Cumartesi, 27 Haziran 2015 23:49

UYGARLIK ARAYIŞI

Uygarlığın özü:

karşındakine eziyete yönelmeden, sızlandırmaya varmayan yaklaşımdır.

Uygarlık,

doğal, tabiat yasasına uygun,

eşitlik olgusunda, eşit paylaşımdır olanakları.

Haksız oranlamaların yok oluşu, ortak kazanımların eşit kullanımıdır.

Aynı ortamda çalışan insanların ızdırap tebessümü içinde bulunmamalarıdır çağdaşlık.

Çağdaşlık, karşısındakini küçümsememek, küçümseyerek bakmamaktır.

Hizmette hep hazır olanların,

fiili hizmet üretenlerin,

yükü taşıyanların,

karşısındaki de hakkı olanı kullanırmışçasına, teklifsizce kabulüdür.

Biraz haksızlık olmalı bu;

üretenlerin iyilik dolu bakışlarını eksik etmemesi zorunludur!

Zira onlar için, tek çıkar yol,

nedenini sormadan “itaat et, rahat et” felefesi olgusundadır.

Güçsüzün ezilmesine fırsat vermemektir erdem.

Bugün, toplum içinde öyle bir bölüm oluşmuştur ki,

her an,

hizmet içi ve hizmet dışı fark etmez,

alt statü olanlara olumsuz ayırım içindedir.

Birileri çıkıp zevahiri kurtarma olgusunda,

biz bir aileyiz der”.

Hayır…

Biz bir aile, hiç olamadık ki!

Kendince, kullandığı üstün olanakların devamı için,

"aileyiz" kandırmacası olmalı.

İçtenlikten uzak bir söylemdir bu.

Hizmetin fiili ağır yönü, olanakların hep kıt yönü!

Gönlünden koparcasına olanı, hep reva görüldü!

Ve bu olumsuz, düzmece oranlamalarla,

kısıtlı, eşitlikten uzak olgu devam ediyor.

Aile olsak, paylaşımların eşit olması gerekir.

Olsa olsa aile içinde üvey evlat olabiliriz!

Ya da kast sisteminde "parya sınıfı".

Aile olunsa mirasta da eşitlikten bahsedilir.

Emekli maaşları eşitsizliği,

tazminatlarda ayırım, kayırım ve ayrıcalıklılık bunun kanıtıdır.

Mankurt gibi buyurulanı yapmaktan başkaca seçeneğin olmadığı konumdur.

Birilerine olanaklar imtiyazlı olarak altın tepside sunulurken,

bizler karavanaya çala kaşık, klasik olgusundayız!

Çağdaşlık (uygarlık) güçlünün her ortamda,

haklı olduğunun varsayımının reddidir.

"Ben hep haklıyım" diyememesidir.

Haksız olduğunda da, haklı olamamasıdır.

Hep, haklı olduğunu kabul etmemektir.

Uygarlık, insancıl kültürün gelişimidir.

Çağdaşlığın erdem olgusunda kazanımlarıdır, birikimidir, buluştuğu bir yerdir belki.

Karşısındakini, kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmeye yönelik zorlamalar,

fikir ve düşün uygarlığının eksik olan gösterisidir.

Gelişmişlik eksikliğinin zora dayalı uygulamaları,

çağdaşlıktan uzaklaşmadır bir yerde!

 

Mehmet KAYALI

Yayınlandığı yer KONUK YAZAR
Pazartesi, 27 Nisan 2015 21:18

ASKER HAKLARI PLATFORMU- (AHP)

Platform  Nedir?

Platform; Derneklerin kendi aralarında veya vakıf sendika ve benzeri sivil toplum kuruluşlarıyla ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere girişim, hareket, inisiyatif, ittifak v.b. Adlarla oluşturdukları, tüzel kişiliği olmayan geçici nitelikteki birlikteliklere verilen genel ad olarak isimlendirilir.

Değerli Kamuoyu;

Günümüz  Türk Silahlı Kuvvetleri, kendi içinde 1950 yılından başlayarak, günümüze kadar artarak sürdürülen, ihtilaller ile muhtıralardan ve vesayetçi emir komuta anlayışından kaynaklanan prusya modeli bir yapılanmanın doğurduğu, bu yüzyıla yakışmayan, gayri insani ve çağdışı bir sosyal ve mesleki ayrışmayı savuna gelmiş, özellikle subay-assubay ayırımcılığını ve buna dair metazori baskı ve hukuksuz uygulamaların ayıp ve eksiğini gidermek yönünde bir akıl ve zihinsel yapılanmayı bu güne kadar, çağdaş avrupa ulusları ordularının komuta ve karargahları seviyesine bir türlü getirememiştir.

Bu acıyı tek başına 50 yıl boyunca en fazla yaşayan tek sınıf olan assubaylar bu utancı sonlandırmak, subayın refah payını ve hayatını assubaylara ve uzman erbaşlara da hak ettikleri adalette  yayabilmek adına eşleri ve çocukları ile bir insanlık ve onur mücadelesi vermişlerdir.

Yıllardır bu konuda bir çok arkadaşımız sınırsız emek harcamışlar, eşleri ile birlikte cezaevlerine atılmışlar, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu   Kuvayı Milliye ordusunda ondan sonra yerleşen bu diktatörya mantığına ve tiran anlayışına asla boyun eğmemişlerdir. İşte bu onurlu ve insani duruş 75'liler ruhudur.

Bu ruh, bu toplumun çıkış noktasıdır...

Assubay toplumunun bu insanlık davasında, bir çok  değerli meslektaşımız çok ağır bedeller ödemişlerdir. Bu gün bile hâlâ ödemektedirler. Üstelik bu bedel ödemeler özellikle son üç yıldır da kendi içimizde acımasızca ve büyük bir düşmanlık ile kinle hâlâ artarak sürmektedir.

Kimi dava insanlarımız Temad'dan, kimi ise Tas-Sen'den sürülmüş, hâttâ sendika üyesi denilerek 30 yıllık derneklerinden sorgusuz sualsiz savunmasız ihraç edilerek onurları ve kişilikleri aşağılanmıştır.  Bu anlamda bu toplumun tüzel her iki kurumu da yönetimine seçilenlerin ve özellikle ben merkezli başkanlarının basiretsizlik ve dar kafalılıkları yüzünden ağır yara almış, haysiyet kaybına uğramıştır.

Gelinen noktada ne acıdır ki assubayların derneği ile sendikası tabanı ve tavanı ile ikiye bölünmüş, kanlı bıçaklı hasım ve düşman iki taraf haline gelmişlerdir. Başkanları dahi birbirlerine bir merhaba olsun demekten uzak, cenazelerine gitmeyecek kadar da nifak içinde bir duruş sergilemektedirler.

