Perşembe, 28 Eylül 2017 13:46

Asubay Tefrikası -6-1

  

15 Temmuz Vak’asının ikinci sene-i devriyyesinin üçüncü ayını teneffüs etdiğimiz şu günlerde

08 Mart 2017 Çarşamba günü bismillah vira kalem! deyip yazmaya başladığımız Asubay Tefrikasında

Kağıt-kalem meyânında rakamları birer ikişer öğütdük!

1, 2, 3, 4, 5 derken,

Şimdi sıra geldi 6’ya...

Haydi hayırlısı! Allah, devâmını getirmeyi nasip etsin, inşallah...

İlk 5 tefrikaya isim bulmakda epeyi zorlanmış idim!

Fakat altıncı makâlenin ismi, daha yazmaya başlamadan evvel dilimin ucunda bekliyor idi...

Asubay okuluna girdiğimiz ilk günden,

Emekli olmak için son mesâimizi yapdığımzı güne kadar

Ve dahi

Emekli olduğumuz ilk günden

Emekliliğimizin şu son gününe kadar en çok tekrâr etdiğimiz o kelime,

Beş altı kısımı dolduracak Asubay Tefrikası-6’nın başlığı olmak için

Senelerden beri yalvarıyor idi bana...

  • Aldatılmak

Ya da

  • Kandırılmak!

Bu konu ile bağdaşdırmak için örnek bir şahsiyet ararken de

Türk sinemasının bahtsız ve ucuz emekcisi Adnan AYBERK geldi aklıma...

Adnan AYBERK ile asubaylar arasındaki benzerliği de

Makâlemizi okuyanlar anlayacak, inşallah.

*  *  *  *  *

Bugünün askerî, idârî ve cezâî kânunlarımıza göre “Astsubay” dediğimiz biz asker kişilere; 

  • Kimlerin, hangi sözleri verdiğini,
  • Ve bu sözlerden yerine getirilmeyenlerin nasıl savsaklanıp unutdurulduğunu,
  • Bu sözler ile verilen hakların ise nasıl gasp edildiğini de 

Asubay Tefrikası -6-‘nın müteakip kısımlarında fâş eyleyeceğiz, evvel Allah...

*  *  *  *  *

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askeri; Asubaylar -1- ismini verdiğimiz bu tefrikamızın

Biricik hedefi şudur

Asubay denilen biz askerlerin

Ve dahi Asubaylık sınıfının özlük hakları konusunda; 

  • İcrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığı ve M.S.B,
  • Temsil makâmı” olan TEMAD,

Ve dahi

Emekli ve muvazzafı ile asubayların gündemine göre,

  • Asubaylığın taleplerinin neler olduğunu göreceğiz! 

Bu taleplerin tahakkuk ettirilmesi konusunda

İlgili tarafların bugüne kadar neler yapdığı da kendiliğinden ortaya çıkacak...

*  *  *  *  *

Mahlası, Yâdigâr idi!..

Doğurduğu gün anası O’nu, yâdigâr olsun diye babasına,

Babası da yâdigâr olsun diye devletine, milletine emânet etdi...

Vücud olarak, beden olarak eşi benzeri görülmemiş bu Sivas’lı,

İri kıyım ve yiğit bir çocuk idi!

Büyüyünce, karnını doyurmak için

Gurbetci babası ile birlikde Alamanya’ya gitdi. Tersanede çalışdı, çok iyi para kazandı.

Fakat, memleket hasreti ağır basınca, bir de gönlünde yatan aslan kükremeye başlayınca

Babasının yanından firâr etdi ve İstanbul’a geldi.

Sivas’da, çocuk iken çekirdek satdığı sinemalarda filimlerin sihirine kapılmış idi bir kere... Bu sebepden dolayı ya nasib deyip, 16 yaşında Yeşilçam Sokağın yolunu tutdu.

Sinemacıların deyimi ile söylersek; star, jön; figüran... Yadiğar, bunlardan üçüncüsü idi...

Seyircinin gözünde kahramanların böyük görünmesi için dayak yemesi isdenen adam idi!

Türk sinemasının ikinci, üçüncü sınıf yüzlerce sanatcı ve ucuz emekcisinden birisi oldu...

Baş oyuncu denen cüce adamlar, filimlerde bu dev adamı hep madara etdiler!

Oynadığı filimlerin çoğunda, aslında gerçekden dayak yedi; ağzı, burnu kırıldı...

Sinemada onu seyredenler güler iken, O aslında hep ağlayan adam oldu!

Rint bir şahıs idi! Çevresindekilerin adam alıp adam satdığı para denen şeye hiç önem vermedi...

Çok mihnet çekdi! Fakat kimseye de minnet etmedi. O’nun için varsa yoksa sinema ve seyircileri idi.

Etme, Hayyâm! Gel, dinle Eski Tüfek'i!

   Girme, şu alçakların hizmetine;

   Konma sinek gibi, pislik üsdüne.

   İki günde bir somun ye, ne olur!

   Yüreğinin kanını iç de boyun eğme. 

 

 *  *  *  *  *

Bâzen Gaffur oldu, bâzen Mazlum!

Dokuzyüz küsûr filimde oynadı. Fakat oynadığı filimlerin afişlerine çoğu kez O’nun adını bile yazmadılar.

Sinemayı hiç kimse O’nun kadar sevmedi. Ömrünü sanata adadı, sahnede yaşadı.

Fakat belediyeye ait bir bankın üzerinde soğukdan donarak öldü!

Soğuk bir kış gecesi İstanbul; şarap, çalgı, çengi, kumar ve cimâ yorgunluğunun derin uykusunda iken

2

Taksim Meydânındaki belediyeye ait bankın üzerinde koca bir adam,

Daha 40 yaşında iken Mart ayının dördünde son uykusuna yatdı!

Ücretini ödeyemediği için otelden atıldığı o gecenin ayaz soğuğunda,

Sabaha kadar sokaklarda âvâre dolaşdı. Canlı iken O’nu oralarda, kimseler tanımadı!

O son gün;

Bir akşam kahvehânesine girip bir bardak çay içecek bir lirası bile yok idi cebinde!..

Lâkin,

Sabah erkenden Gezi parkını temizlemeye gelen belediye çöpcüleri, O’nun ölüsünü orada hemen tanıdı!

Soğukdan kaskatı, mosmor kesilmiş o koca adam,

Bizleri gâh güldüren, gâh ağlatan

Fakat her dâim düşündüren filimlerin vazgeçilmez figüranı, Yeşilçam’daki isimi ile Yâdigâr EJDER idi...

Altın kâlpli dev adamın ölümünü o günkü boyalı matbuât, şu kara ve koca harfler ile duyurdu; 

Ünlü oyuncunun yürek burkan ölümü!”

3

Gerçek ismi Adnan AYBERK olan

Ve

Filimlerinde Gaffur ya da Mazlum lakabı ile evimize misâfir etdiğimiz Yâdigâr EJDER,

Ehli dil, ehli edep, ehl-i nâmus ve mütevazı ve rint bir sinema emekcisi idi...

Hiç evlenmedi!

Parayı pulu gözü görmedi hiç. Şan, şöhret peşinde de koşmadı... Bir lokma, bir hırka dedi hep.

