Perşembe, 21 Aralık 2017 12:45

Çünkü Asubay!

 12

 

  Çünkü Asubay

 

  

  SENE: 2017, Şeb-i Yeldâ  

 

 Türkiye Cümhuriyeti Ordusunda

Bizlerin  Assubay  veya  Astsubay   olarak bildiği kelime hakkında

Bugün burada son sözü söyleyeceğiz, inşallah!


 Assubay  mı diyorsunuz?

  • Sahtekâr zâbit Kâzım’ın ağzı ile konuşuyorsunuz!


 Astsubay  diyor iseniz şâyet,

  • Bu kez de sahtekâr subay Rifat’ın ağzı ile konuşuyorsunuz!

 Assubay  değil ise

 Astsubay  da değil ise

Peki, nedir bu kelimenin aslı kökü acap?

Bugün, hak zuhûr edecek

Ve dahi

Bâtıl, burada zâil olacak, evvel Allah!

     Suyu, pınarın gözesinden içmeli, değil mi?     

Yerimiz dar, vakdimiz sınırlı!

Haydi, buyurun öyleyse...

 

*  *  *  *  *

 

  

  SENE: 1926  


Türkiye Cümhuriyeti Ordusu zâbitan heyetinin

Arapca ve Farsca olan rütbe isimleri aşağıdaki gibi idi.

 

863

 

*  *  *  *  *

 

  

  SENE: 1934  

 

Birinci Reisicumhur ATATÜRK,

Arapca  ve  Farsca  olan asker rütbe isimlerinin Türkceleşdirilmesini emretdi.


Hazırladığı kânun teklifine TBMM,

Aşağıda gördüğünüz üçüncü maddeyi ekledi.

 

1

 

*  *  *  *  *

 

 

     SENE: 1935  

 

Arapca  ve  Farsca  menşeli olan asker rütbe isimlerine "Öz Türkce" karşılık türetmek için kolları sıvayan İcrâ Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu),

Hazırladığı Kânun taslağını Reisicumhur ATATÜRK’e arz etdi.


 

Reisicumhur ATATÜRK;

 Astsubay  şeklinde hazırlanıp kendisine arz edilen rütbe ismini

Bizzat kendisi  Asubay  şeklinde tâdil etdi.


Bu tâdili de aşağıda gördüğünüz üzere şiir gibi izah etdi.

 

2 

 

*  *  *  *  *

 

   

  SENE: 1935  

 

T.C. Büyük Erkânıharbiye Reisliği

Rütbe ve Birliklerin Öz Türkce Karşılıkları” isimli kitabı neşretdi.


Bu kitabın içine ekledikleri tamimler ile Devlet dâireleri;

Asker rütbe isimleri ve bâzı askerî terimlerin

Bu kitapda yer alan Öz Türkcelerinin kullanılmasını emretdi.

 

  • 19 Şubat 935: Büyük 

    Erkânıharbiye 

    Reisi Mareşal Fevzi ÇAKMAK
  • 19 Şubat 935: Büyük 

    Erkânıharbiye 

    Reisliği
  • 17/11/935-İstanbul: Türk Dili Tetkik Cemiyeti (T.D.T.C) Başkanı Saffet ARIKAN
  • Başvekil İsmet İNÖNÜ 

 

3

403

5

6

 

 

 

 

 

 

Bu kitapdaki;


  • " Asubay " kelimesinin “ zâbit vekilliği ( asteğmen ) anlamına geldiğine,

Ve dahi

  • Bize bugün “ üstçavuş ” olarak yutdurulan kelimenin aslının da “ üsçavuş ” olduğuna dikkat ediniz. 


Aynı çalışma kapsamında Birinci Reisicumhur ATATÜRK;


 Erkânıharbiyei Umumiye ” olan askerî tâbiri de

" Genelkurmay ” olarak tâdil etdi.

 

genkur

 

Büyük Erkânıharbiye Matbaasında basdığı bu kitabın bugün itibârı ile bir nüshasının

Genelkurmay Başkanlığının kendi kütüphânesinde bile olduğunu zannetmiyorum.

 

Neşredildiği 1935 senesinden bugüne kadar geçen 82 seneden beri

 Rütbe ve Birliklerin Öz Türkce Karşılıkları isimli bu kitabı

İlk kez sizler görüyorsunuz.


 

*  *  *  *  *

 

  

  SENE: 1935  

 

TBMM’de kabul edilen Ordu Dâhili Hizmet Kânunu  ile yeni rütbe isimleri resmen kullanılmaya başlandı.


Bu kânun ile Türkiye Cümhuriyeti Ordusunun askeri;


1. Erbaş 


2. Subay  olmak üzere iki sınıfa tefrik edildi.


7

 

Yukarıda gördüğünüz bu kânundaki  Asubay ” tâbiri;

  •  Yarsubay ,
  •  Asteğmen ,
  •  Teğmen ,
  •  Yüzbaşı  rütbelerinin “ ortak isimi ” oldu.

 

 

*  *  *  *  *

 

   

  SENE: 2014  


Yukarıdaki sayfada gördüğünüz rütbe isimleri kitabının sâhibi ve

Türk Dil Kurumunun 11 sene Başkanlığını yapan Prof.Dr. Sayın Şükrü Hâlûk AKALIN ile

Görevli olduğu üniversitedeki kendi makâmında bizzat görüşdüm

Ve dahi

Bu sayfada okuduğunuz bilginin bir kısmını Sayın AKALIN’dan aldım.

  

8

 

Asubay kelimesi hakkındaki hakikâtin gün ışığına çıkartılması için

Gösderdiği yakın ve samimi alâkadan dolayı

Bütün Asubaylar adına Şükrü Hocama teşekkür ediyorum.

 

*  *  *  *  *

 

   

  SENE: 1938  


Reisicumhur ATATÜRK’ün bizzat kendisinin   Asubay   şeklinde türetdiği kelimeye

Ne hazindir ki ilk tecâvüz eden ATATÜRK’ün zâbiti oldu.

 

Aşağıda gördüğünüz kânunun esbâbı mucibesi (gerekcesi) şu idi;

 Assubay ” rütbe kümesine dâhil olan;

  •  Teğmen  tâbirini  üstteğmen, 
  •  Asteğmen  tâbirini  teğmen, 
  •  Yarsubay  tâbirini de  asteğmen  olarak tahvil etmek idi.

 

Fakat ne var ki Mirlivâ Kâzım SEVÜKTEKİN isimli İngiliz çaşıtı bir zâbit,

Meclisde binbir türlü sahtekârlıklar yapdı

Ve dahi

Asubay kelimesindeki  “ s ” harfinin yanına 1938 senesinde bir “ s ” harfi ilâve etdi.

" Asubay tâbirini de böylece  " Assubay "  yapdı.

 

Bu kânun ile ilk defâ uydurdukları " Assubay " tâbiri bu kez de;


  •  Asteğmen, 
  •  Teğmen, 
  •  Üstteğmen, 
  •  Yüzbaşı  rütbelerinin "ortak ismi" oldu.

 

9

 

*  *  *  *  *

 

   

  SENE: 1951  


İnsan, ölmeye; hâin de hâin olmaya görsün!

Sırtını döndüğü zâbitler, ATATÜRK’ün bu emânetine hıyânet etmekde birbirleriyle yarışdı...


Ne de olsa ağacın kurdu, kendi gövdesinde idi.

Çaşıt ve sahtekâr Mirlivâ Kâzım’dan sonra

Bu kez de Askerî Hâkim unvânlı bir Korgeneral, harama uçkur çözdü!


Aşağıda gördüğünüz 5802 sayılı kânunun esbâbı mucibesi (gerekcesi);


" Gedikli Erbaş "  dedikleri “ortada sandık” askerleri “ Assubay "lığa terfi(!) etdirmek idi.


Ancak ne var ki;


TBMM’de, vekillerin gözü önünde kıvrak bir kalem hareketiyle sahtekârlık yapan Korgeneral Rifat TAŞKIN

 

Assubay kelimesindeki iki “ s ” harfinin arasına “ t ” harfini paslı bir hançer gibi sapladı.

 

10

 

*  *  *  *  *

 

   

  SENE: 1951  


Aşağıda gördüğünüz Kânun TBMM’de görüşülürken

Türk Milletini temsil eden vekillerden bir dânesi dahi

 Astsubay  kelimesini nerenden uydurdun, ey subay Rifat TAŞKIN, diye sormadı...


Eski Tüfek,

Bu kelimeyi sahtekâr subay Rifat TAŞKIN’ın neresinden uydurduğunu biliyor da!


Şimdi aklından geçenleri şuraya bir dökse hani!..

Ortalık toz duman olur!..


Rifat TAŞKIN'ın sahtekârlık ile bu kânuna sokuşdurduğu “ Astsubay ” kelimesi;


  •  Çavuş ,
  •  Üstçavuş ,
  •  Başçavuş ,
  •  Kıdemli başçavuş   rütbelerinin “ ortak isimi ” oldu.

 

 5802-1

  

ATATÜRK'ün subayları olduğunu söyleyen sahtekâr subaylarımız

ATATÜRK'ün türetdiği " üsçavuş " kelimesini de kânunsuz olarak "üstçavuş" yapdılar.

*  *  *  *  *

5802 sayılı  Astsubay ” Kânununu hazırlayan sahtekâr subaylarımız şöyle dedi;

Muhtelif kânunlarda geçen “ astsubay ” adı “ subay ” olarak değiştirilmiştir.

 

5802-2

  

Fakat bunu diyen kerizci subaylarımızın hepsi ağızlarını domaltarak koca bir yalan söyledi.

Zere

O güne kadar yapılan “muhtelif kânunların hiçbirisinde  “ astsubay ” adı yok idi.

  

 

*  *  *  *  *

 

  

  SENE: 2017, Şeb-i Yeldâ;  

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti;

1923 senesinde 364 sayılı kânun ile teşkil edilmiş bir kânun devletidir.

Hükümran devlet olmanın temel hususiyeti kânun yapabilme kudretidir.

Kânun ile ihdâs edilen bir husus ancak başka bir kânun ile tebdil edilebilir.

" Asubay " kelimesi de kânun ile ihdâs edildi ve ancak yeni bir kânun ile tebdil edilebilir idi.

Fakat

Kânun devletinin sahtekâr subayları, devletin kânununu tanımadılar!..


  • ATATÜRK’ün bizzat türetdiği

Ve dahi

  • Askerî mevzuâtımıza 1935 senesinde 2771 sayılı kânun ile dâhil edilen “ Asubay" tâbirini;

Kâzım isimli sahtekâr bir zâbit 1938 senesinde kânunsuz olarak “ Assubay ” şeklinde tahrif etdi.

Rifat isimli sahtekâr bir subay da 1951 senesinde kânunsuz olarak “ Astsubay ” şeklinde tahrif etdi.

 

*  *  *  *  *

 

    

  SENE: 2017, Şeb-i Yeldâ;  

 

 emekliassubaylar.org’daki Eski Tüfek isimli köşemizi

  • hergün ilk kez duyan,
  • İlk kez gören,

      Ve dahi

  • Bu köşemizdeki makâlelerimizi ilk defâ bugün okuyan insanlarımız, meslekdaşlarımız hep olacak.

 

Makâlelerimizi ilk kez görenler haklı olarak

  •  Assubay ”  veya “ Astsubay ” olması lâzım,
  • Nereden çıkdı bu “ Asubay ” diyecekdir.

 

Birisine 40 kere deli der iseniz şâyet
O kişi bile bir süre sonra kendisinin deli olduğuna inanabilir.

40 kere demek şöyle dursun, sahtekâr subaylarımız, Türk Milletine;

  • 79 seneden beri “ Assubay ”,
  • 67 seneden beridir de “ Astsubay ” diyor, dedirtiyor.

 

ATATÜRK’ün bize vediâsı “ Asubay ” tâbirini kabul ettirebilmemiz için

 

 Asubay ” kelimesini bizim en az 160 sene söylememiz, anlatmamız gerekecek.

 

 

*  *  *  *  *

 

  

  SENE: 2017, Şeb-i Yeldâ;  


  Canlar, dostlar!

Gözlerinden öpdüğüm kıymetli küçüklerim

Ve dahi

Ellerinden öpdüğüm muhterem büyüklerim;


ATATÜRK’ün zâbiti olduğunu söyleyen iki şerefsizin

ATATÜRK’ün vediâsı olan  Asubay   unvânına tecâvüz edişinin

14 kareye sığdırdığımız 80 senelik hikâyesi

İşde, beyleyken beyle!..

 

 

Sahtekâr iki zâbitin 1938 ve 1951 senesinde yere düşürdüğü ATATÜRK’ün bu çok kıymetli vediâsına

Eski Tüfek mahlaslı Şükrü IRBIK

2015 senesinde bir hayat öpücüğü verdi.


Türkiye Cümhuriyeti Ordusu ve “ Asubay ” dedikleri “ ortada sandık ” bu asker sınıfı var oldukca da

 Asubay  unvânı,  Asubaylar  ile birlikde var olacak, evvel Allah!


 Niçin Asubay? ” diye bugün soranlara imdi söyleyelim;


  Çünkü, hep  Asubay  idi.  


 Asubay  unvânını bugün kullanmak bir tercih meselesi değil

Fakat

ATATÜRK’ün vediâsına sâhip çıkmak ya da inkâr etmek meselesidir.


Kimileri için ölmek, düşünmekden bile daha kolaydır!

Siz, kolaycı olmayın!

İnsana, düşünmek yakışır!

 

Suyu, pınarın gözesinden içmeli, değil mi?

  

brove

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

 

Yayınlandığı yer ESKİ TÜFEK
Çarşamba, 11 Ekim 2017 16:50

Asubay Tefrikası -6-2

Kapak


Asubay Tefrikası -6-nın birinci kısmını teşkil eden makâlemiz ile;Kapak-6-1

Türkiye’nin en çok aldatılan insanlarının kimler olduğuna dâir

Epeyi bilgi edinmiş idiniz.

Lâkin,

Kırmızı buğday niyetine tarladan değil fakat

Dağarımızdan binbir emek ile derleyip de

İrili ufaklı binlerce kelimeyi sabır değirmeninde şevk ile un eyleyerek

Bunca zamândan beri sinemde biriken ter ile yoğurdukdan sonra

Ekşi mayalı, mis kokulu çıtır ekmekler pişirip

Agaya beleş! düsturu ile kapınıza kadar bilâ ücret ulaşdırsak da

Varın, siz o makâlemizdeki kelimelerin hiçbirisine kulak asmayın!

Asubay Tefrikası -6-‘nın ikinci kısmını terkip eyleyen işbu makâlemizde,

Aslında bugün sâdece bir tek bilgi öğreneceksiniz, inşallah!

1

*  *  *  *  *

Asubaylığın teşkil edilmesindeki sinsi maksadı fâş eylemek, bu makâlemizin elbetde yegâne hedefi değildir!

Özü itibârı ile bugünkü mevzuâtımıza göre “astsubay” olarak tesmiye etdiğimiz askerlerin; memleketimizin en çok aldatılan vatandaşları olduğunu belgeleri ile gözler önüne sermek sûreti ile

Asubayların aldatılmasının perde arkasını tam olarak görmek ve “gedikli” isimi verilen asker sınıfının donanmamızda teşkil edilmesindeki gizli maksadı ortaya çıkartmak için yazdığımız bu makâlemiz aynı zamânda;

Astsubay” denilen asker sınıfının ordumuzda teşkil edilmesine karşı duran dar kapsamlı bir “reddiye”’dir.

*  *  *  *  *

Ellerini açıp başını göğe doğru çeviren Oğuz Kağan

İkibinikiyüzyirmibeş sene evvelinden şöyle duâ etdi;

Ulu Tengri!2

Gök Tengri!

Gözel Tengri;

Türk toprağında hürler yaşasın!

Ȃdâlet hüküm sürsün sâdece!

Türk yurdunda yoksulluk o kadar azalsın ki

Fakirlik suç sayılsın!

Türk atası Oğuz Kağan;

Kendi milletine hürriyet, adâlet ve zenginlik bahşetmesi için Gök Tengri’ye işde, böyle yalvardı!

*  *  *  *  *

Kendisini ziyârete gelen Romanya Dış Bakanı Vicktor Antonesko ve hanımı şerefine yemek vermek için

16 Mart 1937 Salı akşamı Ankara Park Otele giden Birinci Cumhurbaşkanı ATATÜRK,

Yemekler yenir iken sohbetin koyu bir deminde Romanya’lı misâfirlerine şöyle dedi;

3

*  *  *  *  *

  • İkibin küsûr sene evvelinden Oğuz Kağan, kendi milletine “hürriyet, adâlet ve zenginlik” vaad etdi. 

Ve dahi

  • Seksen sene evvelinden Birinci Cumhurbaşkanı M. Kemâl ATATÜRK, kendi milletine “neşe” vaad etdi.

Peki,

Bizim devletimizin kimi adamları ve zâbitânı, “Astsubay” dedikleri uyduruk askerlere geçen asırlarda;

  • Neler vaad etdi?

               Ve daha da mühimi

  • Ne muâmelesi yapdı?

Bu suâllerin cevâbı da işbu makâlemizin “ast” başlıkları olacak, inşallah!

Asubay Tefrikas -6-‘nın ikinci kısmını terkip eden konumuza sayfalar dar geldi. Bu sebepden dolayı ikinci kısmı üç “ast” başlık altında neşredeceğiz. Bunlar;

  • Birinci kısımda, Donanma Ordumuzda Asubaylığının teşkil edilmesinin gizli maksadını,
  • İkinci kısımda, Berrî ve Havâî Ordularımızda Asubaylığın teşkil edilmesinin maksadını fâş eylecek,
  • Üçüncü ve son kısımda ise “külfetnimet” üleşimindeki akla ziyân rakamları vereceğiz, inşallah...

Eski Tüfek’den bugünlerde, buralarda öğreneceğiniz bilgiler karşısında

Şaşırmakdan da öte,

Afallayacaksınız!.. 

*  *  *  *  *

Asubay dedikleri asker sınıfının ihtiyâçlar silsilesindeki yerini anlamak için

İltifât buyurursanız şâyet

Evvelâ asubaylığın ordumuzdaki târihine doğru ve kısaca bir nazâr eyleyelim.

   

  Berrî (Kara) Ordumuzu, M.Ö. 209 senesinde teşkil etdik.

   Bahrî (Deniz) Ordumuzu, 1081 senesinde teşkil etdik. 

 

  

  Deniz Harp Okuluna menşe teşkil eden “Hendesehâne” isimli mektebi, 1776 senesinde teşkil etdik.

  Kara Harp Okuluna menşe teşkil eden “Mekteb-i Ulûm-i Harbiye”’yi de 1834 senesinde teşkil etdik. 

  

 

 Harp Okullarımız hizmete açılmadan evvel Osmanlı Ordularımızda iki sınıf asker mevcut idi;

  1. Nefer (Gönüllü/Kur’alı)

  2. Zâbit (Alaylı) 


Aynı cümleden olmak üzere gene bu târihlere kadar komutanlarımızın hemen hepsi “alaylı” idi.

Erlikden terfili başkomutanlarımızın sevk ve idâre etdiği kara ve deniz ordularımız,

Asırlar boyunca zaferden zaferlere koşdu...

Üç kıtayı yurt, denizleri göl eyleyen devletimizin yüzölçümü, 21 milyon kilometre kareye kadar genişledi.

Fakat, şu tuhaflığa bakınız ki;

Avrupa devletlerinden örnek aldığımız “harp okullarının” memleketimizde açılması ile birlikde,

Berrî ve bahrî ordularımız, muharebelerde düşmân karşısında peşpeşe mağlub edilmeye başladı.

Ve bu sözde ve şâibeli “garblılaşma” neticesinde bir şey daha oldu;

Ordumuzda çok tehlikeli bir “sınıflaşma” ve “kastlaşma” başladı...

Açdığımız her yeni asker mektebi, kendine özgü yeni ve ayrı asker sınıfları doğurdu!

Er ve zâbit”’den müteşekkil iki sınıflı sağlam ordu yapısını

İlk defâ teşkil etdiğimiz “gedikli” sınıfı ile 1890 senesinde, Bahrî ordumuzda bozduk!

İlk defâ teşkil etdiğimiz “küçük zâbit” sınıfı ile de 1909 senesinde, Berrî ordumuzda bozduk!

Peki,

Ordularımızın iki sınıflı sağlam bünyesini bozmak bahâsına icâd etdiğimiz bu ara sınıf” askerleri,

Paslı bıçak gibi ordumuzun döşüne saplayan zâbitân heyetimizin,

Bu “ara sınıfları” peydahlamasındaki gizli maksadı ne idi?

*  *  *  *  *

Gülgûn şarap, gül kokulu güzeller, bir somun da ekmek dedin hep;

Ey Hayyâm! Sana ayyaş diyenler utansın! Sen, güzel adammışsın be!

Sen sofusun, hep dinden dem vurursun;

Bana sapık, dinsiz der durursun.

Peki, ben ne görünüyorsam O’yum:

Ya sen? Ne görünüyorsan O musun?

*  *  *  *  *

Ordularımızdaki bu tehlikeli “kastlaşmanın” sebebini anlamak için

Evvelâ ordularımızdaki “sınıflaşmayı” ve bu sınıflaşmanın getirdiği “bölünmeyi” anlamalıyız!

Bölünmeyi iyi olarak anlar isek şâyet bölünmenin sebebi de kendiliğinden zuhûr eyleyecek, inşallah!

Ordumuzun kaşar dilimi gibi ince ince ve “sistemli” olarak bölünmesini fâş eylemeye

Benim de eski bir mensûbu olduğum Donanmamız (Deniz Kuvvetleri) ile başlayalım...

*  *  *  *  *

A. Donanmada “Gedikli”, “Gedikli Zâbit” ve “Küçük Zâbit” Sınıflarının Teşkil Edilmesinin Sebebi;

Donanmamıza “kastlaşma”  ve “bölünme” getiren ilk tâbirât da târih sırasına göre şunlar; 

  • Gedikli
  • Gedikli zâbit
  • Küçük zâbit 

Bu tâbirâtı donanma ıslâhımıza dâhil eden Nizâm/Kânunnâmeler de gene târih sırasına göre şunlar;

  1. 1701 Donanma Kânunnâmesi,
  2. 1792 Donanma Kânunnâmesi,
  3. 1890 Gedikli sınıfı Nizâmnâmesi,
  4. 1914 Efrâd, Küçük Zâbit ve Gedikli Zâbit Nizâmnâmesi.

*  *  *  *  *

İsimlerini yukarıda zikretdiğimz Donanma Nizâmnâmelerini târih sırasına göre şöyle bir görelim hele!..

1701 Donanma Kânunnâmesi;

Bahriyemize özgü olan “gedik” tâbirine ben ilk kez, donanmamızın ilk kânunu olan 1701 Donanma Kânunnâmesinde rastladım. Bu kânunnâmede “nefer”, “aga”, “reis”, “ümerâ”, “zâbit”, “gedik” ve “donanma gedikli zâbitliği” tâbirâtı var. Bu dönemde donanmamızda mektep henüz yok idi. Mekteb olmadığı için gemi tayfasının handiyse tamâmı okuma-yazma dahi bilmiyor idi. Gemicilik mesleği “usda-çırak” esâsına göre öğreniliyor idi. 1701 Kânunnâmesinden de anlaşılacağı üzere “gedikli” ve “gedikli zâbit” tâbirâtının donanmamız ıstılâhına 1701 senesinde girdiğini görüyoruz. Bu kânunda ”gedik”lerin ne olduğu ve bu “gedik”lerde hangi “zâbit”’lerin görev yapacağı açıklanmış. Fakat o dönemde donanmamız tayfası arasında henüz belirgin bir “sınıflaşma” yok! Bir başka ifâde ile “gedik”lerde görev yapan “zâbit” tayfasının tamamı, tek sınıf olarak teşkil edildi. 

  • Gedikli zâbit” ve “zâbit” tâbirâtı, donanmamızda “devâmlı” (muvazzaf) olarak görev yapan tayfanın “sınıf” ismi oldu.
  • Gedik” tâbiri ise “zâbit”lerin yapdığı “görev(kadro) anlamında kullanıldı. 

4

Bu dönemlerde donanma gemilerimizde en düşük rütbe ile göreve başlayan bir tayfa,

Kâbiliyetine ve celâdetine koşut olarak o gemiye “reis” olabiliyor idi.

Buna en güzel örnek ise “palabıyık” lakablı Cezâyirli Gâzi Hasan Paşa’dır.