Bundan yararlanan hükümet ve Genelkurmay Başkanlığı;

  • Kah Temad Genel Başkanı'nın zamanında tv kanallarından millete verdiği Genelkurmay'ı tanımayan ve “kapatılıp kaldırılsın gereksiz bir makamdır, askeri dahi yoktur” demeci;
  • Kah orduevi boykotlarına “muvazzafların eylemidir, biz yönlendirmiyoruz“ şeklinde emekliyi geride tutup muvazzafı ateşe atan tavrı,
  • Kah terörist bir eylem türü olan ve bu toplumun tepkisine uymayan  ölüm orucunu göstermelik ve ele yüze bulaştırır biçimde  icraya kalkan yanlış ve hatalı tavrı yüzünden,
  • Kah, Tesud'un mal varlığının yarısına yakın kısmının assubaylara ait olduğuna dair hukuki başarısı ile Abdi İpekçi Parkı'na 40 bin assubayı toplama  cesaretindeki doğru tavrı sebebiyle,
  • Tesud-Temad-Emuzder-Emujder-Muharip Gaziler derneklerini tek bir askeri dernek olarak birleştirme kararını almış ve yeni  taslak anayasaya bu doğrultuda yeniden stk'lar ile ilgili düzenlemeyi koymuştur.
    Bu anlamda son rütuşlar yapılmaktadır.
Yeni taslak çalışmada;

Yeni dernek yapısı tüm subayları-assubayları, uzman erbaşları, sivil memurları ve muharip gaziler ile malulleri içine alacaktır.

Tarafımızca kurulan  “Asker Hakları Platformu” da  işte bu yeni yapıya  paralel anlamda assubay toplumunun önceliklerini ve adalet çıtasını en yukarıda anayasal ve teknik bir bakışla savunacak, meseleyi çağdaş ve uluslararası hukukla izah edecek ve çözüm önermelerini de çatışma ve şovence yaklaşımla değil, insani ve bilimsel yöntemle yapacaktır.

Ana tema; askerlerin TSK tabanında aynı mali ve sosyal, ekonomik, idari haklara sahip olmasını gerektiren ileri düzeyde çağdaş bir Personel Kanunu ile Askeri Ceza Kanunu üzerine Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nde kamuoyu oluşturmaktır. 

Bu anlamda bu yeni sayfa sivil, asker çalışan, öğrenci,  tüm bilinçli ve insan hakları ile adaletine saygılı, ilkeli tüm yazar çizer ve akademisyen kişilere açık olacaktır.

Özgür iradeleri ile kendilerinin sosyal, siyasal, hukuki, anayasal, mali alanlarda nerede ise bölünme ve çatışma noktasına getirilen TSK çalışanlarının ana meselelerini barışçıl ve medeni bir tarz ile üslupla yazabilecekleri tam demokratik bir platform olarak yayın hayatına başlayacaktır.

Platform öncüleri Sn. Atilla Abaylı ve  Sn. Adnan Fuat Özdemir olarak diliyoruz ve amaçlıyoruz ki;

Hep kazanan modern ve çağdaş insanla donanmış birlik ve bütünlük içinde bir TSK olsun.

Bu ordu Mustafa Kemal'in ordusudur. Ebediyen de öyle kalacaktır!

En içten saygı ve sevgilerimizle.


Asker Hakları Platformu'nun İlkeleri
  • Bu platform meşru, anayasal, hukuki bir temelin üstünde var olacaktır.
  • Devletin kuvvetler ayrılığı ilkesine saygılı ve anlayışlı olacaktır.
  • Türk Silahlı Kuvvetleri'nin modern dünya ve Avrupa'nın entegrasyonuna uyan teşkilat ve iç hizmet yapısını esas ve hedef alacaktır.
  • TSK'nın bilim, teknoloji  ile donanımlı yeni vizyonel yapısını savunacaktır.
  • Bu anlamda tekno ordu projesine paralel ve uyumlu bir assubay tanımını ve profilini işleyecektir.
  • Askeri saha ve alanda kalan hizmet ve görevler ile statüleri değil, bu alanda zorlanma yaratan ekonomik, mali, hukuki ve teşkilat ile yüksek öğrenim ve bilgiyi uzay çağına ve insan eşitliğine göre yönlendirerek standardı yükseltecek çalışmalar yapacaktır.
  • TSK'da emir ve komutadan doğan tirancı, sert, hükümranlık sistemine karşı yeni sistemi ve yeni TSK'yı bilimle, akıl ile yüksek yetenek ve donanım ile işleyecek yeni emir ve komuta ve iş üretme algısını savunacaktır.
  • Genelkurmay bazında kutuplaşarak, ayrışarak, nefret ve düşmanlık üreterek değil; tam aksine insani anlamda  yakınlaşarak, adil davranarak, adaleti baz alarak, saygılı ve içten davranarak sorunların çözümünü sağlamayı sürdürecektir.
  • Hedefimiz tüm subayların ve generallerin de bu toplumun adalet isteğine olan yaklaşımlarında, onların da destek ve inancını arkamıza alabilme seviyesini ve medeniyetini  sergileyebilmektir.
  • Sadece assubaya atfeden “ben egosundan sıyrılmış, dar ve kısır  öz bencillikten arınmış, haksızlığa uğrayan, adalet arayan her askerin sesini duyurabileceği, kendisini ifade edebileceği, sınıf ayırımı yapmaksızın tüm sessizlerin  ortak sesinin olabileceği bir sosyal çizgiyi savunacaktır.
  • Ya sendika, ya dernek, ya da parti  dayatmasını işleyen kör ve cahil gerici anlayışlara karşı ayırım üçlemesine insanları mahkum etmeyen,  hepsini bu toplumun ayaklarına seren, hepsi ile donatan ve yoğuran, hepsinin üstünde bir ortak çıtada birleştiren ve örgütleyen bir   kardeşlik  dayanışması ile  algı stratejisini yaşatacaktır.
  • Bu anlamda yeni bir üçüncü yola girmek suretiyle de yaklaşık iki yıldır Genel Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı'nca üzerinde çalışması yapılan ve kabaca hazır hale getirilen subay-astsubay-uzman-muharip gazi derneklerinin tek bir dernek adı altında birleştirlerek  “Asker Emeklileri Derneği veya Federasyonu” nun  assubay toplumuna haklarını ifade edebilmek yönünde  en verimli hale getirilebilmesi  için alt yapı çalışmasını yapacaktır.
  • Tek dayanağı anayasada olsun veya olmasın çağdaş, uluslararası medeni hukuk olacaktır.
  • Gerekçesi ise bilim ve gelecekle oluşacak yeni asker prototipidir.
  • Dünya çok hızla gelişmektedir. Ona uyumu sağlayacak, aklı ve düşünceyi de hakim kılmak bu platformun ana eksenidir.
  • Hedefimiz insandır. Akıldır.
  • Medeni bakış ve anlayıştır.
  • Bu platform Türk Silahlı Kuvvetleri'nde kaliteyi, teknolojiyi, bilimsel çalışmayı, yüksek insan standardını savunur. Çözümün reçetesinde bu olguları esas alır.
  • Tel örgülerin içindeki insani, sosyal, ekonomik ve çağdaş hukukunun insanca yaşanabilir eşitlikte ve düzeyde olmasını amaçlar.
  • Bunu yaparken de asla ırkçı, sınıfsal, içsel, rütbesel bir daire çizmez. Evrensel ve  batı medeniyeti seviyesinde Türk Silahlı Kuvvetleri'ne subayı ile assubayına yakışır uygar bir daire çizer.