Tek derdi; sıcak bir çorba, sıcak bir oda, sıcak bir yatak idi...

Bunları da bu millet ve bu devlet çok gördü O’na...

Sinema piyasasında filimcilerin en çok kandırdığı sanatcılarından birisi idi.

Oynadığı filimler için para vereceğiz diyen filimciler, çoğu zamân kandırdılar O’nu.

Birlikde oynadığı oyuncular ve filimciler O’nun sırtından geçinip servet kazandılar.4

Fakat

O, kimesnin sırtından geçinmedi, kimsenin hakkını yemedi!

Kimseyi de kandırmadı, aldatmadı...

Birkaç aylık otel borcu,

Belki de mahalle esnafına bir yüz lira veresiye bırakdı arkasında, hepsi o kadar!

Kaç filimde oynadığı,

Nerede, ne zamân ve nasıl öldüğünü dahi bilen olmadı...

Öldüğü gün cebinde beş kuruş parası bile olmayan altın kâlpli bu dev adama

Allah’dan bugün bir kere daha rahmet ve merhâmet dileyelim.

Mekânın cennet olsun inşallah, Mazlum!

*  *  *  *  *

Eyvâh, Kandırıldık!

Yenilen pehlivân, güreşe doymazmış deriz! Güreş de pehlivân da bize has ıstılâh olduğuna göre hiç şüphe yok ki bu atalar sözünü, biz Türkler türetmiş olmalıyız.

Fakat bu atasözüne son zamânlarda çetin bir rakip çıkageldi; “Aldatılan, aldatılmaya doymazmış!” Atalarımızın güreşde sırtı yere gelen pehlivânlar için söylediği bu söz, kendi dönemini aşdı ve

Şu günlerde milletimizin çok geniş bir kısmının hâl-i pür melâline tercümânlık eyler oldu...


  • Maçam yemedi,
  • Yüreğim yetmedi,
  • Ciğerim yetmedi,
  • Bilgim yetmedi,

            En mühimi de

  • Aklım yetmedi, demenin adı

Vallahi kandırıldım!”, “Billahi aldatıldım!” oldu...

 Yaprağını yerken; kıtır, kıtır!

Sapına gelince, meee! Öyle mi?..

 

Özellikle yirmibirinci asırın ilk senelerinden itibâren memleketimizde nezle mikrobu gibi süratle yayılmaya başlayan “aldatma/kandırma” hastalığı,

Yukarıdan aşağıya doğru herkesi sarmaya başladı…

İmam, bilerek ve isdeyerek osdurunca cemaat de hem sıçdı, hem de sıvadı...

Memleketimiz, aldatılanlar kumpanyasının açık sahnesi olmaya başladı.

5a

Recep Tayyip ERDOĞAN, Başbakan olduğu dönemde defalârca söyledi; “Ben dahi aldatıldım!

Cumhurbaşkanı oldukdan sonra da şöyle dedi; “Şahsım başda olmak üzere bütün ülke aldatıldı!

Belediye başkanlarını, devlet bakanlarını, polisleri, her rütbeden subayları, asubayları, sanatcıları cemaatler;

Cüppeli hocayı da Lüpcü Fadıl aldatdı!

Gözümüzün görmediği,

Ve hattâ

Gönlümüzün de katlanmadığı hâlde aldatan-aldatılanlar folimi, tam gaz devâm ediyor memleketimizde;

  • Ȃmir, memurunu,
  • İşveren, işcisini,
  • İmam, cemaatini,
  • Karı-koca, yek diğerini,
  • Esnâf, veli nimeti olan müşderisini,
  • Arkadaşlar, birbirini,
  • Askerde üst’ler, ast’ını, 

Kandırıyor, aldatıyor...

15 Temmuz gecesi maskeler de düşdü, takkeler de!.. Bunları 15 Temmuz 2016 Cuma gününden sonra gördük, duyduk, öğrendik! Bu konuda bakalım daha neler duyup göreceğiz.

Siyâsetciler de seçmenlerini 10 Kasım 1938 Perşembe günü saat dokuzu beş geçeden beri kandırıyor.

Farz edelim ki suç, aldatanlarda...

Peki, aldatıldığını söyleyenlerin hiç suçu yok mu? Küllükde dolaşmayanın ayağına bok bulaşır mı?

Aldatılanlar kumpanyası oyuncularının hâl-i pür melâli bu minvâl üzere de...

Taa bin dört yüz sene evvelinden bize nasihât edip “Mü'min, aynı delikten iki defa ısırılmaz!diyen kim?

Biz, kimin ümmetiyiz, Allah aşkına?

Siyâsetcisinden, subayından bu devlet adamları aldatıldığını söylüyor da

Aslında aldatılanlar, neticede hep biz vatandaşlar değil miyiz?

Aldatıldığını söyleyen ve fakat aslında vatandaşı aldatan bu devlet adamları ölüp gidince arkasından biz vatandaşlar “Allah rahmet eylesin!” demeye isdekli miyiz?

Ya da

Merhûm Yâdigâr EJDER için gönlümüzde hissetdiğimiz rahmet ve merhâmet duygusunu

Aldatıldım diye yalanlar üfüren bu insanlar için de acap hissedebilecek miyiz?

Yâdigâr EJDER, ömrünü hasretdiği sinema sanatından, karnını bile doyuramadı.

Öldüğü gün cebinden beş kuruş parası dahi çıkmadı!..

Kimsenin sırtından geçinmedi, kul hakkı yemedi, kimseyi de aldatmadı...

Ölüm haberini “Yâdigâr EJDER’in yürek burkan ölümü” diye duyuran gazeteler utansın!

Yürek burksa da ölümü, Allah’ın huzuruna mâsûm bir insan olarak çıkdı dev adam. Mekânı cennet olsun! 

*  *  *  *  *

Ey şarapperest Çadırcı! Neredesin sen, şimdi? 

Bilmez misin ki;


   Niceleri geldi, neler isdediler;

   Sonunda, dünyâyı bırakıp gitdiler;

   Sen hiç ölmeyecek gibisin, değil mi?

   O gidenler de hep senin gibiydiler!

 

*  *  *  *  *

Peki,

Aldatıldıklarını söyleyen fakat aslında biz vatandaşları aldatan devlet zevâtının ölümü nasıl olacak acap?

Gazeteler, bu zevâtın ölüm haberlerini nasıl duyuracak?

Bu insanlar, yapdıkları haksızlıkların hesâbını Hakk’ın huzûrunda nasıl verecekler?

Ve

Biz vatandaşlar, bizleri idâre etdiğini zanneden bu “kandırılmış” zevâtın ardından

Bir Elhâm okumaya isdekli miyiz?

*  *  *  *  *

Aldatanlar Ülkesinin Aldatılmaya Doymayan Askerleri; Asubaylar!

Boğa, boynuzundan; yiğit, sözünden tutulur ya!

Konu aldatılmak ise şâyet, verilen bir sözün tutulup tutulmaması söz konusudur.

Verilen bir sözün tutulup tutulmaması söz konusu ise şâyet

O zamân orada verilmiş söz ya da talep var demekdir.

Peki,

Asubaylığa taraf olanların gündemindeki talepleri nedir?

