL, SAĞDUYU OLSUN...

Değerli Meslektaşlarım

Bu yazının içerisinde, hakaret, küfür, ayrıştırma, nefret söylemi, siyasi bir düşünceyi empoze etme, bir gurubun mensubu gibi hareket etme söz ve düşüncesi bulunmamaktadır. Bu tür kavramları arayanlar için yazı çok sıkıcı olabilir. Bu nedenle  bu tür beklentiler içinde olan   meslektaşlarımı  boşuna  hayal kırıklığına uğratmak istemem.

Umutlanmıştık. Gururlanmış, sevinçli, huzurlu ve mutluyduk. Çünkü yeni bir lidere, yeni yönetim ekibine, yeni anlayışa yeni bir bakış açısına sahiptik. Bu nedenle birleşmiş, tek yumruk olmuştuk. Bir anda sosyal medyada çığ gibi büyümüş, seven sevmeyen herkesin ilgi odağı olmuştuk.  En gözde meslek mensupları dahi bizlere gıpta ile bakar hale gelmiş, bunu açıkça beyan etmeye başlamışlardı.  Örgütümüzle, başkan ve  ekibi ile gurur duyuyor,  hak ettiği övgülerle kendilerini koşulsuz desteklediğimizi ve sahip çıktığımızı yazılarımızla beyan ediyorduk.

Uzunca bir süreden beri bizleri sosyal medyada takip eden, meslek mensubu olan ya da olmayanların olup bitenleri, birbirimize karşı tutum ve davranışlarımızı izledikten sonra, varacağı sonuç;  bu insanlar  bu ortamlarda yazarak asıl amaçları, hak arama çabası içinde olmak mıdır? Yoksa hakaretleşme, karşılıklı hınç alma veya aşiret grupları gibi,  öç alma  amacıyla toplanmış kişiler mi olduğu konusunda kafalarının iyice karışacağını sanıyorum.

Halbuki, aynı haklı amaç doğrultusunda birlikte hareket etmek için bir araya gelerek, ses getirmiş, muhataplarımızın dikkatini çekmeyi başarmıştık.

Bugün neden ayrışma içine girdik? Birbirimize karşı çoğunlukla neden  hakaret ve nefret söylemleri geliştirdik?

Bu aşamadan sonra bu ayrışma, nefret ve hakaret söylemlerini yazmayacağım. Ancak  tespit edebildiğim sebeplerden birkaçını belirtmek istiyorum.  Ayrıştırma ve hakaret sözlerini  tekrar etmenin, birilerinin diğer birilerine karşı neler yaptığını  veya söylediklerini açıklamanın,  haklı ya da haksız ayrımına gitmenin artık ne faydası olacağına, ne de gerekli olduğuna inanmıyorum. Çünkü  ayrıştırmanın  ben de bir parçası olmak istemiyorum.   Hepimiz, başkanından sade bir üyesine, hatta üye dahi olmayan bir meslektaşımızın sağduyu ile hareket ederek, hatalardan ders çıkartarak yeni baştan tek yumruk haline gelebiliriz.

Bunun için yalnızca iyi niyetli olmak yeterlidir.  Önceki TEMAD  yönetiminin hatalarından çıkardığımız ders sonucu, yeni yönetimin seçildiği tarihten itibaren belirtilen hususların ısrarla nerede ise  her yazımda   önerildiği halde, geldiğimiz sonuç itibariyle, son  bir kez daha önerme zorunluluğu  hissettim.

Yeni bir başlangıç yapalım. Önce TEMAD Genel Merkez Yönetim Kurulu olarak;
  • Yönetici konumunda olanların haklı eleştirileri dikkate almalı ve bunlardan yararlanmalıdır.
  • Yöneticilerin üyelerine karşı açık, yeri ve zamanı geldiğinde hesap verebilir, kararlı, yönlendirici, birleştirici, haklı konularda eleştirenleri (hakaret eleştiri değildir)  dışlama,  övgüler düzenleri kollama kolaycılığından vazgeçilmelidir.
  • Yönetim Kurullarının kendi aralarında uyum içinde olmalı sorunlarını diyalogla çözmelidirler.
  • Çeşitli medya kanallarından, yetkili kurumlarla ilgili olarak kamuya yapılan açıklamalarda bir tarafa ağır ve bazen lüzumsuz eleştirilerde bulunurken, diğer tarafı görmezlikten gelmek, meramın hak arama değil, siyasi düşünce nedeniyle yanlı davranıldığı kuşkusu  yaratılmamalıdır.
  • Çok çeşitli nedenlerle TEMAD’ı eleştirenlerin ve bu eleştiriler nedeniyle savunma ihtiyacı hissedenlerin, hakaret, aşağılama  vb, söz ve söylemlerden ısrarla kaçınmalarını, (art niyetle yapılan hiçbir eleştirinin ömrü zaten fazla olmayacaktır.)
  • TEMAD Genel Merkezi;  her ne sebeple olursa olsun, üyelerin kendi aralarındaki gereksiz polemik,  hakaret, aşağılama, küçük düşürme söylemlerine müsamaha göstermemelidir. Gerek görüldüğünde açıklamaların bizzat yetkili kurulları vasıtası ile yapılacağını ilan etmesi  artık kaçınılmaz, gözardı edilemez bir zorunluluk haline gelmiştir.
  • Önceki TEMAD Yönetiminin sıklıkla başvurduğu üyelikten çıkarma uygulamalarının devam ettiği üzülerek gözlenmektedir. Yöneticiler daha hoşgörülü ve sabırlı olmak zorundadırlar.  İç barışın sağlanması için bu meslektaşlarımızın  üyeliklerinin tekrar gözden geçirilerek, iyi niyetli bir yönetim anlayışı içinde bulunulduğunu göstermek için yeniden  bir başlangıç yapılmalıdır.

Yukarıda bahsedilen hususlarla ilgili olarak TEMAD Genel Merkezi hiçbir kusuru ve sorumluluğu bulunduğunu düşünmüyorsa, bildiği gibi hareket etmeye devam edebilir. Fakat assubaylar kendi temsilcileri ile mahkeme önlerinde dahi birbirlerine saldırmaya devam edeceğe benzemektedir.

Sosyal Medyada yazan her meslektaş için:
  • Yalnızca  başkalarının mücadelesinden medet uman meslektaşlarımı birlikte hareket etmeye ikna etmeliyiz.
  • Fiilen yaşadığı sıkıntılar nedeni ile  acilen çözüm bekleyen meslektaşlarımızı suçlamak büyük bir  haksızlıktır.

Sorunların çözülmesi ile ilgili kararlı, etkili bir mücadele yöntemi sergilenmesini TEMAD Şubelerinden ve Genel Merkez Yönetiminden beklemek   en doğal haklarıdır.

Bununla birlikte:   Sorunların bir an önce çözülmesi için hep birlikte ve aynı amaç etrafında bütünleşmek,  temsilcilerin yasalara uygun, haklı,  meşru kararlarını  desteklemek ve katkı sunulması gerekir.    Her meslektaşın  kendi hakları ve onuru  için mücadele etmesi, aynı zamanda  ahlaki bir zorunluluktur.