AHP
Asker Hakları Platformu
Atilla Abaylı / Adnan Fuat Özdemir

Not: web sayfamız hazırlanmaktadır...

Yayınlandığı yer KONUK YAZAR
Cuma, 27 Şubat 2015 19:22

İTİRAF ET!

 

Sizlere son aylarda Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılmış açıklamaları sunuyorum.

Yılmaz, Bakanlar Kurulu'nda yapılan değerlendirmede, silahlı kuvvetlerinin öncelikle "Bedelli askerlik çıkmasa daha iyi olur" dediğini dile getirerek, şöyle devam etti:

"Çok net olarak, 'Çıkmasa daha iyi olur. Ama toplumsal bir gerçek de var. Eğer böyle bir talep olacaksa o halde sizden ricamız, isteğimiz şudur ki mümkün olduğu kadar yaş düşük olmasın, bedel de çok düşük olmasın. Yaş düşük olursa çok kimse katılır. Bedel de düşük olduğunda daha fazla kişinin başvurması mümkün olur. Mümkünse çıkarmayın, ama illa ki toplumsal ihtiyaçlarla Bakanlar Kurulu'nda değerlendirme yapacaksanız çok fazla bedel düşmesin, çok fazla da yaş düşmesin'. Bir de şunu dikkate alırsanız çok uygun olur; sözleşmeli erbaş... Sözleşmeli erbaşla ilgili 2011 yılında çıkarılan yasa kapsamında kadro miktarımız 72 bin 55 olmasına rağmen çağrıda bulunduk, gelen şu anda 4 bin 122 kişi. Yani çağırıyoruz gelmiyor. Mevcut sözleşmeli erbaşı alırken askerliğini yapmış olma şartı var. Askerliğini yapmamış olanları da kapsamda çağıralım, ola ki gelirse belli bir eğitimden sonra sözleşmeli erbaş olarak ilk dönem 3 yıl, sonra 7 yıla kadar çalıştıralım dedik. "

Yılmaz, Genelkurmay Başkanı'nın görevini hakkıyla yaptığını belirterek, "Bu geçiş sürecinde, zor davalarda kendi arkadaşlarının süreci en az hasarla atlatması için hukuk çerçevesinde elinde geleni her şeyi yaptığını Milli Savunma Bakanı olarak, her türlü talepleri cumhurbaşkanı, başbakan ve ilgililere aktardığını biliyorum" ifadesini kullandı.

Uzman jandarma okullarında geçen sürenin emeklilikten sayılmasına ilişkin çalışmaları olduğunu anlatan Yılmaz, okulda geçen sürelerin de emeklilikten sayılmasını sağlayacaklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 19 Kasım'da Cezayir'e giderken bedelli askerlikle ilgili sözleriyle ilgili sorulara Yılmaz, askerlerin 6 Kasım'da gittiğini ancak aralık ayında gideceklerin düzenlemeden yararlanacağını kaydetti.

http://www.haberturk.com/gundem/haber/1017945-milli-savunma-bakanindan-bedelli-askerlik-aciklamasi

Mili Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Türkiye'de 200 bin 338 kişinin bedelli askerliğe başvurduğunu açıkladı. Yılmaz, "Biz 200 bini beklemiyorduk. Bu çok iyi bir rakam. Ve yine bir kez daha söylüyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin güçlenmesi için, emniyet, güvenlik güçlerimizin, teknik imkanlarını, kabiliyetlerini artırmak için Savunma Sanayi Fonu'na gidiyor bu kaynak. Destek veren tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum" dedi.

http://www.sabah.com.tr/gundem/2015/02/14/bedelli-askerlik-icin-200-bin-338-basvuru

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin güçlenmesi için, emniyet, güvenlik güçlerimizin, teknik imkanlarını, kabiliyetlerini artırmak için Savunma Sanayi Fonu’na gidiyor bu kaynak. Destek veren tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum. Bu bir seçenekti. Bu seçeneği kullanmayıp da Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bedenen katılmak istiyorum diyenlere de teşekkür ediyorum. TSK’nın hem bedenen, hem askere ihtiyacı var hemde mali olarak teknik kabiliyetlerini geliştirmeye ihtiyacı var.

http://www.milliyet.com.tr/bedelli-askerlige-200-bin-338--gundem-2013649/

***

En üstte Bizzat Milli Savunma Bakanının ağzından bu ülkenin ordusunun başındaki kişinin fikirlerini ve açıklamalarını okuduk. Görüyoruz ki, şahıs sadece bir memuriyet yapıyor. Ama kimin memuriyetini?

2015 yazında Türk Silahlı Kuvvetlerinde Yükümlü olarak görev yapan askerlerimize yönelik bir anket yapılmasını öncelikler Üniversitelerden, daha sonra Genelkurmay Başkanlığından istiyorum.

  • Baba mesleği,
  • Ailenin kişi başına düşen gelir miktarı,
  • İş ve sigorta durumu,
  • Medeni durumu
  • Evi kendine mi ait yoksa kira mı?
  • Neden bedelli askerliği tercih etmediniz?
  • Bedelli askerlik hakkındaki görüşünüz nedir?

Ayrıca Profesyonel olarak Askerlik mesleğini icra edenlere de konu hakkında bazı sorular bulunan bir anket yapılmalıdır.

  • Bedelli askerlik hakkında düşünceniz nedir?
  • Bedelli askerlikten gelen gelirden bir fon oluşturulup savunma sanayiine harcanmasını nasıl karşılıyorsunuz?
  • Askerlerinizin çeşitli gelir gruplarından gelerek toplumun homojenliğini temsil ettiğine inanıyor musunuz?
  • Bir şansınız daha olsa bu mesleği tercih eder miydiniz?
  • Bedelli Askerliğin TSK’nın ihtiyaçlarına olan etkisi nasıldır?

Benim bildiğim kadarıyla devletin gelirleri ve giderleri bir havuzda toplanır. Daha sonra bu havuzdan bakanlıklara ve kurumlara bütçe ayrılır. Bu bütçeler sayıştay tarafından denetlenir.

Hatipliğine bakılarak oy verilen bir demokrasi modelinde, Cumhuriyetin olmazsa olmazlarına saygı aynen şu an yaşadıklarımız kadar olur. Maalesef yasama ve yürütme tek elde toplanmış durumda. Yargı susturuldu. Halk ekmek derdinde. En ucuz, en yalan masalları dinleye dinleye uçurumun kenarına gidiyoruz. Oysa bu kirli sayfalara ortak olmasak. En azından üç beş satır okumuş insanlar olarak bir iki kelam mırıldanabilsek.

Desek ki; neden bedelli askerliği parayla yapılan bir hizmet olarak görüyorsunuz? Bu çağdaşlık mı, eşitlik mi? Zenginlik üstün vatandaşlık mı? Paralı askerliğe en başından karşıydınız. Ne oldu da savundunuz? Pahalı olsun, az insan yararlansın diyordunuz. Ne oldu da yaygınlaştırdınız ve 230.000 insan faydalandı? Bu kanun nasıl oldu da Anayasa Mahkemesine takılmadı? Bu kanun insanları askerlikten soğutmakla ilgili kanun kapsamında suç işlemek isteyenlere yardım ve yatakçılık yapmaktadır. Bu kanun bölücüdür ve işbirlikçidir. Bu ülke çığırından çıktı. Halk celladına aşık.