Şimdi bu talepleri, yorumsuz olarak akdaralım sizlere.

Asubaylar hakkındaki talepler lisdesini derlemeye TEMAD ile başladım.

TEMAD’ın Basın-Yayın ve Tanıtımdan Sorumlu Genel Başkan Yardımıcısı Sayın Adnan AYVACI’ya bir e-mektup gönderdim. Dedim ki Başkanım; TEMAD’ın gündemindeki asubay talepleri nelerdir?

6

Sağolsunlar, Genel Başkan Yardımcımız Sayın Adnan AYVACI hemen cevâp gönderdi...

TEMAD’ın gündeminde ki Asubay talepleri şunlar imiş;

TEMAD’ın Gündemindeki Asubay Talepleri

 

 TEMAD'ın gündemi hakkında

AA

Adnan AYVACI < Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Reply|

21 Şubat 2017, Salı 1:54 PM

To: Şükrü IRBIK ( Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

 

Merhaba Sayın Şükrü IRBIK,


TEMAD’ın kısa, orta ve uzun vâdede tahakkuk ettirmek üzere gündeminde olan taleplerini size bildiriyorum

Astsubay Sorunları Ana Başlıkları;

Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli olan ve halen görev yapan Astsubaylarımızın sorunlarına ve beklentilerimize ilişkin taleplerimiz aşağıda sunulmuştur.

 

1-Görev ve Makam Tazminatları

2-Göreve başlangıç derecesinin 9/1i yerine diğer memurlarda olduğu gibi 9/2 den başlatılması

3-Emekli maaş bağlama yüzdelerinin artışının düzenlenmesi

4-Personel kadro düzenlenmesinin yapılması

5-Disiplin kanununun İnsan hakları ve Anayasaya göre yeniden düzenlenmesi

6-Astsubay yetiştirme okul seviyesinin ön lisans (2 yıllık meslek yüksek okulları) düzeyinden lisans ( 4 yıllık yüksek okul) düzeyine yükseltilmesi.

7-Tüzüğümüzde de belirtildiği üzere, üyelerimizin ihtiyacı olan huzur evi, yurt v.s gibi hizmetleri yapabilmek amacıyla gerekli olan mali imkanlara kavuşabilmek için, kooperatiflere iştirak etmek/kurmak,  şirketler kurmak/işletmek ve vakıflaşmak arzumuzla ( üye aidatları ve düzensiz bağışlar ile bu hizmetleri yapabilmenin zorluğu ortada olduğundan dolayı) çalışmalarımızı sürdürmek. 

Selam ve sevgilerimizle


Adnan AYVACI

TEMAD Gen.Bşk.Yrd.(Bas:Yay veTantm.sorumlu)

 

Yukarıda gördüğünüz üzere, “temsil makâmı” olan TEMAD’ın gündeminde 7 maddelik bir talep listesi var.

*  *  *  *  *

Asubay meselesinin önemli taraflarından birisi de emekli asubaylar. Bu konuda ortaya dökülen beyânlara bakdığımızda emekli asubaylarımızın 3 maddelik kısacık bir talep listesi olduğunu görüyoruz.

Emekli Asubayların Gündemindeki Asubay Talepleri


 1. Görev başlangıç derece/kadememizdeki kânunsuzluk. (9/2)

2. Subay/asubaya bağlanan emekli maaş oranındaki adâletsizlik. (Subay; %80, Asubay; %50)

3. Tazminât.(7 çeşit tazminât) 

Talep listesindeki maddeler itibârı ile asubaylıkdan beklentisi en az olanlar taraf, emekli asubaylar. 


Sâdece 3 maddelik bu talebleri yerine getirmek ile İcrâ mâkamı olan Genelkurmay Başkanlığı ve MSB, yüzbin emekli asubayı, sokaklardan evlerine gönderebilir. Bunu yapmıyorlar ise şâyet o vakit biz de şu suâli sormalıyız; 

Eşi, çocuğu, gelini, torunu ve akrabası ile sayısı bir milyon civârında olan emekli asubayların sokaklarda dolaşıp;

  • Açlık sınırında yaşıyoruz diye ilenmesinden,
  • Polisler ile şehir meydanlarında köşe kapmaca oynamasından,
  • Ölüm orucuna yatmasından kimler memnun oluyor acap?

 

*  *  *  *  *

Asubayların talepleri söz konu edilince her niyeyse Genelkurmay Başkanlığımız;

Yapacaklarında daha ziyâde yapdıklarını piyasaya sürmeyi tercih ediyor. Bu basit “beyin yıkama” yöntemi; 

  • Hem züğürt tesellisi niyetine umut pazarlıyor,
  • Hem de fazla diretirseniz bu verdiklerimizi de elinizden alırız diyerek aba altından sopa gösderiyor.

Bu basit alicengiz oyunları bir yana;

İçinde yaşadığımız 2017 senesinde,

Asubaylara dâir olmak üzere “icrâ makâmı” olan Genelkurmay Başkanlığımızın gündeminde

Sâdece 3 maddelik bir ”sistemli” çalışma(!) lisdesi olduğunu görüyoruz.

Genelkurmay Başkanlığının Gündemindeki Asubay Talepleri


Görev Tazminâtı; sâdece subaylarımıza vermek üzere 1989 senesinde icâd etdiler. (Asubayları ileri sürerek Genelkurmay Başkanlığımız, şimdi de binbaşılara bu tazminâtı vermek isdiyor.)

Silâhlı Kuvvetler Hizmet Tazminâtı; Genelkurmay Başkanlığımız 2011 senesinde icâd etdi.  (Asubayları ileri sürerek Genelkurmay Başkanlığımız, şimdi de binbaşılara bu tazminâtı vermek isdiyor.)

Görev başlangıc derece/kademesi; 9/1 yerine 9/2 olması. Asubayların eğitim süresini 2002 senesinde bir seneden iki seneye yükselttiler. Verilen bu bir senelik hak; muâdili devlet memurlarına kıyâsen  asubaylara, 1 senelik hak kaybı olarak aynı sene geri döndü!

Genelkurmay Başkanlığının bugün hâlâ “çözmeye(!)” çalışdığı yukarıda gördüğünüz 3 meselenin üçünü de

Gene zamân içinde çıkartdığı kânunlar ile Genelkurmay Başkanlığının doğurduğu meseleler olduğunu görüyoruz.

Yukarıda gördüğünüz 3 madde, bugün Genelkurmay Başkanlığının gündeminde olan konular.

Genelkurmay Başkanlığının bir de görmediği(!) maddeler var ki bunları da gene kendileri doğurdular;

  • Makâm tazminâtı; sâdece subaylarımıza vermek üzere, 1982 senesinde doğurdular.
  • Temsil tazminâtı; sâdece subaylarımıza vermek üzere, 2000 senesinde doğurdular.
  • Kadrosuzluk Tazminâtı; sâdece subaylarımıza vermek, üzere 1993 senesinde doğurdular.

Şimdi, ehl-i akıl bir insan olarak ben, aklımın emrine râm olup burada şöyle düşünmeye mecburum;

Asubaylara “makâm, temsil ve kadrosuzluk tazminâtı”, Genelkurmay Başkanlığının gündeminde bile yok!