Ayrıştırmayı kaçınılmaz kılan siyasi söylemler, bu söylemlerin arkasından gelen hakaretamiz sözler  doğal olarak karşıtlık yaratmaktadır. Hepimizin siyasi bir dünya görüşü var.  Bizler, hak ve onur mücadelesinde siyasi düşünce tarzımıza göre değil, hukuk, adalet ve hakkaniyet anlayışını esas alarak elbette sorumlularını eleştireceğiz. Bu bizzat oy verdiğimiz ya da üyesi olduğumuz siyasi parti de olabilir. Haksızlık ve hukuksuzluğu kim yapıyorsa elbette eleştiriyi hak edecektir. Ancak haklı olunan bir konuda hakaret ve küfürle hak aranamayacağı gibi suç işleneceği unutulmamalıdır. Hakaret, küfür, aşağılama hiç kimsenin hakkı olamaz.

Eli kalem tutan çoğunluğun  sağduyu ile düşünüp hareket etmesi halinde, aykırı davranışlar içinde bulunanlar ile yalnızca kişisel çıkarları için hareket edenler  zaman içinde zaten yok olup gideceklerdir.

Aklı başında her meslektaşım, başka bir hesap içinde değilse, geçmişe gerçekten sünger çekerek;   
  • Kurumlara, emeğe, yaşa, deneyime,verilen hizmete ve mücadele için özverili çabalara  saygı göstermelidir.
  • Her söylediği söz, yaptığı her türlü davranış, hukuka, adalet ve hakkaniyet anlayışına ve ahlaka uygun olması için azami titizliği göstermelidir. Aklımıza gelen her düşünceyi veya eylemi çok iyi düşünmeden, kurumlara, makam ve kişilere nasıl zarar vereceğini hesap etmeden bu ortamlarda uluorta kullanmamalıyız.

Bizler birbirimizi bağışlamalı, birbirimizden gerekirse özür dileyerek el sıkışmalıyız. Birlik olmak için gerekli çabayı göstermez ve kısaca birbirimize saygı duymaz isek, hiçbir kurum ve makamın bizleri dikkate almasını bekleyemeyiz.  İçine düştüğümüz bu çıkmazdan acilen kurtulmamız gerekmektedir. Aksi takdirde mücadelemizde başarılı olmamız boş bir hayalden öte gitmeyecektir. Sosyal medyada  kör dövüşü yaparak zaman öldürmekten ve kendi kendimizi bitirmekten başka bir sonuç elde edemeyeceğiz.  Artık sinirlerimizle değil, akıl ve sağduyu ile hareket etmek bizler için zorunluluktur. Başarısızlığı sadece bu neslimize değil, bundan sonraki nesillerimize dahi anlatmakta zorlanacağımız gibi, sorumlularının da pek hayırla anılmayacağı açıktır. Saygılarımla…

Yayınlandığı yer KUTUP YILDIZI
Çarşamba, 20 Ağustos 2014 12:59

Yiğitsen ASSUBAYA Vurma…!

Meslek hayatın boyunca horlandın, haklı haksız azarlandın…

Dışlandın, yok sayıldın!

Kaderin kanunlarla değil, birilerinin iki dudağından çıkacak sözlerle çiziliyordu…

Sustun, çünkü ekmek parasıydı…

Sustun, 15 yıla mahkûmdun!

Emekli olunca, “kazasız belasız emekli oldum” diye kurban kesen tek meslek bizimkisi!

Emekli oldun, çile devam ediyor!

Seni anlıyorum, hıncını, hırsını, öfkeni anlıyorum!

Emek senin, yemek başkasınındı, külfet sana nimet başkasınaydı, haklısın!

Yıllar boyu sustun, yıllar boyu içine attın, tamam!

Ama Allah aşkına, insanlık adına bunun acısını senin gibi, seninle aynı, belki de senden daha fazla acı çekmiş meslektaşından çıkarma!

Meslektaşların tüm bu yaşananların ne sebebi ne de sonucu, sadece senin gibi mağduru!

Meslektaşlarınla uğraşma, çünkü sorunlarının çözümü meslektaşlarınla uğraşmakta değil!

Ola ki bir tartışma çıktı meslektaşlar arasında, taraf olma, ortada kal ve uzlaştır!

Haklısın, haklı kal!

Kimseye hakaret ederek bir yere, bir sonuca varamazsın!

Meslektaşının farklı düşüncesi olabilir, olmalıdır da… En fazla ben de “şöyle” düşünüyorum de… Bildiğin doğru varsa paylaş, olmadı görmezden gel!

Yıllardan beri, birbirimizi kırmaya, incitmeye, üzmeye doymadık mı?

Yetmedi mi?

Yetmez mi?

Yönetimler gelir geçer, kimse koltuğu mezara götürmüyor… Göreve adaysan bile kırmadan, dökmeden, hakaret etmeden, kutuplaşmadan, kutuplaştırmadan aday ol!

Yönetimdeysen sonsuza kadar orada kalmayacağını unutma!

Seçimden sonra yine yüz yüze bakabilesin!

Koca dünyada yalnızsın, esnafı, memuru, mühendisi, okumuşu, okumamışı hep seni hedefe koyar!

Assubaylığı herkes kötüler, ama aldığın üç kuruş da herkesin gözüne batar. Hep seni örnek gösterirler, “astsubay kadar maaş alamıyoruz” diye…

15 Ay askerliği yapmamak için de kaçacak sıçan deliği ararlar!

Tek dayanağın, seni anlayacak, derdini paylaşacak yine meslektaşın!

Güldürme birilerini sana malum yeriyle!

Adamsan, yiğitsen, yürekliysen vurma emekli assubaya, hedefini iyi belirle!

Unutma, meslektaşına attığın taş döner sana gelir.

Ettiğin hakaretin bir parçası da sana gider!

Unutma!

Yayınlandığı yer EKŞİ KÖŞE
Pazartesi, 18 Ağustos 2014 22:18

TEMAD GENEL BAŞKANLIĞINA ÇAĞRI

Derneğimiz üyesi ve Ankara Delegesi olan Sami Başkaya’nın aşağıdaki Facebook sosyal medya paylaşımını esefle okuduk

Bizler zaman zaman yorum, mesaj  yazarak davamıza katkı sağlamaya çalışırken, zaman zaman da eleştirel tavır takınabiliriz. Bu tavrımız hiçbir zaman edep sınırlarını aşmamıştır. Ancak Prangalı Düşler kitabının yazarının bu düzeyde bir yazı yazması, bizlerde kitap yazmış bir kişinin seviyesi açısından derin bir düş kırıklığı yaşatmıştır. Ancak konu bu kadarla sınırlı değildir. Şahıs yazısının belirli bölümlerinde TEMAD üyelerine hakaret ederken, belirli bir kısmında ise maalesef sinirlerine yenik düşerek Genelkurmay Başkanlığının manevi şahsiyetine zarar vermektedir. Bir emekli Assubayın Sefer Görev Emrini Genelkurmay Başkanlığının kapısına koyması ve reddetmesi kanuni bir suçtur. Çünkü hiç kimse kanunlardan üstün değildir. Sefer Görev Emrini reddetmek “vicdani red” kavramına denk düşmektedir.  Vicdani red tartışılabilir. Ancak şu an için suç teşkil etmektedir. Devletin kurumuna “Kıytırık” sıfatı yakıştırması da bunca yıl ekmeğini yediği kuruma olan saygısının seviyesini göstermektedir. Oysa ki kendisine orduevi yasağı uygulanmasına gösterilecek doğru tepki ve mücadele yöntemi bu değildir. Türk Silahlı Kuvvetlerine, kendi içinden çıkmış bir personelin böylesi cümleler kurması ve TCK. 318 kapsamına girecek ifadelerde bulunması hem kendi adına hem de yazısında biz diyerek kendisini özdeşleştirdiği TEMAD Yönetimi adına üzücüdür...