Tekrar soruyorum, kendi fikrine bile sahip çıkamayan bu Bakan kime ve neye sahip çıkabilir. Haydi dostum itiraf et!

Saygılarımla…

Yayınlandığı yer AYDINLIK
Çarşamba, 24 Aralık 2014 15:16

SAYGI

Her insan bulunduğu toplumun özgür bir üyesidir ve bu toplumda herkes eşit haklara sahiptir, anayasa gereği.

İnsan olarak herkes tek başına özeldir.

Alt statüde olsa bile.

Özel kişiliğin altı- üstü olmamalı, yoktur. Bunu arayanların KAST sistemine gitmeleri gerekir.

Ve her insanın doğuştan getirdiği birtakım temel hakları vardır, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gereğince.

Bu haklar çiğnenemez!

Her insan tek başına değerlidir.

İnsan olmanın erdemlerinden bir tanesi de toplumun diğer fertlerine saygı göstermektir.

Saygının olmadığı toplumlarda kişiler arasında empati gelişemez.

Çağdaşlıkta sürtüşme kaçınılmazdır.

Birbirine saygı göstermeyen insanlar toplum içinde kopukluğa sebep olur.

Milletleri millet yapan özelliklerin başında bu vardır. Sevgi ve saygı içinde, huzur dolu bir ortamda hep bu değerlerin var olması gerekir.

Bir arada olabilmek, huzur içinde yaşamak için olmazsa olmazlardandır karşılıklı saygı. Sadece toplum içerisinde değil, kişisel hayatımızda da diğer insanlara karşı saygıyı eksik etmemeliyiz.

Edemeyiz!

Rütbe, makam, statü geçicidir. Şişirme özellikler, bunların karinesi olan güçlü görünüm geçicidir“. Kaybedince oluşan pişmanlık, dönüşümü olası değildir! Çünkü saygının olmadığı yerde hiç bir şey olmaz.

Birliktelikten, birlikteliğin oluşturacağı güçten söz edilemez. Güçlülük var gibi görünse de, içtensizlik olgusundadır.

*Eğer diğer insanlardan saygı görmek istiyorsak, ilk önce biz onlara karşı saygı göstermeliyiz.*

Sevgi ve saygı: İnsani bir olguya yada bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygudur. Bu, duygu olarak tanımlanırsa da, bu tanımın yeterliliği, karşılıklı içtenlik olgusundadır ve yüzeysellik, içtensizlik varsa da karşılıklı teati halindedir. Tek taraflı saygının ve zorlama ile oluşan bağımlılığın yüzeyselliğini tam anlamıyla tanımlanamayacağı düşünülmelidir.

Sevgi, saygı ve güven denildiğinde genellikle akla ilk önce gelen, tarafların birbirine yaklaşımıdır. Şehla bakışların oluşturacağı, güven duygusu inandırıcı değildir aslında.

İki karşı kişinin yada toplumu oluşturan kişilerin arasındaki güven duygusu içtensizlikle olmamasıdır, istenen. Kişiye gösterilen saygının karşılığıdır, içtenlik. Güveni oluşturan etken ve biçimlerine bağlı olarak büyük bir çeşitlilik göstermektedir. Şefkat, merhamet ve fedakarlık sevginin farklılıklardaki yansımalarıdır. Saygı herhangi bir ilişki, iletişim, tüm kurum içinde oluşan birliktelik, birey içtenliği ve benzerinde söz konusu var olmanın karinesi saygıdır.

Veya oluşumun ilgi ve duygularının farkında tutum sergilemek. Buna göre uygun bir davranış tarzını, tutumu, eşitliği benimsemektir.

Saygı, genellikle hizmet ilişkisinde oluşan, iletişim kurulan varlık veya oluşumun hak, haksızlık, değer yargılarına ve her türlü özelliğini göz önünde tutmak, bunlara önyargısız eşitlikle yaklaşmayı içerir. Saygı kavramı, haklar kavramının hakların teslimi konusunda, varlığından söz etmek için haklar önde gelir. Haksızlığın olmamasına bağlıdır saygı sunumu. Haksızlığın kaldırılmasına ve kavramına dayanır.

Saygı kavramı, genellikle kişilerde ilişkilerde kullanılır. Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, hizmetteki verimliliği.. Verimin zirvesine ulaşmış kişilerde, saygı beklenti olgusundadır. Saygı kavramı ile yakından ilgilidir. Dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi, saygı duygusu, hürmet, ihtiram, başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu olursa kişiye üstünlük kazandırır. Güvenin temel taşıdır!

Aslında saygı terimi kişiler arası ilişkilerle sınırlı değildir; müesseseler ve örneğin ülkeler arasında kullanabilen bir terimdir.

Her ne kadar saygı zaman zaman kibarlık veya görgü ile eş anlamlı kullanılsa da, bunlar birer davranışken, saygı farklı bir tutumdur. İnsanlığın, insan olmanın içtenlikli unumudur.

Davranışlarda görülen kültürler arası farklılıklar ve aynı davranışın farklı kültürlerde farklı anlamlar taşıması sonucu zaman zaman kişiler tamamen kendilerine dair unsurlardan veya dışa dönük çeşitli davranışlarından dolayı, saygısızlık kastı olmasa da saygısız olarak tanımlanabilirler.

Saygı anlamı, değeri, üstünlüğü, yararlılığı, meslekteki başarılar, gözlerden uzak tutulması, paye olarak kullanılıp, esas başarılının yok sayılması kabul edilemez olgudur. Üstü örtülemeyen başarıların, ve bu olguya karşı dikkatli, özenli, ölçülü saygılı olmak kaçınılmaz gerçekler içeriğindedir.

Bir kişiye, bir düşünüşe, bilinç üstünlüğüne, başarıya yüksek değer vermekten doğan özel bir duygudur, saygı. Hürmet duygusuna bağımlı içtenliktir.

Toplumumuzda saygı duymak sözcüğünün söz dışında, "öz olarak da" gerçek ifadesini bulup, toplumun karşılıklı hakkaniyet ölçüsünde tümden barış huzur içinde yaşaması dileği ile oluşmasıdır. İnsan, belli bir özelliğine göre eşitlik olgusunda değerlendirmek, eşit süreli eğitim almışların, kendini üstün görmemesi gerçek istemidir saygının. Herkesin kendi doğruları çerçevesinde yaşadığının farkında olmaktır.

Bir insanın, hangi statüden, milletten, renkten, coğrafyadan, dilden, düşünceden ve anlayıştan olursa olsun, öncelikle insan olduğunu algılanması gerekir.

Her birey, saygıya değer bir varlıktır.

Bu arada; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi içeriği, Avrupa İnsan Hakları Bildirgesi, ülkemizinde onayladığı, gerçek, zorunlu sunumlardır bunlar. Eşitlikler olgusunda, çok önemli uyum içeren, belirleyici niteliktedir kuralları.