Demek ki Türk Ordusunda makâm, temsil ve kadro hakkı sâdece subaylarımıza özgü.

Peki, öyle olsun!

O zamân da şu suâlin cevâbını versinler; Subaylarımız, kânun peydahlıyor ve diyorlar ki asubay denilen asker kişiler, “subay yardımcısıdır”. Şu anki mevzuâta göre sâdece subaylarımıza özgü olan “makâm, temsil ve kadrosuzluk tazminâtı” almayan asubaylar, nasıl oluyor da “subayların yardımcısı” olabiliyorlar?

*  *  *  *  *

Asubayların talepler lisdesini konuşmaya devâm edelim...

Asubay meselesi konusunda en dertli zümrenin, muvazzaf asubaylar olduğu görülüyor. Çünkü en yüklü talep listesi, muvazzafların elinde. 24 maddelik bu liste, asubayların taleplerinin tamâmını kapsamıyor elbetde. Bu lisdeye yeni talepler ilâve edilebilir...

Bugün itibârı ile tahakkuk etdirilen haklarımızı lisdeye dâhil etmediğimizi söylemeye hâcet olmasa gerekdir.

Muvazzaf Asubayların Gündemindeki Asubay Talepleri


1. Birinci derecenin dördüncü kademesine yükselme sorunu. (2012/ öldüre öldüre bitirdiler. Onun da içi boş)

2. Görev başlangıç derece/kadememizdeki kânunsuzluk. (9/2).

3. Subay/asubaya bağlanan emekli maaş oranındaki adâletsizlik. (Subay; %80, Asubay; %50).

4. Tazminât haklarımız. (7 çeşit tazminât).

5. Asubay sınıf okulu mezûnlarının intibâk sorunu (2016/öldüre öldüre bitirdiler)

6. Askerî hastanelerde utanç verici sınıf ayrımı (Subaylarımızın yapamadığını 15 Temmuz’cular bir dakikada yapdı ve Askerî hastaneleri Genelkurmay Başkanlığının elinden aldı.)

7. Askerî mahkemelerde görülen dâvalarda asubay kıyımı. (Subaylarımızın yapamadığını 15 Temmuz’cular bir dakikada yapdı ve Askerî mahkemelerin kapısına kilit vurdu.)

8. Lojman tahsisinde orantısız tahsis.

9. İçhizmet Kânunu ve Askerî Cezâ Kânununda asubay aleyhine işletilen hükümler.

10. Günlük yaşantıya müdâhale eden emir komuta zenciri ve görev anlayışı.

11. OYAK. (Aidât öderken var, yönetimde yok sayılan sınıf asubaylar)

12. Orduevi, sosyal tesis ve askerî kamplarda adâletsiz tahsisler ve uygulamalar.

13. Kalkınmada öncelikli bölgelerde çalışan asubaylara kademe verilmesi.

14. Asubay Meslek Yüksek Okullarının lisans seviyesine yükseltilmesi.

15. TSK’da görev yaparken hasta olarak sağlığını kaybedenlerin mağdur edilmesi.

16. Çağdışı orduları andıran şekilci uygulamalar. (Tam kanat – kırık kanat kepâzeliği, kılıçlı – tüfekli bölücüğü)

17. İki dudak arası mesâi kavramı değiştirilmeli, âmirin başına buyrukluğuna son verilmelidir.

18. 1 sene okuyana da 8 sene okuyana da aynı hizmet süresi. Mecburî hizmet, tahsil süresi ile orantılı olmalıdır.

19. TSK’dan ayrılışlar kolaylaştırılmalıdır.

20. Asubayların meslekî memnuniyeti için çalışma şartları iyileşdirilmeli, erken emeklilik önlenmelidir.

21. Asubaylıkdan subaylığa terfi kuralları şeffâflaştırılmalı, idârenin sınırsız takdir hakkı kısıtlanmalıdır.

22. İlk rütbemiz olan “Astsubay Çavuş” ibâresinden “Astsubay” kelimesinin iptâl edilmesi.

23. Meslek unvânımız “Astsubay” kelimesinin, ATATÜRK’ün türetdiği şekili olan “Asubay” yapılması.

24. Kışlada, cephede kahraman; esir kampında hizmet eri muâmelesi. (Bu maddeyi Çavuş Mustafa Kemâl isimli makâlesi ile 09 Mart 2017 târihinde asubayların gündemine ilk dâhil eden kişi, Şükrü IRBIK’dır.)

 *  *  *  *  *

Bugün Astsubay olarak bildiğimiz meslek sınıfı, 1951 senesinde teşkil edildi.

Asubaylara yeni haklar veriyoruz diye subaylarımızın piyasaya sürdüğü her yeni kânun aslında,

Asubayların aleyhine yeni ve daha büyük haksızlıklar doğurdu!

Peki,

Asubayların talepleri konusunda tarafların bu kadar farklı gündeme sahip olmasının sebebi nedir sizce?

Dokuz sınıf askeri olan bir orduda; alın terinin karşılığını âdil bir şekilde dağıtmak mümkün olabilir mi?

Kendilerinden başka diğer sınıflardaki askerlerin rütbesini dahi bilmeyen subaylarımız;

Bu askerlerin dertlerinin ne olduğunu nasıl bilsinler ki?

Sistem bütünlüğü içinde çalışıyoruz!” diyen subaylarımız doğru söylüyor!

sistem

Çünkü;

Sistem bütünlüğü içinde çalışarak(!)” ordumuzu gene

Sistem bütünlüğü içinde!” parçalayıp kıymık kıymık "kastlara" böldüler.

Sıkıntıları çözüyoruz diyen vatan hâini subaylarımız,

Yeni sıkıntılara kapı aralayan yeni asker sınıfları doğurtdular ordumuza!

Şu gün itibârı ile ordumuzda tam sekiz çeşit asker var!

Böyle bir manzarayı Aristo bile hayâl edemez idi!..

mevcu

Ordumuzdaki “asker sınıfları” için Genelkurmay Başkanlığımızın “statü” dediğine lutfen dikkat buyurunuz.

*  *  *  *  *

1950 senesinden beri rütbe takan orgenerallerimiz, salon generalidir!

Enselerine güneş, postallarına çamur değmez!

 

Alıp tüfeği eline,

Koşup hudut boyuna,

Yatıp çamurlu sipere boylu boyuna,

Düşmâna kendisi kurşun atacak değil, herhâlde! 

Eli tetikde, gözü ufukda düşmân gözleyen Mehmedciğimize 

Ateş! diye emir verse, Seri paşamız;

ateş

O ateş! emri, O Mehmedciğe gidesiye 

Ve dahi

O Mehmetcik, o tetiği çekesiye kadar

O düşmân, senin O canına ot tıkar be!

*  *  *  *  *

Kör Bakan İnsanlar, Fil ve Asubaylık! 

Asubaylık konusunda söz söyleme hakkı olan 4 taraf var;

1. Muvazzaf Asubaylar

2. Emekli Asubaylar

3. TEMAD (Temsil makâmı)

4. Genelkurmay Başkanlığı/MSB (İcrâ Makâmı)

Fakat gelin görün ki asubaylığın taleplerini çözmek şöyle dursun,

Asubayların taleplerinin ne olduğu konusunda her bir taraf, farklı bir telden kendi nağmesini çalıyor!