Bu şahsın, Genel Merkezle Şubeler arasındaki özel yazışmalar, mesajlaşmalar ve görüşmeler dahil olmak üzere bir çok bilgiye vakıf olması ve bunları yazılarında paylaşması nedeniyle Genel Merkez Yönetiminin bilgisi ve yönlendirmesi ile bu tür yazıları yazdığı algısı oluşmakta ve yaygın şekilde dile getirilmektedir.

Örneğin, İstanbul Şubesi ile girdiği tartışmada, İstanbul Şube Başkanının her iki telefonunun Genel Merkez tarafından arandığını ulaşılamayınca mesaj bırakıldığını iddia edebilmektedir.

Yine, onay bekleyen Tüzük hakkında hiçbir şube hâttâ tüzük komisyonu üyeleri bile haberdar değilken tüm safahatı yine bu malum şahıs ilan edebilmektedir.

Bu şahsın belirli isimler üzerine yüklenerek, küçük düşürme amaçlı kellime oyunları yapması belki bir kıvrak zekâ ürünü gibi gözükse de maalesef çok yanlış adreslerdir. Nitekim emekliassubaylar.org sitesi yöneticilerinden Sayın Ersen Gürpınar’ın ve diğer adı geçenlerin kişiliğine bu şekilde saldırılması şık durmamıştır. Aynı zamanda yazarımız olan Sayın Adilhan beye “Hadilan” ismi takması bile TEMAD kültürünün düzeyi açısından acı bir örnektir. TEMAD’ın bu tarihi hatayı affetmeyeceğine inanıyoruz...

TEMAD yönetimine uygulanan Orduevi yasaklarına ilk tepki sitemizde yapılan mail kampanyası ile genelkurmay ve kuvvet komutanlıklarına iletilmiş buna katkı sağlamayan bu kişi ve yandaşları hepimizce mücadeleye katkıları ile tanıdığımız Sn.Ersen Gürpınar orduevi yasağına tepkisi sitemizde yayınladığı yazısında ortaya konulmuşken orduevi yasağına karşı dava açmamakla suçlanmış tamamen ahlak dışı ifadelerin kullanıldığı yazıda Sn.Gürpınar ve diğer meslekdaşlarımızla ilgili olarak sağduyulu herkesin esefle değerlendireceği gibi ; 

-Ayrıca ateş yakan mangalcı başı Ersen Efendi,
-MSB' na sonuna kadar yanındayım diyen bu şöhreti kendinden menkul dalkavuk,
-Üç tane yavşak yalakanın
-Yani azıcık adam olmak lazım. Bu özellikler de bu ŞEKER OĞLAN‘da yok.
-Bilmiyor ki, onun güttüğü koyun kadar bizim öptüğümüz çoban var.
-Sn. Ahmet KESER'i eleştiren lavuk, kucağında oturduğu paşasının verdiği yasaktan dolayı dava açamıyor

Şeklindeki ifadeler, Genel Merkez Delegesi olan ve kendince Genel Merkez Sözcüsü gibi davranan birisine ne derece yakışmaktadır?

Söz konusu şahsın üslubuna ilişkin bu tür yaklaşımlar TEMAD’ın tüzüğünde kesin olarak yasaklanmıştır. Ayrıca üyeler arasında da infiale yol açmaktadır. Emekliassubaylar.org sitesi sekiz yıllık yayın hayatında her zaman Assubaylık onurunu ön planda tutarak tarafsızlık ilkesi ile TEMAD ve mücadeleye destek misyonunu üstlendiği  bireylerin daha düzeyli ve medeni ortamlarda bir araya gelip fikir paylaştığı, zaman zaman tartışabildiği bir assubay mücadele platformudur. Üye ve meslektaşlarının desteği ile  birçok ilke imza atmış mücadelemizin bu günkü seviyesine gelmesine katkılar sağlamıştır. Özel olarak hiçbir şeye karşı şartsız muhalefet etmek gibi bir ön yargı içinde olmamıştır. Davası assubayların davasıdır. Sevinci assubayların sevincidir.

Maalesef aşağıda orjinalini paylaştığımız bu yazı çok karalayıcı ve inciticidir. TEMAD Disiplin Komisyonunu yukarıda bahsettiğimiz gerekçelerle toplanıp, “TEMAD Tüzüğünün 12. Maddesinde bahsedilen Üyelerin Yükümlülüklerinin üçüncü ve dördüncü maddelerine uymamak, Dernekten çıkma şartı gerektiren ikinci ve altıncı maddesi kapsamına girmek…” gerekçesiyle, adı geçen şahsın bir an önce TEMAD’dan uzaklaştırmasının sağlanmasını  aksi halde görevde iken tanıyıp hareketlerinden hicap duyduğumuz bu ve benzeri kişilerin mücadelemize  ve yönetime büyük zararlar vereceği hepimizin malumudur, bu nedenle gereğinin yapılmasının önemini saygılarımızla TEMAD Gn.Mrk.yönetimine ve meslektaşlarımızın bilgisine sunuyoruz...

                       SİTE VE ASSUBAY GÜÇ BİRLİĞİ PLATFORMU YÖNETİMİ


Aşağıdaki metin  Sami Başkaya tarafından kaleme alınmış ve Facebook’ta yayınlanmıştır.
TOZ DUMAN OLMADAN, SÜT LİMAN OLMAZ.

1. Bu yazıyı mutlaka okuyun. Olumlu / olumsuz fark etmez, yorumlarınızı da mutlaka yazın. Çünkü bu bir savaş ve her devir de olduğu gibi içimizdeki İRLANDA‘lılarlada mücadele etmek bir mecburiyet. Çünkü, maçı kazanmak için hakemi de yenmek zorundayız.

2. Ordu Evi yasaklarıyla ilgili bundan önce birkaç yazı yazdım. Genel Kurmay Başkanının belki şahsından kaynaklı değil ama çevresinin baskısıyla bizlere reva gördüğü KİŞİSEL ve tamamen keyfiyete dayanan yasaklarını sizlerle paylaştım.

3. Sn. Genel Başkan, Sn. Selçuk İÇER ve şahsıma verilen Ordu Evi yasağının Ordu Evleri yönetmelinğinde ki şartlardan kaynaklanmadığını, konunun tamamen yazıp çizdiklerimizden kaynaklı olduğunu ve bu adaletsizlik devam ettiği sürece de yazmaya devam edeceğimizi buradan duyurduk.

4. Dedik ki, biz Ordu Evlerine giriş yasağını ihlal edecek bir kusuru oralarda işlemedik. Bunu herkez biliyor. En başta da siz biliyorsunuz. Yani bizlere verilen yasağın gerekçesini, kargaların kıçıyla güleceği bir gerekçeye dayandırdınız. Bizleri TSK aleyhinde yazan, çizen propaganda yapan insanların arasına soktunuz. Soktunuz sokmasına da, kendinizle tezata düştünüz be paşam. Zaten gitmediğimiz kıytırık Ordu Evlerine yasak koydunuz da, peki, aynı şahıslara SEFER GÖREV EMRİ göndererek kışlalarınıza sokmak hangi aklın ürünü. Bak buradan söylüyorum. Ben artık senin gönderdiğin, göndereceğin hiçbir görevlendirmeyi kabul etmiyorum. Şimdi işim var ama dönüşte bir basın açıklamasıyla, SEFER GÖREV EMRİNİZİ kapınıza bırakacağım. Hadi engelleyin bakalım.