Ancak uygulamalarda tökezlemelerin yaşandığı, eşit süreli eğitimlerde, eşitliğinin bazı kurumlarca görmezden gelindiği, yok sayıldığı da gözlemlerdedir. Çağdaş kurallara uyum gerekir. Sapmalar, kişilere özel imtiyazlar, sunidir. Gerçekçi ve gerçek değildir. Kendini, haksızlığın içine itiştir. Karşısındakine yaptığı haksızlıktır, bilebilinirse! Bir yerde haklara, hak edenlerin haklarına tecavüzdür.
Çağdaşlıkta, insanın kendisinden farklı olanı, okulsal ayrıcalıklı olanı, hor görmeye hakkı olmamalıdır. "Ben, SHORBONNE – CAMRİDGE – HARVARD bilmem ne mezunuyum. Üst statüde olmalıyım" isteği, "Farklı olmam gerekir" yaklaşımı gerçekçi olamaz. Okulsal nitelikte birbirlerini korumaları da kabul edilemez! Eşit süreli eğitim, eşit haklardan faydalanmayı gerektirir. Bunun dışı yaptırımlar, haksızlığa evet deme anlamını taşır.

İnsanların değerleri, olaylara bakış açıları bulundukları konumlar, farklı farklı olabilir. Bu farklılık, bir ayrışma, ayrıştırma, dışlama, sebebi olmamalı. Farklılıklar bir dayatma unsuru haline getirilmemeli, baskı nedeni olmamalıdır saygı ortamında.

Saygı, bir kurumda çalışanlar arasında ilişki içinde olan birey veya kurumların (örneğin suni olarak oluşturulan statüler) insanları sınıflamadır. Kast sistemince geçerlidir. Çağdaşlıkta kendine yer bulamamalı.

Buna bağımlı hak kısıtlamaları ya da haksız kullanımların kişilere sunum yaratılması, farklılıkları düzmece oranlamalarla birbirlerinin ilgi ve tutumlarının farkında oldukları halde yapıcı bir davranış tarzını seçmemeyi benimsedikleri zaman olumlu sonuç oluşması, oluşmaz.

İlişkide oluşan, iletişim kurulan varlık veya oluşumun, hak, değer ve her türlü özelliğini göz önünde tutmak ve bunlara ön yargısız yaklaşmayı içerir. Her ne kadar tersi gibi gözükse de saygı kavramı, haklar kavramının birlikteliği içeriğindedir.

Haklar, saygının oluşumunda etkendir. Saygının olduğu ortamda ise, haksızlığa yer yoktur!

"Saygı", terim olarak genellikle kişiler arası içtenlikli ilişkilerdir.

Aslında saygı terimi kişiler arası ilişkilerle sınırlı değildir. Tüm canlılar üzerinde etkendir. Bir çiçeği dalından koparmak bile, o çiçeğe saygısızlıktır. Çiçek dalında güzeldir ve mutludur.

Saygı bir tutumdur. Mutluluğun ve güvenin sunumudur.

Saygı bir kimsenin düşüncelerine, hizmet verilerine, sözlerine ve davranışlarına, toplum içindeki itibarına ve inanılırlığına karşı duyulan bir histir.

Tarif ve tanımlanması zor bir deyimdir. Sevgi, inanma, güvenme, ahlakına kefil olma, yapacaklarından ve yapmayacaklarından emin olma, hoşnut olma gibi çok sayıda duyumun, etkenin, bir tek sözcükte ifade edilmesidir; S A Y G I……

Saygı bir kültürdür ve iki insan arasındaki “empathy“ yi işaret ettiği gibi, bir toplum içi yaşamını ve bir milletin yaşamını da çok önemli ölçülerde belirler. Saygı, konuşma adabını, kendinden küçükleri sevgi ile kendine yaklaştırmayı, sosyal ve paylaşım adabını, çalışma ve iş dünyasının kurallarını, kaybettiklerimizle olan ilişkilerimizi ve vecibelerimizi, vermiş olduğumuz ve bize verilmiş olan sözlerin bütününü, düzenleyen çok anlamlı ve çok güçlü bir anahtar kelimedir.

Saygı ! Yaşamın ve insan olmanın gururudur.

Esenlik dolu mutluluklar sizlerin olsun. Sizlere saygılarımı sunarım...

 

Mehmet KAYALI

Yayınlandığı yer KONUK YAZAR
Perşembe, 20 Kasım 2014 13:28

CANLI ÖRNEK!

Çırpınışları ile,

kendilerine yapılan haksızlıkları,

karine olarak sergileyen,

tüm açıklamalar, sızlanmalar orta yerde.

Üstü örtülemeyecek kadar belirgin.

Aynı hizmet ortamında,

benzerlikte,

görev yapıp da,

eşit süreli eğitimli olmalarına rağmen,

eksik eğitimlilere haklar verip de,

iki yıllıkları okulun önünden bile geçmedikleri halde,

yasa ile dört yıllık sayıp,

YÖK“ kulakların çınlasın.

Tazminatlarla donatıp

1965 üniversite mezunu,

canlı örnek!

Örneği;

Ben!......

Haklılıkları ve yapılan haksızlıklar,

kazandığı hakları bile

yürütülmeyen.

Sen assubaysın, yerinde say.

İçeriği uygun görülen

görmezden gelinen,

küçümsenen,

dışlanan,

sosyal tesislerde,

olumsuzluklarla ayrıştırılan,

alt statü diye uyduruk söylemlerle

nitelenen.

Küçümsenen!

Assubay toplumuna yapılan haksızlıklar,

21. Yüzyılın ayıbıdır.

Haklarımızı vermeyen sayın yetkililer 

yapılan bu haksızlıkları sizler vicdanınızda yargılayın...

 

Mehmet KAYALI

Yayınlandığı yer KONUK YAZAR
Pazartesi, 01 Eylül 2014 22:14

Bana Bakışlar

Hani Adnan Fuat diye biri var,

bilir misiniz?

İçinizde merak eden oldu mu? Hani güzel makaleleri ile bizi merak ortamına taşır, bilinç ortamına götürür.

Tüm konuların içtenlikli derinliğine inip, irdeleyen biri.

30 Ağustos demiş, merasim demiş, önemini belirten tüm olguları görmek, göstermek için,

çaba sarf etmiş. Görmüş bizim göremediklerimizi ve anlatmış makalesinde.

Ben okudum içtenlikle.

Siz de okuyun ve takkenizi önünüze koyup belki,

düşün ortamında gezinir olursunuz..

Resmi geçitlerde ilgisizlik kaçınılmazdır.

Olacaktır elbette.

Giysilerin renk ortamında, pastel renklerin sevimsiz kül rengi siyaha çalan olursa

temaşa özlemi yaratmaz.

Nerede benim nefti yeşilim?

Olumsuzluk,

ayrıcalık buradan başlıyor.

Ama ben bir kapı kuluyum.

Şehzade değilim, olamadım.

Ben 61 yıldır bu toplumun içinde ya da yanındayım.

Ayrıcalık yaratmak için pantolon flataları bile siyah ve kırmızı yapıldı.