Tekirdağlı bir tüccarın âzâd etdiği bir köle olan

Ve dahi

Cezâyir’deki korsan gemilerinde tayfalık yapdıkdan sonra

1761 senesinde Osmanlı donanmasında “kalyon kaptanı” olarak gemiciliğe başlayan Hasan,

Kaptan-ı Deryâ (Deniz Kuvvetleri Komutanı)’lığa kadar terfi edebilmiş idi.

*  *  *  *  *

Gedik” ve “gedikli” kelimelerinin anlamını öğrenmek için de sözlüğe bakdık! TDK, ilk Türkce sözlüğünü 1944 senesinde neşretdi. Bu sözlüğümüze göre  “gedik” ve “gedikli” ne demek imiş, buyurun görelim;

5

6

Hazır, TDK’ya gitmiş iken bir de “asubay” kelimesine bakalım dedik!

Çift “s” ile yazıldığına bakmayın siz!

7

e-1


Cumhuriyetimizi;

  • 1920 senesinde kurduk,
  • 1923 senesinde ilan etdik!
  • 1928 senesinde eski yazıyı terk etdik ve Türkce harfler ile yazmaya başladık.
  • ATATÜRK, o zamânki ismi Türk Dili Tetkik Cemiyeti olan TDK’yı 1932 senesinde teşkil etdirdi.
  • Fakat TDK, ilk Türkce sözlüğümüzü ancak ve lutfen 1944 senesinde neşredebildi. 


    "Asubay" kelimesini 1944 senesinde TDK sözlüğüne böyle çift “s” ile yazan gerzeklerin; 

  • ATATÜRK’ün 11 sene evvel hazırladığı rütbe isimleri kitabından,

              Ve dahi

  • Aynı sene meriyyete koyduğu 2771 sayılı Ordu Dâhilî Hizmet Kânunundan haberi yok ki!

 

*  *  *  *  *

Gedikliler ve Ȃdem SERT isimli makâlemizde 17 Şubat 2017 Cumâ günü fâş eylemiş idik!7a

Bu hakikâti bugün burada bir kez daha tekrâr edelim. Gerek 1701, gerekse aşağıdaki bölümde bahsedeceğimiz 1792 Donanma Nizâmnâmelerinden ortaya çıkan çarpıcı hakikât şudur; 

Bugün “çavuş” ve “başçavuş” olarak bildiğimiz ve "astsubay" sınıfına özgü olan “rütbe isimleri”, bu kânunnâmelerde “gedikli zâbit” sınıfına dâhil olan tayfaları temsil ediyor idi. Bir başka ifâde ile Deniz Kuvvetlerimizde bugün “subay ve asubay” olarak bildiğimiz asker sınıflarının her ikisi de 1701 ve 1792 kânunlarına göre “gedikli zâbit” idi.

 

Bugünkü mevzuâtımızda “astsubay” dediğimiz biz askerlere

gedikli” diyerek tahkir ve tezyif etmeye yeltenen

târih câhili, yalancı, bölücü ve şerefsiz subaylarımız bu hakikâti öğrensinler!


  

*  *  *  *  *

1792 Donanma Kânunnâmesi;

Osmanlı Donanmasına çeki düzen veren ikinci kânunnâme ise 1792 kânunnâmesidir. “Gedikli” kelimesine de ilk defâ bu kânunnâmede rastladım. 11 Temmuz 1792 târihinde meriyyete konulan bu kânunnâme ile donanmamızda ilk kez bir sınıflaşma başladı. Bunun sebebi de 1776 senesinde “hendesehâne” ismi ile ilk bahriye mektebinin teşkil edilmesi ile birlikde donanmamızda “mektebli zâbit” döneminin başlamasıdır. “Hendesehâne”den mezûn olan zâbitânın gemilerde göreve başlaması ile birlikde, donanmadaki tayfa sınıflarından birisi bu kez “zâbit” ya da “gedikli” olarak tesmiye edildi. Buradaki “gedikli” kelimesinin anlamı ise bugünkü “muvazzaf” kelimesinin ta kendisidir. 1792 Donanma Kânunnâmesi ile tayfalar, aşağıda görülen dört sınıfda tasnif edildi;

  • Birinci sınıf tayfa; “zâbitân” sınıfı olup geminin değişmez müretebâtı idiler. “Gedikli” denilen bu sınıfdaki tayfa unvânları şunlar idi; birinci, ikinci, üçüncü reis; gemi hocası (kâtibi), vekilharç, gemi ağası, odabaşı, gemi başçavuş ve çavuşları, bölük çavuşları yerinde olan çavuşlar, serdümen, vardiyan; her batarya için bir sertop (baştopcu), her top için bir top kethüdası, topçu ustaları; kılavuz, cerrah, imam, ambarcı, kandilci, kalafatcı, burgucu, yelkenci, marangoz ve dalgıç. Bunlara “gedikli” sınıfı da denilirdi.
  • İkinci sınıf tayfa; Aylıkcı mariner (gemici)’ler idi.
  • Üçüncü sınıf tayfa; Taşra neferâtı (dışarı erleri) denilen eski levendlerin yerine geçen tüfekciler (silâh endazlar) olup bunlar da her kazadan birer “aga” ve iki “sancakdârı” ile birlikte gelir idi.
  • Dördüncü sınıf tayfa; Bâzı adalardan kayıkları ile katılan Rumlar idi. Osmanlı Donanmasında, hırıstiyanlar önemli bir yer işgâl etmekte idiler. Gemi ustalarının %95’i,  aylıkcı marinerlerin %75’i, topcu ve gemici erlerin yarısı hırıstiyan idi.

Yukarıda söz etdiğimiz donanma tayfalarından;

Birinci sınıfa dâhil olanlar “gedikli (dâimî)” bugünkü anlamı ile “muvazzaf” tayfa,

Diğer üç sınıf ise “muvakkat (geçici/mevsimlik)” bugünkü anlamı ile “sözleşmeli” tayfa idi.

Gedik” ve “zâbit” kelimelerinin 1792 senesinden sonra meriyyete konulan nizâmnâmelerde “zâbit gediği” ve “gedikli zâbit” şekline tebdil olunarak bugünkü “gedikli zâbit” tâbirine evrildiğini görüyoruz.

*  *  *  *  *

Yeri gelmiş iken târih uğrusu zâbitânımızın yapdığı bir târih sahtekârlığını burada teşhir edelim. Bugün bildiğimiz “subay” sınıfının bir zamânlar “gedikli zâbit” olduğunu beyaz subaylarımız hep inkâr ederler. Bakınız, aşağıda iki kitabdan sayfalar var. Donanma gedikli zâbitliğinden bahseden soldaki kitab, bir doktora tezi olarak yazılmış. Bu bilim adamı, kaynak olarak aldığı makâlede ne gördü ise aynısını kitabına almış. Fakat sağ tarafda gördüğünüz kitabı Genelkurmay Başkanlığımız, Naci ÇAKIN ve Nafiz ORHON isimli emekli iki zâbitine yazdırmış. Şöyle bir mukâyese ediniz, bakalım!

8

Her iki kitabı yazan şahıslar, bu sayfalardaki bilgiyi, kendisi emekli bir bahriye zâbiti olan Safvet’in “1205’de Donanmamız” isimli makâlesinden almış.

Fakat beyaz zâbitân heyetimiz, nasıl da âdice bir “târih uğruluğu” yapmış, yukarıda siz kendiniz görünüz!

Okunuz, biliyorsunuz!9

Ordumuzun “Gedikli Erbaş” isimli asker sınıfı hakkında Genelkurmay Başkanlığımızın çevirdiği tezgâhı Gedikli Erbaş

Sahtekârlığı isimli iki bölümlü makâlemiz ile 09 Ocak 2015 Cuma günü fâş eylemiş idik! 

Gedikli zâbit” ve “gedikli subay” tâbirâtının Türkce söz dağarımızdan silinmesi konusunda Türk Dil Kurumu ve Genelkurmay Başkanlığımızın çevirdiği çok sinsi bir kumpas var ki, bu tezgâhı çevirenlerin etinden et kopartacağımızı da bilsinler!

*  *  *  *  *

9aÇavuş Mustafa Kemâl! isimli makâlemizde 09 Mart 2016 Çarşamba günü ile fâş eyledik! Kara Harp Okulu talebelerine “sınıf çavuşu” ve “sınıf başçavuşu” gibi rütbeler veriliyor idi. 1889 senesinde Pangaltı’daki Harbiye Mektebine kayıt olduğu gün Mustafa Kemâl efendi de sınıfının “çavuşu” oldu. 

Aynı durum Bahriye Mektebi (Deniz Harp Okulu)’nde de mevcut idi. 1897 senesinde yapılan bir düzenleme ile günlük faaliyetin müfredâta uygun olarak tatbik edilmesine yardımcı olması için her sınıfın kâbiliyetli talebeleri arasından birer “sınıf onbaşısı” ve “sınıf çavuşu” tefrik edilir idi. Beyaz subaylarımızın tertiplediği Deniz Harp Okulunun “resmî ve fakat düzmece târihcelerinde bunlardan tek kelime bahsetmezler.

10

Yukarıda gördüğünüz bilginin kaynağı da Şakir BATMAZ’ın 2002 senesinde hazırladığı şu doktora tezidir.

*  *  *  *  *

Donanmamızın başına tüneyen soyu bozuk beyaz zâbitânımız;

Zamâna yayarak sinsice çıkardıkları elvân çeşit kânun ile

Donanma ordumuzu “sistemli” bir şekilde, birbirini anlamayan, sevmeyen ve güvenmeyen sınıflara böldüler. Vatan hâini ve garbperest beyâz zâbitân heyetimizin sokduğu bu fitne ve irticâdan sonra

Osmanlı Donanması denizlerde bir daha gâlibiyet yüzü görmedi...

 

Donanmamızın şanlı târihindeki o ihtişâmlı günlerine tekrâr dönmesinin biricik şart vardır;

Yekpâre ve sınıfsız orduyu esâs alan 1701 Donanma Kânunâmesini ihyâ etmek! 

 

Donanma Gediklisine dâir olarak bu bilgiyi ben, kendisi de bir donanma zâbiti olan Safvet’in “1205’de Donanmamız” isimli makâlesinden iktibâs eden kitaplardan aldım.

11

Donanma târihimiz hakkında çok kıymetli bilgiler ihtivâ eden ve eski türkce yazılmış 8 sayfalık bu makâleyi, Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız bugün hâlâ Türkceye tercüme etmedi.

*  *  *  *  *

Donanmamızın zâbit hâricindeki asker sınıflarını doğru ve tam olarak anlayabilmek için

Konuya girmeden evvel üç hususda doğru bilgileri fâş eyleyelim. Bu konularımızın başlıkları şunlar;

1. “Gedikli” sınıfının teşkil edilmesi ve donanmamız askerî silsilesindeki yeri.

2. “Gedikli zâbit” sınıfının teşkil edilmesi ve donanmamız askerî silsilesindeki yeri.

3. “Küçük zâbit” sınıfının teşkil edilmesi ve donanmamız askerî silsilesindeki yeri.

*  *  *  *  *

1. “Gedikli” sınıfının teşkil edilmesi ve Donanmamız askerî silsilesindeki yeri; 

1792 kânunnâmesini hâriç tutar isek şâyet donanmamızda “gedikli” isimli asker sınıfı, ilk kez 1890 senesinde ihdâs edildi. 1792 kânunnâmesi ile teşkil edilen “dört sınıflı” teşkilâtın yerini, 1850’lerde “iki sınıflı” bir teşkilâta bırakdığını görüyoruz. Bunun sebebi de Osmanlı Bahrî ve Berrî ordularında kur’a esâsına dayalı “mükellef” askerliğin başlamasıdır. 

Osmanlı donanmasında 1792 kânunnâmesi ile teşkil edilen “dört sınıflı” teşkilâtın yerini, "mükellef" askerliğin ihdâs edilmesi ile birlikde 1846 senesinde “iki sınıflı” bir teşkilâta bırakdığını görüyoruz. İşde, bu sebepden dolayı 1890 senesine kadar Bahrî ordumuzda aşağıda gördüğünüz şu iki sınıf bahriye askeri mevcut idi;

1. Mükellef Er

2. Muvazzaf (Alaylı/Mektebli) Zâbit

Bu iki sınıf askerin bugünkü sınıflarını, biliyoruz; “Zâbit ve Er." 1890 senesinde meriyyete konulan nizamnâme ile,

Donanmamızda “zâbit ve efrâd arasında” olmak üzere “gedikli” ismi ile “orta kademe” yeni ve "üçüncü" bir asker sınıfı ihdâs edildi.

12

1890 Nizamnâmesinin irâde buyurulması ile birlikde, bu seneye kadar donanmanın (dâimî, muvazzaf) askerlerini târif eden “gedikli” kelimesi yeni bir anlam kazandı. Beyaz zâbitân heyeti, “gedikli” kavramından “zâbit” rütbelerini ayırdı. Ve böylece zâbitân heyetimiz, “gedikli” olarak anılmakdan kurtuldu! “Gedikli” unvânını; tıpkı zâbit gibi muvazzaf olarak çalışan, zâbitin yapdığı her işi yapan hattâ yapmadığı işleri de yapan ve “çavuş, başçavuş” gibi rütbeleri de kapsayan bu yeni sınıf donanma askerlerinin sırtına yükledi. 1890 senesinde bu “gedikli” sınıfı, bugünkü anlamı ile “asubay” dediğimiz asker sınıfının ta kendisidir. Bu sınıfın akibetini, makâlemizin aşağıdaki bölümlerinde anlatacağız.

*  *  *  *  *

1890 Nizamnâmesinde çok sayıda “gedikli” kelimesi var. Ve fakat “gedikli zâbit” tâbiri hiç yok! Bu nizamnâmeyi hazırlayan donanma zâbitân heyeti nuh demiş, peygamber dememiş. Ve “gedikli” kelimesi ile “zâbit” kelimesini bir kez bile olsun yanyana kullanmamışlar! Gerek 1701, gerekse 1792 Donanma nizamnâmelerinde Osmanlı Donanma gemilerininin “dâimî/muvazzaf” tayfasını târif etmek için “zâbit” kelimesi ile aynı anlamda kullanılan “gedikli” tâbirinin, 1890 nizamnâmesi ile sinsice bir “ameliyata” tâbi tutulduğunu ve “zâbit” tanımından dışlandığını görüyoruz.

1890 Gedikli Nizamnâmesinin bir özelliği daha var; “zâbit” anlamına gelen “gedikli” tâbiri ile “zâbit” tâbiri arasındaki anlam bağını kopartdılar! Osmanlı Donanmasında kullanılmaya başlandığı senelerden beri gemilerin devâmlı çalışan tayfasını târif etmek için hem “gedikli” hem de “zâbit” sözcükleri kullanılır idi.

Fakat 1890 Gedikli Nizamnâmesi ile;

  • Zâbit” kelimesinin, sâdece “subayı” târif edecek şekilde anlamının daraltıldığı,
  • Gedikli” kelimesinin de bu nizamnâme ile yeni tertip edilen ve “subay olmayan” donanma asker sınıfının adı olarak tefrik edildiği ortaya çıkıyor.

1890 Gedikli Nizamnâmesi ile böylece;

  • Zâbit” tâbiri; “mektebli, maaşlı ve muvazzaf” donanma askerini, bugünkü ismi ile “subayı”,
  • Gedikli” tâbiri ise; “mektebli, maaşlı, muvazzaf” ve fakat “zâbit olmayan" donanma askerini, bugünkü ismi ile “astsubayı” târif edecek şekilde tanzim edildiğini görüyoruz.

Donanmamıza özgü tâbirât olan “gedikli” ve “zâbit” kelimeleri üzerinde yapılan “ameliyatı” şöyle özetlemek mümkün.

1701 senesinden beri donanmamızda anlamdâş olarak yek diğerinin yerine ya da birlikde kullanılan bu iki tâbiri donanma zâbitânımız, tam 190 sene sonra birbirinden ayırmış;

Ve dahi

  • Zâbit” kelimesini kendilerine yamamış,
  • Gedikli” kelimesini de kendilerinden olmayan ve yeni tertip etdikleri asker sınıfına bindirmiş!
 

*  *  *  *  *

Kıymetli meslekdaşım Ayhan BAYIRLI çok şaşıracak, farkındayım!reddiye

Lâkin,

Hakikâtin er ya da geç, kendini teşhir etmek tıyneti vardır, değil mi?

Şahsen ben, hakikâtin kendisi olmasam da

O hakikâtin "sesi" olarak fâş eylemeye mecburum!

İşde,

Zamân, şimdi teşhir zamânıdır!


 

Kânunnâmemize girdiği 1701 senesinden beri

Donanmamızda tam 190 sene birlikde yaşayan “gedikli zâbit” zencirini

Vatan hâini ve bölücü beyaz zâbitân heyetimiz, 1890 senesinde kırdılar.

 

zencir a

 

Kırdıkları “Gedikli Zâbit” zencirinden de ortaya aslında;

tek gövdeli ve fakat iki başlı” şöyle iki sınıf asker çıkartdılar!

gz-1

Donanmamızın beyaz zâbitân heyeti, derenin guşunu, o derenin daşı ile vurmuşlar! Helâl olsun vallahi!..

1890 Gedikli sınıfı nizamnâmesi ile donanmamıza kazandırılan(!) bir tâbir daha var; “sergedikli” ya da “başgedikli.” Gediklilerden fevkalâde hizmet edenlerin “sergedikli/başgedikli” rütbesine terfi ettirileceği, bu sayının da 10’u geçemeyeceği yazıyor. Bir başka ifâde ile “sergedikli/başgedikli” rütbesi, donanma “gedikli” sınıfına dâhil olan muvazzaf askerlerin en yüksek rütbesi idi.

*  *  *  *  *

2. “Gedikli Zâbit” sınıfının teşkil edilmesi ve Donanmamız askerî silsilesindeki yeri;

Deniz Kuvvetlerimizde bugün “astsubay” unvânı ile bildiğimiz asker sınıfının, “resmî ve düzmece” târihcelerde 1890 senesinde teşkil edildiği söylenir. Bize de böyle yutdurmaya çalışırlar. Fakat asubaylığa nüve teşkil eden ilk mektebin târihini biraz daha gerilere götürmek mümkün. Deniz Kuvvetlerimizin “târih uğrusu” beyaz subayları bu hakikâti çok iyi bildikleri hâlde deniz asubaylığının târihini 1890 senesinde başlatırlar. Konuyu uzatmamak için ve "şimdilik" şerhi ile bu meseleyi bir kenara bırakalım. Ve Deniz Kuvvetlerimizin “resmî ve fakat uydurması” 1890 senesi ile yolumuza devâm edelim.

1. 1914 senesinde teşkil edilen Gedikli Zâbitlik;

1914 senesinde meriyyete konulan muvakkat (geçici) bir nizamnâme ile “gedikli zâbit” sınıfı, ilk kez teşkil edildi.

H 24 C.EVVEL 1332

R 07 NİSAN 1330

M 20 NİSAN 1914

2

6

541

3766

Bahriye efrâdı ve küçük zâbitânı ile gedikli zâbitânı Kânun-ı Muvakkat.

 

Bir senelik denemeden sonra 1915 senesinde meriyyete konulan yeni bir nizamnâme ile 1914 nizamnâmesi tasdikan kabul edildi.

H 22 R.AHİR 1333

R 24 ŞUBAT 1330

M 09 MART 1915

2

7

497

4271

Bahriye efrâd ve küçük zâbitânıyla gedikli zâbitânı kânunu (tasdikan)

 

Böylece “gedikli zâbit” sınıfı, “muvazzaf” bir asker sınıfı hâline getirildi. “Gedikli zâbit” sınıfı, aynı nizamnâme ile teşkil edilen “küçük zâbit” ve "mühendis" (asteğmen)'in mafevki ve fakat “zâbit” sınıfının ise mâdûnu idi. Bir başka ifâde ile 1914 senesinde teşkil edilip 1915 senesinde “muvazzaf(dâimî) hâle getirilen “gedikli zâbit”, “zâbit” ile “küçük zâbit” arasında yer alıyor idi. Coni ordusunda “warrant officer” denilen asker sınıfının aynısı idi.

1914 nizamnâmesi ile muvakkat (geçici) olarak teşkil edilip 1915 nizamnâmesi ile “muvazzaf” yapılan ve “zâbit” sınıfına dâhil olan “gedikli zâbit” sınıfı, donanmamızdaki mevcudiyetini 1929 senesine kadar devâm etdirdi.

Bu sene içinde kabul edilen yeni bir kânun ile;

  • Gedikli”
  • Gedikli zâbit”

                Ve

  • Küçük zâbit” sınıflarının hepsi birden lağv edildi.

1927 senesinde meriyyete konulan bu kânun ile donanmamızda bu kez de “gedikli küçük zâbit” ismi ile ve gene “zâbit ile efrâd” arasında “ortada sandık” vazife yapmak üzere bugünkü “asubaylığın”  aynısı olan yeni ve uyduruk bir asker sınıfı teşkil edildi.

Bugünkü mevzuâtımıza göre “astsubay” olarak bildiğimiz asker sınıfı üzerinde oynanan ihânet oyunları bunlardan ibâret değil elbet. Kendilerinin hamallık olarak addetdiği ve yapmaya tenezzül etmediği işleri yapacak yeni asker sınıfları tertiplemekde zâbitân heyetimiz, hiç vakit kaybetmedi. 1927 senesinden sonra da başka isimler ile fakat gene aynı zâbit zihniyeti ile “ortada sandık” ve kendi görevlerini yapdıracak yeni ve uyduruk asker sınıfları peydahladılar.

Dedelerimizin Umûmî Harb dediği Birinci Cihân Harbi'ne iştirâk eden donanma “gedikli” ve “küçük zâbit”lerden düşmân eline  düşenler, kendi zâbitânlardan ayrıldı ve esir kamplarında efrâd (er) muamelesi yapıldı. Er ile birlikde aynı koğuşlarda kaldılar. Er maaşı ve er tayını aldılar. Birinci Cihân Harbi esnâsında taraf olduğumuz 1906 Cenevre ve 1907 La Haye Sözleşmesine göre “zâbit” hâricindeki askerlerin hepsine “er” muamelesi yapılıyor idi. Donanma “gedikli”, “küçük zâbit” ve “gedikli zâbit”lerimizden düşmân eline esir düşen var mı, ne hazindir ki bilemiyoruz.

Fakat “muvazzaf” olup da düşmân kampında “mükellef er” muamelesi gören Berrî (Kara) küçük zâbitânımız, yaşadıkları acı hâtırâları yazdılar. Rusya’ya esir düşen askerlerimize de imkânları daha iyi olan binâlarda esir tutulan kendi subaylarımıza “hizmet erliği” yapdırıldığını yazan kitaplar da var. Yeri gelmiş iken bu konu ilgili bir hâtıradan kısaca bahsedelim. Muhabere küçük zâbit olan Hamit ERCAN, Başçavuş rütbesindeyken hasta olduğundan dolayı yürüyemez. 1916 senesinde İngilizlere esir düşer ve Mısır’daki Belbis esir kampına kapatılır. Gönüllü olarak çalışmak isdediğini söyler. İngilizler Hamit ERCAN’ı, tamir için zâbitânımızın hapsedildiği Seydibeşir esir kampına  gönderir.

Küçük zâbit Hamit ERCAN, Seydibeşir zâbit kampında esir zâbitânımız için;

  • Kütüphâne olduğunu,
  • Sinema oynatıldığını

               Ve dahi

  • İçki satıldığını gördüğünden hayretle bahseder.

Buraya kadar yudumladığımız sözün özü şudur;

Akıllı değil fakat kurnaz olan zâbitân heyetimiz, “semer vuracak eşşekleri” her devirde aradılar ve buldular.

*  *  *  *  *

Seccâde niyetine üsdüne secde edip de

Güzellerin gül kokulu göğsünde namaz kılan, sen, Hayyâm!

Farkında mısın?

Eşi, dosdu verdik birer birer toprağa;

Kiminden bir taş bile kalmadı ortada.

Sen, yorgun eşşek, hâlâ bu kalleş çöldesin:

Sırtında bunca yük, yürü bakalım hâlâ!..

*  *  *  *  *

Asubaylık târihi konusunda kalem oynatan meslekdaşlarımızın hepsi, donanmamızdaki bu “gedikli zâbit” sınıfını, “asubay” sınıfı olarak kabul etmek hatâsına düşüyorlar. Böyle yapmak ile de; akıllarını dinleyerek doğruyu arayıp doğruyu anlamak yazmak yerine o azıcık akıllarını da beyaz zâbitânımıza ödünç veriyor ve beyaz zâbitânımızın yazdığı ezberleme ve kuru sıkı târihin papağanı oluyorlar.