5. Tabi, biz bu egemen güçlerle mücadele ederken, onların içimizde ki uzantılarıyla da boğuşuyoruz. HADİLAN ŞANLI yazmış, diyor ki, biz bu Ordu Evi yasağını 1 ( BİR ) ay önceden haber aldık, Genel Başkan nasıl haber alamaz, demek ki onu dikkate almıyorlar. HADİLAN‘cığım, defalarca söyledik ama anlatamamıştık. Bizim sizin gibi içeriden haber alacağımız paşa babalarımız hiçbir zaman olmadı. Peki, bir ay önceden haber aldınız da neden yazmadınız ? Yol paralarını veren yalaka şeyhin haberi alır almaz ANKARA ‘ larda kimlerin kapısına dayandı ? Ayrıca ateş yakan mangalcı başı Ersen Efendi neden bu olayı gizledi ? Ve neden, MSB na belki yasağı kaldırabiliriz düşüncesiyle sonuna kadar sizinleyim dedi ? MSB na sonuna kadar yanındayım diyen bu şöhreti kendinden menkul dalkavuk, hala Genel Kurmay hakkında neden dava açmadı ? Açmıyor. ? Kimden korkuyor ?

6. Her olaydan kendine paye kapmaya çalışan sahte hacı fırıldak Bülent, yazmış, benim mezarımın yan yana gelemeyeceği adamlarla aynı kare de olduğumu söylüyor. TANDOĞAN Ordu Evinde yanımda, Sn. Sami İNAN ve Sn. Fikret PARLAK varken geldi. Sami ‘ ciğim biraz görüşebilirmiyiz diye izin istedi. Ben de hay hay Sn. Fırıldak diyerek onunla konuşmaya başladım. 10 ( on ) dakika sonra da Cavit KAYIKÇI geldi sohbete katıldı. Hep beraber yani üçümüz bir süre sohbet ettik. Orada Cavit KAYIKÇI ‘ ya beni öve öve bitiremedi. Ama gittiği yerden yazdı. Sami BAŞKAYA, Cavit KAYIKÇI ile bir buçuk saat ne görüştün diye. Namuslu bir adam bunu yapmaz dı. Bülent CİVAN bu camianın en kaypak, en dönek, en sahtekar adamıdır. Kuyruğuna yapıştığı KAYIKÇI ‘ dan yüz bulamayınca yanındayken dünyanın yedinci harikası diye bahsettiği adamı sattı. Bakın buradan söylüyorum. KAYIKÇI ile o güne kadar hiçbir yerde yolum kesişmedi. Ama yaptıklarını izledim. Açık oynadı. CİVAN gibi her gün ayrı ipe sarılmadı. Onun için CİVAN yalakası KAYIKÇI‘nın kılı kadar bile olamaz. Ayrıca KAYIKÇI‘nın 2009 yılından bu yana AKP nin kayıtlı üyesi olduğuna dair sağlam bir kaynaktan bilgi aldım. Bunu önümüzde ki günler de belgesiyle açılayacağım.”

7. Bir de son günlerde türeyen bir ŞEKER OĞLAN var. Sahipleri buna dediler ki, sen git, çamura yat, çime bat, ama ne olursa olsun delege ol. Bu yalaka da 08 Haziran tarihine yani, ANKARA delege seçimlerinin yapıldığı tarihe kadar, her sabah ÇANKAYA Şubesini ilk açan adam oldu. Orada Genel Merkeze yakın insanlar vasıtasıyla Genel Başkana yaklaştı. Ama olmadı. Hep söylüyorum. Bu davaya hizmet etmek için, delege veya yönetime girmeye gerek yok. Azıcık dava adamı ol yeter. Yani azıcık adam olmak lazım. Bu özellikler de bu ŞEKER OĞLAN ‘ da yok. Tabi, delege olamayınca yularını elinde tutanlara sadakatini göstermesi lazım. Onun için dikkat edin, yazmaya ne zaman başlamış ? Çok akıllı ya, sahte profil açmış kendi dalkavukluğunu yapıyor. Yazdığı her yazıya otomatik, yorum yapan üç tane yavşak yalakanın yazdıklarıyla sözüm ona yazar olmuş. Dünyadan bi haber, kendinden bi haber. Bilmiyor ki, onun güttüğü koyun kadar bizim öptüğümüz çoban var. ( Şeker oğlanın kim olduğunu anlamayanlar için yazıyorum. Sn. Mehmet KAYALI bu zat _ ı muhteremi şekerli oğlan diye övüyor, adı da Levent ULUCAN. Şeker oğlan yakıştırması şahsıma ait değildir. Ama sevdim bu adı. Her şeye rağmen meslektaşımızdır. Öpüldün ŞEKER OĞLAN )

8. Bir de son günler de Ordu Evi yasaklarını ötelemek isteyen yalaka yasaklının intibaklar ile yazdığı Sn. İsmail TURAN ' ın durumundan bile TEMAD ve Sn. Genel Başkana vurmak için malzeme oluşturanların yaptığı sahtekarlığa da kanmayın. Yazdıkları intibaklar ile bizim mücadelesini verdiğimiz konunun uzaktan yakından alakası yoktur.Daha elmada vitamin değilken bile yaşanan olaylardan Sn. Ahmet KESER 'i eleştiren lavuk, kucağında oturduğu paşasının verdiği yasaktan dolayı dava açamıyor. Ama yaza yaza bu davayı açtıracağız. Açmazlarsa onların adına biz açacağız. Selamlarımla..

Yayınlandığı yer EMEKLI ASSUBAYLAR
Pazartesi, 14 Temmuz 2014 21:52

Elveda ve Merhaba…

Önce neden elvada…

Yazılarımda ilke olarak kendimden bahsetmemeyi seçtim hep, mecbur olmadıkça “ben” demedim. Sanırım bu gün buna mecburum “ben” diyeceğim, kendimden bahsetmek zorundayım. Hoş görünüze sığınıyorum.

Ben yanılabilirim, arşivler yanılmaz!

Kimsenin şahsını hedef almadım!

Hakaret etmedim!

Tartışmadım, yorumları saygıyla karşıladım, gerekiyorsa kişisel mail adresine açıklama yaptım. Ama gerekiyorsa!

En çok Sayın Mustafa EROL’u eleştirdim, asla saygısızlık etmeden! Şahsını değil, icraatını eleştirdim, ama yanına gittiğimde önümü ilikledim. Yine karşılaşsam aynı şeyi yaparım! O benim büyüğüm, beni TEMAD’tan ihraç etti, canı sağ olsun. TEMAD üyesi olsam da olmasam da ben assubayım. Her yerde her zaman gururla söylerim.

Seçim öncesiydi, tüm adaylara çağrı yaptım, arzu eden herkesle röportaj yapacağımı, kelimesine dokunmadan yayınlayacağımı belirttim. Sayın KESER olumlu yaklaştı. İlk bölümünü yayınladım, imla hatalarına dahi dokunmadan. Arşivlerdedir, çanak soru sormadım, toplumun aklından geçenleri sormaya gayret ettim.