Bana bakışlar hep şehladır!

Yerleşkelerde, servislerde, sosyal tesislerde, arkalara itilen ben değil miyim?

Merasimlerdeki sessizlik ortamı benzerinde.

1976 yılında ve daha sonraki yıllarda eşit maaş aldıklarım nerede şimdi?

Benim iki katım maaş alıyorlar!

Buna "yerinde say" denebilir mi acaba?

O yıllarda,

tümü benden iki yıl eksik eğitimli olmalarına karşın,

ekonomide de itilmiş değil miyim?

İlave eğitim mi aldılar?

Farklı kariyer mi yaptılar?

Okulun önünden bile geçmeden, yasalarla, KHK. lerle, eğitim seviyeleri yükseltilip, eşit intibak ortamında unvanlı oldular.

Diploma:

gayret ister,

çaba ister,

alın teri istemez mi?

Haklar neden eğitime, diplomaya bağımlı olmaz? Olmamalı mı?

Yükselme olanağında,

benim okuldaşlarım Anayasa Mahkemesi Başkanı,

benim okuldaşlarım, muhalefet parti liderleri

ama benim hep ÖNÜM kesildi!

Bir babayiğit çıkıp da bu olumsuzlukların nedenini ne zaman görür diye merak içindeyim.

Ömrümün son demlerinde.

Ama ömrüm yeterse!

Mehmet KAYALI

Yayınlandığı yer KONUK YAZAR
Pazar, 30 Mart 2014 01:20

EŞİT LİK

EŞİT’LİK
NEDİR ACABA?

EŞİT ORTAMLARDA,
EŞİT GAYRETLERİNİ SARFEDENLERİN.
TARAFLI,  KAYIRMACI,  ZİHNİYETLE  OLMAMALI
SOSYAL VE EKONOMİK OLANAKLARIN
PAYLAŞTIRILMASI,
DAĞILIMI, DAĞITIMI,
YÖNETMENİN, YÖNETİLMENİN SONUÇLARI.
EŞİT OLMALIDIR,
HAKKANİYET ARANDIĞINDA.

BU  OLGULARA SOSYAL TESİSLERDE, MAAŞLARDA,
MAAŞLARA YAPIŞTIRILAN TAZMİNAT ADI ALTINDAKİ,
YANLI ÖDEMELER DE ÇOK UYULMADIĞI BELİRGİNDİR.
GÖREBİLMEK, GÖRMEK OLASIDIR.
FARKLI ÖZEL DİKKATE, BAKIŞA,
GEREK YOKTUR,
AYRICALIKLI ORTAMDA,
BU GÜN.

HİZMET ORTAMINDA, ZİMMET YÜKÜNÜ TAŞIMAYAN,
SORUMLULUĞUNU YÜKLENMEMİŞ KİŞİ,
BU  YÜKÜN AĞIRLIĞINI  BİLEMEZ.
VE ÖĞRETİLMEMİŞTİR ONA YÜKÜN AĞIRLIKLI TARAFI.
HİZMETİN İÇERİĞİNİ BİLEBİLMEK İÇİN,
FİİLEN SORUMLULUĞUNU YÜKLENMEK GEREKİR.
ELİNDE BLOKNOTLA DOLAŞMAK,
HER OLGUYU BİLİYOR ANLAMINA DA GELMEZ  ELBETTE.

AYRICALIKLI YAKLAŞIMLAR:
TOPLUMLARI İÇTENSİZLİĞE, DIŞLANMIŞLIĞA,
GÜVENSİZLİK DUYGULARINA İTELEMEKTEDİR.
OLUMSUZLUĞA,
GÖTÜRMEKTEN BAŞKACA BİR İŞE YARAMAZ.
GERÇEKÇİ DEĞİLDİR.

ÇÜNKÜ HERKES EĞİTİMLİDİR,
ÇAĞDAŞ OLGULARINDA.
HERKES HERŞEYİ GÖRMEKTEDİR,
AYIRT EDEBİLME OLGUSUNDADIR.

BİLİNÇLENMİŞTİR TOPLUM.

BÖYLE GELMİŞ BÖYLE GİDER…
BELLİ BİR GEÇERLİLİĞİ VARDIR BELKİ.
AMA, NE ZAMANA KADAR?
ÜLKENİN ÇAĞDAŞLIK İLERLEMESİN DE,
BÖYLE GİTMELİDİR, GİDECEKTİR
OLGUSU.

YAŞAM İÇİNDE GERÇEKÇİ DEĞİLDİR,
ZORLAYICI YASALAR ÜRETİP, ALIŞILMIŞIN KORUMASIN DA
BÖYLE GÖTÜRÜLECEKTİR,
DEVRİNİN, ANLAYIŞININ KAPANMA ZAMANI GELMİŞ OLMALIDIR
ASLINDA.

ÖZELLİKLE;
EŞİT SÜRELİ OKUL BİTİRENLER, EĞİTİMLİLER ARASINDA,
KAYIRMANIN,
HAKSIZ, HAKLANDIRMANIN
OLUMSUZ SONUÇLARINI,
İTELENDİĞİNİ, ÖTELENDİĞİNİ HİSSEDENLER,
GERÇEĞİ GÖREBİLMEKTELER.

ÇAĞDAŞ ORTAMLARDA,
HAKSIZLIKLARIN NEDENLERİNİ ARAMAKTADIRLAR.
VE ANLAMSIZ OLDUĞUNUN, ÇAĞDAŞ OLMADIĞININ FARKINDALAR.
HAKLARININ,  NEREDE  BAŞLAYIP,
NEREDE BİTTİĞİNİ ÖĞRENMİŞLERDİR.
DÜŞÜK STATÜDE KALMA ZORUNDA BIRAKILANLAR,
BİLİNÇLENMİŞTİR KİŞİLER.

ZORLAYICI KURALLARI, HUKUK EĞİTİMİ ALMAMIŞ KURULLARLA,
KULLANARAK KENDİ İDEALİNİ,
ZORLAYARAK YAPTIRIMLARLA, ALIŞILMIŞI GÖTÜRMEK
KENDİNE AİT OLMAYAN FİİLİ 
AST KADEMEDE Kİ OLANLARIN HİZMET VERİLERİNİ KULLANMAK,
EMEKLERİ İLE ÜRETİLEN HİZMET VERİLERİNİ, GAYRETLERİNİ
PAYE’ YE DÖNÜŞTÜRMEK, ÇAĞDAŞ DEĞİLDİR.
HAKSIZLIKTIR.

HİZMETTE VE SORUMLULUKTA
PAYLAŞIMI  ESASTIR.
KENDİ GAYRETİ İLE ÜRETİMİN, ÜRETMENİN  KIVANCI,
FARKLIDIR ELBETTE
MUTLULUKTUR.
ÖĞÜNÇ  DOLU  BİR  OLGUDUR

MEHMET KAYALI

Yayınlandığı yer KONUK YAZAR
Cumartesi, 01 Mart 2014 15:42

BUGÜN

Bugün 01 Mart 2014

'Astsubaylar Günü' olsun derim ben.

Bugün, diğer günlerden farklı bir gün.