Res

*  *  *  *  *

İnsan olmanın temel şartı ve en büyük fâzileti,

Hakkını arayacak kadar cesûr ve haysiyetli olabilmekdir.

Hakkını almak, bu yolda mücâdele etmek de cesâretli ve haysiyetli insanların işidir!

Aç köpek, (karnını doyurmak için) fırın duvarını yıkıyor ise şâyet,

Aç insan, (karnını doyurmak için) fırın duvarını niye yıkmasın?..

Açlık sınırında yaşayan asubayların, köpek kadar aklı ve haysiyeti yok mudur ki hakkını aramasın?

Hakkını almak için mücâdele eden asubayları kınayanlar, önce dönüp kendilerine baksınlar;

Bu zât-ı muhteremlerin ya karınları tokdur, açlık sınırında yaşayan asubayların hâlinden anlamaz,

Ya da

Bu zevâtın aç köpek kadar bile aklı ve haysiyeti yokdur!

 

*  *  *  *  *

Asubaylık meselesine taraf olanların

Asubaylığı anlamak ve târif etmek konusunda içine düşdükleri

Ve dahi

Yukarıda gördüğünüz “başıbozukluğu” ve “kavram kargaşasını” anlatacak bir resim arar iken,

Aşağıda gördüğünüz şu sessiz(!) çizgi-resimi keşfetdim!

Bir de siz bakın hele!..

8

Asubaylar konusunda söz hakkı olan taraflardan her biri

Gündüz vakdi kör gözlüğü takıp da bakdıkları asubaylığı

Kendi görmek ve anlamak isdediği şekilde gördü, anladı ve târif etdi.

Fakat bu taraflardan hiçbirisi asubaylığın hem iç hem de dış hukûkumuza göre

  • Gayri meşrû 

               Ve dahi

  • Gayri kânûnî olduğu fark edemedi!.. 

*  *  *  *  * 

9Sinema piyasasında filimcilerin en çok kandırdığı sanatcılarından birisi idi.10

Oynadığı filimler için para vereceğiz diyen filimciler, çoğu zamân kandırdılar O’nu.

Birlikde oynadığı oyuncular ve filimciler O’nun sırtından geçinip servet kazandılar.

Ömrünü hasretdiği Yeşilçam Sokakda karnını bile doyuramayan Yadigar Ejder,

Hep “üçüncü adamı” oynadığı Türk sinemasının “ucuz emekcisi” idi!

*  *  *  *  *

Canını fedâ etdiği Türk Devletinden;11

  • Karnını bile doyuramayan,
  • Hep oyalanan,
  • Avutulan,

             Ve

  • En çok da aldatılan asubayları ise

Türk Ordusunun hep “ikinci sınıf” muamele gören “fakir ve ucuz emekcisi” oldu! 

 brove

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.



   Evvelki bölümleri okumak için aşağıdaki resimleri tıklayınız!   


 Kapak-1       Kapak-2     Kapak-3

  Kapak-4      Kapak-5

Yayınlandığı yer ESKİ TÜFEK

Dile kolay nerede ise üzerinden 35 yıl geçmiş,

Bir jenerasyonun yok edildiği,

Acıların, çilelerin yaşandığı karanlık yıllar,

12 Eylül darbesi.

Silahların gölgesindeki bu darbe ve öncekilerinin kimlerden ne aldığı

Kimlere neleri kazandırdığına kendi açımızdan bir bakalım;

Adaletsizlik diyoruz, 

İsyan ediyoruz, hak hukuk yok diyoruz,

Aynı kurumda birileri çalışırken refahta, emekliliğinde güven iken,

Diğeri çalışırken zorda, emekliliğinde yoksulsa,

Ve çıkıp hâlâ 

Askeri otorite, "biz bir aileyiz",

Siyasi makam da "siz bir ailesiniz" diyorsa ,

Peki sormak lazım, böyle Aile olur mu?

Bakın ailenin öz çocukları nasıl serpilmiş, beslenmiş tarihsel süreçde,

Her fırsatı sadece kendilerine nasıl bir kazanca dönüştürmüşler,

Siyasilerle;

  • 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi Yapıldı,
  • 27 Aralık 1960 "Teğmenden Mareşale (Büyükamirale) kadar her subaya" barışta ve savaşta birer “hizmet eri verilmesine” dair kanun çıktı,
  • 27 Temmuz 1967 Personel Kanununun 49. Maddesine istinaden, “Subaylara Kadrosuzluk Tazimatı ödenmesinin” alt yapısı oluşturuldu ve kadrosuzluktan emekli olan subaylara tazminat ödemesi başladı,
  • 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi yapıldı,
  • 1982 Subaylara Makam Tazminatı ödenmeye başladı....
  • 28 Şubat 1997 Tarihi MGK toplantısı yapıldı. Daha sonradan askerler tarafından postmodern darbe olarak nitelendirilecek olan bu toplantıda askeri kanat, Hükümete sert uyarılarda bulundu,
  • 02 Şubat 2000 Subaylara Temsil Tazminatı ödenmesi konusu yasallaştı,
  • 19 Şubat 2001 MGK aylık olağan toplantısında Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında yaşanan tartışma piyasalarda deprem etkisi yarattı. Birkaç saat içinde Merkez Bankası' dan yaklaşık 5 milyar dolar çekildi,
  • 2001 Subaylara Görev (Hizmet) Tazminatı ödenmeye başladı,

 

Onlar, böyle bu şartlarda Bonus alır gibi hak etmedikleri hakları alırken,

Biz uyuduk,

Uyutulduk,

Tıpkı bugün olduğu gibi..
Yayınlandığı yer INSIYATIF
Cumartesi, 12 Eylül 2015 23:33

Rûhun Şâd Olsun da Şehidim, Sen Nesin?

manset


Fetret Dönemi

Topyekûn bir fetret döneminden geçiyoruz şu günlerde!

Bilhassa son on beş seneden beridir

Bu topraklara ayak basdığımızdan buyana hiç duyulmadık, hiç bilinmedik, hiç yaşanmadık vak’alar yaşıyoruz.

Her şey birbirine karışdı aslında...

İyi, kötüye; hak, bâtıla; kuru, yaşa; doğru, yanlışa; hak, haksızlığa; nâmus, nâmussuzluğa; kahraman, hâine...

Ve dahi

At izi, it izine...

*  *  *  *  *

Gömelim, Gel Seni Târihe Desem ...

Koca Şâir Mehmet AKİF’in

Târihlere sığdıramadığı Mehmetcik;

İki metrelik tabutlara her gün üçer beşer tepilip

Memketin her yerinde gara toprağın bağrına sığışdırılırken

Şehit Yüzbaşı Ali’nin küçük ağabeyi Jandarma Yarbay Mehmet

Ve dahi

Adamdan daha adam, kadından daha kadın, yiğitden daha yiğit meçhûl Kadın Jandarma Asubay hâriç

Memleketin dört bir bucağı

Şehit Ali Yüzbaşının Deniz Asubayı olan büyük ağabeyi Mustafa gibi

Dut yemiş bülbül doldu...

images-01 

Binlerce seneden beri inanıp canımız bahâsına sahip çıkdığımız anânelerimiz, değerlerimiz, mukaddesâtımız üzerinde müthiş bir ifsât, tağşiş, tahrif, tezyif ve yozlaşdırma faaliyetine mâruz kalıyoruz.