2. “Küçük Zâbit” sınıfının teşkili ve donanmamız askerî silsilesindeki yeri;

Donanma ordumuzda 1890 senesinde teşkil edilen “gedikli” sınıfı, nizamnâmesinde sarahâtle ifâde edildiği üzere, “zâbit” değil idi. Bu “gedikli” sınıfı, bugün “asubay” dediğimiz asker sınıfının ta kendisidir. 1890 senesinde ilk kez teşkil edien “gedikli” sınıfının 1900’lü senelerde iflâs etmesinden sonra 1914 senesinde çıkartılan muvakkat (geçici) bir kânun ile, efrâd ve zâbit sınıflarına ilâve olarak iki yeni sınıf asker teşkil edildi;

1. Küçük zâbit

2. Gedikli zâbit

Bu kânun ile tertip edilen “gedikli küçük zâbit” sınıfını yukarıda bölümda izâh etdik. Gene aynı kânun ile teşkil edilen “küçük zâbit” sınıfı, “asubay” muâdili olarak donanmamızda ikinci kez ihdâs edildi. Bir senelik bir denemeden sonra 1915 senesinde muvazzaf (dâimî) hâle getirilen bu kânuna istinâden “küçük zâbit” sınıfı askerler, “gedikli zâbit” ile “efrâd” arasında görev yapacak idi. Bu “küçük zâbit” sınıfı da bugün “asubay” olarak bildiğimiz asker sınıfının ta kendisi idi.

*  *  *  *  *

Donanmamızda bir zamânlar canı bahâsına vatan hizmeti görmüş; zâbitân heyetimizin yapmaya tenezzül etmediği sağlığa zararlı ve çok tehlikeli ileri yapmış “gedikli”, “gedikli zâbit” ve “küçük zâbit” sınıfları hakkında bu kısa, doğru ve son derece önemli bilgleri fâş eyledikden sonra; 

İmdi dönelim, bu üç sınıf bahriye askerinin ihdâs edilmesinin esbâb-ı mucibesine...

Buraya kadar verdiğimiz bilgiler ile bu ara sınıfların niçin teşkil edildiği konusunda belli bir fikriniz tessüs etmişdir, herhâlde.

Bildiğiniz üzere buhar makinesini İngilizler keşfetdi. İcâd etdikleri buhar makinesini İngilizler, 1850’lerden itibâren kendi donanma gemilerinde kullanmaya başladı. Bu vakde kadar yelken ile hareket ettirilen ahşap gövdeli gemiler, deniz harblerinde nal toplar oldu. Buhar teknolojisindeki bu başdöndürücü gelişmelerden dolayı; dönemin büyük devletleri, yelkenli ve ahşap gövdeli gemilerini buharlı gemiler ile değişdirmek için müthiş bir yarışa girmeye mecbur kaldı. Buhar makinesini ilk icâd eden millet, İngilizler olmuş idi. Buhar makinesini harb gemisine ilk tatbik eden millet de gene İngilizler oldu.

Buhar demek o vakitlerde kömür demek! Kömür demek; cehennem ateşi demek, insanın ciğerini çürüten toz demek, zehirli duman demek! Dünyânın buharlı ilk harb gemisi olan HMS Agamemnon’u İngilizler, 1852 senesinde hizmete aldılar ve sâdece 10 sene kullandılar. Bu gemiyi işletmek için çoğu elektrikci, motorcu, çarkcı, kazancı ve ateşci olmak üzere 860 “zâbit ve er”, geminin kazan dâiresinde hep birlikde ter döküyorlar idi.

16

Donanmamızda, bugün hâlâ “muhabere” sınıfı subay yokdur. Kara ve Hava Kuvvetlerimizde subaylarımızın yapdığı işin aynısını, Deniz Kuvvetlerimizde, telsizci asubaylarımız yaparlar.

Cumhuriyetimizin ilk senelerinde; telsiz, mayın, torpido vs. işleri zâbitân heyetimiz icrâ ediyor idi.

17

Fakat bu işleri kendilerine yakışdıramayann sadr-ı âzâm daşşağından düşme zâbitân heyetimiz,

Bu meslekleri zamân içinde “gediklilerin” sırtına yıkdılar!

Okuduğunuz şu kelimeleri sizlere üfüren Şükrü IRBIK da

Yukarıdaki resimde zâbitânımızın yapdığı telsizciliği tam 30 sene icrâ eden bir donanma “gediklisi” idi.

*  *  *  *  *

Muzaffer bir donanmaya mâlik olmak için teknolojinin dayatdığı tekâmülü inkâr etmenin artık imkânı yok idi. Osmanlı Devleti de maddî imkânlarını iyice zorlamak bahâsına bu yarışa girdi Buhar makineli ilk harb gemilerimizi, İngiltere’den satın almaya başladı. Dünyâda denizcilik konusunda yaşanan bu hızlı dönüşüm ve acımasız rekâbet, buharlı gemilerdeki yeni makineleri çalışdırabilecek uzman bir iş gücüne sahip olmayı dayatdı. 19. yüzyıl ortalarına doğru Osmanlı Donanmasındaki bu teknoloji devrimini yapacak “uzman emek gücü” mevcut değil idi. Çünkü buhar makinası imâl etmeyen ülkenin bu makinaları işletecek uzmanı da olamaz idi! Hâlihazırda donanmamızdaki gemilerde ona buna emir vermekden başka bir işe yaramayan mektepli bahriye zâbitân heyetimiz; donanmamıza yeni alınan buharlı gemilerin kömür ile çalışan makine dâiresine inmek isdemedi. Yağlı, isli, tozlu, dumanlı, gayri sıhhî ve bu çok tehlikeli işlerde çalışmaya tenezzül etmedi. Bahriye zâbitân heyetimizin yapmak isdemediği bu ağır ve tehlikeli işleri yapacak, “uzman”, “ucuz” ve fakat “ara sınıf” emekci askerlere şiddetli bir ihtiyâç  zuhûr etdi.

Batının icâd etdiği teknolojinin getirdiği yeni işleri yapmak isdemeyen bizim beyaz zâbitân heyetimiz,

Tezgahladığı yeni ve ara sınıfı askere olan ihtiyâcı, bakınız kendi sözleri nasıl mâsum ve mâkul gösdermeye tevessül etdi.

18

Deniz Asubay okulunun yukarıda gördüğünüz  târihcesinde; “Subaylar ile erbaş ve erler arasında görev yapacak “astsubay” sınıfına ihtiyâç duyulmuş!” diyorlar.

19

Bu ihtiyâcı “duyan” şerefsizler kimler idi? Böyle bir ihtiyâc olduğuna kim, ne zamân, nerede karâr verdi? Buhar makinesini icâd eden İngiltere’de ve Amerikan ordusunda, 1890 senesinde sâdece iki sınıf  asker var iken sen, üçüncü bir sınıf askere olan ihtiyâcı, nerenden uydurdun be şerefsiz?

Yukarıda gördüğünüz târihi yazan subaylarımız diyorlar ki; 1890 senesinde donanmamızda “erbaş” ve “astsubay” isminde asker sınıfları varmış! Târih yazıyoruz diye üfürün bakalım, üfürebildiğiniz kadar!

Bu cümleyi yazan avanak subaylarımız;

1890 senesinde Türkce söz dağarımızda “erbaş” ve “astsubay” kelimelerinin mevcut olmadığının farkında bile değil!

20

Töre konuşunca han sükût eder! Târih uğrusu ve târih câhili” bu subaylarımız bilmez ki “erbaş” dedikleri tâbiri ATATÜRK’ün kendisi türetdi. Hem de 1890 senesinden tam 45 sene sonra, 2771 sayılı kânun ile taa 1935 senesinde...

Ayrıca

Haşmetli Kraliçenin donanmasında bugün bile hâlâ iki sınıf asker var;

1. Er,

2. Zâbit.

Sen, Donanmandaki üçüncü asker sınıfı olarak “astsubaylığı” 1890 senesinde nerenden uydurdun?

Ananızın çakır gözlü çocukları sizlersiniz öyle mi?..

21

*  *  *  *  *

Tomi’lerin kıyâfetleri, işde bugün böyle!

Bizim her boku bilen bahriye zabitanımız bir baksın hele!..

"Asubay" denilen "ortada sandık" bir asker sınıfı Tomi’lerde var mı imiş?

br-1

   

  Yukarıda gördüğünüz resimlerde bir şeye daha dikkat buyurunuz;

  Bizim zottirik subayların “astsubay” dediği askere, bakınız, İngiliz Tomi’si ne diyor!

 

*  *  *  *  *

14 Haziran 1935 Cuma günü Reisicumhur K. ATATÜRK;

Cümhuriyet Ordusunu sâdece iki sınıf askerden teşkil etdi;

   1. Subay

   2. Erât

 

22a

Siz, ATATÜRK’ün askeri olduğunu söyleyen, bugünün subayları;

Cümhuriyet Ordusuna; 

  • Üçüncü,
  • Dördüncü,
  • Beşinci,
  • Altıncı,
  • Yedinci,
  • Sekizinci,

Sınıf askerleri sokuşdurmak hakkını kimden aldınız?

23

*  *  *  *  *

İngiltere’nin buhar makinesini icâd etdiği senelerde bizim donanma neferimiz okuma-yazma dahi bilmiyor idi. İşde, sırf bu “uzman” “ucuz” ve “ara sınıf” emek gücünü temin etmek üzere Donanma-yu Hümâyûn, 1890 senesinde; “zâbit” ile “efrâd” arasında “ortada sandık” misâli görev yapacak “gedikli” isimli yeni bir asker sınıfı tertip etdi. Nizamnâmesini ise dört deveyi havutu ile bir lokmada yutması ile meşhur olan “yeyici” lakaplı Bozcaadalı Mürteşi Müşir Hasan Hüsnü Paşa hazırladı ve  padişaha arz eyledi.

24b

Bahriye Mektebi ismi ile eğitim veren Deniz Harp Okulunda bu senelerde eğitim süresi sâdece 3 sene iken,

Gedikli sınıfının eğitim süresi tam 5 sene idi.

Donanma Gedikli Sınıfı; 

  • 5 senesi talebelik (neferlik)
  • 5 sene sıbyan efrâdlığı
  • 9 sene Gedikli olmak üzere toplam 14 sene donanma askerliği yapacak idi. 

Talebe olarak gemide geçirilen beş senelik tâlim taallümden sonra gediklilerimiz; 

  • Tam 14 sene donanma gemilerinde mecburî hizmet edecek,
  • Bu süreyi “sağ-sâlim” tamamlayanlar ise “maaş bağlanmadan” terhis edilecekler idi. 

Vay, anam babam, vay!.. Donanmamıza asker değil de sanki kendilerine köle alıyorlar be!

Ve böylece; 

  • Gediklilerimiz, 14 senelik mecburî hizmetleri süresince donanmanın en ağır ve çok tehlikeli işlerini yaparken
  • Zâbitân heyetimiz de gemi güvertesinde, ellerinde öte beri göt gezdirecek idi. 

Gedikli mektebine evvela İstanbullu çocuklarımızı aldılar. Fakat İstanbulun gün görmüş cin göz çocukları, bu yemsiz zokayı yutmadı! Gemide eğitim veren mektebe talebe bulamayınca Donanma-yu Hümâyûnumuz, bu kez de taşradan fakir fukara çocuklarını devşirmeye başladı. Gedikli onbaşı oldukdan sonra içine düşdükleri tuzağı anladıklarında, babasının evinde yiyecek ekmeği bile olmayan köylü ve fakat cin göz çocuklarımız da Gedikli sınıfına rağbet etmediler.

1890 Nizâmnâmesine göre “Gedikli” sınıfının, “zâbit” sınıfına nakil ve tahvilleri kati’yyen câiz değil idi.

Beş senelik mükemmel bir tâlim taalümden sonra donanmamızda göreve başlayan

Ve dahi

Zâbitân heyetimizin yapmak isdemediği

Ve fakat

Bahriye erlerimizin de yapamadığı ağır, tehlikeli ve karmaşık işleri yapan Gedikliler aslında;

  • Zâbitin yapdığı bütün işleri yapdığını
  • Efrâdın yapdığı bütün işleri de yapdığını
  • Fakat zâbit olmadıklarını görünce, donanma gedikli sınıfına talep bir anda dibe vurdu.

*  *  *  *  *

 

Bugün itibârı ile şöyle bir düşünsek!

Ordularımızda bugün subaylarımızın yapdığı hangi işleri, asubaylar yapamazlar?

Ya da

Asubaylarımızın bugün yapdığı işlerden hangilerini subaylarımız yapamazlar?

Bu suâllerin bugün cevâbı ne ise, yüz sene evvel de aynen öyle idi...

 

*  *  *  *  *

1890 Nizamâmesinin son maddesi şöyle diyor idi; “Madde 29 — İleride icâbı hâle göre işbu nizamnâmenin “tevsi” veya “tâdili” zımnında lüzumu tahakkuk eden mevâddın derç ve ilâvesi câizdir.” Eldeki mevcut Nizamnâme, günün şartlarına göre değişiklik yapmaya cevâz verdiği hâlde bahriyeli zâbitân heyetimiz bu maddeyi, günün icâbına göre ne “tevsi” etdi ne de “tâdil”. Kendinden başkasına hayât hakkı tanımayan şerefsiz zâbitânımızın bu fesat tavrı yüzünden donanma gedikli sınıfı ölüme mahkûm edildi. Yirminci asırın başına geldiğimizde, donanmamızda mevcudu yedi yüz civârında olan gedikliler tamâmı, padişah irâdesi ile zâbit sınıfına nakledildi. Mektep gemilerine de yeni gedikli talebesi kayıt edilmedi.

Zâbit ile erat arasında “ortada sandık” misâli görev yapacak bu yeni sınıf askerler, bugünkü anlamda “asubaylığın” aynısıdır. 1890 senesinde tâlim taâllüme başlayan Donanma Gedikli mektebi; bir senesi limandaki gemide, dört senesi de denizde gezen gemideki işinin başında olmak üzere toplam beş senelik mükemmel bir eğitimden sonra ilk mezûnlarını, gedikli onbaşı rütbesi ile 1895 senesinde verdi.

 

   Zâbit kadar eğitimli ve donanımlı olduğu hâlde; 

   Zâbitin aldığı maaşın nısfını dahi alamadığından

   Ve dahi

   Zâbit olamadığından dolayı,

   Bahriye Gedikli sınıfına talep daha ilk senelerde birden dibe vurdu... 

 

O an mevcut olan 700 civârındaki Donanma Gediklinin tamâmı, padişah irâdesi ile zâbitliğe nakledildi. Ve  akabinde, Donanma sefinesinde talim taallüm veren “Gedikli mektebi” kepenk indirdi. 1900 senesinin başlarında da Donanmanın ilk “gedikli” sınıfı tamâmen iflâs etdi.

Ve böylece Donanmamızda “zâbit ile nefer arasındaortada sandık” misâli görev yapmak üzere ilk kez teşkil edilen “gedikli” sınıfı, şimdilik böylece iflâs etdi.

01 Nisan 1890 Salı günü meriyyete giren nizamnâmesinin ilgâ edildiğine dâir hiçbir belge bulamadım. Daha da hazini, gedikli sınıfı Nizamnâmesinin akıbetini, bugün Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız dahi bilmiyor!..

*  *  *  *  *

1890 senesinde ilk kez teşkil edilen “gedikli” sınıfından farklı olarak,

Muvakkat (geçici) bir kânun ile “gedikli zâbitân” sınıfı 1913 senesinde ilk kez teşkil edildi. Bu “gedikli zâbitân” sınıfı, zâbit sınıfına dâhil idi. Fakat, kendi sınıfına dâhil olan “gedikli zâbitânı” bu kez de mektepli bahriye zâbitânı kendisine çetin bir rakip olarak gördü. Bu maya da tutmadı! Ve 1915 senesinde kabul edilen bir kânun ile, zâbit sınıfına dâhil olan bu “gedikli zâbit” sınıfı da lağv edildi.

Gelişen teknolojinin dayatdığı âlet, makina ve silâhları kullanmaya, bahriye zâbitânımız hâlâ istekli değil idi. Zâbitânın yapmayı hamallık addetdiği ve fakat efrada da yapdıramadığı işleri yapacak “orta kademe” bir asker sınıfına olan şiddetli ihtiyâç azalmak şöyle dursun iyice artmış idi. İngiltere’den satın aldığımız buharlı gemileri işletecek bahriyeli askerimiz yok idi. Bembeyaz bahriye elbesesini çıkartıp, yağlı tulumu giymek isdemeyen bahriyeli kurnaz zâbitânımız, kendilerinin yapması gereken işi yapacak “ortada sandık” bir asker sınıfını ikinci kez peydahlamakda gecikmedi. Bu şiddetli ihtiyâcı tedârik etmek üzere bu kez de 1914 senesinde muvakkat bir kânun tertip etdiler. Bu muvakkat kânun ile o târihde mevcut olan zâbit ve efrâda ilâve olarak iki yeni muvazzaf asker sınıfı birden teşkil edildi;

1. Küçük zâbit,

2. Gedikli zâbit.

Bir senelik bir sınamadan sonra 1915 senesinde tasdikân (aynen) kabul edilip meriyyet-ül icrâya konulan bu kânun ile ihdâs edilen donanma “küçük zâbitliği”, bugün bildiğimiz “asubay” sınıfının ta kendisi idi. “gedikli zâbit” denilen asker sınıfı ise zâbitin mâdûnu, fakat küçük zâbitin mafevki idi. Zâbit hâricindeki bütün askerlerin içine tıkışdırıldığı bu yeni kânun ile Bahriyemizde bir anda 4 sınıf asker peydâ oldu...

Bahriye zâbitân heyetimizin beceriksizliği, işbilmezliği ve en çok da hâinliklerinden dolayı donanmamız, batılı donanmalar karşısında mağlubiyetler aldıkca bahriyemizi çağın gereklerine göre tanzim etmeye çalışdık. Donanmamızı ıslah ederken de gidip düşmânımız olan devletlerden yardım devşirdik, iyi mi! Küffar deyip cihâd ilan etdiğimiz bu devletlerin aklı ile sıçmaya gidip kendi donanmamızı tanzim etmeye çalışdık.

  • Gedikli” ve “gedikli zâbit” sınıfları, bizim donanmamıza özgü unvânlar. Bu tâbirâtın donanmamız ıstılâhına ne zamân dâhil edildiğini yukarıdaki bölümde açıkladık.
  • Donanmamıza ait resmî evraklarda “küçük zâbit” tâbirine 1880’lerde rastlıyoruz. Donanmamızın bağrına paslı bir kama gibi saplanan ve “ortada sandık” gibi duran “küçük zâbit” (petty officer) tâbirini ise biz, 1880’li senelerde İngiltere’den aldık! İngiltere’den aşırdığımıza delil olarak da ben, 1881-1886 senelerinde Bahriye Nâzırlığı yapdırdığımız İngiliz çaşıtı Hobart Paşa’yı ileri sürüyorum. Aksini iddia eden var ise şâyet; “iddiâsını isbata dâvet ediyorum!

Türk donanmasının rûhuna uymayan bu iki sınıfdan birisi olan “gedikli zâbit” sınıfını, subaylarımız kendilerine çetin bir rakip gördüğü için kısa sürede lağv etdiler.

Fakat bahriyemizin beyaz zâbitân heyeti, kendi yapması gereken işleri sırtına yıkdığı “küçük zâbitliğe”, denize düşeninin yılana sarıldığı gibi sarıldı ve canı bahâsına idâme etdirdi. Menfaatperest zâbitânımızın bu tek taraflı tutumu yüzünden bugün yüzlerce sıkıntısı ile karşımızda duran onbinlerce “deniz asubayı” var.

Neticeten;

İstiklâl ve Çanakkale Harplerinde, birbirinden tamâmen farklı tam 4 sınıf bahriye askeri harb etdi;

1. Mükellef Efrâd (Er)

2. Muvazzaf Küçük Zâbit

3. Muvazzaf Gedikli Zâbit

4. Muvazzaf Zâbit

Kendilerinin yazdığı ya da kendi şakşakcılarına yazdırdığı kahramanlıklar ile süslü menkıbelerinde bahriye zâbitân heyetimiz; şan, şöhret ve şeref pâyelerini sâdece kendi hânelerine ganimet kayıt eder iken

Zâbit hâricinde kalan “muvazzaf küçük zâbit” ve “muvazzaf gedikli zâbiti” ise

Nefer (er) hânesine yazdılar ve bu donanma askerlerinin adından bile bahsetmediler. 

Nereden mi biliyorum?

Çünkü sordum,

 

   Bugüne kadar İstiklâl Madalyası tevdi edilen;

   a. Subay,

   b. Astsubay,

   c. Er ve Erbaş

   Sayısı ayrı ayrı olmak üzere nedir? 17.12.2013.

 943 890 başvuru numarası ile mesajınız başarı ile iletilmiştir.Göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederiz. 

 

Ve dahi

Muttali oldum! 

    

   MÜS.YRD.   :  32984417-1640- 980 -13/ASAL D.Loj.ve İd.Ş.                                 02 Aralık 2013

 

( Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız )

 İLGİ :  26 Kasım 2013 tarihli elektronik postalarınız incelenmiştir.

 

 1. İlgi elektronik posta incelenmiştir.

 2. 4982 sayılı bilgi edinme hakkı kanunu ve kanuna ilişkin yönetmelik esasları gereği tarafınızca   istenilen bilgiler aşağıya çıkarılmıştır. Bu kapsamda;

   a.  Subay (Askerî memurlar dâhil) 16.647,

   b.  Astsubay/Erbaş ve er 120.869 olmak üzere

  toplam 137.516 kişi İstiklal Madalyası ile taltif edilmiştir.

 Rica ederim.

                                                                                                  İ M Z A L I D I R

                                                                                                   Nihat ÇAĞAN 

                                                                                                   Personel Albay

                                                                                                   ASAL D.Bşk.Yrd.

 

İşde,

Yukarıda görüyorsunuz! 

*  *  *  *  *

1890 nizamnâmesinin “esbâb-ı mucibesi” yok!

Dönemin Bahriye Nâzırı Hasan Hüsnü Paşa güyâ kerem eyleyip bir emir buyurmuş!

Ve düşünüp tartışmadan donanmamızda “gedikli” isminde üçüncü bir asker sınıfını tertip etmişler.

25

Yeyici, yutucu” Hasan Hüsnü Paşa’nın emir buyurup hazırlatdığı o nizamnâmenin son satırına bakıyoruz

Ve dahi

Orada şu şerhi görüyoruz;

26a

26a


Devletin padişahı dururken, 

Sadr-ı Ȃzamı dururken,

Seraskeri dururken;

Bahriye Nâzırı bir zâbitin emir buyurup yeni bir asker sınıfı tertiplediğini söyleyen “târih câhili” zâbitân gürûhumuz,

Altı yüz seneden fazla yedi düvele nizâm veren Osmanlıyı, kabile devleti zannediyor zahir!.. 

Donanma Gedikli sınıfının teşkil edilmesi için Bahriye Nâzırı’nın emir verdiğini söyleyen târih soytarıları,

Demek ki nizamnâmesini görmedikleri Donanma “gedikli” sınıfı hakkında târih yazmaya tevessül etmişler!

Yazıklar olsun sizlere!.. 

Eski Tüfek de gemici tayfası idi, bilir bu işleri!

Senin Bahriye Nâzırı dediğin Müşir Hasan Hüsnü Paşa,

Sultan II. Abdülhamid’den izin almadan değil yeni bir asker sınıfı tertiplemek,

Kumandanı olduğu sefinedeki helâya sıçmaya bile gidemez idi...

*  *  *  *  *

1915 Nizamnâmesi meclisde müzâkere edilmiş. Fakat maddeler üzerinde hiçbir tartışma yapılmamış. “Gedikli zâbit ve küçük zâbit” sınıfı donanmamızda niye teşkil edilmiş, belli değil! Maddeler okunmuş, mebuslar dinlemiş! Maddeler reye sunulmuş, mebuslar ellerini havaya kaldırmış! Hiçbir mebus, bir tek dahi olsa fikir beyân etmeden bu kânunu kabul etmişler!

*  *  *  *  *

Resmî(!)” târihcesine bakdığımızda bahriyeli subaylarımız, Deniz Kuvvetlerimizi 1081 senesinde teşkil etdiğimizi söylüyolar. Kurulduğu ilk günlerde donanmamızın doğru dürüst bir nizâmı olmadığını ve gemilerimizi “usda-çırak” esâsına göre idâre etdiğimizi de gene aynı subaylarımız söylüyor. Donanmamıza dâir ilk kânunnâmemizi, 1701 senesinde yazmışız. Bu kânunnâmede, gemideki işlerin kısmen de olsa bir düzene göre yapıldığını ve fakat tayfa arasında hâlâ bir “sınıflaşma” olmadığını görüyoruz. 1792 Kânunnâmesi ile gemi tayfası dört sınıfa tefrik edilmiş. Bu Kânunnâmenin tatbik edilmesi ile donanmamız tayfası arasında ilk kez “sınıflaşma” başlamış.