Diğer günlerden farklılığı da

bu olmalı.

Bugün, astsubayların hep birliktelikle;

emeklisi ile, çoluğuyla, çocuğuyla bir bütün halinde

haksızlıkları haykırdıkları bir gündür.

Yüzbinlerin buluştuğu, uğradıkları haksızlıklardan

ninnileri duymaktan, usandıklarını

bildirmek istedikleri bir gündür bugün.

Oyalamaların, günü kurtarmanın çare olmadığının

bilinmesi gerektiği bir gündür bugün.

Dertlerine arkalarını dönenlerin,

gerçekleri görmesi, bilmesi, gerektiğini bildirme günüdür.

01 Mart 2014.

"Çalışmalar devam ediyor" aldatmacasının, "yeter" olduğunu haykırma günüdür. Şehadete yakın, hizmette önde, hak ve olanakların kullanımında gerilerde kalmanın çırpınışlarının ortaya konduğu bir gündür, bugün.

Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Beyannamesi'ne,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne imza koymuş bir devletin,

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına uyma garantisi veren bir ülkenin,

Ve tüm bu dünya hukuk ve eşitlik sistemlerinin geçerli olduğu bir ülkeyiz.

Eşitlik ilkelesinin ayrımsız, ayrıcalıksız uygulanması gerektiği ortamda olmalıyız.

Bugün,

tüm dünya eğitim sistemlerinin, kabul ettiği

çağdaş üniversite diplomalarının yok sayılamayacağı bir ortamda olmalıyız!

Diğer çağdaş üniversite eğitimlilerinin, haklarının verilmesi gerektiği,

eşit süreli üniversite eğitimi almış olanların

haklarının eşitlenmesi gerektiği,

bir ortamda olmalıyız.

Ünvan söyleminin eşit eğitim süreli olanlara, eşit haklar verilmesi gerektiği ortam

oluşturulmalıdır.

Ayrımcılığın, ayrıcalığın olmaması gerektiği, hakların eşitliğinin çare olduğu

olgusudur gerçek olan.

Haklarda eşitlik dışı uygulamalar

ayrımcıdır, kayırmacıdır!

En acılarını ben yaşadım. Eğitimli hizmetlerimi verdim. Eksik eğitimlilerin

ulaştırıldıkları haklar, olanaklar nerede?

Esas hizmet üretenlerin görmezden gelinmesi haksızlıktır!

Harmanda emeği olmayanın,

değirmendeki üründe ne kadar hakkı olduğunun bilinmesi gerekir ortamında,

olmalıyız

bugün

İstanbul, Beyoğlu'nda haklarının verilmediğini duyurmaya çalışanların

günüdür.

Çook ama çok önemli bir gündür,

bugün.

Anadolu'nun kuş uçmaz, kervan geçmez yerlerinden kopup gelen,

zor şartlarda, meşakkatlar içinde, zor ulaşım şartlarında, kısıtlı olan

nafakalarından keserek ayırabildikleri yol paraları ile ideallerine koştukları gündür,

bugün.

Onun için önemlidir.

Haksızlıkların varlığına "hayır" dendiği bir gündür,

bugün....

Mehmet KAYALI

Yayınlandığı yer KONUK YAZAR

Değerli arkadaşlarım,bundan sonra sizlere zaman zaman buradan seslenmeye çalışacağım.Bana bu fırsatı verdikleri için emekliassubaylar.org. sitesine teşekkür ederim.

Sevgili dostlar,

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu  ulu önder Gazi Mustafa ATATÜRK’ün bizlere emenat ettiği bu  güzel ülkede yaşayan ancak aldığı eğitim ve tecrübelerini  hem meslek hayatında  hem de emekli olduktan sonra bir türlü istediği şekilde yansıtamayan değerli Astsubaylar ve emeklileri olarak hak ve emek mücadelesinde Türk Silahlı Kuvvetlerine ne gerek var diyorum.

Bu ülkenin bizlere bahşettiği en güzel şey DEMOKRASİ’dir. Demokrasiyi ilke edinen toplumlar hak ve emek mücadelesi için birilerinden icazet yada lutufta bulunmalarını beklemezler. Doğrudan isterler. Ülkemizde yasama organı TBMM meclisi olduğuna göre hedef noktamız TBMM ve mevcut hükümettir.  Türk Silahlı Kuvvetleri ulus bütünlüğü ve savunması için her zaman ihtiyacımız olan temel güçtür ve yıpratılması hiçbir yurttaşımızın işine gelmez.

Türkiye’de bir çok mesleki oda, STK ve sendikalar mevcut olup, çıkış noktalarına baktığımızda çoğunun talepleri üyelerinin refah seviyelerini artırmaktır. Ancak bu taleplerini sürekli mevcut hükümete yapmaktadırlar. Hükümet ise bu gruplar ile görüşerek, uzlaşmaya, anlaşmaya vararak taleplerini yerine getirmeye çalışmaktadır. Bazen bu grupların ortak amaç için birleştiklerini taleplerini topluca hükümete bildirdiklerini de görmekteyiz.

Çoğulcu katılımın verdiği güç ile çözümlenmeyecek hiçbir sorunumuzun kalmayacağını düşünüyorum. Türkiye Emekliler Derneğinin çalışmalarını da yakınen takip etmekteyim. Türkiye Emekliler Derneği emekliye verilmeyen banka promosyonları ve intibaklar konusunda mücadelesi  devam etmektedir. 

Bugün astsubay ve emeklilerinin hak ve emek mücadelesin de ücretlerinde istenilen seviye ulaşmamasının ana unsuru Evrensel ve Anayasal hak olan eğitimde fırsat eşitliğinin güzel ülkemde astsubaylar yönünde aleyhte uygulanmasıdır. Bu konuyu ilk olarak İstanbul toplantısı öncesi dostlarla ilk dile getiren kişi olarak astsubaylara eğitimde fırsat eşitliği verilmelidir. Ne zaman bu ülkenin evlatları devlet nam ve hesabına fakültelerde okumaya başlarsa diğer sorunlarımız çorap söküğü gibi çözülecektir. Şimdi size sormak istiyorum, böyle bir eğitim eşitliği çok mu uzak?...

Fakültelerde okuyan çocuklarımız, gençlerimiz hakim, yargıç, mühendis, v.s. diplomaları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinde en iyi görevleri şu an olduğu gibi daha iyi yapacaklarına şüphem bulunmamaktadır. Dileyen astsubayda talep etmeleri halinde Bakanlıklar, İl Özel İdareleri, Belediyeler, Üniversitelere yatay geçiş hakkını kullanarak daha iyi mevkilere ulaşması çok da uzak hayaller değildir. Nitelikli yetişmiş elemanların önü asla engellenmemelidir. Hükümete düşen görev mevcut yasayı değiştirerek orta ve alt grup gelire sahip milletinin çocuklarına imkan sağlamaktır.