Ve dahi sonu hiç de hayırlı olmayan bir meçhûle doğru koşar adım yuvarlanıp gidiyoruz...

Hırsızlığın, rüşvetin adı bağış oldu...

Ses kaydının adı dublaj, görüntü kaydının adı montaj, cürm-ü meşhudun adı şantaj oldu.

Polisler hırsızı değil fakat hırsızlar polisi kovalar oldu.

Hırsızı yakalayıp Kânuna teslim etmenin adı da linç kampanyası oldu...

Yobazlık-bağnazlık, fitne-fesat-nefret-irticânın yuvalandığı yerlerin ismi parti-kulüp-dernek-vakıf oldu.

Kaşarlı hırsızlar, azılı hainler, tescilli nâmussuzlar baş tacı...

Yalan-talan-dolan-dümen tezgah çevirmek makbul bir meslek oldu...

Çıfıt icâdı olan siyâset denen melânet; vatandaşı uyutmanın, kaz gibi yolmanın, memleketi bölmenin adı odu!

Balık, tavuk gibi kokuyor! Karpuz, kabak oldu!

Ekmek, ekmek gibi kokmuyor artık! Domates desen, domates değil...

Bilimin ve dahi sefâlet içinde, aç kalmak bahâsına memleketinde çalışan bilim adamlarının ismini unutduk.

Fakat sünnetsiz, abdestsiz, cibilliyetsiz, götü boklu ecnebî topcuları millî kahraman ilan etdik.

Bilimadamlarının ömrünü hasredip ilim adına yazdığı kitaplar raflarda eskiyor

Fakat

En âdisinden uyuşdurucu futbol haberleri veren gazeteler, yüzbinler satıyor...

Kızlar, erkekler ve dahi süt bebesi çocuklar... Hele hele analar;

Birbirlerinin yüzüne bakmakdan daha çok en bayağı, ahlâksız, beyin çürüten televizyon dizilerine bakar oldu...

Memleketi bölüp parçalamanın adı; açılım-çözüm oldu, demograaasi oldu, özgürlükkkk oldu.

Kahramanlar hain, hainler kahraman oldu. Taşları zincirle bağlayıp itlerin ipini çözdüler.

Her köşe bucağını ipsiz itlerin; soysuz, sopsuz insan bozmalarının istilâ etdiği ata yâdigarı koca memleketim

Külliyen sahipsiz, öksüz kaldı...images-02

Bizim köy gadar, goca goca gemilerin adı, gemicik oldu.

Siyâtsecilerin bindiği benzin canavarı milyon liralık arabalar için

Devlet kasasından harcanan milyarlarca lira çerez parası oldu.

Sokaklar;

Türkce konuşmayan, ne idüğü belli olmayan insanımsı mahlukât ile doldu.

İşin en kötüsü de

Sonu mutlak bir felâket olan bu gidişâtdan hepimiz memnun görünüyoruz.

Rahmetli babamın babası Hacı Sülük dedem bir gün şöyle dediydi;

Oğul! Adamı eyleyen toprakdır; toprak giderse, adamı zapdedemezsin!

Topraklar avuç avuç elden gidiyor da kimsenin umurunda değil!

Hem

Rey alıp millete hizmet etmek için seçilenlere,

Hem de

Özellikle rey verip seçenlere ...

Öyle bir gün gelecek ki! Târih, bunun hesâbını bizlere muhakkak soracak!

*  *  *  *  *

Zehirli sarmaşık gibi bizleri sarıp sarmalayan bu kavram, tutum ve ahlâk yozlaşmasının içinden

Bugün sâdece birisine,

Hattâ en mukaddes olanına dokunacağız burada; Şehitlik ...

Sâdece dinimiz İslâmda var olan şehitlik mefhumu konusunda, din açısından söyleyeceğimiz hiçbir şey olamaz!

Çünkü bu konuda ebediyyete kadar söylenebilecek, yapılabilecek herşeyi

1400 sene evvel bütün beşeriyete indirilen Kelâmıkadim tam olarak söylemiş.

Öyleyse, şehitlik meselesine

Ezber bozacak sözler irâd etmek üzere

Bize de burada, dünveyî ve dahi hukûkî açıdan bakmak kalıyor.

*  *  *  *  *

Vatan İçin!

Gara galem ile ak kağıdın üstüne çalagalem yazdığı Vatan İçin isimli vecizinde Bir garip Orhan Veli,

Yetmiş beş sene evvel şöyle dedi, şehitlik konusunda;

ek-02 

Orhan Veli’nin dediği minvâl üzere

Vatan borcu nâmus borcu deyip ortaya çıkan bizlerden

Kimileri nutuk atarak vatan borcunu ödemeyi tercih ederken

Kimilerimiz, tercihsiz öldük!

Şair O’dur ki

İçinde doğup büyüdüğü insanların ciğerini okuyabilsin!

Bir Garip Orhan Veli de

İşde tam da böyle yapdı.

Bakınız, yetmiş beş sene evvel dedikleri

Bugünlerde nasıl da aynıyla vâki oldu...

*  *  *  *  *

Şehit Kimdir?

Evvela,

Türk Ordusunun târihinde hiç görmediğimiz bir teşhircilik faaliyetine şâhid olduk, âhiren!

Genelkurmay Başkanlığımız, avuç dolusu paralar harcadı

Ve dahi

Kuyruk yağını bol bulmuş kasap gibi

Oraya buraya çarşaf çarşaf ilanlar yapışdırdı.

images-04 

Bu tutumuyla Genelkurmay Başkanlarımız

Türk milletinin en yüce ve dahi en mukaddes inancı olan şehitlik mertebesini kendilerince kutsamaya çalışdı...

*  *  *  *  *

Şehit, Kamyonet Kasasında!

Yüzde doksanı Türk düşmanı olan yabancıların eline geçen çok uluslu basın şirketlerine

Genelkurmay Başkanlarının apaz apaz para verip şehitliği teşhir etdiği günlerde

Hakkari’de şehit düşenimages-05

Ve dahi

Şahsî eşyalarını tıka basa doldurup

Belini sıkıca bağladığımız bavulları ile birlikte

Türk bayrağına sarılı tabutunu

Kamyonet kasasında taşımayı revâ gördüğümüz

Piyâde Binbaşı Murat ÖZYALÇIN’ı

Şehit ilan etdik, utanmadan, sıkılmadan!

*  *  *  *  *images-06

Askerliğini Asteğmen rütbesiyle

Ve dahi

Kantin subayı olarak yapan

Zamânın Başbakanı Sayın ERDOĞAN’ın

Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” dediği günlerde dahi

images-07 

Alınlarına, enselerine sıkılan gahpe gurşunlara hedef olup

Üçer beşer tabutlara tepdiğimiz

images-08 

Ve dahi

Memleketin bütün köşe bucağının “açık mezarlığa” döndüğü şu günlerde

images-09

Ana-babalarına “karakteri bozuk” dediğimiz askerlerimize

Şehit dedik, utanmadan, sıkılmadan!