Bir çok yorum aldım…Kimi olumluydu, kimi olumsuzdu…Olumsuzlara da olumlu olanlar kadar saygı duydum, her zaman olduğu gibi.

Ama biri vardı ki… İşte onu kaldıramadım. Beni k.ç yalayıcılıkla itham ediyordu. İnsafsızca, ölçüsüzce hakaret ediyordu. Ve kahraman meslektaşım, ya da her kimse adını yazamayacak kadar aciz, rumuz kullanıyordu.

Toplumda adı bilinen, kitapları olan bir subayla uzun yazışmalarım oldu. Adını söylemem doğru olmaz.  Anlaşabilmemiz mümkün değildi, ama karşılıklı olarak fikirlerimizi paylaştık. Hakaret yok, saygısızlık yok. Karşılıklı teşekkür ve iyi dileklerle sonlandırdık.

Bir astsubay arkadaşım ise bana en ağır küfürle hakaret ediyordu!

Neden?

Çözemedim, anlayamadım, izah edemedim!

Yoruldum o zamanlar!

Ben hiçbir karşılık beklemeden, ileriye dönük hiçbir hesabım olmadan toplumumun bir neferi olma çabasındaydım.

Hakaret ediliyordu.

Veda ettim,  tarih 22.01.2011…

Köprünün altından çok sular geçti…

Uzaktan uzağa da olsa izledim, maalesef o günden bu yana değişen pek bir şey yok…

Bir hikaye okudum;

Sabah gün doğmadan önce  bir adam uçsuz bucaksız okyanusun kenarında yürüyor, eğilip yerden bir şey alıp denize fırlatıyor, yine yürüyor, yine eğiliyor, yine yerden bir şey alıp denize atıyor… Bu işlem devam ediyor dakikalarca… Yalısından olayı izleyen birinin dikkatini çekiyor, adamın yanına gidiyor ve soruyor;

  • Pardon ama sen ne yapıyorsun?
  • Med-Cezir sonucu kumsalda kalan deniz yıldızlarını denize atıyorum.
  • Binlerce kilometre sahil, milyarlarca deniz yıldızı… Neyi halledeceksin ki, ne değişecek?

Adam eğilir, yerden bir deniz yıldızı alır ve okyanusa fırlatır ve der ki;

  • Bak, bunun için değişti…

Her şeye rağmen Okyanus kıyısındaki bir denizyıldızına faydam olursa amacıma ulaşmış sayarım…

Bu düşüncelerle …MERHABA….

Yayınlandığı yer EKŞİ KÖŞE

06 Nisan 2014 Pazar günü Halk TV’de Sayın Ruhat MENGİ’nin sunduğu Her Açıdan isimli bir program neşredildi. Canlı olarak yayınlanan söze konu programa iştirâk eden konuşmacılardan birisi de T.B.M.M. Eski Başkanı Sayın Hüsamettin CİNDORUK idi.

Gayet düzeyli devam eden programda çok önemli konular ele alındı ve konuklar kendi fikirlerini serdetdiler.

Yayın devam ederken saat 12:12’de; Sayın CİNDORUK konuşmasının bir yerinde biz astsubaylardan müstehzi bir edayla ve hakâret kasdıyla “Başçavuş” olarak söz etdi.

image003

Programın sunucusu Sayın MENGİ, Suriye’yi Türkiye ile bir savaşa kışkırtmak için Dışişleri Bakanlığında 13 Mart 2014 tarihinde yapılan malûm görüşmenin kamuoyuna sızdırılmasından bahsetdi. Sayın MENGİ’nin sözünü keserek konuşmaya başlayan Sayın CİNDORUK, konuşmasının bir yerinde şöyle bir ifâde kullandı. “Geçin siz o konuşulanları... Başbakan, o sözleri bir Başçavuş söyledi der ve geçer!..” dedi.

Sayın Hüsamettin CİNDORUK, uzun zamanlar milletvekilliği ve bir dönem de T.B.M.M. Başkanlığı yapmış tecrübeli bir siyâsetci ve iyi bir avukatdır. Hem önemli bir siyâsi şahsiyet, hem de bir avukat olarak siyâset tarihimizin son 60 senesinin canlı şahididir. Bu sebepden dolayı biz astsubayların da yakından tanıdığı ve fikirlerine saygı duyduğu bir kişidir.

Ayrıca, muvazzafı ve emeklisiyle yüzbinlerce astsubay ve akrabaları da geçmiş dönemlerde Sayın CİNDORUK’a rey vermiş seçmen vatandaşlardır.

***

Halen Millî İstihbarat Müsteşârı olarak görev icra eden Sayın Hakan FİDAN’ın hem bir askerî hüviyeti hem de siyâsî bir hüviyeti vardır. Siyâsî duruşu ve görüşü Sayın FİDAN’ın kendi tercihidir. Ve biz astsubayları ilgilendirmez. Sayın CİNDORUK’un söze konu ifadelerinde biz astsubayları alâkadâr eden husus şudur ki Sayın FİDAN T.C. Ordusunda 15 sene hizmet etmiş bir meslekdaşımızdır, bir Astsubaydır.

En az bunun kadar açık ve bilinmesi gereken bir husus daha vardır ki Sayın FİDAN, şu an ifâ etdiği Millî İstihbarat Müsteşârlığı görevine kendisi Astsubay olması hasebiyle atanmadı. T.C.Devletini yönetmek hakkını haiz siyâsî irâdenin bir tercihi olarak Sayın Başbakan’ın Müsteşâr unvanıyla bu göreve tayin etdiği bir bürokratdır.

Sayın FİDAN, Sayın CİNRORUK’un ifadesiyle “Başçavuş” olduğu için değil fakat tıpkı Sayın CİNDORUK gibi siyâsi bir şahsiyet ve bürokrat olduğu için ve iktidar partisinin siyâsi tercihiyle MİT Müşteşârlığı görevini icrâ etmektedir. Bu cümleden olmak üzere hiç kuşku yok ki Sayın FİDAN’ın bugünkü unvanı da “Başçavuş” değil  “Müsteşâr”’dır.

Sayın CİNDORUK’un, Başbakan Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’a izâfeten ve MİT Müşteşârı Sayın Hakan FİDAN’ı kasdederek sarfetdiği “Başçavuş” yakışdırması hoş olmamışdır.

Her şeyden önce, T.C. Ordusunda “Başçavuş” şeklinde yazılan, söylenen ya bilinen bir rütbe ismi yokdur. Hiçbir zaman da olmamışdır. Bu rütbe isminin askerî mevzuatdaki hukûkî biçimi “Astsubay Başçavuş”dur. İyi ve tecrübeli bir Avukat olması hasebiyle bu hakikâti Sayın CİNDORUK’un bilmesi gerekir. Ayrıca bildiğini farz ve kabul etmek hakkımız vardır.

Bundan daha vahim ve üzüntü verici olan ise bu ifade ile Sayın CİNDORUK, biz astsubayları alenen ve âşikâre tahkir ve tezyif etmişdir. Hüsamettin Bey, ömrünü vatana hasreden yüzbinlerce astsubayı ve sayıları milyonları bulan akrabalarını, analarını babalarını incitmişdir.