Bunu yaparken; önümüzde yerel yönetimler seçimi yaklaşmaktadır. İçimizde çok değerli ağabeylerimiz, ablalarımız ve onların evlatları, torunları siyasi partiler de çeşitli görevler yapmaktadır. Bazı büyüklerimizde mahalle muhtarlığı, belediye meclis üyeliği ve belediye başkanlığı için adaylıklarını açıklamışlardır. Beğenelim veya beğenmeyelim, bulunduğumuz yerlerde bu adaylarımızı desteklemeliyiz. Siyasi parti çalışmaların içinde olanların yanında olmalıyız. Muhtarını dahi belirleyen bir güç merkezi durumunda olan meslek gruplarının istek ve talepleri karşısında hiçbir hükümet görmezden gelemez.  Bunu yaparken derneğimiz ve Astsubaylar siyasallaşmaz, Siyasiler Astsubaylaşır.  Sorunları çözüme kavuşturmak için ilçe, il ve genel merkez teşkilatlarında astsubay emeklilerine daha çok yer vermek zorunda kalır.

İşte bu nedenle; Hak ve emek mücadelesinde TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNE NE GEREK VAR diyorum.

En derin sevgi ve saygılarımla.

 

21 Aralık 2013
Hamdi ÖYKE
TEMAD Beylikdüzü Şube Başkanı

Yayınlandığı yer KONUK YAZAR
Cumartesi, 29 Haziran 2013 21:30

OLMADI AMİRALİM OLMADI ...

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın tüm deniz birlik ve kurumları amirlerinin ve komutanlarının katıldığı VİDEO KONFERANSI’nda özlük hakları ile ilgili son bölümde, komutanın “Şu assubayların da üç kuruş için gezmedikleri televizyon, gitmedikleri gazeteci kalmadı. Bu meslek para ile değil, sevgi ile yapılır” değerlendirmesinde bulunmasını büyük bir hayret ve üzüntü ile öğrendik!

211 sayılı yasa, amirlere personelini koruyup, kollama görevini emretmesine ve TSK dışında her kurum kendi personelini koruyup kollamasına rağmen ön yargılı zihniyet biz assubaylara  tahakküme varan sosyal, ekonomik ve insani haksızlıklar yaptı. Bunun nedenini yıllardır çözememiştik. Demek ki, sizin gözünüzde assubaylar "üç kuruş peşinde koşan para gözlermiş". Tüm meslek hayatınızda assubayların özveri ile yaptıkları fedakarca hizmetler gözardı edilerek edindiğiniz intiba bu ise sizi kutluyoruz. TSK'de personel ayrımcılığını, hukuksuzluğu ön planda tutan zihniyet sizle ne kadar övünse azdır!

Sn. Amiralim, biz assubaylar statümüzü, tahsil süremizi, müfredat programlarımızı kendimiz seçmedik. Atandığımız her yere koşarak gittik. Ölüme gönderilirken tereddüt etmedik. Tek cümle ile "TSK'yi sırtımızda taşıdık". Bu kadar haksızlığa, hukuksuzluğa assubaylar dışında hiç bir personel tahümmül gösteremezdi.Vatanseverlik duygularımız sürekli istismar edildi;  ancak, bizim vatanseverlik duygularımızın daha fazla istismarına izin vermeyeceğiz. Madem bu meslek para ile değil, sevgi ile yapılır, bizim yerimize biraz da başkaları sevsin, başkaları şehit olsun...

Sayın Amiralim, siz hiç günlerce yatak yüzü görmeden, ayağınızdan bot çıkarmadan, ölümün nefesini ensenizde hissederek; kuş uçmaz, kervan geçmez sarp arazilerde KOM tabir edilen, bir nevi mezara benzer yerde uyuyup, sıcak bir tas çorba,yatak ve banyoya hasret günlerce görev yaptınız mı?

Muhtemelen siz ve diğer komuta kademesindekiler bunları yaşamadılar. Siz denizcisiniz. Kara, hava, jandarma assubaylarının zor şartlarını tam olarak bilmeyebilirsiniz ama gemilerde, kamaranızda sağlıklı, rahat bir ortamda görev yaparken, assubaylarınızın konserve gibi bir demir yığınında istirahat etmeye çalıştıklarını hiç mi hatırlamadınız? Hiyerarşiye saygı içinde, ağır görev şartlarında görev yapan assubaylar hukukun guguk edilmesi ile büro memuru statüsünde, mahalle bekçisi, ziraat ev ekonomisti, meclis stenografı,teknik hizmetler gibi kamu görevlilerinden daha  alt kademe ve dereceden göreve başlatılıyor. Hak ettikleri tazminatlar ödenmiyor. Sosyal tesislerde sayıları ile ters orantılı kalitesiz hizmet alıyorlar. Bunları içinize sindiriyor musunuz? Sindiriyorsanız söyleyecek sözümüz yok! Hukuksuzluk olarak değerlendiriyorsanız bundan haberiniz olması için sizlere duyuramadığımız, duymak istemediğiniz haksızlıklarımızı basın yolu ile iletiyorsak, bu "üç kuruşun peşinde koşmak" mı oluyor ?..

Sn.Amiralim, assubayları bir emirle ölüme gönderebiliyorsunuz. Mesaimizi, şahsi hürriyetimizi amirin keyfine bağlayabiliyorsunuz. Kölelerin, ülkelerine devlet ve Genelkurmay Başkanı olduğu bir dünyada yaşıyoruz ama  ne yazık ki sizler hâlâ daha assubayları köle ve forsa gözü ile görüyorsunuz. Assubaylar, subaylara altın tepside sunulan imtiyazları değil, sadece adaleti talep edince de "üç kuruşun peşinde koşmuş" oluyorlar, öyle mi ?..

Hayatımın en güzel yıllarını geçirdiğim TSK'nin personeli olmaktan bir kez daha üzüntü duydum. Kurumuma olan saygımı yitirdim. Sanıyorum bir çok meslektaşım da aynı duyguları taşıyordur şu an.

Sayın Amiralim, aklınıza neden subayların hiç şikayetinin olmadığını getirmiyorsunuz? Tabii, onlara her şeyin altın tepside sunulmasını "hak" olarak görüyorsunuz. Sizden istirhamımız, TSK komuta kademesi içinde söz sahibi 5 kişiden biri olarak  lütfedip bu mesleğin kaldırılmasına vesile olunuz. Ancak unutmayınız ki ; Bu ön yargılı, adaletsiz zihniyet devam ederse 'Japonya'dan robot assubay ithal etmiyeceğinize göre' bu huzursuzluk yerimize istihdam edilecek personelde de devam edecektir!

Adalet olmayan yerde hiç bir şeyin olmayacağı, zat-ı alilerinizin de malumudur. Lütfen, yapacağınız tek şey sadece yüreğinizdeki adalet duygusunun gereğini yerine getirmektir. TSK'nin temel direklerinden olan assubayların talepleri adalet, eşitlik ve insan onuruna saygıdan başka bir şey değildir. Bu taleplerimize  yanıt vererek ordumuzdaki adaletin, moral-motivasyonun ve aidiyet duygusunun tesisine katkıda bulunabilirsiniz .

Yeni hazırlanmakta olan İç Hizmet ve Personel Kanunu bunun için bir  şanstır.

Saygılarımla.

Yayınlandığı yer KARDELEN
<< Başlangıç < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>
Sayfa 1 - 2