Teşkil edildiği ve “sınıfsız” olarak hizmet verdiği 1081 senesinden, gemi tayfasını ilk kez “sınıflara” böldüğümüz 1792 senesine kadar geçen 711 sene içinde Osmanlı Donanmasının en parlak ve muhteşem dönemlerini yaşadığını görüyoruz.

Donanmamızı utanç denizinde boğan donanma mağlubiyetlerinin başlangıç döneminin ise

Donanma tayfası arasındaki bu “sınıflaşma” ile başladığını bugüne kadar görebilen bir subayımız var mı acap? 

  • 1788 Özi bozgunu,
  • 1807 İngiliz gemilerinin İstanbul’u kuşatması,
  • 1827 Navarin bozgunu,
  • 1853 Sinop bozgunu,
  • 1877-1878 Rus bozgunu,

Deniz mağlubiyetlerimizden aklıma ilk gelenler...

Bütün bu deniz mağlubiyetlerini biz, bugün Deniz Harp Okulu isimi ile bildiğimiz mektebi açdıkdan sonra yaşadık!

Donanmamızda “mektebli ilk sınıflaşma” 1890 senesinde oldu! Deniz Asubay Okulunun târihcesine bakdığımızda, Bahriye Nâzırı denen “yeyici ve yutucu” bir zâbitin emir verdiğini ve “mektebli gedikli” sınıfının ilk kez olmak üzere teşkil edildiğini görüyoruz. Nizamnâmesinde, “gedikli” sınıfı adını verdikleri askerlerin görev tanımları var. Fakat bu sınıfın teşkil edilmesinin “esbâb-ı mucibesi” (gerekcesi) yok! Çok tuhaf bir durum! Esbâb-ı mucibesi (gerekcesi)  olmayan kânun, gayri meşru demekdir!.. 

 

  Deniz zaferlerimizden bahsetmeyi pek severiz! 

  Fakat bu deniz zaferlerini kazanan tayfanın eğitimlerinin ne olduğuna kör bakarız.

  O muzaffer denizcilerimizin “okuma-yazma” dahi bilmediğini, hemen hepsinin

  “Alaylı”,

  “Sokakdan toplama

  Ya da

  “Köle” olduğunu ağzımıza dahi almayız.

 

 

  Deniz mağlubiyetlerimizden bahsederken de;

  Donanmamızı o savaşlarda sevk ve idâre eden zâbitân heyetimizin “mektebli” olduğundan hiç söz etmeyiz!

 

Beyaz zâbitân heyetimizin bizzat yazdığı

Veya ısmarladığı sahte ve düzmece târih de işde, böyle zırvalar ile doludur!..

*  *  *  *  *

Tam 10 sene devâm eden Birinci Cihân Hârbi, millet harbidir. Bu harbin gerçek kahramanı da Türk milletidir.

Ayrıca;

Deniz Harp Okuluna menşe teşkil eden “Hendesehâne” isimli mektebi açdığımız 1776 senesinden beri

Ve dahi

Kara Harp Okuluna menşe teşkil eden “Mekteb-i Ulûm-i Harbiyye”’yi hizmete açdığımız 1834 senesinden beri

Deniz ve Kara Ordularımız gâlibiyet yüzü görmedi...

*  *  *  *  *

15 Temmuz darbesinde bugün Coni’nin ayak izlerini arayanlar,

Gene ordumuzun içindeki subaylarımıza baksınlar!

Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda oturan siz Coniperestiş Rüşdü’ler, zottirik Kenan’lar, etekli Doğan’lar, kıvrık Hüseyin'ler, molla İ. Hakkı’lar, kambur Yaşar’lar, köstebek Hilmi’ler, sucukcu Necdet’ler;

Kendi subayına taa 1952 senesinden beri Coni hurması yedirir ise şâyet

27

 O hurmalar Harp Okullarımızda semirir, semirir, semirir,

28

2016 senesinin bir 15 Temmuz akşamı çıkar gelir

Ve dahi

Senin gıçını tırmalar!

*  *  *  *  *

Elde tesbih, dilde Allah, biteviye besmele çekiyorsun;

Ve fakat gene sen!

Kul hakkı yerken de besmele çekiyorsun ya! Yuf olsun senin soyuna!..

İçin temiz olmadıkdan sonra

Hacı, hoca olmuşsun, kaç para!

Hırka, tesbih, post seccâde gözel;

Lâkin, Allah kanar mı, bunlara?

*  *  *  *  *

Sen, adam olmadıkdan sonra

Sen, adam gibi denizci yetişdirmedikden sonra

Zâbit olmuş, erbaş olmuş

Alaylı olmuş, mektebli olmuş

Demeki ki hiçbirisinin kıymeti harbiyesi yok! 

 

 Deniz Kuvvetlerimizde “zâbit ile efrâd” arasına

üçüncü bir asker sınıfı olarak paslı kama gibi sokulan

gedikli

ya da

bugünkü ismi ile “astsubay” dediğimiz asker sınıfının

teşkil edilmesinin gizli maksadı meğerki ne imiş?

Donanmamız beyaz zâbitân heyetinin kendi saltanâtını devâm etdirmesi için;

Harb sanatının kendilerine tahmil etdiği ağır ve tehlikeli görevleri

Zâbit” olmayan ve “ortada sandık” bir asker sınıfının sırtına yüklemek!

 

 

(Devâm edecek)


 brove

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

 

Evvelki bölümleri okumak için resimleri tıklayınız!


Kapak-1   Kapak-2   Kapak-3

Kapak-4  Kapak-5   Kapak-6-1

Yayınlandığı yer ESKİ TÜFEK
Perşembe, 30 Nisan 2015 15:32

Yalancının Mumu ...

Kasımpaşa’da eğleşen

Ve dahi

Şirket-i Hayriyye vapurlarının birinde müstahdem bir çımacının oğlu değil idi.

Lâkin

Yalan söylemekde

O’nun kadar mâhir idi...

Su içer gibi yalan yere and içiyor

Nefes verir gibi kolayca söz veriyor

Gılını gımıldatmadan yalan söylüyor

Sabah söylediğini akşam inkâr ediyor

Alma şekeri yalar gibi tükürdüğünü yalıyor

Ve dahi

Yellenerek abdest bozar gibi yeminini kolayca bozuyordu...

Küçük köyün böyük agası idi ne de olsa!

Akşam vakdi gelip basdırmış,

On iki saatliğine de olsa zulmet, güneşi köyden kovalamış idi.

Bol acılı, sıcacık darhâne çorbasına iştahla kaşık sallamak için

Yer sofrasının dibine bağdaş kurup oturdukdan kısa bir süre sonra

Nasıl olduğunu anlayamadan

Evinde büyük bir yangın çıkdı vehleten...

Şimşir kaşığı, gürgen sofrası, bakır kabı, kacağı

Yünlü şiltesi, basmadan perdesi, minderi, keçesi, kepeneği

Yatağı, yasdığı, çarşafı, döşeği

Aşlıkda somun ekmeği; tandırda buğdayı, yarması; harârda unu, uğrası

Öküz gönünden çarığı, ahırın ardıçdan gapısı, kerpiçden hanayın çamdan pardısı

Tahtalıkda galbırı, ak çuvalda bulguru

Daha dün iyice yıkayıp güneşde kurutduğu mis gibi kokan

Allı morlu ketenden filfilli göyneği

Hattâ

Haççanımın güllü basmadan paçalı yedek iç donu bile...

Her şeyi cayır cayır yanıyordu!

Zifiri karanlığı bir solukda içip bitiren yangının göklere yükselen minâre boyu alazı,

Geceyi, gündüz vakdine döndürdü hemencecik...

Yangını söndürmek için üzerine bir bakraç su dahi dökemeden

Telâş ve can havli ile haneyden dışarı zor atdı kendini.

Yaşadığını farkedip de aklı başına gelir gelmez

Şuursuzca bağırmaya başladı; Yangın vaaar! Yetişin gomşular! Evim yanıyooor!...

Bu cırtlak sesin kime ait olduğunu gâyet iyi bilen gomşuları

Avaz avaz bağıran adamın yardım feryâdına kulak asmadı...

Bu bağırışı, ilk değildi. Son olmayacağını da bütün köylü biliyor idi.

Çünkü şunun şurasında daha dün değil, evvelsi gün

Gene aynı vakitde varıp köy meydânına

Gıçını yırtarcasına bağırmışdı; Yangın vaaar! Yetişin gomşular! Evim yanıyooor!...

Fakat o bildik cırlak sesin sahibinin bağırmaya devâm etdiğini duyan köylüler

O akşam tuhaf bir şeylerin olduğunu farkedip

Hemen koşarak feryâdın geldiği yere vardılar.

Bir de gördüler ki

Yalancının evi

Mum gibi yanıyordu!..

Olup biteni anlamaya çabalayan gomşular

Yek diğeriyle homurdanırcasına söyleşirken

Köy meydânındaki minârenin şerefesinden sıtma görmemiş dâvûdî bir ses duyuldu!

Günün son vakit namazı için cemaati câmiye dâvet eden müezzin

Hayye ale’s Salâh” diyordu...

*  *  *  *  *

Çekirdekli çöplü guru gara üzüm garışık bir avuç gırık leplebiyi

Göyneğimin eteğini önce yufka hamuru gibi sündürüp

Akabinde içine boca edip yanağımı okşadıkdan sonra

Şöyle dedi, dedi bir gün anamın anası cennet mekân bıdıgızı ebem; Oğul; Dert, girer de çıkması nice olur!..

Fakat

Sonsuz bir yaşama sevinci

Ve dahi

Ondan daha fazla hak arama azmi ile dolup taşan aziz atalarım,

Bana aynı zamânda şu öğüdü de verdi; Oğul, yiğide yeis yaraşmaz! Dermânı aramakdan geri durma!..

Siz de bilirsiniz ki

Daşı, guyuya atmak bir kişinin işi

O daşı, o guyudan çıkartmak ise

On, yüz, belki de

Bin kişinin işi...

Vazifesini doğru yapan nâmuslu kişilere Allah selâmet, sıhhat, âfiyetler versin diyelim de

Peki

Yalan, dolan üzerine binâ inşâ edip dümen çeviren sahtekârlara ne diyelim?..

*  *  *  *  *

Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun idârî ve askerî cezâ kânununa

Gedikli Erbaş tâbirini ahlâksızca ilişdiren

Soytarı kılıklı zâbitleri

Gedikli Erbaş Sahtekârlığı’nda fâş eyledik!..

Ve dahi

Askerî cezâ mevzuâtımıza kânunsuz olarak ekledikleri işbu tâbirin

Bugün dahi hâlâ yaşamaya nasıl devâm etdiğini

Aynı makâlemizin ikinci bölümünde ihbâr etdik.

Peki

  • 1938 senesinde kânunsuz olarak cezâ kânuna tepişdirilen,
  • 1950 senesinde idârî kânuna resmen duhûl eyleyen
  • 1951 senesinde idârî kânunlardan silinen
  • 2000 senesinde iptâl etdiklerini zannetdikleri

Ve dahi

  • 2015 senesinin ilk çeyreğini aşıp gitdiğimiz şu günlerde

Gedikli Erbaş tâbirinin

Askerî Cezâ Kânunumuzdaki bu kaçak mevcudiyeti ne olacak?

Çitfcinin damarlarında dolaşan mazotun fiyatı

Bir baba hindi gibi

Üç indi fakat hemen ferdâsında 23 bindi.

Okgası beşi aşan pate,

Emekli bifteği oldu da. Bu dert, emeklinin derdi... Duyan yok!

Dolar, fırladı gitdi şu günlerde; üçe dayandı...

Bırakalım bunları da ayakkabı kutuları, para kasaları ve döviz dolu villaları olan soyu bozuklar düşünsün!

65 sene evvel miâdı dolan bu Gedikli Erbaş mefhumu

Kıyâmet gününe kadar orada öyle payidâr mı olacak?

Gedikli Erbaş unvânını cezâ kânununa kaçak olarak sokuşduran

Kalıba vursan bir adam dahi etmeyecek

Zâbitinden vekiline kadar onca zevât çokdan imamın kayığına binip terk-i diyâr eyledi de

O sahtekâr kaşalotların goltuğuna bugün gıçını goyanlar

Bu sahtekârlığı ortadan kaldırmak için ne yapıyorlar acap?..

*  *  *  *  *

Havva anamız

Ağacın dalından gopartdığı almayı

Ȃdem babamıza verdi...

Bu câzip hediyeyi reddetmeyen Ȃdem babamız

O almayı, yedi...

Ve böylece

İnsanlık târihinde ilk defâ olmak üzere

Kadının fendi

Erkeği yendi...

O yasak almayı mideye berâber indiren Ȃdem ile Havva

Bir süre sonra def-i hâcet yapmaya mecbur kaldı.

Öyle ya!

Bir şey girdi ise içeri

Bir şey çıkacak idi dışarı...

Fakat def-i hâcet yapmak günâh idi

Cezâsı da cennetden kovulmak!..

Cennetde, kazurâta yer yok idi. Çünkü haram, kerih idi, kazurât idi...

Yasak almanın artığını koyacak yer bulamayan Ȃdem ile Havva

Kerih kokulu, o bildik bir apaz kazurâtı

Ut yerlerine sıvayıp saklamaya çalışdılar.

Yasak ağacın yasak almasını kopartan Havva anamız

Ve dahi

Yasak almayı yiyen Ȃdem babamız

İşledikleri günâhın ceremesi olarak da

Cennetden kovuldu...

Denir ki

Bugün tıraş etmekle mükellef olduğumuz o mâlûm ut yerlerimiz

Ȃdem ile Havva’nın

O yasak almanın kazurâtını sıvadığı yerlerdir!..

*  *  *  *  *

Yalancının evi yanmış da kimse inanmamış!

Ya da

Yalancının mumu yatsıya kadar yanar imiş!

Ne bahasına olursa olsun

Er ya da geç

Hakikât, zuhur eyler; yalan, zâil olur!

Çünkü

Yalanın kendini teşhir etmek gibi bir tıynedi vardır.

Havva anamızın cennetdeki yasak ağacdan kopartdığı alma misâli

Askerî Cezâ Kânununa 1938 senesinde kaçak olarak dehledikleri Gedikli Erbaş unvânını

Gomutanlarımız

Ve dahi

Soytarı kılıklı hâkim subaylarımız

Nereye saklayacaklarını

Nereye sıçacaklarını

Nerelerine sıvayacaklarını

Bilemediler bir türlü...

Yalancının mumu

Can dostlar, yiğitler;

Bugün öğrendik ki

Yatsıya kadar yanar imiş!

1938 senesinde sahtekâr bir zâbitin yakdığı yalan mumuna

Mart, kapıdan tam 77 kere bakdırdıkdan sonra

2015 senesinde işbu makâlemiz ile püff! deyip

Evvel Allah

İtfâ etdik.

*  *  *  *  *

İmdi gelelim meseleye...

Kelâmullah değil elbet,

Kânun bu, değişir, gelişir...

Aşağıda gördüğünüz Kânun ile 1932 senesinde

Askerî Cezâ Kânununa yeni bir unvân eklediler; Gedikli Küçük Zâbit...

resim-01 

1938 senesinde kabul etdikleri aşağıda gördüğünüz başka bir kânun ile

Yukarıda gördüğünüz Gedikli Küçük Zâbit unvânını

Kânunsuz olarak Gedik Erbaş yapdılar...

resim-02 

Gedikli Erbaş tâbirinin 1935 senesinde başka bir kânuna sokuşdurma tezgahı var ki

Tam bir kepâzelik!..

Sahtekârlığın zirve yapdığı bu kânunun meclis görüşmelerini anlatabilmek için

Şöyle battal boy başka bir makâle yazmak icâb edecek.

Fakat bugün işbu makâlemizin göbeğinde

Bir sahtekârlık darbesiyle cezâ kânununa dehlenen Gedikli Erbaş unvânının

Hâl-i pür melâlini

Al gözüm, seyreyle diyeceğiz...

*  *  *  *  *

9 Hükûmet geldi, geçdi, gitdi...

Çok iktidârlar kurdu

Çok kânunlar ilgâ etdi

Çok kânunlar tâdil etdi

Çok kânunlar kabul etdi

Hepsi, enkâz devraldık dedi!

Fakat bunların hiçbirisi

Gedikli Erbaş unvânını silmeye muktedir olamadı...

resim-03 

*  *  *  *  *

İktidâr hırsıyla yanıp tutuşan

Ve dahi

Başbakanlık goltuğuna gıçlarını goymak için rakiplerinin canını dahi almakdan çekinmeyen

5 Başbakan iktidâr oldu...

Şu fakir milleti kefil gösderip

IMF denen tefeci çıfıtlardan millet adına uçaklar dolusu borç yeşil paralar çekdi.

Memleketi babalarının çitliği gibi idâre etdi

Hemen hepsi yek diğerinin defterini dürmeye tevessül etdi...

Fakat

Hiçbirisinin iktidârı

Gedikli Erbaş unvânının defterini dürmeye muktedir olamadı...

resim-04 

*  *  *  *  *

8 Millî Savunma Bakanı

Tam 9 sene

Köşe kapmaca oynadı, pırıltılı avizeler ile tenvir edilen meclisin ışıltılı geçeneklerinde...

Fakat

Hiçbirisi

Gedikli Erbaş unvânını kânundan silmeyi beceremedi...

resim-05 

*  *  *  *  *

Asker cenâhını ise

3B ile târif edebiliriz;

  • 41 sene bakan Başkanlar (2.7.1951 – 21.8.1992)
  • 10 sene beceremeyen Başkanlar (22.8.1992 – 22.3.2000)
  • 15 seneden beri bilmeyen Başkanlar (23.3.2000 – 1.5. 2015)

*  *  *  *  *

Birinci B : Bakan Başkanlar

Kılıç, tank, top, tüfek, barut, mermi

Silgi, paspas ve sâire...

Ellerinde her türlü imkân ve kudret var idi...

Bu süre içinde

1 kere subay muhtırası verdiler

2 kere subay darbesi yapdılar

3 dâne Hükûmet devirdiler...

Fakat

Aşağıda tavsırlarını gördüğünüz kerâmeti kendinden menkul 15 Genelkurmay Başkanımız

Askerî Cezâ Kânunundan

Gedikli Erbaş tâbirini silmek için

Elleri böğründe tam 41 sene öylece beklediler...

resim-06 

*  *  *  *  *

resim-07İkinci B: Başaramayan Başkanlar

Biri merhum, ikisi zihayât olan 3 Genelkurmay Başkanı

Tayin, terfi, tefrik, taltıf, tebrik, takdim edildi...

Çok teftiş yapdılar

Çok selâm aldılar

Çok emir verdiler!

Yediyüzbin askerlik koca bir orduya gomutanlık etdiler

Ucu gırmızı mumlu saman sarısı zarfların içinde

Hükûmetlere elvân çeşit muhtıralar verip

Bu konuda tam 10 sene hummalı mesailer yapdılar...

Fakat

Gedikli Erbaş unvânını

Askerî Cezâ Kânunundan tard etmeye

Bu gudretli gomutanlarımızın

Hiçbirisinin yıldızı yetmedi...

*  *  *  *  *

resim-08Üçüncü B: Bilmeyen Başkanlar

Hepsi

Gedikli Erbaş tâbirinin

Askerî Cezâ Kânunundan silindiğini zannediyor

Lâkin

Durum öyle değil!

Gedikli Erbaş tâbiri

1951 senesinden buyana iskele babası gibi yerinde öylece duruyor.

Tavsırlarını gördüğünüz şu 5 başkanımız ise

Bu hakikâti

2000 senesinden beri

Ne yazık ki

Bilmiyorlar...

*  *  *  *  *

1944 senesinde kılıç veremedikleri

Bugün artık hepsi ölmüş subaylara kılıç vermek için

Gudretli gomutanlarımız

Üçer beşer sene ara ile

Tam 3 ayrı kânun emir buyurdular.

resim-09 

Fakat

Gedikli Erbaş unvânını

Cezâ kânunundan iptâl etmeye

Kurmayından, mühendisinden, hâkimine kadar

65 seneden beri

Hiçbir subayın yüreği yetmedi...

*  *  *  *  *

Meclisde, muhterem vekillerimiz

Garargâhlarda, goca goca gomutanlarımız

65 seneden beri tepişip paslaşıp duruyor da

Her zamân olduğu üzere

Yırtılan, gene Deli Bekir’in yakası oluyor!..

Dervişin fikri ne ise

Zikri de odur!..

Derviş olmasa da kendisi

Bu düstur ile mürekkebe, kağıda, kaleme deh! diyen Eski Tüfek

Farzın sünneti basdırdığını umursamadan

Doldurdu sözcükleri tüfeğinin namlusuna

Ve dahi

Basdı tetiğe tek, tek!

*  *  *  *  *

Birinci Hamle

Hakkını teslim edelim!..

Ordumuzun içinde

Vicdânı, hamuru, zürriyeti ve kalbi temiz çok sayıda subay kardeşimiz var.

Fakat

Hak tecelli ettirmeye gelince

Helâl süt emmiş bu subaylarımıza söz düşmüyor...

Gedikli Erbaş unvânının askerî cezâ kânunundan iptâl edilmesi için

Bakınız tââ 1992 senesinde harekete geçmişler.

Zamânın Başbakanı

Çoban Sülü...

Târih, 1992.

resim-10 

İkinci Hamle

Ağzından çıkan iki kelime arasında geçen süre içinde

Benim

Ankara’dan yürüyerek Mevlâna Hazretlerinin huzuruna iki kere varıp geldiğim

Üst dudağı memleketi Rize’de seçim konuşması yaparken

Alt dudağı Antalya’nın beş yıldızlı sâhillerinde tâtil yapan

Kemçik Mesut YILMAZ ’dan gelmiş!

Tarih, 1996.

resim-11 

Kelime fukarası ve konuşma özürlü Mesut YILMAZ’dan Başbakanlığı teslim alıp da

Ayşe’yi tâtile gönderdikden sonra Halkcı ECEVİT

Almış eline, yedi delikli kavalı

Ve başlamış üflemeye...

Tarih, 1999.

resim-12 

İktidârının son günlerinde yürürken

Atdığı iki adım arasında geçen zamân içinde

Milleti 2 sene ihtiyarlatan Halkçı Bülent

İliklerinden sökülüp gelen suflî ve derûnî bir aşkla

Yedi delikli kavalına vecd ile üflerken

Sürü Çobanı Sülü’nün meclise verdiği kânun teklifinde farketdiğim bir husus

Vicdânımın dam direğinı sızlatdı en derinden...

Aşağıdaki metinde çok çarpıcı bir itirâf var!..

Astsubay unvânı, 1951 senesinde askerî mevzuatımıza girdi.

Aynı târihde Gedikli Erbaş tâbirini iptâl etmeleri gerekiyor idi. Fakat iptâl etmediler.

Ve Astsubaylara 2000 senesine kadar geçen tam 50 sene boyunca

Gedikli Erbaş olarak cezâ vermeye devâm etdiler.

Askerî Cezâ Kânununa göre o vakitlerde Gedikli Erbaşlara, rütbenin geri alınması cezâsı veriliyor idi.

Fakat Astsubaylar için bu cezâ kaldırılmış idi.

Askerî Cezâ Kânununa yapılacak değişiklik için hazırladığı 4551 sayılı kânun tasarısında

Aşağıdaki itirâfında Çoban Sülü diyor ki;

Askerî Cezâ Kânunundaki mevcut hükümlere göre Astsubay denen asker kişilere

Gedikli Erbaş muamelesi yapıyor

Ve dahi

Astsubayların rütbesini kânunsuz olarak söküyoruz.

Bu, telâfisi mümkün olmayan çok büyük haksızlıkdır.

Bu haksızlığı gidermek için Gedikli Erbaş unvânını bir an evvel Astsubay olarak değişdirmemiz gerekiyor.

resim-13 resim-14

*  *  *  *  *

1999 târihli aşağıdaki komisyon raporunun alt kısmında gördüğünüz üzere

Millî Savunma Bakanı Sabahattin Bey

Askerî Cezâ Kânununun sâdece bir maddesinde 1956 senesinde bir değişiklik yapıldığını söylemiş!

resim-15 

Mâdem öyle de

Kaşalot bir zâbitin yapdığı âdi bir sahtekârlık ile

1938 senesinde yapılan şu değişikliğe ne diyeceksiniz, Sayın Bakanım?

resim-02

Bakınız,

 Bakan Beyin konuşduğu 1999 senesine kadar

Askerî Cezâ Kânununda

Bakan Beyin dediği gibi sâdece bir değil

Fakat

Tam 32 değişiklik yapılmış...