*  *  *  *  *

images-10Türk Ordusunun tepesinde oturan ikinci adam Yaşar Efendi

Daha şunun şurasında ne dediydi, bal çiçek bir gazeteciye?

 “Babam zengin olsaydı

Ben de asker olmazdım

Subaya, Müdür

Asubaya, çaycı diyen bu adamı

Târih, işde bu sözleriyle yazdı kara sayfalarına...

Hiç düşünmeden sarf etdiği bu bayağı sözlerinden dolayı

Babası emekli bir Asubay olan Yaşar Efendiye

Bu utanç ömür boyu yeter de artar bile...

*  *  *  *  *

Bilirim Teyzem, Bilirim!

Uzman Onbaşı oğlunu şehit veren ananın koluna giren Kadın Asubay

Fukaralıkdan bahseden yüreği dağlanmış şehit anasını teselli etmek için

Ve dahi

Hem şehit anasının hem de kendisinin durumuna tercüman olsun diye şu sözleri sarfetdi, vehleten;

Teyzem, bilmem mi?

Zengin olan; asker de olmaz, şehit de ...

images-10En üst  sınıfa mensub, en üst rütbeli ve dahi en üst dereceden maaş alan

Genelkurmay ikinci Başkanı bile kendi halinden memnun değil ise

Adam yerine bile konulmayan

Toprak damlı hânelerin yalın ayaklı çocuğu

Ve dahi

Ast sınıfa mensub, ast rütbeli ve ast dereceden maaş alan bir kadın “Ast” Subayımızın

İçinden geçirip de söyleyemediklerini varın siz tahayyül edin gayrı...

 ek-01

Gözleri kör olası fukaralıkdan kurtulmak değil fakat

Kellesini vermek uğruna

Ömrü boyunca hep yoksulluk sınırının “astında” aldığı maaşı ile

Sâdece garnını doyurmak için asker olduğunu itirâf eden bu yiğit Asubay kızımızın bahsetdiği

Şehitlik ne idi acap?..

*  *  *  *  *

images-12İki hafta evvel şehit düşen

Bir Uzman Çavuş evlâdımızın kız kardeşini

Başsağlığı dilemek için arayan Sayın Cumhurbaşkanı,

Beklediği bir tepkiye karşılık olarak

Bildiği bir cevâbı hemen yapışdırıverdi;

Ağabeyin de bu mesleği seçmeseydi”.

O, seçmez ise

Ben seçmez isem şâyet bu mesleği

Söyler misin bana, Sayın ERDOĞAN?

Memleketin hudûdunu,

Milletin malını, canını, nâmusunu

Ve dahi

Seni ve senin külliyeni kimler koruyacak?

*  *  *  *  *

İsmi lâzım değil, şimdi!

Öğretmen sıfatını haiz olmasına rağmen

Türkce konuşmayı dahi beceremeyen

Ve

Birkaç” dönem Millî Eğitim Bakanlığı görevi yapmış bir vekilin

Meclis’i toplamaya değmez dediği

Ve dahi

Birkaç Mehmet” diye ağzında gevelediği gözümüzün nûru askerimize

Hiç utanmadan, yüzü kızarmadan “şehit” dedi.

ek-03

*  *  *  *  *

Bu makâleyi kalemin ucundan sırkıtmak için zaman törpülediğim günün

Bir hafta evvelinde konuşan Enerji Ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner YILDIZ da

Şehitlik konusuna kendince bir izah getirdi...images-13

Kendisi de bir Asubay çocuğu olan

Ve

Kel alâka bir konuda laf geveleyen sayın bakanımız,

Basın mensublarına gün görmemiş müthiş bir sırrını fâş eyledi.

Ve dahi şöyle bir nutuk atdı; “Benim amacım, Allah nasip ederse şehit olmaktır!

Bakan Taner YILDIZ da

Şehitlik konusunda kendi düşüncesini basın-yayın mensublarıyla paylaşarak

Vatan borcunu ödedi...

*  *  *  *  *images-14

Çok değil, daha şunun şurasında bir-iki gün evvel

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN

Bir şehidin cenâze namazına iştirâk etdi...

Önce;

İmamın arkasında,

Fakat cemaatin en önünde, mü’minler ile birlikde saf tutup namaz kıldı.images-15

Sonra;

Mikrofonu eline alan imam, âdet olduğu üzere

Şehitliğin faziletini anlatmaya başladı cemaate.

Namaz esnâsında arkasına aldığı cemaate

Bu kez yüzünü dönen imam,

Cemaatden şehit için helâllik istedi.

Şehit tabutunu omuzlarına almak üzere cemaatin hareketlendiği anda Cumhurbaşkanı ERDOĞAN,

İmamın yanına doğru atdı kendini...

Kıvrak bir hamle daha yapıp

İmamın elindeki mikrofonu sol eliyle kapdı...

ERDOĞAN,

Boşda kalan sağ elini de

Musallâ taşının üstünde, Türk bayrağına sarılı duran şehit tabutunun üzerine koydu.

Ve dahi şöyle nutuk atdı;images-16

Şehitlik,

Peygamberlikden sonra en yüce makâmdır.

Makâmların yücesi böyle bir makâma,

Ahmet kardeşimiz ulaşmış durumda”.

Peygamberlikden sonra en yüce makâm dediği şehitlik mertebesine ulaşmak yerine

Cumhurbaşkanı Sayın ERDOĞAN da

Atdığı bu nutuk ile vatan borcunu ödedi...

*  *  *  *  *

Omuzlarındaki yıldızların kaç mikron altın kaplananacağı için dahi Kânun buyuran gomutanlarımızın ise

Şehit ve şehitlik konusunda ne söylediklerini buraya yazmaya tenezzül bile etmiyorum.

Çünkü;

Şehit ve şehitlik konusunda iki satırlık bir Kânun maddesi hazırlamak yerine

Üzülmüş gibi görünmek için gözlerine takdıkları kara camlı gözlüklerin arkasına aslında saklanıp

Dirisine insan muamelesini çok gördükleri askerlerin şehit tabutları başında sap gibi dikildiler

Ve dahi

Gerdanlarını kıvıra kıvıra ıstılâh parçalayıp

Bugüne kadar sâdece nutuk üfürdüler!..

images-17 

*  *  *  *  *

Şehit Nedir?

Peki,

Şehit deyip duruyoruz!

images-18

Bugün meriyyetde olan mevzuâtımıza göre

Şehit nedir Allah aşkına?..

Kime şehit diyoruz?

Rûhun şâd olsun da

Şehidim, sen nesin?

Kışla içinde, hem de tüfekle öldürülen Piyâde Asubayımız şehit kabul edilmez iken

Nasıl oluyor da

Yatağında eceliyle ölen kalın enseli kimi zevât şehit kabul edilebiliyor?

Yatağında ölen de şehit olur mu, demeyin ha!

Derseniz şâyet,

Ağustos ısıcağında pazar tezgahına dökülmüş Ayaş tarla domatesi gibi kızarıverirsiniz maazallah!

Ana Kânunumuzda ve sair Kânunlarımızda şehidin ve şehitliğin tanımı var mı?