Bu çıplak ve basit hakikâtler ortada dururken Sayın CİNDORUK’un biz astsubaylara “Başçavuş” yakışdırması son derece talihsiz bir ifade, büyük bir gaf olmuşdur. Bugün itibariyle yaklaşık yüzbin muvazzaf ve yüz yirmi bin emekli astsubay bu ülkenin vatandaşıdır. Her ailenin bu memlekete hizmet etmek üzere bir Astsubay verdiği düşünülürse iki yüz yirmi bin aile eder. Yakınları ve akrabalarıyla ise ortalama iki milyon vatandaş Sayın CİNDORUK’un bu talihsiz ifâdesinden haklı olarak alınmışdır.

***

1492 tarihinde keşfetdikleri ve Amerika ismini verdikleri bu devâsa kıtayı sömürmeye başlayan Avrupa’lı devletler buldukları herşeyi kendi memketlerine taşıdı. Hep daha çok isteyen beyaz adam kendi gücünün yetmediği yerde köle kullanmaya başladı.

1500’lerde başlatdıkları köle ticaretini 1776 tarihinde Anayasa’yı değişdirip meşru ve resmî bir ticaret olarak kabul etdiler. Köle ticaret hakkını da sâdece beyaz adama verdiler.

Afrika’nın balta girmemiş ormanlarından cebren kaçırıp koyun gibi alıp satdıkları 50 milyondan fazla zenciyi 300 seneden fazla köle olarak öldüresiye çalışdırdılar.

Bu memleketde köleliği en son yasaklayan eyalet Mississippi’dir. İster inanın, isterseniz de inanmayın. Eyalet Kânun’unun 13’üncü maddesindeki köle ticareti burada daha geçen sene, 7 Şubat 2013 tarihinde yasaklandı.

Köle ticaretini yasak etmelerinin sebebi de zencilerin gül hatırı için değildi. Beyaz adam, öldüresiye çalışdırdığı ve öldüre öldüre bitiremediği zenci kölelerin bir gün bu memlekete efendi olacağını fark etmişdi çünkü.

Farketdiniz mi? Zenci Başkan OBAMA, bu Kanun’u imzalarken dahi Mississippi eyaletindeki zencilerin hepsi köle idi.

*  *  *

Daha şunun şurasında 50 sene evvel beyaz Coni’lerin memleketinde zenci vatandaşlar, köpek ile aynı muameleye tabi tutulurdu.

No-1 No-2 No-3 No-5
No-4
image008

Sonra ezmân tebeddül, ahkâm da tağayyür eyledi. Köpek muamelesi gören o zencilerin ülkesinde; Colin Powell isimli zenci bir asker önce Genelkurmay Başkanı oldu. Sonra da Dışişleri Bakanı oldu. Coni’ler tarihinde bir ilk defa zenci bir Genelkurmay Başkanı ve Dışişleri Bakanı gördü…

image009Şimdi de Barack Hussein OBAMA isimli zenci bir Avukat Coni’lerin en yüksek devlet makâmı olan Başkanlık koltuğunda oturuyor. Üstelik beyaz Coni’ler bu zenci Avukatı çok sevmiş olmalılar ki ikinci defa Başkan seçdiler.

Gene Coni’lerin ordusuna er olarak giren üç asker; önce astsubaylığa, sonra da subaylığa terfi etdi.image014 Ve harp okulu mezunu binlerce subayın içinden sıyrılan bu askerler en sonunda Coni’nin ordusuna Genelkurmay Başkanları oldular. (bknz.)

Bütün bu olan bitenlere Coni’nin memleketinde hiçbir siyâsetci hazımsızlık göstermedi.

Hiçbir siyâsetci bu Başkanı “Zenci bir Başkan ...” deyip hakir görmedi.

Hiçbir siyâsetci bu Dışişleri Bakanını “Zenci bir Dışişleri Başkanı ...” deyip aşağılamadı.

Hiçbir siyâsetci er rütbesinden Genelkurmay Başkanı olan bu askerlere “Er’den Genelkurmay Başkanı olmaz!” deyip hakir görmedi.

Hiçbir siyâsetci Genelkurmay Başkanı olan bu Astsubaylara “Astsubay’dan Genelkurmay Başkanı olmaz!” deyip hakir görmedi.

Galibiyetleri, mağlubiyetleri, günahları ve sevaplarıyla sevip sahiplendi bu zenci vatandaşlarını ve askerlerini.

*  *  *

Son Alman imparatoru Almanya’yı birinci dünya savaşına sokdu ve kaybetdi. İngilteresi, Fransası Rusyası... Almanya’nın bütün limanlarına girdi. Bütün kalalerini teslim aldı. Alman hazinesindeki son fenik parayı da savaş tazminatı olarak alıp Alman millleti korkunç bir açlık ve safelete sürüklendi.

image017Bu korkunç mağlubiyetin üzerinden henüz daha yirmi sene bile geçmemişdi. Adolf isimli bir Alman vatandaşı çıkdı siyâset sahnesine. Hans’ın ordusuna Onbaşı rütbesiyle giren Adolf, kısa zamanda ülkeye önce Başbakan oldu. Sonra da Führer...

Adolf, dünyada eşi benzeri görülmemiş bir kalkınma, silahlanma ve büyüme hamlesi başladı. Eşi benzeri görülmemiş silahlar üretdi. O zamana kadar kimsenin hayal bile edemeyeceği silahları, uçakları, denizaltıları, tankları, topları, tüfekleri bombaları, gemileri, füzeler ve uzaya kadar gidebilecek roketler yapdırdı.

Coni’lerin, Yoldaş’ların, Frenk’lerin ve Tomi’lerin bugün dahi sahiplendiği silah teknolojisinin hepsini Adolf HİTLER icât etdirdi.

Führer unvanıyla kendi memleketi Almanya’yı bütün zamanların gelmiş geçmiş en büyük İkinci savaşına sokdu. Üç, dört, beş... Belki de on beş cephede aynı anda harp etdi. Bütün dünyaya meydan okudu. Bütün dünya milletlerini korkudan titretdi. İki ay daha dayanabilseydi atom bombasını ilk patlatan devlet Almanya olacakdı. Üstelik Coni’lerin New York şehrinin üzerine atacakdı. İkinci Dünya savaşını kıl payı kaybetdi.

Harpde galip gelen kahraman olur.

Mağlup edilene ise ne dersen de!..

Kötü mânâda her türlü yakışdırmayı yapmak mübah oluyor.

Hans’ın memleketinde Adolf’un bu yapdıklarına hiçbir Alman siyâsetci hazımsızlık göstermedi.

Onbaşı’dan Başbakan mı olur, demedi.

Onbaşı’dan Führer mi olur, demedi.

Onbaşı Almanya’yı mahvetdi demedi...

Hiçbir siyâsetci bu Başkanı “Bir Başbakan ...” deyip hakir görmedi.

Hiçbir siyâsetci Adolf’a “Bir Führer ...” deyip hakir görmedi.

Galibiyetleri, mağlubiyetleri, günahları ve sevaplarıyla; Eva BROWN ile yaşadığı aşkı ile sevip sahiplendi Adolf’u Almanlar.