1956 senesinde iki değişiklik yapılmış. Birisini Sayın Bakanımız söylemiş.

Geriye kalıyor 31 değişiklik.

Demek ki  bu 31 değişiklikden Sabahattin Beyin haberi yok.

İşkembe-i kübrâdan öyle bir sallamış ki sayın Bakanımız. Değil dünyâ, kâinat sallayacak cinsinden...

resim-16 

*  *  *  *  *

Bırakın herhangi bir adamı

Devlet adamı yalan söyler mi Allah aşkına?

Bugüne kadar neşretdiğimiz makâlelerimizde defâlarca belgesiyle isbât etdik!

Evet, kadim dostlarım!

Devlet adamları pekâlâ yalan söylüyorlar. Bunu böyle bilelim.

Hattâ

Hele bir de siyâsetin harâm ve agulu mamasını midesine akıtmış ise şâyet

Çok büyük yalanlar söylüyorlar.

Hem de kuyruklusundan...

İşde belgesi

Zamânın Millî Savunma Bakanı Sabahattin ÇAKMAKOĞLU

Meclise arzetdiği raporda

 Bakınız, ne diyor!

Askerî Cezâ Kânuna göre 1930 senesinde, askeriyemizde Gedikli Erbaş sınıfı var imiş.

Anlaşılan o ki

Sabahattin Bey, meclisdeki konuşmasında bahsetdiği Askerî Cezâ Kânununu

Zahmet edip de okumamış bile... Ne kadar dehşetli bir vaziyet, değil mi?

Sabahattin Beyin okumaya tenezzül etmediği o kânunu

Eski Tüfek

Sizler için tetebbu etdi tek tek...

O kânunda yazılı olan Asubay unvânlarının hepsi işde tam da şöyle;

  • Baş gedikli, 1 defâ
  • Gedikli Küçük Zâbit, 2 defâ
  • Gedikli, 1 defâ
  • Küçük Zâbit (Gedikli), 1 defâ

İşde, buyurun!

1930 târihli  Askerî Cezâ Kânununda

Gedikli Erbaş tâbiri var mı?

Siz, kendi gözleriniz ile görünüz...

resim-17 

Sayın Hükûmetin,

Millî Savunma Bakanlığının

Ve dahi

Adâlet Bakanlığının hukukcuları bir araya gelip teşrik-i mesai yapdılar.

Lâkin

Bu anlı şanlı hukukcularımız

1930 târihli Askerî Cezâ Kânununda mevcut olan

Gedikli Erbaş tâbirini iptâl etmeyi beceremediler.

Yazıklar olsun hepinize...

*  *  *  *  *

Millî Savunma Bakanı Sabahattin ÇAKMAKOĞLU

Ve dahi

Bilmeyen galemli gara câhiller, öğrensin!

İşde

 Askerî Cezâ Kânununa

Gedikli Erbaş unvânı

Aşağıda gördüğünüz şu kânun vasıtasıyla

1938 senesinde

Kaçak olarak sokuşduruldu.

resim-02 

Yukarıda kırmızı okun ucunda gördüğünüz “gedikli erbaş” unvânı

Bu kânunun sâdece 154 üncü maddesinde ve dahi sâdece bir dâne var. Başka yok!

Gedikli Erbaş tâbirini

Biliniz bakalım

Bu kânuna kaçak olarak sokuşduran şerefsiz kim?..

Bakınız, benli lakaplı bu kaşalot zâbit hakkında

Majestelerinin çaşıt büyükelcisi neler demiş...

resim-31

*  *  *  *  *

Gedikli Erbaş denen asker kişiler Asubay oldukdan tam 50 sene sonra

Vekillerimiz meclisde ictimâ eyleyip

Gedikli Erbaş unvânını Askerî Cezâ Kânunundan silelim dediler.

Hükûmet

Millî Savunma Komisyonu

Ve dahi

Adâlet Komisyonunun muhterem üyeleri

Kafa kafaya verip teşrik-i mesâi yapdılar.

İşde

Aşağıda hazırladıkları kânun tasarısını görüyorsunuz.

resim-32 

*  *  *  *  *

Evvel’den Ȃhire Işıltılı Yansımalar’da târihe kazımışdık!

Asubaylara ne zamân bir hak vermişler ise

O zamân Asubaylardan başka bir hakkı geri almışlar...

Ya da

İşlerini son derece gönülsüz yapmışlar.

Ne dedi, ebemdedem?

Gönülsüz iş tutanın ya dişi ağrır ya da başı...

İşde, aşağıdaki kânun tasarısının meclisde görüşülmesi esnâsında da

Gene mâlum sürgün zihniyetler

Ayak sürüyerek iş yapmış!

Ve dahi

Gedikli Erbaş tâbirini bu kânuna eklemeyi unutmuşlar!

İltifât buyurursanız şâyet

Nacizâne şahsî kanaatimi arz edeyim.

Unutmadılar; bilerek ve kasden eklemediler!

resim-19 

Ağızlarını domaltarak

Asubayları

Gedikli Erbaş sınıfından kurtardıklarını söyleyen muhterem vekillerimiz ve subaylarımız

Her niyeyse

Yukarıdaki pencerede gördüğünüz ve iptâl etmek istedikleri ibârelerin yanına

Gedikli Erbaş tâbirini eklemeyi akıl edememişler...

Haydi,

İşi, iyi tarafından tutalım

Ve dahi diyelim ki

Zuhûlen böyle bir hâtâ yapdınız. İyi niyetinizde samimi iseniz şâyet

Geliniz, bugün iptâl ediniz şu Gedikli Erbaş tâbirini...

Yırtılsa da yakamız; yiğide, yeis yakışmaz!

Bu ebem sözünün hikmetine râm olan Eski Tüfek

Siz kadim dostları ve büyüklerinden aldığı ilhâm ile

Ot, kökü üstünde biter diyerek çekdi besmeleyi...

Bu maksada mâtuf olmak üzere

Bir istidâ yolladı, ilgili makâma.

Ve dahi şöyle dedi kendileyin;

resim-20 

Mübârek bir günde cevâp gönderdi, Necdet Bey.

Ve şöyle dedi bana;

resim-21 

Dedik ya, yukarıda!

Meğerse devlet adamları ve subaylar da yalan söylüyor imiş.

Necdet Bey de bu kuralı bozmadı...

Çünkü

Gedikli Erbaş tâbirinin iptâl edildiğini

  • Hiçbir zamân
  • Hiçbir sûretde

Ve dahi

  • Hiç kimse

Kamuoyuna açıklamadı.

Çünkü

Gedikli Erbaş tâbiri

Askerî Cezâ Kânunundan

Hiçbir zâman iptâl edilmedi...

*  *  *  *  *

Atalarım,

Oğul, hakkını aramakdan geri durma dediydi nasılsa

Bu düsdur ile yoluna devâm eden Eski Tüfek

Millî Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanından sonra

Başbakanın kapısını çaldı, Gücük ayının ikisinde...

resim-22 

Dokdorundan, profesörüne kadar

Tam 9 hukukcu ictimâ eyledi Başbakanlıkda.

Dilekcemi eni konu tetkik eden kurulumuzun muhterem üyeleri;

Bir vatandaş olarak benim farketdiğim tuhaflığı farkedemedi.

Ve dahi

İddiamı “tavsiye ve mütalaa” olarak telâkki edip talebimi reddetdi.

Sağolsunlar, verdiği bu karar ile sayın kurulumuz

Bize, Yüce Meclise giden EGO için bir bilet verdiler.

resim-24 

resim-25 

*  *  *  *  *

Ortada bir kânunsuzluk olduğunu keşfetmişdim bir kere

Buraya kadar çaldığım bütün kapıları yüzüme kapatdılar

Olsun, durmak yok, soymaya ....

Af buyurun, yola devâm...

Ağlak Bülent gibi ağlayak da gözden mi olak?

Bu sahtekârlığı benim gibi keşfedecek Allah’ın başka bir kulu elbet vardır deyip

Vurdum şu emekli ayaklarımı, Dikmen Caddesinin deve yoran yokuşuna

Ve dahi

Şu dilekceyi verdim, milletin vekillerine.

resim-26

Gönderdiğim dilekcemi bu kez de

TBMM Dillekce Komisyonunun vekil olan 4 üyesi tetkik eyledi.

Başbakanlıkda hepsi de hukukcu olan 9 sayın üyeden

Hiçbirisinin göremediği bit yeniğini

TBMM’nin sâdece birisi hukukcu olan 4 üyesi hemen farketdi.

Sırasıyla; eczâcı, hukukcu, edebiyat öğretmeni ve işletmeci olan bu cingöz vekillerimiz

Dilekcemde bahsetdiğim konuyu incelemeye değer buldular.

Çünkü

Gedikli Erbaş meselesinde bir orostopolluk olduğunu hemen anladılar.

Akabinde gereğini düşünüp

Ve dahi

Konu ile ilgili çalışmalarda değerlendirilmesi amacıyla

Millî Savunma Bakanlığımıza gönderdiler.

resim-27 

*  *  *  *  *

resim-28 

resim-33 

*  *  *  *  *

Caymak yok, peşine düşdüm bir kere

Ateş böceği değilim amma

O yalancılar kaçdıkca

Ben, kovalayacağım!

Hem de

Sıçdıkları yere gadar...

Yeni bir istidâ daha gönderip Millî Savunma Bakanımız İsmet Beye

Suâl eyledim, Gedikli Erbaş tâbirinin akibetini...

resim-30 

*  *  *  *  *

Gedikli Erbaş tâbirinin hukûkî durumuna son noktayı koyup

Hakîkâte vâsıl olmak gâyesiyle 17 Ocak 2015 târihinde başladığım yolculuğum

Necdet ve İsmet Beylerin yolumuza döşeği apaz apaz çoban çökerten dikenlerine rağmen

Mayıs ayının ilk haftasını kucakladığımız şu günlerde

Aynı şevk, azim ve heyecân ile devâm ediyor...

Sorduğum suâle cevâp vermek yerine Necdet Bey, yalan söylemeyi tercih etdi.

Sağolsun, Millî Savunma Bakanımız İsmet Bey ise

Hemen yukarıda gördüğünüz 8 Nisan 2015 târihli dilekceme miâdında cevâp vermedi.

Olsun!..

Çomak sokup hepsini birden tıkadım.

Artık kaçıp saklanacak başka delikleri kalmadı.

Zere

Ayı, ne kadar âl biliyorsa,

Avcı da evvel Allah,

O ayıdan bir fazla yol biliyor...

Bu dilekceme cevâp almak için Başbakanlığın kapısına dayanacağım günler yakındır.

Neticeyi hep berâber târihe nakşedeceğiz elbet.

Sitemizin idârecisi bâdem bıyıklı bahriyeli Semih KOÇ

Makâlelerimizi her gün olmasa da

Gün aşırı düzenlemeye alışdı nasıl olsa!..

 brove

 

 

 

Şükrü IRBIK
(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

Kaynak: Makâlede mündericdir.

Yayınlandığı yer ESKİ TÜFEK
Perşembe, 15 Ocak 2015 13:05

Gedikli Erbaş Sahtekârlığı -2-

Turna Horozu

Bir makâlenin içine iki meçhûl telefon muhâveresi sığar mı? Sığıyormuş meğerse! Zemherinin 22’si Pazar günü kuşluk vakdi telefonumun zili çaldı. Gene reklâmcı kızlardır herhâlde diye duymazdan geldim. Bir kaç kere daha çaldıkdan sonra hanım suratını ekşitip; zahmet olmazsa açşan şunu! dedi. İki sene evvel istediği bir okka yemeklik yağı almadık ya! Bu sebepdendir mâlûm, aramız hâlâ şekerrengi. Hemcinsim olsaydı anlaşmanın bir yolunu bulurdum elbet!. Lâkin kadın milleti işde... Anlayın beni!.. Bulaşmanın anlamı yok şimdi. Ben de bu kibar dâvete bigâne kalamadım. Hemen açıp telefonu Efendim! dedim.

Davûdî sesiyle zihnime âdetâ tek tek nakşetdiği konuşmasında telefondaki meçhûl şahıs ile şöyle hasbıhâl etdik;

  • Ahmet Efe seni Aydın’dan aramış! Ben de Denizli’den arıyorum evlâdım. Adım, mühim değil! Bir arkadaşım bahsetdi yazından. Gözlerim iyi görmediği için O’na okutdum. Öteki yazılarını da okutup bilgilendim. Ben  1944 neşetliyim. Bizleri Gedikli Erbaş olarak mezun etdiler. Demek ki Gedikli Zâbit olarak mezun olmamız gerekiyormuş. Bize yapılan bu hainliği 71 sene sonra tenvir etdiğin için sana teşekkür ederim oğlum.
  • Ricâ ederim, efendim! Makâlemizi okuduğunuz için ben de size teşekkür ederim.
  • Biliyorsun Denizli, horozu ile meşhurdur!
  • Evet, biliyorum! Denizli deyince aklıma evvlelâ yâreniyle Özay GÖNLÜM, sonra da horozu gelir efendim!
  • Turna horozu’nun ne olduğunu bilir misin, peki?
  • Turna horozu mu?..
  • Evet, turna horozu...
  • Turna’yı biliyorum! Horozu da biliyorum!.. Lâkin!.. Turna horozunu şimdi sizden duydum vallahi!..
  • Bak evlâdım! Ben Jandarmaydım. Ömrüm dağlarda eşkıya kovalamakla geçdi. Kendimi bildim bileli de avcıyım. Kuşları iyi bilirim. Turna denen o mübârek kuş, bir havalandı mı tam bin kilometre uçar, bin.... Ve biliyor musun, bu uçuşunda sâdece bir gıram yağ sarf eder.
  • Yaa!.. Allah Allah! Öyle mi?..resim-01
  • Evet, yavrum öyle! Ne vakit bir turna geçidi görsem, sırtüsdü yere yatar ve onları gözlerim, geçip gidesiye kadar... Binlerce, onbinlerce turna bir havalandı mı yere hiç inmeden gece gündüz binlerce kilometre uçabilir. Sürü hâlinde havalanan turnalar havada hemen ters V harfi nizâmını alırlar ve bu şekilde uçarlar. Her turna sürüsünün en önünde uçan bir turna vardır. Bu turna, yayından fırlamış ok gibi havanın içine atar kendini. Sürünün başındaki bu turna; sürmene bıçağının bir vuruşda karpuzu ikiye yardığı gibi gagası, başı ve göğsü ile önündeki havayı ikiye ayırır. Diğer turnalar, bu turnanın yardığı hava oluğunda yorulmadan uçarlar. Kulaç atmadan denizde yüzmek gibi senin anlayacağın!..
  • Çok hayret verici doğrusu!..
  • En önde uçan bu turna yorulunca hemen sağa kayar. Yerini sol tarafındaki turnaya bırakır. Bu nöbetleşme, saat istikâmetinde olur. Ve uçuş boyunca devâm eder. Böylece havanın yorucu mukâvemetine ve soğuğa karşı sürüdeki turnalar müştereken mücâdele ederler. Havanın mukâvemetini ve soğuğunu ilk göğüsleyen işde bu öncü turnadır. Bu sebepden dolayı en çok yorulan, en çok üşüyen ve en çok yağ sarf eden turna, işde bu en önde uçan turnadır. Bu öncü kuşa “turna horozu” derler.
  • Ya! Öyle mi?..resim-02
  • Evet, öyledir, evlâdım. Kuş deyip geçme! Biz Asubayların şu turnalardan öğreneceği o kadar çok şey var ki yavrum! Azim, sabır onlarda... Yardımlaşma, el birliği onlarda... Sadâkat, vefâ onlarda... Vurulduğu ya da hasta olduğu için uçamayan turnayı eşi asla terk etmez. Beş-on çift turna hemen sürüden ayrılır ve onlara can yoldaşı olur. Her sene dünyayı dolaşırlar ve yollarını asla şaşırmazlar! Çünkü sürüdeki onbinlerce turna yek vücûd olup bir tek turna gibi davranır! Biliyor musun delikanlı?.. Biri neyse hepsi odur! Her turna, aslında bir turna horozudur!
  • Yiğit lakabıyla anılır. Duydum ki sen kendine Eski Tüfek demişsin! Güzel bir lakap! Hayırlı, uğurlu olsun. Fakat işde, bu yazdıklarından dolayı ben de sana Asubayların Turna Horoz’u diyorum yavrum!

Bir anlığına çok mahçup olduğumu hissetdim. Başımdan aşağı kazanlar dolusu kaynar su döküldü! Zîrâ telefondaki meçhûl şahıs hiç ummadığım bir şekilde noktayı koymuşdu sözüne. Karşı binanın pencerelerinden bize bakan merâklı komşularım farketmişdir herhâlde. Sarılık sarısı yanaklarım nar kırmızısı kesdi vehleten. Kendimi toparladıkdan sonra;

  • Peki efendim!. Siz bu lakabı münâsip gördüyseniz şâyet, öyle olsun! Bir de isminizi bağışlasanız?..
  • Boşver ismimi şimdi. Elimi öpmeye gelince öğrenirsin nasıl olsa! Seni tekrar kutluyorum yavrum. Gözlerinden öpüyorum. Dilerim Allah’dan yolun ve bahtın her dâim açık olsun, benim turna horozum!..

Ya rabbim! İnsan yaşadıkca neler öğreniyor şu hayatda!.. Demek ki turnanın horozu da varmış!

İctima alır gibi kesin ve keskin bir edâyla konuşan meçhul Jandarma, başka söz söylemeden kapatdı telefonunu!..

Hâlâ şaşkınlık içindeydim! Şu an dahi bilemediğimiz ve hattâ bilmeden ölüp gideceğimiz Allah bilir daha neler var şu dünyada. İlk defâ konuşduğum ve adını bile söylemeyen bir meslekdaşımdan ilk defâ işitdiğim şu bilgiler karşısında dumura uğradım külliyen.

Bu yiğit Jandarma konuşurken ben de O’nu pür dikkat dinledim. Dinlerken de yazmaya gayret etdim. Vebâli vardır, üzerimde kalmasın! İnşallah doğru anlamış ve anlatdıklarını tam olarak aktarmışımdır sizlere.

Mevsimidir; Kar, yağarken tozar!..

Aydın’lı Efe Ahmet KISA’dan kuru incir geldi bir kere... Posdacı da yolu öğrendi nasıl olsa! İsder misiniz, bu isimsiz yiğit Jandarma da kendisi gibi yiğit bir Denizli horozu göndersin bize!..

Sağolsun bu meçhûl meslek çınarımız kendisi hakkında başka birşey söylemedi. 90 yaşından ziyâde olduğunu zannetdiğim Denizli’li meçhûl Zeybek bana telefon numarasını verdi. Ve Horozlar diyârı Denizli’de görüşmek üzere ahitleşdik kendisiyle.

Denizli’den beni arayıp kendi hayat hikâyesini zihnime bir çırpıda zerkeden bu yiğit Gedikli  Zâbit, 1944 neşetli olduğuna göre makâlemizin de en kıdemlisi ve dahi şeref misâfirimiz oluyor. Horozu gibi kendisi de müthiş vakarlı bir edâ, gurur ve özgüven âbidesi olan bu meçhûl meslek çınarımızın bu vesile ile ellerinden öpüyorum. Ȃhir ömründe güzellikler, sıhhat ve neşe dolu günler temenni ediyorum kendisine.

*  *  *  *  *

İmdi teveccüh eyleyelim mevzumuza, yiğit ve kadim yârenlerim.

Birinci kısımı hep berâber okudukdan sonra verdiğimiz

10 dakikalık kısa bir ihtiyac molasının akabinde

Seyirciler, koltuklarına oturdu,

Işıkcı, ışıkları söndürdü!

Ve dahi

İkinci kısımı oynatmak üzere perde açılıyor!

Gedikli Küçük Zâbit unvânlı asker kişileri

Gedikli Erbaşlığa tenzil etmek için tezgaha sürülen sahtekârlıklar kumpanyasına devâm ediyoruz...

emekliassubaylar.org tiyatrosunun

220.000 koltuklu Eski Tüfek sahnesinde teşhir etmeye başladığımız

Gedikli Erbaş Sahtekârlığı künyeli tekmili iki kısımlık makâlemizin birincisinde

Kânunda Gedikli Küçük Zâbit şeklinde yazılı olan askerleri

Gedikli Erbaşlığa tenzil etmek için çırpınan sahtekâr bir subayın çevirdiği hile çarkının

Dönüp geldiği aşamaların ilk fasılını teşhir etdik.

İmdi kıraat eylediğiniz işbu ikinci kısımda ise

Makâlemizin birinci kısmı olan Gedikli Erbaş Sahtekârlığı -1-‘de kaldığımız yerden devâm edeceğiz.

Bu orostopolluk çarkını elleri titremeden ve fakat can havliyle çeviren emekli Zâbiti

Meclis mahzenlerinde sıçdığı yere gadar govalayacak

Ve dahi

Bu firavun fâresini cürm-ü meşhut hâlinde yakalayacağız evvel Allah.

*  *  *  *  *

Gedikli Küçük Zâbit ve Küçük Zâbit unvânlarının

Gedikli Erbaşlığa tenzil edilmesi için tezgaha sürülen kânunlar silsilesine

Birinci kısımda kaldığımız tarihden devâm edelim.

resim-03 

resim-04 

Aşağıdaki yazı bölüğünü okumadan evvel yukarıda gördüğünüz Meclis zabıtını inceleyin lutfen.

İşbu Meclis zabıtında iki noktaya bâhusus dikkat buyurunuz;

  • Zabıt cerîdesinin metininde kırmızı kutuların içinde gördüğünüz gibi üç defâ Gedikli Erbaş unvânı var. İki defâ da Gedikliler ibâresi var. Sağ tarafınızdaki tavsırları boşverin! Şimdilik bakmaya değmez! Birinci husus budur.
  • İkinci hususa gelince! Bu kânun tasarısında  şu üç kânun’a atıf yapmışlar;
  • 1492 sayılı ve 01 Haziran 1929 târihli Deniz Ve Hava Gedikli Küçük Zâbit Kânun’u,
  • 1107 sayılı ve 05 Temmuz 1927 târihli Küçük Zâbitân Ma’âşâtı Hakkındaki 22 Nisan 1341 Târih Ve 648 Numaralı Kânuna Müzeyyel Kânun.
  • 1683 sayılı ve 03 Haziran 1930 târihli Askerî Ve Mülkî Tekâüd Kânun’u.

Rahatca görüp tetkik edesiniz diye üçünü bir araya getirip sımsıkı bağladıkdan sonra

Sayfanın hemen aşağı kısmına doğru sarkıtdık!

Bilgisayarınızın fâresindeki tekerleği

Tetik parmağınızla size doğru çekerseniz şâyet sırasıyla hepsini görebilirsiniz.

resim-05 

Lutfen dikkat buyurunuz!

Eski Tüfek yegân yegân tetutbu etdi.

Şu anda okuduğunuz cümlenin hemen üsdünden size doğru gül kokulu gülücükler gönderen bu gânunların hiçbirisinde

Gedikli Erbaş tâbiri var mı? Yok!

Resmî evrakda sahtekârlık yapıldığını isbat etmek için bunlardan başka belgeye hâcet var mı?

Yok, dediğinizi işitdim sanki?!!

Yok! dediyseniz şâyet

Sahtekâr firavun fâresinin eşkâlini öğrenmeyi haketdiniz demekdir!

Buyurun, öyleyse...

*  *  *  *  *

resim-06 

Yukarıdaki 21 sayılı madde başlığı altında gördüğünüz kânun tasarısını Meclis’e getiren kişi,

Zamânın

Millî Müdafaa Vekâleti Encümen Reisi emekli zâbit Kâzım SEVÜKTEKİN’dir.resim-07

Sağ tarafınızda üç değişik tavsırını görüyorsunuz.

Bu firavun fâresi kılıklı Zâbit,

Millî Müdafaa Vekâletinin Meclise getirdiği kânun tasarısının yukarıda gördüğünüz metininde 1683 sayılı Askerî ve Mülkî Tekâüd Kânun’undan bahsediyor. Bu kânun’un başlık kısmını aşağıya yapışdırdım. Maddeyi lutfen dikkatle okuyunuz. Bu maddede Gedikli Küçük Zâbit ve Küçük Zâbit ibâreleri mevcut.

Fakat

Bâdem bıyıklı Hitler kılıklı Vekil Kâzım SEVÜKTEKİN, sahtekârlık yapdı.

