Cumartesi, 05 Eylül 2015 13:04

KAÇKINLAR

Trafik çok yavaş ilerliyordu. Sürücüler artık bu çileye alışmıştı. Günün yorgunluğunun ardından bir de şu yol işkencesi bitse ve bir an önce evime dönsem diye düşünüyordum. Bu esnada radyo kanallarını karıştırmaya başladım. Birkaç müzik kanalını biraz dinledikten sonra bir haber programına kulak verdim. Azerbaycan’da yaşanmış olan Hocalı katliamından ve Karabağ’dan bahsediyordu.

Aklıma birden Bakü şehri geldi. Işıltısız ve loş bir başkenttir Bakü. Petrol rafinerilerinin kirlettiği Hazar denizinin bu şehre yine de bir nefes verdiği yadsınamaz. Ama nerede Güzel İzmir, Nerede Bakü!.. “Targov Centr” denilen alışveriş merkezlerinin oluşturduğu küçük bir yoğunluk merkezi hariç sakin bir şehirdir Bakü. “Gız Galesi” “İç Şeher” “Halça sarayları” ziyaretçilere kentin tarihi dokusunu sunuyor. Zerdüştlerin, Acemlerin, Türklerin ve hatta Ermenilerin izini silemeyen Sovyet sistemi kente sadece gerektiği kadar modernlik katmış. Büyük sütunlu Tiyatro binaları, Geniş aleyalar(bir çeşit yol), Fontanlar(fıskıyeli havuzlar), Yirminci Yüzyılın ilk metrolarından biri olan Metro girişleri, Şehitler hiyebanı(Şehitler abidesi, 20 Yanvar (20 Ocak yada Kara Ocak) diye Bakü bilgilerimi beynimden geçirirken, orada takıldım.

Sahi ne olmuştu Kara Ocak’ta? Tabii ki Kızıl ordu Tankları Bakü’yü işgal etmişti. Ama ne işgal!.. Tanklar Bakü sokaklarında hareketsiz ve mahsur kalmışlardı resmen.

Hafızam o günlere gitti bir kere anlatmazsam olmaz. Targov Sentr’da bir Azeri şoför ile tanışmıştım. Adı Şahin idi. Şahin bir telefonla Salyanski Kazarma’ya geliyor, beni alıyor ve gezdiriyordu. Şahin’le şehrin güzelliklerini ve eğlence yerlerini dolaşırken bir bayanla tanıştım. Adı Aycan idi. Aycan Karabağ kaçkını imiş. İki çocuğu varmış. Çok güzel olan bu Azeri kadının çok ta trajik sayılacak hikayesinden birkaç satırı Şahin’den dinledikten sonra kadına ve kadınlara bakış açım tamamen değiştiğinden mi olacak, o gün bu gündür parayla satın alınan arkadaşlıklardan nefret ediyorum. Tıpkı o gün de kendimden nefret ettiğim gibi.

Aycan “Kaçkın” idi. Ne kaçkını mı? Tabii ki “Karabağ kaçkını”. Yani yeri, yurdu Ermeni İşgali altında olduğu için Bakü’de onlar için kurulan kampta kalıyormuş. Hocalı Katliamı, Karabağ’ın Ermeniler tarafından işgali gözümün önüne geldi. Bir hesap yaptım. Kadıncağız on dört yıldır bu hayatı yaşıyor. On dört yıldır da yardımla yaşıyor. Aylık geliri ortalama yüz, bilemedin iki yüz dolar olan, öylesi fakir bir halk kitlesinin yaşadığı ülkede, kendi tabirleri ile “KAÇKIN” olmak zor olsa gerek. Şahin’e sordum. “-Şahin sen zor geçiniyorsun. Bunlar ne yer, Ne içer?” diye. “Ara sıra paketle erzak getiriyorum. Bir de kendi çalışıyor ama parasını elinden alıyorlar.” dedi. Sonraları “Azadlıq” gazetesinde bir haber okudum. İran Karabağ Kaçkınlarına bir kamyon un ve bulgur getirmiş. Büyükelçi kendi elleriyle halka dağıtıp bir de konuşma yapıyor. “-Vah!… Vah!..” diyebildim.

Kendi vatandaşına yirmi yıl “kaçkın” diyen, kampta tutan, bir ülkeden bahsediyorum. Halkını sadece kaçtığı için belki de cezalandıran bir mantık bu. Alışılageldik bir mantık aslında. Kendi başarısızlığını, otoritesizliğini, tembelliğini, hırsızlığını, yolsuzluğunu gizleyip, üstte kalmanın binlerce ahlaksız yolundan bir tanesi. Bir ülke kendi vatanında, kendi vatandaşına mülteci kampı kurar mı? Kurar… Yeterki çoğunluğu, yalanlarıyla kendine bağlasın. Yeter ki o sahte çoğunluk ta inanırmış gibi bir menfaat oyunu oynasın. O ülkede iktidarı elinde tutanlar %90 oranlarında oy alıyorlar. O ülke bir Avrupa ülkesi. O ülkenin bir Eurovizyon şampiyonluğu bile var. O ülkedeki seçimleri, AGİT üyeleri gözlemleye gözlemleye bitiremediler.

Şimdi daha iyi anlıyorum Bakü’nün sessizliğini ve solgunluğunu. Tek renk, tek ses, bir buçuk adam… Böyle bir toplumsal yaraya onlar ilaç aramayadursunlar. Biz gelelim ülkemizdeki kaçkınlara.

İyi ki Azerbaycan gibi değiliz. İyi ki kendi halkını kaçkın kabul eden yöneticilerimiz ve halkımız yok. İyi ki bir bölgenin halkına az vatandaş, diğerine fazla vatandaş demiyoruz. İyi ki bölgesel ve dinsel ayrımcılık yapanlara aklın sesini gösteren halkımız var. İyi ki terör örgütünden kaçan halka “kaçkın” , toprağında kalana da terörist diyen bir zihniyete sahip değiliz. İyi ki bölgemizdeki bazı evleri sadece milliyeti veya inancı nedeniyle işaretleyen, taşlayan bir kültürü aştık. İyi ki tüm kürtleri Terörist gibi, hain gibi gören bir zihniyete sahip değiliz. İyi ki “BİZ” derken sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından sünni-alevi ayrımı yapmadan bahseden Cumhurbaşkanımız var. İyi ki biz de bağımsız ve işleyen mahkemeler var. İyi ki biz de Demokrasi var. Adalet var.

Demiştim on yıl önce Azerbaycan dönüşü.

Azerbaycan’da mültecilere söylenen “Kaçkınlar” ifadesinin Türk Dil Kurumundaki anlamı biraz farklı. Ancak bizdeki anlamı “kaçık” “kaçak” gibi bir şey.

Derken çalan korna sesleri ile tekrar tek derdim eve dönüş çilesi oldu. Tüm kaçaklar gibi…

Saygılarımla…

Yayınlandığı yer AYDINLIK