*  *  *

Sayın Hüsamettin CİNDORUK ve Sayın CİNDORUK gibi düşünen muhterem vatandaşlarımıza sesleniyorum;

İleri demokrasi deyip idare şekline öykündüğünüz ülkelerin Astsubayları;

  • Genelkurmay Başkanı, Başbakan oluyorsa
  • Zenci vatandaşları Genelkurmay Başkanı ya da Başkan oluyorsa

Sizin namusunuzu korumak için ölmeye yemin etmiş bu ülkenin Astsubayları niçin;

  • Müsteşar,
  • Genelkurmay Başkanı,
  • Başbakan,
  • Cumhurbaşkanı olmasın?

Demokrasi putperestliği yapıp o ülkelere taparken aynı ülkelerde Astsubayların neleri başardıklarına, ne durumda olduklarına, kimleri yönetdiklerine, nasıl itibar gördüklerine niye kör bakarsınız?

Bugün T.C. Ordusunda vatan görevi icrâ eden biz Astsubaylar gâvur değiliz. Üstelik derimizin rengi de siyah değil. Sayın CİNDORUK’un derisi gibi biz astsubayların da derisi beyaz.

Devletin hiçbir makâmı, hiçbir memuriyeti hiçbir rütbesi kimsenin uhdesinde ve şahsında mündemiç değildir.

Hırsızlık ve yolsuzluk!!!

Afedersiniz....

Saltanat, rütbe ve makâm ancak hânedanlıklarda babadan oğula intikâl eder. Dilinize pelesenk etdiğiniz ve aslında cumhuriyet kavramının Yonanca’sı olan demokrasi hakkında söylediklerinizde samimi iseniz bu hakikatlere kör bakamazsınız.image018

Abi dediğiniz koyun çobanı bir vatandaşımız bu memleketde altı kere Başbakan sonra da Cumhurbaşkanı oluyorsa,

İmamlık yapmış vatandaşlarımız milletvekili, Bakan, Başbakan Yardımcısı ve Meclis Başkanı ve hattâ Başbakan oluyorsa

Bırakınız Astsubaylar da Müsteşar olsunlar!..

Astsubaylar, bugün o makâmlara getirilen ya da seçilen asker ve siyâsetçiler kadar bilgi birikimi, eğitim, tecrübe ve sair niteliklere sahip asker kişilerdir.

Sayın CİNDORUK,

Sizin milletvekili olarak Meclis’de mesai yapdığınız senelerde

Askerî vesâyetin

Biz Astsubaylara yüksek tahsili tam 50 sene yasak etdiğini biliyor musunuz?

Oturduğunuz yerden elinizi kaldırıp da bu konuda bir tek soru sordunuz mu?

Allah uzun ve sıhhatli ömür versin,sener-battal

Sayın Şener BATTAL bunu yapdı, biliyor musunuz?

Bütün bu yasaklara rağmen

Bugün

Milletvekili olan astsubaylar var, Profesör olan astsubaylar var...

Başçavuş dediğiniz o Astsubayların sizinle aynı üniversiteden mezun olup aynı diplomayı aldığını biliyor musunuz?

Gereken vasıfları haiz her T.C. vatandaşının devletin her kademesinde görev yapma hakkı vardır.

Anayasa’nın her Türk vatandaşına verdiği hakları biz Astsubaylar da kullanarak sizler gibi Genelkurmay Başkanı, Başbakan ya da Cumhurbaşkanı da olmak istiyoruz.

Birgün gelecek bu makâmlara, bu rütbelere yükselmiş astsubayları mutlaka göreceğiz.

Bu hedeflerine ulaşmak için Astsubayların sizden bir istekleri vardır; eşit fırsat ve âdil ve şeffaf rekâbet!..

Hepsi bu kadar...

Biz Astsubaylar, mesleğimizle, rütbemizle, unvanımızla gurur duyuyoruz.

Anayasa’dan gelen hakkını kullanarak Müsteşar makamına kadar yükselen Sayın Hakan FİDAN’a hakârethamiz bir üslupla ve aşağılamak kasıdıyla “Bir Başçavuş’dur, boş ver!” deme hakkınız yokdur.

Hâl böyleyken gâvurun gâvura yapmadığını Türk’ün Türk’e yapması da ne oluyor?

Kendisi adına talihsizliğine bakınız ki ömrünün son deminde yapdığı bu gafıyla Sayın CİNDORUK kendisini iki yüz yirmi bin Astsubayın karşısında buluverdi.

*  *  *

Sayın Hüsamettin CİNDORUK,

Biz Astsubayları

Sivil vesâyet ile askerî vesâyet arasına hapsetmek kimsenin haddine değildir.

Her ikisini de

Şiddetle ve kökden reddediyoruz!..

Asker vesâyetinden şikâyet edenler sivil vesâyeti himâye edemezler!

Askerin siyâsete müdahale etmesini istemeyen siyâsetciler, askeri siyâsete konu etmemelidir.image020

Siyâsi eşhas astsubayları lafzen de olsa konuşmasına konu etmemeli, ucuz kahramanılık uğruna astsubayları dolgu malzemesi yapmamalıdır.

Belki farkında değilsiniz. Siz şu anda evinizde rahat koltuğunuzda otururken bir Astsubay meslekdaşımız sizin namusunuzu korumak ve huzurunuzu temin etmek için belki bugün şahadet şerbetini içecek...

Astsubayları kasdederek canlı televizyon yayınında sarfetdiğiniz “Başçavuş” yakışdırması sebebiyle biz astsubaylara özür borcunuz var!..

Biz Astsubaylar bu gafınıza hüsnüzan ile yaklaşıyor ve bir sürç-ü lisân etdiğinizi düşünüyoruz.

Tavrınız ve kararınız bu gafınız konusundaki gerçek niyetinizi ortaya koyacakdır.

 brove

 

 

 

Şükrü IRBIK
(E) SG Tls.Astsb. III Kad.Kd.Bçvş.

Yayınlandığı yer ESKİ TÜFEK
bizimkocaeli

Güngör ARSLAN isimli bir gazeteci; bizimkocaeli gazetesinin 27 Ağustos 2012 tarihli internet yayınında, Kandıra Belediye Başkanı sayın Cengiz KAN’ın, Belediye Başkanı olarak yaptığı icraatlarını tenkit etmek için yazdığı “Kan’ın kanı uyuşmadı!” isimli makalesiyde, amacını ve kendi gazetecilik haddini aşmış ve emekli bir astsubay olan sayın Başkan’a sırf astsubay olmasından dolayı bir gazeteciye yakışmayacak uslüpla gazetesindeki köşesinden saldırmış ve hakaret etmişdir. Güngör bey, astsubaylara karşı içinde beslediği kin, nefret ve zehiri tam olarak zerkedememiş olsa gerek, hızını alamayıp aynı gün içinde yazdığı “ Astsubayların alınganlığı..!” isimli ikinci makalesiyle tabiri caizse birinci yazısının üzerine tüy dikmişdir. Güngör beyin, suçu kabahatinden büyükdür.

İkinci makalesinde, astsubayların, birinci yazısından alındığına şaşırdığını ifade eden sayın ARSLAN’a sormak lazım; bırakın asker olmayı, şerefli, haysiyetli bir vatandaş iseniz, aynı hakaretler size yapılsaydı, siz alınmaz mıydınız? Hayır, dediğinizi duyar gibiyim. İnşallah yanılıyorumdur. Bizim, gazeteci olma iddiamız yok. Öyle bir niyetimiz de yok. Unutmayın, siz de asker olamazsınız. Farkında olmadığınız da belli. Çünkü bir asker için şeref ve haysiyet, uğrunda ölünecek en temel değerlerden birisidir.