Ve dahi

Hazırladığı kânun tasarısındaki

Gedikli Küçük Zâbit ve Küçük Zâbit ibârelerini sildi. Bu unvânların yerine Gedikli Erbaş ve Gedikli ibârelerini ekledi.

resim-08 

Ben,

Askerlik mesleğinin şeref membasından beslendiğini bilirim.

Askerin de şerefli olduğuna inanırım. Bu itikâdımı hâlâ muhâfaza ederim.

Fakat burada yapılan orostopolluk bize gösteriyor ki

Kânun maddesinde sahtekârlık yapan şerefsiz bir iki subay tâ o zamânlarda da varmış!..

Evvel’den Âhire Işıltılı Yansımalar hüviyetli makâlemizde şümûllu olarak anlatdık. Başkomutan ATATÜRK’ün Türk Ordusuna emânet etdiği “Asubay” unvânına

Subay emeklisi Kâzım’ın kânunsuz olarak “s“ ekleyip nasıl “Assubay” şekline tâdil etdiğini belgeleriyle fâş eyledik.

Demek ki alışkanlık yapıyor!

Goca götlü,

Gıllı göbekli

Geniş gursaklı

Ve dahi

Göbek gerdanlı büyük Turgut; “Anayasa’yı bir kere delmek ile bir şey olmaz!” dediydi.

Alışmış, gudurmuşdan beter oluyor besbelli. Arınç’lı Bülend’in demesiyle; şey, şey yemekden şey eder mi?

Subay emeklisi Kâzım 1935 senesinde evrakda sahtekârlık yapıp Asubay kelimesini Assubay yapmış idi.

İflâh olmayan Kâzım

İki sene sonra, 1937 senesinde

Gedikli Küçük Zâbit ve Küçük Zâbit unvânlarını sildi ve

Bu kez de goca gıçına vurup Gedikli Erbaş şeklinde bir unvân uydurdu.

Ve dahi

İşbu gayri meşru unvânı resmî evrakda sahtecilik yapıp kânun’lara sokuşdurdu.

Zamânın Millî Müdafaa Vekâleti Encümen Reisi

Vekil

Ve dahi

Tekâüd Zâbit Kâzım SEVÜKTEKİN şimdi nerede mi yaşıyor?..

T.C. Başbakanlık’ın hazırladığı Şeref Üyeleri arasında

ATATÜRK ile birlikde aynı yerde yaşıyor!!!

resim-09 

Pekiyi,

Sahtekâr Mirlivâ Kâzımı işbu şeref listesine kim yazdırdı dersiniz?..

 Târih, 1983...

Bildiğinizi biliyorum!..

*  *  *  *  *

resim-10 

Tekâüd Zâbit

Arsızlığa alışmışdı bir kere.

Şey, şey yemekden fariğ olur mu hiç?

Bir sene evvel ilk sahtekârlığını yaparken elleri titrememişdi zâten...

Sonraki sahtekârlıkları yapmakda pek daha mâhir davrandı. Tereyağından kıl çeker gibi kânun çekdi kendileyin!

Aşağıda gördüğünüz T.B.M.M. Karârına bâhusus dikkat buyurunuz.

Gündeme alınan konu, Deniz Ve Hava Gedikli Küçük Zâbitleri...

Fakat

Gedikli Küçük Zâbitlerinin gündem edildiği bir karâr metinin içine Mirlivâ Kâzım

Ölü götüne pambık deper gibi

Gedikli Erbaş ibârelerini sokuşduruverdi gene!..

Biliyor musunuz?

Bu karârnâmenin imzâlandığı 27 Mart 1936 târihinde

T.C. Ordusunda Kara Gedikli Erbaş uvnanıyla bir asker sınıfı mevcut değil idi. Bu hakikâte dikkat buyurunuz!

Kara Gedikli Erbaş sınıfını da Mirlivâ Kâzım askerî mevzuatımıza bu karâr ile gayri meşru olarak sokuşdurdu.

Bu sahtekârlık neticesinde Ordumuz Kara Gedikli Erbaş sınıfını ile müşerref oldu.

Fakat işin tuhaf tarafı aşağıda gördüğünüz 933 sayılı işbu karârnâme

Kara Gedikli Erbaş sınıfı hakkında neşredilen ilk ve tek mevzuatdır. Başka mevzuat neşredilmedi.

Çünkü tekaûd Zâbit Kâzım’ın doğurduğu bu gayri meşru çocuğu Kâzımdan başka kimse sahiplenmedi.

resim-11 

*  *  *  *  *

resim-12 

Aşağıda gördüğünüz 3134 sayılı ve 15 Şubat 1937 târihli kânunda

Gedikli Küçük Zâbit ibâresinden son kez bahsedildi.

İki seneden beri yapdığı tanzim atışı ile hedefini iyice kısdıran şerefsiz bir zâbit

Bundan sonra yapacağı kânunlarda artık tesir atışına başlayabilirdi.

Elinin altında hazır bekleyen ve

İçinde artık Gedikli Zâbit sınıfının olmadığı kânun’u Meclis’den geçirmek için fırsat kolluyordu.

Resmî evrakda sahtekârlık yapmanın köküne kıran mı girmişdi?

Sahtekârlık kumpanyasının sıradaki oyununu sahneye sürmek için kumpas kurulmuşdu nasılsa.

Amasya’nın bardaa

Biri doldu, bi daa!..

Emekli Zâbit Kâzım SEVÜKTEKİN’in gayri meşru çocuğu olan Gedikli Erbaş tâbiri

İki vakde kadar askerî mevzuatımıza duhûl eyleyecek idi.

resim-13 

Sağ tarafınızda Gedikli Erbaş Hazırlama Okulu’nun bir tavsırı var.resim-14

Tabelâsına adını yazmamışlar. Hangi okula ait olduğunu ben bulamadım.

Yukarıdaki pencerede bahsedilen Gedikli Erbaş Mekteblerine dair kânun bulamadım.

Tuhaf bir vaziyet!..

Gedikli Erbaşlık sınıfının olmadığı bir târihde ordumuzda Gedikli Erbaş Mekteplerini hangi kânuna göre ihdâs etmişler?

Hangi kânuna göre Gedikli Erbaşlık mezun etmişler?

Bu konuda da tezgaha sürülmüş bir orostopolluk var gibi! İşin aslına ermek gâyesiyle bir istidâ yolladım Millî Müdafaa Vekâletimize. Ve dahi şu suâli tevcih etdim Vekil Beye; “Gedikli Erbaşlığı hangi tarihde ve hangi mevzuata müsteniden ihdâs etdiniz?” dedik. Şimdilik tetkik ediyorlar. Cevâb gönderirlerse şâyet buraya memnuniyetle yapışdırırız inşallah.

*  *  *  *  *

resim-15 

Aşağıdaki pencerenin sol yanında kânun tasarısı hakkında hükûmetin teklifini,

Sağ yanında ise Millî Müdafaa Vekâleti Encümeninin tasarıda yapdığı değişiklik metnini görüyorsunuz.

Gündemdeki kânun; 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarında Dair Kânun.

Aşağıdaki Meclis zabıtlarını gördüğünüz 3134 sayılı ek kânun ile

2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarında Dair Kânun’a dört madde eklenmiş.

Tasarı metinine ise kânunun sâdece sayısı yazılmış.

Çevirdikleri sahtekârlık tezgahı fark edilmesin diye kânunun adınını bu tasarıya kasden yazmamış şerefsizler.

Makâlemizin ilerleryen sayfalarında AYİM’in bir karârından dem vuracağız.

Bu karârında AYİM; Gedikli Erbaşlar, Gedikli Subaylardan  farklı bir “statü”dür demiş. Görevdeyken ölen babalarının yetim maaşını almak için çocuklarının açdığı dâvâyı AYİM 1995 senesinde bu sebepden dolayı reddetmiş.

Gedikli Erbaşlar, aşağıda gördüğünüz kânun metininde Gedikli Zâbit telâkki edilmiş.

Şimdi, bu karâra imzâ atan AYİM’in palyaço kılıklık askerî hâkim ve savcıları;

3134 sayılı şu kânun’a bir daha baksınlar. Ve utansınlar! Sonra da 1995 senesinde verdikleri bu karârı bir daha gözden geçirsinler bakalım.

resim-16 

*  *  *  *  *

resim-17 

Aşağıdaki pencerede

Zamânın Başbakanı Sayın İsmet İNÖNÜ‘nün imzâsı ile Meclise arz edilen Millî Müdafaa Encümeni’nin (1/790) sayılı mazbatasını görüyorsunuz.

Bu mazbatanın hazırlanışının maksadı 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun’da değişiklik yapmak. Çerçevenin en üst köşesinde mazbataya başlık olarak yazılan Gedikli Küçük Zâbit ibâresine dikkat buyurunuz.

Mazbatadaki kırmızı okun ucunda gördüğünüz üzere kânun tasarısı Gedikli Küçük Zâbit başlığı altında yazılmış. Fakat mazbata metinine bakdığınızda Gedikli Erbaş ibâresini göreceksiniz.

İşde, sahtekârlığın ikinci perdesi de burada başlıyor!.. Mazbata metinine ekledikleri Gedikli Erbaş unvânı, bu târihde hiçbir kânunda yok. Yukarıdaki sayfalarda tam metinini gösderdiğimiz üzere Gedikli Erbaş ibâresi burada atıf yapdıkları 2505 sayılı kânunda bile mevcut değil.

Bu mazbatanın altına imzâ atmakla Başbakan Sayın İsmet İNÖNÜ de sahtekârlığa âlet edildi.

Bu kânun tasarısında bir de kurnazlık yapdılar. O kurnazlık da şudur; Meclisdeki vekillerin şüphelenmesini önlemek için 2505 sayılı kânunun tam adını yazmadılar. Sâdece sayısını yazdılar.

Meclisdeki onca vekilden bir dânesi bile zahmet edip de 2505 sayılı kânunu açıp okumamış. Vicdân sahibi bir tek vekil dahi; “Yahu kardeşim! Gedikli Erbaş da nereden çıkdı? Gedikli Küçük Zâbit kânununda değişiklik yapıyorsunuz fakat bu kânunda Gedikli Erbaş şeklinde bir tek ibâre dahi yok! Bu ne biçim tasarı?” dememiş.

Yazıklar olsun hepsine!..

Ek-1 

*  *  *  *  *

resim-19 

Aşağıdaki pencerede

12 vekilin imzâlayıp Meclis’e arz etdiği kânun tasarısını görüyorsunuz...

Bu tasarı metninde 4 dâne Gedikli Küçük Zâbit ibâresi var. Bir dâne de Gedikli Erbaş ibâresi var.

Bu kânun tasarısında aslında temiz eller ile kirli ellerin bir vicdân ve şeref mücâdelesi verdiğini görüyoruz.

Vicdânının sesine kulak veren temiz eller, işin doğrusunu yapmış. Kânunda yazan Gedikli Küçük Zâbit unvânını kullanmış.

Fakat vicdânı bâsûrlu kirli eller ise gayri meşru olan Gedikli Erbaş ibâresinde ısrar etmiş.

Meclisde bu tasarıyı imzâlayan

Ya da

Leyhde-aleyhde rey veren vekillerden bir dânesi çıkıp da; “Hoop beyler! Gedikli Küçük Zâbit Kânun’unda Gedikli Erbaş şeklinde bir ibâre yok! Bırakın bu orostopolluğu!” dememiş!

Temiz eller ve kirli ellerin bu vicdân ve şeref mücâdelesinde bakalım kim gâlib gelmiş, göreceğiz!

Aşağıdaki mazbatada isimlerini gördünüz 12 vekilimiz,

İşbu gayri meşru kânun tasarısının altına imzâ atdıkları anda vicdân ve şeref mücâdelesini peşinen kaybetdiler!

Haberleri olsun!

resim-20 

*  *  *  *  *

resim-21 

Aşağıdaki Meclis zabıtının başlığında Gedikli Küçük Zâbit ibâresi var. Gündemdeki konu da Gedikli Küçük Zâbitler. Fakat zabıt metinine Gedikli Erbaş ibâresini sokuşdurmuş şerefsizler.

resim-22 

*  *  *  *  *

resim-23

Makâlemizin bu sayfasına gelince bir ihtiyac molası verdim kendi kendime.

Çünkü

Kânun’un bu maddesinde

Erik ağacından oyma zurnamız zırt diyecek!

Buraya kadar dökdürdüğümüz kelâm, keçiboynuzundaki bal kadarcık birşey idi.

Bir dirhem bal için bir çeki odun yedirdik bu sayfaya kadar.

Hem okudum

Hem de yazdım

Yalan dünya senden bezmedim!..

Fakat

Vekil sıfatlı ve zâbit kılıklı bâzı şerefsizlere

Dudak değmemiş küfürler etdim!..

Aşağıdaki Kânun tasarı metinine 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun’un ismini hiç yazmadılar.

Sâdece kânun’un sayısı yazdılar.

Bu kânun’da mevcut olan Gedikli Küçük Zâbit unvânı sahne arkasına çekildi.

Yerine,

Mirlivâ Kâzım’ın gayri meşru olarak peydahladığı Gedikli Erbaş unvânı sahneye sürüldü.

Bu oyuncu değişikliğini

2015 senesinin Mübârek Mevlûd Kandilinin edâ edildiği şu güne kadar kimse fark edemedi.

resim-24 

Bu cümlenin üstündeki şu kırmızı okun ucunda gördüğünüz kânun sayısına dikkat buyurunuz.

Ne yazıyor orada? 2505 numaralı kânun.

Şimdi burada şu bilgileri öğrenelim;

  • 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair (Temel) Kânun, 11 Haziran 1934 târihinde meriyyetde idi.
  • 3221 sayılı Ek Kânun, 15 Haziran 1937 târihinde meriyyete girdi. Bu kânun, 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun’un ismini Gedikli Erbaşların Membalarına Dair Kânun olarak değişdirdi.
  • 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u 30 Haziran 1950 târihinde meriyyete girdi. 3221 ve 2505 sayılı kânunlar aynı târihden geçerli olmak üzere ilgâ edildi.
  • 3221 sayılı Ek kânun ve 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Kânun’u 30 Haziran 1950 târihine kadar tam 13 sene birlikde ve aynı târihlerde meriyyetde kaldılar.

Burada şu suâlleri soralım;

2505 ve 3221 sayılı kânunların beraber mer’î olduğu 1937-1949 târihleri arasında kalan bu 13 senelik terfi döneminde;

  • Hangi kuvvet,
  • Hangi kânuna istinâden
  • Gedikli Küçük Zâbit unvânı ile kaç devre
  • Gedikli Erbaş unvânı ile kaç devre mezun verdi?
  • Mezun edilen Gedikli Erbaşların özlük hakları, terfi ve saire işlemleri hangi kânuna göre yapıldı?

Olanlara duyurulur!..

Zihniyet Sürgünü değiliz!

Öyleyse

Çifte su verilmiş dövme has polatdan mâmûl mahmuz ile

Şahlandırmak için mahmuzlayıp dimağımızı

Ve dahi

Gürleyerek kişneyip şimşek şerâresi olarak menziline akan doru bir aygır gibi

Dört nala koşduralım beynimizi...

3221 sayılı Ek kânun 15.06.1937 târihinde meriyyete girdi.

2505 sayılı kânun 30.06.1950 târihinde 5619 sayılı kânun ile ilgâ edildi.

Demek ki 1937 senesinden 1949 senesine kadar geçen 13 senelik zamân zarfında ordumuzda;

  • Birisi kânûnî  olarak ihdâs edilen Gedikli Küçük Zâbit sınıfı
  • Diğeri de kânûnsuz olarak ihdâs edilen Gedikli Erbaş olmak üzere
  • İki muvazzaf sınıf aynı anda görev yapdı.

Bu tuhaf durumu kendi kânunlarını ortaya koyarak şöyle açıklayalım;

  • 2505 sayılı ve 1934 târihli kânûn’a istinâden meşru olan Gedikli Küçük Zâbit sınıfı istihdâm edildi.
  • 3221 sayılı ve 1937 târihli kânûn’a istinâden gayri meşru olarak ihdâs edilen Gedikli Erbaş sınıfı istihdâm edildi.

Çifte kânunlu, çifte sınıflı ve çifte uygulamalı 1937-1949 seneleri arasındaki bu 13 senelik zamân zarfında;

  • 2505 sayılı ve 1934 târihli Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânûn’a istinâden mezun olan öğrencilere 3221 sayılı ve 1937 târihli Ek kânûn ile yapdıkları sahtecilik neticesinde kânunsuz olarak Gedikli Erbaş unvânı verdiler.
  • 5619 sayılı kânun’a göre 30 Haziran 1950 – 04 Temmuz 1951 târihleri arasında kalan sâdece 12 ay ve 04 gün boyunca meşru olarak Gedikli Erbaş mezun verildi. Bu târihlerden önce veya sonra mezun edilen Gedikli Erbaşların hukûkî durumu tam anlamıyla keenlem yekûndur.
  • Dâva açılmalıdır. Burada en azından unvân gasbı vardır. Gedikli Zâbitlikden Gedikli Erbaşlığa tenzil edilen asker kişilerin başka hak kaybı var mıdır?

Biz, bu hukuksuzlukları, bu sahtekârlıkları bulup ortaya dökdük!

Bu suâllerin cevâbını bilmesi gereken kişi herhâlde Eski Tüfek değil.

*  *  *  *  *

resim-25 

Türk Milletinin dişinden dırnağından arttırdığı alın teri kokan paralar ile midesini dolduran emekli bir zâbit

Ve aynı zamanda vekil olan bir kişi,

Millî Müdafaa Encümen Reisi sıfatıyla Yüce Meclis’in odaları arasında oraya buraya azâmet ile yeldirirken

Kafasında dokuz tilki dolaşdırmaya devâm ediyordu.

2505 sayılı Gedikli Zâbit Kânun’una tecâvüz ederek binbir sahtekârlık yapmış ve Gedikli Erbaş unvânını;

  • 2/2476 sayılı T.B.M.M. Karârı ile 04.05.1935 târihinde askerî mevzuatımıza ilk defâ sokuşdurmuş,
  • 933 sayılı ikinci bir T.B.M.M. Karârı bu kez de 27.03.1936 târihinde ikince defâ eklemiş,
  • 3221 sayılı Ek kânun ile nihâyet 09.06.1937 târihinde askeriyemizin idârî hukukuna ilâve etmişdi.
  • Yapacak son bir sahtekârlık.... Afedersiniz, son bir işi kalmışdı bu hususda. Bir yolunu bulup Gedikli Erbaş tâbirini şimdi de askerî cezâ kânunumuza dehlemeye gelmiş idi. Gökde aradığı fırsatı gene Yüce Meclis’in sıcacık odalarında buldu Kâzım Bey. Kendisinin hazırladığı bir kânun tasarısını hemen Meclis’de reye sundular. Eller kalkdı, eller indi. Teklif, aynen kabul edildi.

Aşağıda temâşâ eylediğiniz kânun ile

Sahtekârlıklar kumpanyasında sahneye konulan rezâlet tiyatrosunun son perdesi de oynandı.

Kâzım Beyin gayri meşru olarak peydahladığı Gedikli Erbaş tâbiri

Askeriyemizin hem idârî hem de cezâ hukukunda sözde meşrulaşdırıldı.

resim-26 

*  *  *  *  *

2015 senesi Mevlûd Kandilinin ertesi günü Sayın Recep ERDEM ile telefonda görüşdüm. Allah sıhhat dolu ömür versin, kendisi 91 yaşında.

Sayın Ahmet KISA’dan aldığım bilgi sâyesinde ulaşdığım Sayın Recep ERDEM, bugüne kadar tanışmakla müşerref olduğum en yaşlı meslek büyüğümüz.

  • 1945-2950 sicil numarası ile

Ve dahi

  • Hava bombardıman Gedikli Erbaş unvânıyla ve Gedikli Çavuş rütbesiyle mezun olup Hava Kuvvetlerimize intisâb etmiş meslek çınarımız.

Sayın ERDEM’i mezun eden Eskişehir Hava Okulu, İkinci Dünya Savaşının en şiddetli yaşandığı 1945 senesinde mezunlarına diploma vermemiş. Sâdece notlarını gösderen belge vermişler. Tek nüsha tanzim edilen diplomayı da Özlük Dosyasına konulmak üzere okulu, doğrudan Hava Kuvvetlerine göndermiş. Bu sebepden dolayı kendisinin diploma sûretini ne yazık ki bu sayfaya eklemeyedim.

Sayın ERDEM’in mezun olduğu 1945 senesinde Gedikli Küçük Zâbit Kânun’u meriyyetde idi. Kendisi bu kânun’a göre okula başladı, iki senelik eğitim-öğrenimini tamamladı. Ve gene bu kânun hükümlerine göre mezun edildi.

Mezun edildiği 1945 senesinde 2505 sayılı ve 1934 târihli Gedikli Küçük Zâbit Kânun’una göre;

  • Unvânının, Gedikli Küçük Zâbit
  • Rütbesinin, Gedikli Çavuş olması gerekir idi.

Fakat

Sayın Recep ERDEM’in

Mirlivâ Kâzım’ın sahtekârlık yaparak 23.06.1937 târihinde meclisden geçirdiği 3221 sayılı Gedikli Erbaşların Membalarına Dair olan 2505 sayılı Gedikli Zâbit Kânun’una eklenen Ek Kânun’a göre mezun edildiği anlaşılıyor.

Sayın Recep ERDEM, sahtekârlık neticesinde kabul ettirilen kânun’a göre mezun edilmiş. Bir başka ifâde ile burada kânunsuz hüküm tesis edilmiş. Bu cümleden olmak üzere, Sayın ERDEM’e verilen Gedikli Erbaş diploması hukûken geçersizdir.

Gedikli Erbaş Sahtekârlığına ikinci bir örnek

Gene Aydın’lı Ahmet Efe’den geldi.

Kendisi hiç erinmeden Aydın’dan yola çıkıp Kuşadası’na kadar bizzat gitdi.

Ve dahi bu diplomayı rahmetlinin oğlundan alıp makâlemize hediye etdi.

Merhum Ahmet ÖZTÜRK (942-1989);

  • 1941 senesinde sınavda muvaffak oldu ve Hava Okulunun 14 üncü devre öğrencisi olarak kayıt yapdırdı,
  • 31 Temmuz 1942 târihinde ve 731 diploma numarasıyla okulunu başarıyla tamamladı,

Ve dahi

  • Unvânının, Gedikli Küçük Zâbit,
  • Rütbesinin de Gedikli Çavuş olması gerekir idi.
  • Fakat Mehmet ÖZTÜRK’ü de Gedikli Erbaş unvânı ve Gedikli Onbaşı (Gd. Onbaşı) rütbesiyle mezun etdiler.

diploma

Resmî evrakda sahtekârlık yapılarak peydahlanan gayri meşru Gedikli Erbaş Kânun’uyla unvânı tenzil edilen meşhur simâlardan

Ve dahi

Eski Tüfek’in işbu makâlesine bugün misâfir olan meslekdaşlarımızdan birisi de rahmetli Sayın Hulûsi KENTMEN’dir.

Emekli Deniz Asubay Kıdemli Başçavuş Sayın Hulûsi KENTMEN;

  • 1937 Temmuz ayında Deniz Gedikli Erbaş Hazırlama Orta Okulunda okuma hakkını kazandı ve kayıt yapdırdı.
  • Başladığı iki senelik eğitimini 15 Mayıs 1940 senesinde başarıyla tamamlayıp;
  • Gedikli Erbaş Unvânı

Ve dahi

  • Gedikli Çavuş rütbesiyle mezun edildi.

Sayın Recep ERDEM’in durumunda olduğu gibi Sayın Hulûsi KENTMEN’in de Gedikli Zâbitlik unvânı gaspedildi.

Daha ne diyelim Allah aşkına?..

Meslek çınarımız Emekli Deniz Asubay Sayın Hulûsi KENTMEN’e ait bu diploma sûretini

Kıymetli devre arkadaşım (E) Dz. İdârî Asb.Kd.Bçvş. Sayın Özgün UYSAL’ın sayfasından aşırdım,

Özgün kardeşim; Bu vesile ile teşekkür ediyor, esenlik ve karikatür dolu nice güzel seneler diliyorum size.

resim-27 

Bu sahtekârlığı dâvâ konusu etmek gerekmez mi?

Gerekir...

Kim dâvâ edecek, pekiyi?

Ben, abc’ye göre yazdım.

Buyurun, siz seçin!

  • Eski Tüfek
  • TAS-SEN
  • TEMAD

*  *  *  *  *

Devletin kânunlarında sahtekârlık yapmanın neticelerini görüyorsunuz değil mi?

Emekli kaşalot bir zâbitin yapdığı sahtekârlıklar

13 senelik terfi dönemi içinde kimbilir kaç meslekdaşımızın hakkını, unvânını, rütbesini gasb etdi...

Bu sahtekârlığı yapanlar ölüp gitdiler bu dünyadan. Biz Asubaylardan da rahmet beklemesin hiçbirisi.

Fakat

Devlet işleri şahıslar ile kaim değildir, devâmlılık esâsdır.

Bu sahtekârlığın bugün bizi ilgilendiren tarafı şudur; Bu suâle cevâp verecek bir devlet adamı var mı?

Devleti idâre edenler

Devlet adamı olduğunu iddia ediyorlar ise şâyet

Çıksınlar ortaya!

Ve dahi

İşbu sahtekârlığın hesâbını versinler!

*  *  *  *  *

Yukarıda 30 sayılı başlık altında gördüğünüz 3221 sayılı Ek kânun maddesinde

Kırmızı yuvarlak çerçeveli resimdeki bir hususa daha dikkat buyurunuz. Kânun adı...

Neymiş o kânun’un adı?

Gedikli Erbaşların Membalarına Dair olan 2505 sayılı Kânun’a Ek Kânun...

Gara gagalı garga guşu gak! dedi

Git şu gânuna bak dedi!

Gitdik bakdık o gânuna

Bunu diyen garga ne budala!..

Gedikli Erbaş Kânun’u dedikleri 2505 sayılı o kânun’un gerçek adı

Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun’dur.

Reisicumhur ATATÜRK’ü kandıran

Ve dahi

Bize zokayı yutdurduğunu zanneden gara gagalı garga guşlarına

Yetmişsekiz sene sonra

Cevâp mâhiyyetinde ilânen duyurulur...

resim-28 

Kızgın kedilerin damlarda oynaşdığı 23 Mart 1950 Perşembe günü

Sahtekâr Zâbit Kâzım’ın ruhunun şâd olduğu gün olarak kayıtlara geçdi...

Yukarıda gördüğünüz 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun

Aşağıda gördüğünüz 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u ile 30 Haziran 1950 târihinde ilgâ edildi.

Ve dahi

1937 senesinden beri kânunlarda gayri meşru olarak yer alan Gedikli Erbaş unvânı nihâyet meşrulaşdırıldı.

resim-29 

Kâzım SEVÜKTEKİN isimli tekâüd bir zâbitin

Çevirdiği elvân çeşit sahtekârlıklar silsilesinin gayri meşru çocuğu olan

5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânunu Meclis’de alelacele kabul edilir edilmez

Türk Ordusunun ilk ve tek dönem meşru Gedikli Erbaşlarını

Tâlim ve terbiye etmek üzere kolları sıvayan okul komutanlıklarımız

İlk ve dahi son defâ olmak üzere

1950 senesinde gazetelere ilânlar verip

O saf ve temiz yürekleri; vatan, toprak, millet sevdâsıyla çarpan kahraman çocuklarımızı

Gedikli Erbaş olmaya çağırdılar.

ek-3

***

Hem hakkı hem de vazifesidir,

Yüce Türk Milletinin irâdesini temsil eden T.B.M.M;

  • Yeni bir kânun yapabilir

Ya da

  • Mevcut bir kânunu tâdil veya ilgâ edebilir.

Fakat

Büyük Türk Milletini temsil eden bu vekillerin sahtekârlık yapması mâzur görülemez.

Affedilemez!..

Nâmus kelimesi bize Arapca’dan geldi. Araplar da Yunanca nomos kelimesinden aldı.

Anlamı kânun, hukuk, kural demekdir.

Bu cümleden olmak üzere;

  • Bir yerde nâmus var ise şâyet orada kânun vardır, hukuk vardır.

Ya da mefhum-u muhâlifinden nâzâr eylersek

  • Bir yerde kânun yok ise hukuk yok ise şâyet orada nâmusuzluk vardır.

İşin ahlâk ve nâmus vechesi bir yana

Bakınız sahtekârlık hususunda Türk Cezâ Kânun’u bugün ne diyor;

resim-30 

Türk Milletinin irâdesini emânet etdiği vekiller bu tür herzeler yiyemez, orostopolluk yapamaz!

Siz kıymetli karilerin de bu makâleyi okumakla şâhid olduğu üzere

Resmî belgede sahtecilik cürümünü işleyen Mirlivâ Kâzım’ı

Gedikli Erbaş Sahtekârlığı ismiyle münteşir makâlemizin tam da bu sayfasında cürm-ü meşhut yapdık!

resim-31 

Her firavun fâresinin bir Musa’sı çıkar gelir elbet!

2015 senesinde

Eski Tüfek isimli bir Musa çıkdı ortaya!

Bu sahtekârlığı

Yapılışından tam 80 sene sonra

Yüce Meclis çatısı altında

6 dönemde tam 23 sene vekillik eden

1935-1943 seneleri arasında 8 sene Millî Müdafaa Vekâleti Encümen Reisliği yapan

İstiklâl Madalyası sahibi

Zâbit emeklisi

Ve dahi

Firavun fâresi Kâzım’ın yüzüne Osmanlı şamarı gibi aşketdi!..

*  *  *  *  *

resim-32 

Gömleğinin ilk düğmesini yanlış iliklemeye gör! İki yakan bir araya gelmez!.. Hem de yanlışlar peşini bırakmaz!

Gedikli Küçük Zâbit unvânı verilen askerleri Gedikli Erbaş unvânına tenzil etmek için

2/2476 sayılı Karârnâme ile ilk kez 04 Mayıs 1935 târihinde kotarılan sahtekârlık silsilesi bitmek bilmedi.

Mağlup edilen pehlivan değil fakat

Sahtekârlık yapan düzenbâzlar sahtekârlık yapmaya doymadı.

Gedikli Erbaş sınıfı hakkında kânun hazırlarken

Küçük Zâbitân ya da Gedikli Küçük Zâbitân sınıfına ait kânunlara atıf yapmakda beis görmediler.

Yapılan orostopolluğun adına

Sahibinin gözü önünde bosdan tarlasından kelek çalmak derler. Ahlâksızlık bu raddeye varmış sizin anlayacağınız.

resim-33 

Zamânın Başbakanları

Ve dahi ATATÜRK olmak üzere

Cumhurbaşkanlarını dahi âlet ederek

Gedikli Erbaş tâbirini

Kârar, karârnâme ve kânunların içine sokuşdurarak yapılan orostopolluklar silsilesi

1940 senesi geldiğinde de devâm etdi.

Üsdelik yapdıkları bu kânun metininin alt kısmında,

Yukarıdaki pencerede kırmızı okun ucunda gördüğünüz atıf yapılan kânunlarda bir tek dahi Gedikli Erbaş ibâresi yok.

Fakat Gedikli Küçük Zâbit Kânun’unda yapdıkları değişikliğe Gedikli Erbaş Kânun’u ismini verdiler.

Bu sahtekârlığın kotarıldığı vakitlerde

Meclisde gıç büyütmek ve midelerini doldurmakla meşgul olan vekillerimizden bir dânesi dahi

Aklının ve vicdânının sesine kulak verip de;

Yahu kardeşim! Siz, Gedikli Erbaş Kânun’u hazırlıyorsunuz. Fakat atıf yapdığınız kânunların hepsi Gedikli Zâbit Kânunları... Bu ne biçim kânun yapmak? Bu ne kepâzelik? Siz, düpedüz sahtekârlık yapıyorsunuz!” demedi.

*  *  *  *  *

resim-34 

Meclis’deki vekillerimizin kimi zamân da civânmertliği tutdu. Kânun’a uygun kânun hazırladılar.

Aşağıda gördüğünüz gibi bâzı kânunlarda Gedikli Subay unvânını kullandılar.

resim-35 

Bâzen de içmeden serhoş oldu vekillerimiz!..

Kânunda yeri olan Gedikli Subayları

Kânunda yeri olmayan ve gayri meşru olan Gedikli Erbaşlar ile birlikde aynı kânun’un içine birlikde sokdular.

Aşağıda gördüğünüz kânundaki sahtekârlık 1945 senesinde pişmiş kelle gibi vekillerimizin suratına doğru sırıtdı.

Gedikli Subay ve Gedikli Erbaşlar tâbirlerini bu kez aynı kânun başlığı içinde zikretdiler.

Fakat o vekillerden bir dânesi bile bu orostopolluğu umursamadı...

resim-36 

Kaşarlı bir vekil

Sahtekâr

Ve dahi

Emekli subay olan Kâzım SEVÜKTEKİN’in

Bulanık suya sallağı yemsiz zokayı

Kimi sazan balıkları yutmuş olmalı ki

3221 sayılı Ek kânundan sonra yapılan sâir kânunlarda da bu sahtekârlık çarkı harâret ile dönmeye devâm etdi.

Çoğu zamân da

Kânunsuz ve gayri meşru olarak peydahlanan Gedikli Erbaş unvânına

Vekillerimiz el kaldırıp meşruiyet kazandırmaya tevessül etdi.

resim-37 

*  *  *  *  *

 resim-38

Vekil

Ve dahi

Emekli Mirlivâ Kâzım SEVÜKTEKİN’in çevirdiği sahtekârlık çarkı

Ağulu meyvesini nihâyet 1950 senesinde verdi.

Sahiplerinin takbih dolu ve serzenişli mahcup bakışlarına inat

Ortodoks kızılı kiremit döşeli evlerin damlarında dolaşan kızgın kedilerinin

Sahiplerine nisbet yaparcasına inleyerek ve fakat şehvetle sevişdiği o meş’um günlerde

Meclisde emen eşken ictimâ eyleyen bizim vekillerimiz

13 seneden beri ordumuzda gayri meşru olarak nöbete yollanan Gedikli Erbaş unvânına

Meşruiyet bahşetdi.

Fakat kısmet değilmiş!

Emekli Mirlivâ Kâzım

Kendi dikip büyütdüğü bu harâm ağacının zehirli meyvesini yiyemeden bir sene evvel öldü.

Bu dünyada çevirdiği sahtekârlığın hesâbı

Rûz-ı mahşere kaldı böylece...

resim-39 

Suçluluk hâlet-i ruhûyesi içinde alelıtlâk sulu zıtlak nevinden hazırladıkları

Yukarıda gördüğünüz 5619 sayılı ve 23.03.1950 târihli Gedikli Erbaş Kânun’unun kabul edilmesiyle birlikde;

Gedikli Küçük Zâbit ve Gedikli Erbaş hakkında çeşitli târihlerde meriyyete giren aşağıda mezkur toplam sekiz kânun ilgâ edildi.

  1. 2505 Sayılı ve 11.06.1934 târihli Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun. (Temel Kânun)
  2. 3134 Sayılı ve 15.02.1937 târihli Gedikli Küçük Zâbit Membaları Hakkındaki 2505 Sayılı Kânun’un İkinci Maddesinin Değiştirilmesine ve Bir Muvakkat Madde Eklenmesine Dair Kânun.
  3. 3221 Sayılı ve 09.06.1937 târihli Gedikli Erbaşların Membalarına Dair Olan 2505 Sayılı Kânun’a Ek Kânun.
  4. 3779 Sayılı ve 18.01.1940 târihli Gedikli Erbaşların Maaşlarının Tevhid ve Teadülüne Dair Kânun.
  5. 4601 Sayılı ve 21.06.1944 târihli Gedikli Erbaşların Maaşlarının Tevhid ve Teadülüne Dair Olan 3779 Numaralı Kânun’un Bâzı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kânun’a Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kânun.
  6. 4691 Sayılı ve 29 Aralık 1944 târihli Gedikli Erbaşların Maaşlarının Tevhid Ve Teadülüne Dair Olan 3779 Sayılı Kânun’un 9 uncu Maddesini Değiştiren Kânun.
  7. 4807 Sayılı ve 21 Aralık 1945 târihli Gedikli Erbaşların Aylıkları Hakkındaki 3779 Sayılı Kânun’da ve Gedikli Subay Maaşlarında %5 Emeklilik Karşılığı Kesilmesi Hakkında Kânun.
  8. 4990 Sayılı ve 28 Aralık 1946 târihli Gedikli Erbaşların Aylıkları Hakkındaki 3779 Ve 4807 Sayılı Kânunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kânun.

ek-2 

Makâlemizin tam burasına kıymetli bir meslekdaşımı daha misâfir etmekle bahtiyar olacağım. Sayın Aydın KULAK. Bakınız, Gedikli Zâbitlikden Assubaylığa Uzun İnce Bir Yol -1- isimli makâlesinde Gedikli Zâbitlik hakkında Sayın KULAK şöyle demiş;

resim-41 

Gedikli Zâbitlik hususunda Sayın KULAK’ın ortaya koyduğu bu müthiş tesbiti; Gedikli ErbaşlıkUzman Jandarmalık ve dahi Asubaylık konusunda da aynen söylemek mümkündür. Böylesi keskin, gerçekci ve çarpıcı bir tesbiti bir meslekdaşımdan duyduğum için o kadar kıvançlıyım ki. Genelkurmay Başkanlarımızın bile idrâk etmekden âciz olduğu bir tesbitdir bu. Çünkü Sayın KULAK’ın bu müthiş tesbitindeki gerçeği kavrayabilseler idi şâyet Sayın Başkanlarımızın Asubay sınıfını çokdan lağv etmeleri gerekir idi.

Günü ve kendi koltuklarını korumak için kimi subayların tezgaha sürdüğü sahte ve yapmacık asker sınıfları Türk Ordusunun on bin senelik mayasını bozdu; muharip ruhunu törpüledi, muharebe azmini kırdı. Bunları yapan subayları tarih mutlaka bir gün hain ilân edecek.

Ayrıca

Türk Genelkurmay Başkanlığının son 65 senede ihdâs etdiği dört asker sınıfının dördü de tam anlamıyla iflâs etdi.

Bu asker sınıfları;

  • Gedikli Zâbitlik
  • Gedikli Erbaşlık
  • Uzman Jandarmalık

Ve dahi

  • Asubaylık

Bu asker sınıflarının ihdâs edilmesine imzâ atan Orgeneral rütbeli subaylarımız bu konuda tam anlamıyla sınıfda kaldılar. Tarih, hükmünü böyle verdi... İflâs eden işbu dört asker sınıfından ilk ikisinin defteri çokdan dürüldü. Üçüncüsünün dürülüyor. Bunlar tarih sahnesinden çekildiler, çekiliyorlar.

Köy, göründü; kılavuz istemez!..

Şimdi sıra inşallah dördüncüsünde.

Gedikli Zâbitlik, Gedikli Erbaşlık ve dahi Uzman Jandarmalık sınıfında olduğu gibi Asubaylık sınıfı da Türk Milletinin ruhuna ve tabiatına uygun değildir. Asubaylık sınıfı da miâdını doldurdu. Türk gencine dar gelen Asubaylık gömleği dikiş tutmamacasına yırtılmış vaziyetdedir. 1970 ve 1975 Asubay olayları ve geçen senelerde yüzbinlerce Asubayın ortaya koyduğu eylemler ile bu hakikât isbat edildi. Acı tecrübeler yaşamak bahasına da olsa Türk Ordusu Asubaylık sınıfını önümüzdeki senelerde mutlaka lağv edecek. Etmeye mecbur kalacak! Tıpkı 150 sene evvel olduğu gibi her askere sonsuz terfi imkânı veren yeni bir teşkilât ihdâs edecek. Bu coğrafyada var olmaya devâm etmenin başka yolu, çığırı yokdur. Bunları da Eski Tüfek söylüyor.

Bilmediğimizi zannetmesinler!

Yukarıda okuduğunuz bu can yakıcı hakikâtleri târihe bu sahnede bir kere daha nakşetdikden sonra

Konumuza geri dönelim.

1937 senesinde resmî evrakda sahtecilik fiilini işlemek bahasına uydurdukları Gedikli Erbaşlık sınıfı

Tam 13 sene boyunca askerî mevzuatımızda kânunsuz olarak kullanıldı.

Gedikli Erbaş sınıfına ancak 5619 sayılı Kânun ile 30 Haziran 1950 târihinde meşruiyet kazandırdılar.

Fakat

Yalan tohumları ekerek peydahladıkları

Ve dahi

Türk Milleti’nin fıtratı ile bağdaşmayan bu Gedikli Erbaş tâbiri

Askerî mevzuatımızda ancak 12 ay ve 04 gün yaşayabildi...

5802 sayılı Asubay Kânun’u ile

Gedikli Erbaş tâbiri 04 Temmuz 1951 târihinde ordumuzun idârî hukuk mevzuatından sökülüp atıldı.

*  *  *  *  *

Mevzuatımıza göre bir kânun tasarısı şu sıraya göre kânunlaşır;

  • Evvelâ Kânun Meclis’de kabul edilir,
  • Akabinde Cumhurbaşkanı tasdik eder,
  • En son olarak da Resmî Gazete’de neşrildikden sonra meriyyete girer.

Fakat bizim firavun fâreleri devletin bu eskimez geleneğini tersine çevirdiler;

  • Önce, Talimnâme hazırlayıp ağızlarından Gedikli Erbaş tâbirini yumurtaladılar.
  • Sonra, karârnâme ile kılıfı hazırladılar.
  • Ve en son olarak da Meclise kendilerinin verdikleri kânun tasarısında sahtekârlık yapıp Gedikli Erbaş sınıfını hukuksuz bir şekilde askerî mevzuatımıza sokdular.

resim-42 

*  *  *  *  *

Şu Hakîkâtleri Hatırda Tutalım;

3221 sayılı Ek kânun ile Gedikli Erbaş tâbirini gayri meşru olarak kânuna sokuşdurdukları târih, 1937.

5619 sayılı kânun ile de bu gayri meşru Gedikli Erbaş ibâresini meşrulaşdırdıkları târih, 1950.

Fakat mayası bozuk şerefsizlerin yapdığı bu yoğurt kısa zamanda kokuşdu. Gedikli Erbaş Kânun’un kabul edilmesinin üzerinden daha bir sene bile geçmeden etrafa pis kokular yayıldı.

02 Temmuz 1951 târihli ve 5802 sayılı Astsubay Kânun’u 04 Temmuz 1951 târihinde meriyyete girdi.

Askerî hukukumuza hile ve hülle ile gayri meşru olarak sokuşdurulan  Gedikli Erbaş unvânı

04 Temmuz 1951 Çarşamba günü târihin lağım çukuruna gömüldü.

*  *  *  *  *

Gedikli Erbaş Sahtekârlığı İsmiyle Müseccel İşbu Makâlemizin Özü;

  • Gedikli Erbaş tâbiri 04 Mayıs 1935 târihli karârnâme metininde yapılan bir sahtekârlık ile kânunsuz olarak Türk askerî mevzuatına sokuşduruldu. 30 Haziran 1950 târihine kadar tam 13 sene askerî hukukumuzda gayri meşru olarak askerlik yapdı.
  • Gedikli Erbaş unvânının askeriyemizde meriyyetde kaldığı 13 senede her kuvvet kendine göre işlem yapdı. Kimisi Gedikli Subay unvânını tercih etdi. Kimisi de Gedikli Erbaş demeyi uygun gördü.
  • İşin tuhaf tarafı;
  • Gedikli Erbaş unvânının kullanıldığı bu 13 senelik dönemde 2505 sayılı ve 11.06.1934 târihli Gedikli Küçük Zâbit Kânun’u isimli esâs kânun meriyyetde idi.
  • Bu Kânun meriyyetde olmasına rağmen, Genelkurmay Başkanlığımız karâr ve karârnâme hükümlerine itibar etdi.
  • Gedikli Küçük Zâbit okullarındaki eğitimini bu 13 senelik dönemde başarıyla tamamlayan talebeler Gedikli Erbaş unvânı ile mezun edildi. Genelkurmay Başkanlığımız Gedikli Zâbit Kânun’una göre tedris etdiği asker kişileri Gedikli Erbaş unvânıyla mezun etdi.
  • Genelkurmay Başkanlığımız Gedikli Küçük Zâbitleri tenzil etmek suretiyle tahkir ve tezyif etdi. Yapılan bu işlem Subay okullarından Asubay menzun etmekden farksızdır.
  • 30 Haziran 1950 târihi ile 04 Temmuz 1951 târihleri arasında kalan 1 sene 04 günlük zamân zarfında mezun edilen talebeler, kânûnen Gedikli Erbaşdır.
  • Fakat 1935-1949 târihleri arasındaki 13 senelik zamân zarfında Gedikli Erbaş unvânıya mezun edilen askerler Gedikli Küçük Zâbit’dir. Anayasa’ya karşı işlenen bir sahtekârlık ile bu asker kişilerin Gedikli Zâbitlik unvânları gasp edildi. Bu hak gasbı, hemen dâvâ  edilmelidir. Mağdur edilen Gedikli Erbaşlar mahkeme karârıyla Gedikli Zâbit unvânlarını geri alabilirler.
  • 30 Haziran 1950 târihinde Gedikli Erbaş Kânun’unun kabul edilmesiyle Gedikli Erbaş unvânı meşrulaşdırıldı. Fakat bu kez de ömrü uzun sürmedi. 5802 sayılı Astsubay Kânun’u 04 Temmuz 1951 Çarşamba günü meriyyete girdi. Böylece Gedikli Erbaş tâbiri kaçak olarak 13 sene askerlik yapdığı askerî hukukumuzdan tam 12 ay ve 04 gün sonra terhis edildi.

*  *  *  *  *

 resim-43

5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u 30.06.1950 târihinde meriyyete girdi.

5802 sayılı Astsubay Kânun’u 04.07.1951 târihinde meriyyete girdi.

resim-44 

5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’unun 30.06.1950 târihinde ilgâ edilmesiyle

Muhtelif idârî kânunlarda vârid olan Gedikli Erbaş, Başgedikli ve Kıdemli Başçavuş unvânları Astsubay olarak değişdirildi.

resim-45 

Şu malûmâtı bugün tekrâr öğreniyoruz.

  • 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun 30 Haziran 1950 târihinde ilgâ edildi.
  • Ve dahi aynı târihde 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u meriyyete girdi. Bu târihde Gedikli Küçük Zâbit Okullarında okuyan talebeler 30 Ağustos 1950 târihinde Gedikli Erbaş unvânı ile mezun edildiler.
  • T.C. Ordumuzun târihinde 1950 mezunu olmak üzere sâdece bir tek dönem Gedikli Erbaş sınıfı vardır.
  • Gedikli Erbaş Kânun’u 04 Temmuz 1951 senesinde ilgâ edildi.
  • Ve dahi aynı târihde 5802 sayılı Astsubay Kânun’u meriyyete girdi. Bu târihde Gedikli Erbaş Okullarında okuyan talebeler 30 Ağustos 1951 târihinde Asubay unvânı ile mezun edildiler.

*  *  *  *  *

 resim-46

Fakat

Cezâ kânunlarında mevcut olan Gedikli Erbaş tâbirine dokunan olmadı!

Üsdelik,

Aşağıdaki Kânun’a işlendiği târihde ordumuzda Gedikli Erbaş diye bir sınıf veya unvân yok idi. Belgelerini makâlemizin evvelki sayfalarında fâş eyledik.

Biliniz bakalım!

Gedikli Erbaş ibâresini aşağıda gördüğünüz kânun vasıtası ile

Gene kânunsuz olarak ve sahtekârlık yaparak 1632 sayılı Askerî Cezâ Kânun’una sokuşduran firavun fâresi kim?

Bu fiilin failini uzaklarda aramayınız!..

Zere O, size sizden daha yakın birisi...

resim-47 

Bir vekil ve aynı zamânda emekli subay da olan bir şerefsizin tezgahladığı âdi bir sahtekârlık vasıtasıyla

Yukarıdaki kânun ile 1632 sayılı Askerî Cezâ Kânun’una dâhil edilen Gedikli Erbaş kavramı

  • Ne zamân ve
  • Hangi kânun ile iptal edildi?

*  *  *  *  *

 resim-48

Hemen yukarıda gördüğünüz 5802 sayılı Astsubay Kânun’u 04.07.1951 târihinde meriyyete girdi.

Bu kânun’un meriyyete girmesiyle birlikde 5619 sayılı ve 23.03.1950 târihli Gedikli Erbaş Kânun’u aynı târihde ilgâ edildi.

Aşağıda gördüğünüz 4551 sayılı Kânun, Başgedikli, Gedikli  ve Küçük Zâbit ibârelerini 2000 senesinde ilgâ etdi. Kânun’a dikkatli bakınız! Gedikli Erbaş ibâresi nerede acap? Bu kânun ile aslında Gedikli Erbaş tâbirinin de iptal edilmesi gerekirdi.

Niçin iptal etmediler dersiniz?