Kendisine yapılan hakaretten ötürü sayın Belediye Başkan’ının bu konuda yapacak elbet bir şeyleri vardır. Bunu zaman gösterecek. Ancak emekli bir meslekdaşı ve tam 20 yıl Gölcük’de yaşamış bir Kocaeli hemşehrisi olarak bu konuda benim de söz hakkım var ve ben de şunları söylemek istiyorum.

Sayın Güngör ARSLAN bu yazısıyla, 5187 sayılı Basın Kanununun üçüncü maddesini alelen ihlâl etmişdir. Astsubaylar olarak dava açmak hakkımız mahfuzdur. Eğer Basın kartı sahibiyse kendisini elbet Türkiye Gazeticiler Birliğine de şikayet edeceğiz.

Astsubayların hangi şartlar altında görev yaptığı, meslekî sıkıntıları ve beklentilerini TGB’nin Başkanlığını da yapan sayın Nail GÜRELİ, 1991 yılında Milliyet Gazetesi’nde “Astsubaylar” isimli 35 günlük bir yazı dizisinde ve 2005 tarihinde bu sefer Posta Gazetesi’nde, “Ordunun Orta direği Astsubaylar” isimli başka bir dizisiyle kamuoyuna duyurmuşdu. Gazeteci olduğunu iddia ederek köşesinde, bu memleketin askerine olmadık hakaretleri etmek hakkını kendinde bulan Güngör ARSLAN’a, köşe yazılarına ara verip sayın Nail GÜRELİ’nin bu yazıları okumasını tavsiye ediyorum. Çünkü her iki makalesinde astsubaylar hakkında yazdıklarının çoğu alelacele derlenmiş, kulakdan dolma mesnetsiz bilgiler.  Kendisi Kocaeli doğumlu mu bilmiyorum? Kocaeli’nde doğmuş, bu şehrimizde büyümüş, askerlerle selamlaşmış ve bu şehrimizin ekmeğini yiyen, çene suyunu içen bir hemşehrimizin böyle seviyesiz  yazılar yazmasına ihtimal vermiyorum. Şayet öyle ise, sayın ARSLAN, bir asker şehri olan Kocaeli’nde böyle fitne fücur dolu bir yazı yazmasını nasıl açıklayabilecek?

Sayın ARSLAN’ın yazısından, Kandıra Belediye Başkanı sayın Cengiz KAN’ın AK partiden belediye başkanı seçildiği anlaşılıyor. Sayın Başkan’ın yaptıkları doğrudur, yanlışdır. Suçu varsa, bunu yargılamak, savcının işi; yanlışı, hatası varsa bunu da değerlendirmek AK Parti İl/ilçe teşkilatının işi olsa gerek. Bayram değil seyran değil.  Ortada fol yok, yumurta yok. Sen savcı ol, hâkim ol, Başkanı hapse at. Aç tavuğun kendini darı ambarında gördüğü misal, kendini İl başkanı yerine koy, Başkanı partiden ihraç et. Allahaşkına Güngör bey, sen nesini kimsin? Savcı mı, Hâkim mi, asker mi, partili mi? Gazeteciyim diyorsan, çok su götürür, söylemeden iyi düşün. Durduk yerde sayın başkana bu kadar açıkdan ve şiddetle saldıyorsanız birinin tetikciliğini mi yapıyorsunuz yoksa? 25 sene evvel askerliğinizi yaptığınızı söylüyorsunuz. Askerdeyken sizin komutanınız olanlar, astsubaylar hakkında bu yazdıklarınızı duyuyorlarsa, çıkıp sizin de nasıl bir er olduğunuzu açıklasınlar emi?

Özür dilemesi yetmez; Güngör ARSLAN vakası, ikinci Güner ÜMİT vakasıdır.

Kocaeli, nereden bakarsanız bakın bir asker şehridir. Ailesiyle, çoluğuyla çocuğuyla, binlerce, tümenlerce  asker yaşar bu şehirde. Kocaeli’nde ticaret yapan her esnafın kursağında, astsubaydan kazandığı bir miktar para vardır. Bu şehirde ve ilçelerinde ticaret yapıp da astsubay’dan para kazanmayan bir tek esnaf yokdur. Eminim şehir esnafının ve esnaf odalarının da bu konuda söyleyecekleri vardır.

Star televizyonunda yarışma proğramı sunarken sarfettiği bir cümle yüzünden sayın Güner ÜMİT’in başına gelenleri hatırlayınız. Sevgili dostlar, Güngör ARSLAN vakası, ikinci Güner ÜMİT vakasıdır. Bizimkocaeli gazetesini okuyan eşler, dostlar, esnaflar, askerler, askerini sevenler... Bu gazete, velinimeti olan askerine hakaret ederek, Koaceli nezdinde itibarını yitirmiş, kendisini haraç mezat satmışdır. Böyle bir gazete okumaya, tıklamaya değer mi?

Astsubaya yapılan bu mesnetsiz ve haksız aşağılamaya ve hakarete, müşterisi astsubay olan onbinlerce esnafın tepki göstermesi yakındır. Astsubaylara yaptığı bunca hakaretten sonra Gazete yazarı Güngör ARSLAN’ın artık bizimkocaeli gazetesinde yazmak imkânı kalmamışdır. “Müşteri velinimetimdir” diyen bir milletin insanlarına gazeteci olduğunu zanneden bu şahıs’ın yediği lokmalar helâl olmayacaktır.

Bizimkocaeli gazetesini bugün (29 Ağustos) aradım ve imtiyaz sahibi olduğunu öğrendiğim Güngör bey ile görüşmek istedim. Kendisi, açılışa davet edilmiş, odasında yokmuş. Cep telefonunu istedim, sekreteri vermedi. Yarın kendisini arayıp tekrar görüşmeye çalışacağım. Astsubaylara hareket ettiği her iki yazısına cevaben ve bizimkocaeli gazetesinde yayınlamak üzere bu yazımı kendilerine de gönderdim. Yazımın gazetede yayınlanmama ihtimali de var. Çünkü astsubaylara hakaret eden şahıs, aynı zamanda gazetenin imtiyaz sahibi.

Asker sıfatı taşıyan bütün meslekdaşlarımın duygusuna tercüman olarak gazete idaresine sesleniyorum; Sayın Güngör ARSLAN’ın artık bizimkocaeli gazetesinde içecek çene suyu, yiyecek bir tek lokması kalmamışdır. Gazete idaresine düşen, Kocaeli’nde hiç gereği yokken insanların arasına fitne ve fesat tohumları ekmeye çalışan bu müzevir insanın işine derhal son vermekdir. Gazeteyi kapatmak pahasına da olsa. Her kelimesiyle astsubaylara kasten hakaret eden ve her kelimesi fitne kokan bu aşağılayıcı yazıların altına okuyucunun ilave ettiği üç beş yorum ile bu konu kapatılamaz. Sayın Güngör ARSLAN kendini kurtaramaz.

Sokağa çıkıp gezmek istediğinde, bu şehirde askerini sevenlerden yüzüne tükürmek isteyecek yüzbinlerce insan bulacak, sayın Güngör ARSLAN bunu da unutmasın.

brove





Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asts. III Kad.Kd.Bçvş.


Yayınlandığı yer ESKİ TÜFEK