Gedikli Erbaş kavramı 3221 sayılı Ek kânun ile 15.06.1937 târihinde askerî mevzuatımıza sahtekârlık yapılarak sokuldu. Fakat içinde nefes aldığımız şu 2015 senesinin ilk aylarında dahi mevzuatımızdan hâlâ çıkmadı. Çünkü çıkamadı... Bir başka ifâde ile bu makâlenin neşredilmeye başlandığı târih itibariyle Gedikli Erbaş ibâresi hâlâ yürürlüktedir.

Aşağıda gördüğünüz Kânun’da Gedikli Erbaş ibâresi yok. Çünkü Askerî yargımızın muhterem hukukcu subayları Gedikli Erbaş tâbirinin mevzuatımıza kaçak olarak sokuşdurulduğunu pekâla biliyordu.

Zâbit Kâzım’ın yapdığı sahtekârlık gündeme gelmesin diyerek aşağıda gördüğünüz kânunda Gedikli Erbaş ibâresi yer almadı.

resim-49 

Yukarıda gördüğünüz kânun ile;

Başgedikli, Gedikli ve Küçük Zâbit ibâreleri 2000 senesinde Astsubay olarak değişdirildi.

Fakat Gedikli Erbaş, Kıdemli Başçavuş, Gedikli Küçük Zâbit unvânları tâdil veya ilgâ edilmedi.

Bir başka ifâde ile bu unvânlar Askerî Cezâ Kânun’unda hâlâ meriyyetdedir.

12 ay ve 04 günü meşru

Fakat

13 senesi gayri meşru olarak askerî idârî ve cezâ mevzuatımızda kendine yer bulan Gedikli Erbaş tâbiri

5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’un ilgâ edilmesiyle 1951 senesinde idârî hukukumuzdan çıkartıldı.

Fakat 1632 sayılı Askerî Cezâ Kânun’umuzda yaşamaya ve nöbet tutmaya bugün dahi hâlâ devâm ediyor.

AYİM ve Askerî Yargıtay’ımız Gedikli Erbaş tâbirini askerî cezâ mevzuatından niçin iptal etmiyor dersiniz?

*  *  *  *  *

Mâdem Öyle! İşde, Böyle!

İdârenin mahkemesi Askerî Yüksek İdâre Mahkemesi (AYİM) 1995 senesinde bir karâr verdi. Dâvânın konusu, yetim aylığı bağlanması hakında idi. İşbu karârında AYİM, vefât eden muvazzaf bir Gedikli Silahçı Üstçavuş’un vârislerinin yetim aylığı almak talebiyle açdığı dâvâyı reddetdi.

Dâvayı açan vârislerin babası olan 1942 neşetli Gedikli Silahçı Üstçavuş 08.06.1950 târihinde vefât etdi. Yetim aylığı bağlanması talebiyle vârisleri 42 sene sonra, 1992 senesinde Millî Savunma Bakanlığını AYİM’de dâvâ etdi. Beklenildiği üzere rahmetlinin vârisleri dâvâyı kaybetdi. Karâr gerekcesinde AYİM şöyle dedi; “Gedikli Subaylar ile Gedikli Erbaşlar ayrı “statü” olup “farklı” rütbelerdir. Bunların yetiştirilmeleri, kaynakları, hak ve ödevleri de farklı biçimde düzenlenmişdir.

Peki,

AYİM’in muhterem subay avukatları;

Yetim aylığı vermek konusunda Gedikli Erbaşlar, Gedikli Subay değildir diyorsunuz da...

Aşağıdaki kânun ile Gedikli Subayları nasıl oldu da Gedikli Erbaş yapdınız acap?

Var mı cevâbınız?

resim-50 

Netice olarak; AYİM, “Gedikli Erbaşlık” sınıfını “Gedikli Subaylık” sınıfından kabul etmediğinden dolayı 5434 sayılı Emekli Sandığı Kânun’unun 32/a maddesi cevâz vermesine rağmen yetim aylığı bağlanamayacağına karâr verdi.

AYİM, bu karârını vermeden evvel bizim işbu makâlemizde tetkik etdiğimiz;

37 kânun, 2 karârnâme, 1 karâr, 1 Ordu talimatnâmesi ve dahi Meclis zabıtlarını

Bir zahmet tetkik etseydi şâyet böylesi kepâze bir karâr veremezdi.

İşde, idârenin mahkemesi AYİM böyle dedi...

Peki,

Nâmuslu, vicdân ehli hukukcularımız var iken şu fakire söz düşmez de!

Kıyıdan ben geçeyim, yol sizin olsun!

Lâkin,

Nâcizâne

Eski Tüfek de

İşbu dâvâ hususunda şöyle diyor kendileyin;

Karâr metininde AYİM, Gedikli Erbaşların hangi kaynaklardan ve hangi kânuna göre yetiştirildiğinden hiç bahsetmemiş. Ayrıca 3134 ve 3221 sayılı kânunların ismini ağızına almamış. Dâvânın esâsını teşkil eden bu müşahhas delilleri meskût geçmiş. Ya da karartmış!  Zahmet edip bu delilleri göz önüne alsaydı şâyet bu dâvâ temelinden çökecek idi.

AYİM, Gedikli Erbaş sınıfının Türk ordusunda 3779 sayılı kânun ile 18.01.1940 târihinde ihdâs edildiğini iddia etmiş. Ve tabi ki yalan söylemiş! Demek ki bu karârı verdiği 1995 senesinde AYİM’in subay hâkim ve savcıları 3221 sayılı ve 1937 târihli kânundan haberdâr değilmiş. Ya da maksatlı olarak görmek isdememişler. Çünkü 3221 sayılı işbu kânunu tetkik etseler idi şâyet dâvâ temelden çökecek ve vârisler lehine karâr vermek zorunda kalacaklar idi. Gediki Zâbit ile Gedikli Erbaş mefhumlarının aynı olduğunu isbatlayan 3134 sayılı kânun’u da herhâlde bulumadılar. Burada bir ihtimâl daha var ki söylemeden geçemeyeceğim. O da şu. Kimbilir, soruşdurma safhasında mevzuatı tetkik edenler, emekli subay Kâzım’ın 1937 senesinde yapdığı Gedikli Erbaş sahtekârlığını fark etdiler. O vakde kadar altmış sekiz seneden beridir tezgahda bekleyen boklar ortaya dökülmesin diyerek de Gedikli Erbaşlığın târihini sınırlı olarak tetkik etdiler. Bu hususu imdi söyleyelim ki birileri bizim bu ihtimâli farketdiğimizi bilsinler.

Gedikli Erbaşunvânı” ya da Türk kaşığı ile gevur boku yemeye teşne AYİM’in kimi hukukcularının ağdalı ifâdesiyle “statü”sünün 15.06.1937 târihinde 3221 sayılı kânun ile askerî mevzuatımıza kânunsuz olarak ve hile ile sokuşdurulduğundan muhterem subay hâkim ve savcılarmız niyeyse hiç bahsetmemiş.

Kânunlar tahtında doğru karâr vermek isteyen bir hukukcunun bütün delilleri tam olarak tetkik etmesi gerekmez mi? Noksan deliller ile başlayan bir dâvânın sonu, başından belli değil midir?

AYİM olarak sen;

Gedikli Erbaş unvânını

3221 sayılı Ek Kânun ile

Ve dahi

Millî Müdafaa Encümen Reisi ve Vekil Kâzım SEVÜKTEKİN isimli tekaûd bir Mirlivâ’nın

Şeytanın bile aklına gelmeyecek sahtekârlık ve desîseler ile

Türk Askerî mevzuatına

 15.06.1937 târihinde gayri meşru yollardan sokuşdurduğunu bilmezsen

İşde böyle rezil bir karâra imzâ atarsın.

İmdi dâvâ konusunu bugün bir de biz tetebbu edelim şâyet iltifât buyurursanız.

13.06.1934 târihinde meriyyete giren 2505 sayılı kânun, AYİM’in karârında bahsetdiği üzere Türk ordusunda ihdâs edilen Gedikli Zâbitlik sınıfının en son temel kânun’udur. Dâvâ konusuna esâs teşkil eden kânun da bu kânundur. İşbu kânun, 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’unun meriyyete girdiği târih olan 30.06.1950 târihine kadar meriyyetde kaldı.

Rahmetli Gedikli Üstçavuş;

  • 2505 sayılı kânuna göre 1942 senesinde Gedikli Zâbit nasbedilerek ordumuza intisâb etdi.
  • Gedikli Zâbit unvânıyla sekiz seneden fazla görev yapdıkdan sonra Gedikli Üstçavuş rütbesinde iken 08.06.1950 târihinde vefât etdi. Vefât etdiği târihde gene 2505 sayılı Gedikli Zâbit kânun’una tâbi idi.
  • Gedikli Üstçavuş’un vefât etdiği tarihde 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u henüz meriyyete girmemişdi.

Karâr;

  • AYİM’in ifâde etdiği üzere Gedikli Zâbitler 13.06.1934 târihinde meriyyete giren 2505 sayılı kânuna tâbidir.
  • Gedikli Zâbitlik sınıfı 2505 sayılı kânun hükümlerine göre 30.06.1950 târihine kadar meriyyetde kaldı. 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’unun meriyyete girmesiyle birlikde aynı târihde ilgâ edildi.
  • 1950 senesinde 5619 sayılı işbu kânunun hazırlanmış olması bile bu târihden evvel ihdâs edilen Gedikli Erbaşlık sınıfının gayri meşru olduğunu isbatlamaya fazlasıyla kâfi gelir. Gedikli Erbaşlık Kânunu var idiyse yenisini niçin yapdınız?
  • Gedikli Erbaşlık sınıfı 3221 sayılı kânunun metininde sahtekârlık yapılmak sûretiyle 15.06.1937 târihinde ordumuzda gayri meşru olarak ihdâs edildi. Kumpaslar silsilesini bu makâlemizde fâş eyledik.

Bu cümleden olmak üzere;

  • 13.06.1934-30.06.1950 târihlerinde Gedikli Küçük Zâbit mekteblerinden mezun edilen talebelerin hepsinin unvânı Gedikli Küçük Zâbitdir.
  • Bu târihler arasında Gedikli Erbaş unvânıyla mezun edilen öğrencilerin hepsinin unvânı gasp edildi. Bu hak gasbı da müstâcelen dâvâ edilmelidir. Örnek isdeniyorsa verelim; Recep ERDEM (1945-2950). Hava Okulundan Bombardıman Gedikli Erbaş rütbesiyle 1945 senesinde mezun edildi. Kendisi bugün 91 yaşındadır. 1950 mezunu Emekli Hava Asubay Ahmet KISA vasıtasıyla kendisiyle bizzat görüşüp teyid etdim. 1943 senesinde girdiği Eskişehir Hava Gedikli Okulundan 1945 senesinde Gedikli Erbaş unvânı ve Gedikli Çavuş rütbesi ile mezun edilmiş.
  • Gedikli Zâbitlik unvânları gasb edilerek kânunsuz olarak Gedikli Erbaşlığa tenzil edilen aynı durumdaki meslek büyüklerimizin hakkını Ahmet Başkanlarımız bir an evvel arasınlar.

Kavakları uzun olan ilimizde mukim 91’lik muhterem meslek çınarımıza

Bu vesile huzurunuzda hörmetler ediyor ve ellerinden öpüyorum.

Hukuk Yok İse Nâmus Da Yokdur!

  • Kânunsuz hüküm tesis edilemez. Kânuna aykırı tesis edilen hükümde mürûr-u zamân da yokdur.
  • Gedikli Silahcı Üstçavuş, Gedikli Zâbit unvânı ile ordumuza intisâb etdi. Vefât etdiği târihde ise gene Gedikli Zâbit idi. Çünkü 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun vefât târihinde henüz meriyyetde değildi.
  • AYİM, verdiği işbu karârı ile rahmetli Gedikli Silahcı Üstçavuş’un vârislerinin yetim maaşı hakkını gasp etdi.
  • Rahmetlinin vârislerine yetim aylığı bağlanmalıdır.

Bu hak gasbının bir an evvel telâfi edilmesinde işbu makâlemizin vesile olmasını temenni ederim.

İşde, Sahtekârlığın Belgesi

Sahte kânunları gene sahte kânunların kuyruğuna bağladılar. Netice olarak da sahte karârlar verip sahte asker sınıfı peydahladıar.

 Aşağıdaki pencerede gördüğünüz 4140 sayılı Gedikli Subay Kânun’una

Aynı pencerenin alt kısmında gördüğünüz 3779 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’unu atıf yapdılar.

Utanmazlığın, sahtekârlığın, murâiliğin, şerefsizliğin bu kadarı görülmüş değil!

Atalarımız düşman askerine hep saygı ile davrandılar. Düşman komutanlara kılıçlarını iade edip hayatlarını bağışladılar.

Fakat kendi subayımızın kendi askerimize şu yapdıklarını bizim subayımız düşman askerine dahi yapmadı!

resim-51 

Aşağıdaki pencerede gördüğünüz 3779 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’una

Bu kez de

Aynı pencerenin alt kısmında gördüğünüz tam 11 dâne Gedikli Zâbit Kânun’unu atıf yapdılar.

Bunun adı düpedüz resmî evrakda sahtecilik değil de nedir, Allah aşkına?

Meydânı boş bulan kimi firavun fâreleri

Yalanı, yalana bağladılar. Kendilerince kânun yapdıklarını sandılar...

resim-52 

Burada yapılan kurnazlığa “kelime oyunu” demek az gelir. Çünkü oyunda bile gerçeklik payı vardır.

Burada yapılan eylem tam anlamıyla resmî evrakda sahtekârlıkdır.

*  *  *  *  *

Resmî evrakda iki sahtekârlık;

  1. Gedikli Küçük Zâbit ibâresi Gedikli Erbaş yapıldı. Bu târihden sonra 8 kânun daha kabul edildi. Gedikli Küçük Zâbit unvânı bu kânunların hepsine hukuksuz olarak Gedikli Erbaş şeklinde yazıldı.
  2. Esâs adı Küçük Zâbit Ve Onbaşı Talimatnâmesi olan talimatnâmenin ismine “Erbaş” ve “Yetiştirme” kelimelerini eklediler. Talimatnâme’nin adını kânunsuz bir şekilde Erbaş (Küçük Zâbit) Ve Onbaşı Yetiştirme Talimatnâmesi şeklinde değişdirdiler. Bu talimatnâme devletin mevzuat külliyatına bu kânunsuz isimle kayıt edildi. Söze konu bu talimatnâmeye daha sonraki senelerde yapılan değişmelerde gene bu gayri meşru isim kullanıldı.

Bir kurnazlık;

Karârnâme ve kânun tasarısı metinine 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun’un ismini yazmadılar. Sâdece kânun sayısını yazdılar. Bu kânun’da mevcut olan Gedikli Küçük Zâbit unvânı sahne arkasına çekdiler. Ve yerine gayri meşru olarak peydahladıkları Gedikli Erbaş unvânını sahneye sürdüler.

5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u, 30 Haziran 1950 târihinde meriyyete girdi. Sâdece 12 ay ve 04 gün yürürlükde kaldıkdan sonra, 04 Temmuz 1951 târihinde ilgâ edildi. Bu kânuna istinâden T. C. Ordumuzda 1950 senesi olmak üzere sâdece bir dönem Gedikli Erbaş mezun verildi. Bu hakîkâtı unutmayalım. Gedikli Zâbit Okullarında okuyan talebeler 30 Ağustos 1950 târihinde Gedikli Erbaş unvânıyla mezun edildi. Subay okulundan Asubay mezun etmek gibi bir durum var burada. 1950 senesinden önce Gedikli Erbaş unvânıyla mezun edilen Gedikli Erbaşlar var ise şâyet bu Gedikli Erbaşların diplomaları hem kânunsuz hem de hükümsüzdür. Çünkü kânunsuz hüküm tesis edilemez! Fakat bu konuda tam kânunsuzluk yapılmış o zamanlar. Gedikli Zâbitleri Gedikli Erbaşlığa tenzil etmek için 1935 senesinde yapmaya başladıkları sahtekârlıklar silsilesi, 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’unun meriyyete girmesiyle 30 Haziran 1950 târihinde kânunlaşdırıldı. Bu târihden sonra da yukarıda ifâde etdiğimiz üzere sâdece bir dönem Gedikli Erbaş mezun verildi.

5802 sayılı Astsubay Kânun’unun 04 Temmuz 1951 Çarşamba günü meriyyete girmesiyle de 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânunu’u aynı gün ilgâ edildi.

*  *  *  *  *

2505 sayılı kânun 30 Haziran 1950 târihinde 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u ile ilgâ edildi.

3221 sayılı Ek Kânun 15 Haziran 1937 târihinde meriyyete girdi.

Demek ki 1937 senesinden 1950 senesine kadar geçen 13 senelik terif döneminde ordumuzda;

  • Birisi kânûnî  olan Gedikli Küçük Zâbit sınıfı
  • Birisi de kânûnsuz olarak gayri meşru yollarla ihdâs edilen Gedikli Erbaş olmak üzere
  • Aslında birbirinin aynısı olan iki muvazzaf sınıf asker aynı anda görev yapdı.

Bu tuhaf durumu kendi kânunlarını ortaya dökerek şöyle izâh edelim;

  1. 2505 sayılı ve 1934 târihli kânûn’a istinâden meşru olarak ihdâs edilen Gedikli Küçük Zâbit sınıfı istihdâm edildi.
  2. 3221 sayılı ve 1937 târihli kânûn’a istinâden gayri meşru olarak ihdâs edilen Gedikli Erbaş sınıfı istihdâm edildi.

1937-1949 seneleri arasındaki bu;

  • Çifte kânunlu,
  • Çifte sınıflı

Ve dahi

  • Çifte uygulamalı 13 terfi dönemini kaplayan zamân zarfında;
  • 2505 sayılı ve 1934 târihli Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânûn’a istinâden mezun edilen öğrencilere 3221 sayılı ve 1937 târihli Ek kânûn ile yapdıkları sahtecilik neticesinde kânunsuz olarak Gedikli Erbaş unvânı verdiler.
  • 5619 sayılı kânun’a göre 30 Haziran 1950 – 04 Temmuz 1951 târihleri arasında kalan sâdece 12 ay ve 04 günlük zamân zarfında meşru olarak Gedikli Erbaş mezun verildi.
  • Bu târihlerden önce veya sonraki târihlerde mezun edilen Gedikli Erbaşların hukûkî durumu tam anlamıyla keenlem yekûndur.
  • Dâva açılmalıdır. Burada en azından unvân gasbı vardır. Gedikli Zâbitlikden Gedikli Erbaşlığa tenzil edilen asker kişilerin başka hak kaybı var mıdır?
  • Bu suâlin cevâbını bilmesi ve dahi vermesi gereken kişi herhâlde Eski Tüfek olmasa gerek.

*  *  *  *  *

resim-53 

Bismillah, fundo!..

*  *  *  *  *

  • 37 kânun,
  • 2 karârnâme,
  • 1 karâr,
  • 1 Ordu talimatnâmesi

Ve dahi

  • Meclis zabıtları...
  • Başlangıç: 04 Mayıs 1935
  • Bitiş: 04 Temmuz 1951
  • Konu: T.C. Ordusunda Gedikli Erbaşlık Sahtekârlığı
  • Esâs oğlan: Tekâüd Zâbit Kâzım...

Üçüncübinyılı onbeşinci senesinin

Ayaz paşanın kol gezdiği zemheri ayının şitâ günlerinde

Eski Tüfek’den

İki kısım

Ve dahi

Doksandokuz sayfa tekmili birden

Gedikli Erbaş Sahtekârlığı Kumpanyasını temâşâ eylediniz!..

 brove

 

 

 

Şükrü IRBIK
(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

Kaynak: Makâlede mündericdir.

 

Okumak için tesimi tıklayınız!

Gedikli Erbaş Sahtekârlığı -1-

manset






Yayınlandığı yer ESKİ TÜFEK
emekli-uzmanlar-eylem

Bir kurumda bu kadar statüye ne gerek varsa, bu bir tarafa; Askerlikte işlerin yürütülmesi için binlerce insanın başvurduğu müracaatlar içinden; sınavla, mülakatla, sağlık kurulu raporuyla seçilerek istihdam edilir uzman erbaşlar…

Kimisi bedel öder, kimisi çürük raporu alıp adeta kaçarken askerlikten, kimisi de işsizlikten dolayı meslek olarak benimsemek zorunda kalır askerliği.

Nasıl benimsemesin ki insan, eğer bir ülkede askerlik, polislik, devlet memurluğundan başkaca iş alanı yoksa!

Bugün polislere, sözleşmeli subaylığa/assubaylığa, uzman erbaşlığa, uzman jandarmalığa müracaat edenlere baktığımızda pek çoğunun hayallerinde başka işler yapmak vardır amma onu gerçekleştirecek ekonomik güç yoktur ailelerinde.

Devlette çalışmak zorunda kalanlar, insani ihtiyaçlarının temeli olan ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir gelire kavuştuktan sonra her anını huzur içinde yaşamak ve güvenli bir geleceğini de işinden elde etmek ister ama nerde…

Kişi, ömrünün en güzel çağlarını mesleğinde geçirirken, her anını huzur içerisinde yaşamak, güvenli ve mutlu bir gelecek için gerekli tatmin edici ücreti bulamadığı gibi kanunların üstlere/amirlere verdiği tek yanlı aşırı yetkilerden kaynaklı olarak, uygulanan tarifsiz baskılar, sözlü-sözsüz şiddetler, aşağılamaları oluşturan mobbingler ve haksızlıklar nedeniyle kendisini farklı bir mücadele içerisinde bulur.

İşte uzman erbaşlar…

Bugün (26.5.2012) keplerini Ankara Kızılay’daki Abdi ipekçi Parkında bıraktılar! Devleti yöneten yetkililerin alıp önlerine koyup düşünmeleri için.

Artık yetkililer bu durumu ne denli dikkate alırlar, düşünürler bunu zaman gösterecek.

Mesleki örgütlenmenin olmadığı, olanın da içine siyaset girdiği veya yetersiz olduğu Türkiye’de daha çok kep bırakacak meslekler arkada bekliyor gibi.

Bir uzaman erbaş  belki de hayalinde olmayan bir işi yapmak üzere askerliği meslek olarak seçtiğinde lise mezunuysa şayet, 10’uncu derecenin 1’inci kademesinden göreve başlıyor. Yaptığı işi nedeniyle performansının yaşa bağlı olarak düşmesinden dolayı artık kurumda çalışamayacağı değerlendirilerek sivil kurumlardan emekli olması sağlanıyor. Ancak sivil kuruma geçen uzman erbaş, sivilde işe başlayan memurun derecesi olan 13’üncü derecenin 1’inci kademesinden özlük hakkı değerlendirilerek 2 derece geriye götürülerek sivilde işe başlatılıyor. Yani altı yıl geriye gidiyor özlük hakkı. Örnek vermek gerekirse; 18 yıl TSK’da görev yapıp 45 yaşında 3’üncü derecenin 1’inci kademesine ulaşmış bir uzman erbaş, sivil memurluğa geçtiğinde 5’inci derecenin 1’inci kademesine düşürülerek, bir yıl sivil memurluktan sonra 5’inci derecenin 2’nci kademesinde zorunlu olarak emekli edilmekte.

Hâlbuki uzman erbaş ile aynı yıl göreve başlayan bir sivil memur operasyonlar, şark görevleri, tayinlerle uğraşmamakta olduğu gibi, zaman içerisinde yükseköğrenim görerek derece ve kademesini yükseltmekte ve uzman erbaş gibi, genç sayılabilecek bir yaşta zorunlu olarak emekli edilememekte.

Şimdi, yetkililer, uzman erbaşların parka bıraktığı şapkalarını önlerine alıp düşünüler mi bunu bilemeyiz!

Eğer yetkililer, kendilerini uzman erbaşların yerine koyup, bugünkü koşullarda; 45-46 yaşından sonra, üstelik zorunlu olarak emekli edildikten sonra 900 lira ile çocuklarını okutabileceklerini, güvenli ve mutlu bir yaşamı sürebileceklerini, uzak kaldıkları sivil yaşamın koşullarına adapte olabileceklerini, düşünüyorlarsa, şimdiki koşullar aynen devam edecek demektir. Yok, yürütemem, yapamam diyorlarsa çözüm için adım atacaktır.

Düşünün,

Uzman erbaşlarla birlikte, uzman jandarmaları, assubayları, polisleri, öğretmenleri, hemşireleri de düşünün. Kısacası haksızlığa uğrayan, örgütsüz ve dolayısıyla özlük haklarında söz sahibi olamayanları düşünün!
Yayınlandığı yer YANKI