Ve dahi bir hukuk ucûbesi olarak yaşamaya hâlâ devâm eden

MSB’nin mahkemesi Askerî Yüksek İdâre Mahkemesi

Şehit ve şehitlik konusunda bugüne kadar nasıl karârlar vermiş acap?

*  *  *  *  *

İltifat buyurursanız şâyet,

Suâlleri cevâplamaya sondan başlayalım.

Askerî Yüksek İdâre Mahkemesi (AYİM), mâlûm, idârenin, bir başka ifâde ile Millî Savunma Bakanının gölgesinde çalışıp karâr veren emir kulu bir mahkeme.

Anayasa Mahkemesine şahsî müracaat etmek hakkı daha şunun şurasında bir iki sene evvel lutfedildi. Bu târihden evvel, AYİM hem ilk hem de son kademe asker mahkemesi idi. AYİM’in hâkim kılıklı subayları, gözlerini kapatıyor vazifesini yapıyordu. MSB’nin emir-gomuta zenciri içinde verdiği karârlara kılıf uydurmakdan ve dahi bu karârları aklayıp paklamakdan başka hiçbir görevi yokdu aslında.

Emir gomuta zenciri içinde emir alıp vicdânını satan hukukcular nerede diye sorarsanız şâyet

Eski Tüfek size, Başkent’deki Merâsim Sokağın yolunu gösderir.

İşde, bu mahkeme, bakınız kimler hakkında ne fetvâlar vermişler;

AYİM’in Er Hakkında Verdiği “Şehit Değildir” Fetvâsı

Hudut birliğinde görevli Er, askerî aracın devrilmesi sonucu vefât etmiş. Birlik komutanı, rahmetli Er için Şehâdet Belgesi vermemiş. Askerin babası, çâresiz AYİM’e vurmuş kafasını.

AYİM’in hukukcu görünümlü subayları, vefât eden Erimizi mevcut mevzuat(!) hükümüne göre şehit saymamış.

images-19 

*  *  *  *  *

AYİM’in Asteğmen Hakkında Verdiği “Şehitdir” Fetvâsı

Karakol komutanı Asteğmen, arazide bir mühimmat bulmuş. Eline alıp incelediği esnâda, mühimmatın patlamasıyla vefât etmiş. Birlik komutanı, Asteğmen için Şehâdet Belgesi tanzim etmemiş. Asteğmenin babası, gene çâresiz AYİM’e müracaat etmiş.

AYİM, bu kez hiç yapmadığı bir şey yapmış ve rahmetli Asteğmenin şehit olduğuna dair fetvâ vermiş.

 images-20

 images-21

 images-22

*  *  *  *  *

AYİM’in Asubay Hakkında Verdiği “Şehit Değildir” Fetvâsı

Bu davâda ise ruh hastası Er, Nöbetçi Asubayı silahla öldürmüş. Er’imiz ruh hastası ve dahi silahlı nöbet tutması yasak. Fakat bir tüfek ele geçirmiş ve Nöbetci Asubayı kışla içinde, herkesin gözü önünde öldürmüş. Asubay hakkında birlik komutanı, Şehâdet Belgesi vermemiş. Merhum Asubayın babası, AYİM’e dâva açmış.

Hâkim cübbesini çıkartıp Şeyh Ül İslâm cübbesini giyen AYİM’in hukukcuları,

Asubayın şehit olmadığına dâir fetvâ vermiş.

images-23 

images-24

Hemen yukarıdaki sayfada bir hususa dikkat buyurunuz.

Sayfanın altında maviye boyadığım karâr cümlesinde şöyle diyor AYİM;

Yasal dayanaktan yoksun davanın REDDİNE,

Şimdi,

AYİM’in soytarı kılıklı başkanına buradan soruyorum.

Yasal dayanakdan yoksun dediğin işbu davâ

Allah aşkına söyle bana

Hangi yasaya göre, dayanakdan yoksun?

Şehitlik konusunda bir yasa var mı ki

Hakkında fetvâ verdiğin bu davâ,

Dayanakdan yoksun olsun be, hukukcu bozmaları...

*  *  *  *  *

Millî Savunma Bakanlığının emireri mahkemesi olan AYİM’in

Vazifesi başında vefât eden askerlerin şehit olmadığına dâir verdiği fetvâlar

Yukarıda gördükleriniz ile sınırlı değil elbet.

Zırvalamak istiyorsan şâyet.

Suya yazı yaz; kumdan kale yap; davul tozu topla durmadan... Malzeme sıkıntısı mı var şu memleketde?

Cübbesini sırtına giyince kendini Şeyh Ül İslâm zanneden AYİM’in subay bozması hukukcuları

Henüz Kânunu bile olmayan şehitlik hakkında bakınız daha ne fetvâlar yumurtalamış...

images-25

Fetvâ Makâmı AYİM

Uhrevî bir konu olan ve dahi sâdece dinimiz İslâmda târif edilen şehitlik hususunda

Dünyevî konularla ilgilenen bir mahkemenin yukarıda gördüğünüz hukuk garâbetinden farklı karârlar vermesini beklemek akıl ile bağdaşmaz.images-26

Ancak burada bir doğruyu teslim etmeye mecburuz. Bütün bu hukuk rezâletinin asıl müsebbibi AYİM değildir. AYİM, elindeki Yönergeye bakmış, gözlerini kapatmış, vicdânlarını da karartıp karârını vermişdir.

Hukukun istinatgâhı, Kânundur. Fakat en az Kânun kadar önemli bir başka unsur daha vardır; Karâr veren hukuk adamlarının sağlam vicdânları... Vicdânını karartan, hele hele gözlerini kapatan AYİM hukukcularından başka bir şey beklenemezdi.

Burada en büyük suç ve daha da önemlisi günâh, şehitlik Kânununu bugüne çıkartmayan Millî Savunma Bakanları ve dahi Genelkurmay Başkanlarının boynundadır.

Peki, bu konuda AYİM’i yıkayıp pakladık mı? Elbetde hayır.

Subay bozması hukukcular ve dahi hukukcu bozması kurmay subaylar abuk subuk konularda tez yumurtalayıp doktor, doçent, hattâ profesör olmak için gıçlarını yırtıyorlar. Bu subaylardan bir dânesi dahi çıkıp da şehitlik hakkında niye bir tez yazmaz? Bu konudaki hukûki boşluğu niye gündem etmezler? İşde bu konuda AYİM’in subaydan dönme hukukcuları ve hukukcu bozması kurmay subayları da Millî Savunma Bakanları ve dahi Genelkurmay Başkanları kadar Kânun huzurunda suçlu ve dahi Allah indinde günâhkârdır.

1400 seneden beri İslâm dininin bayrakdarlığını yapıp şehitlik itikadı ile yaşayan

Ve dahi

Şehit olmayı en yüce, en mukaddes mertebe bilen Türk Ordusu,

Şehitlik Kânununu hazırlayıp Meclise göndermek için daha ne bekliyor?

*  *  *  *  *

Yukarıda okuduğunuz Piyâde Asubay hakkında AYİM’in verdiği karârın can damarı

Aşağıda okuduğunuz şu cümledir;

images-27 

*  *  *  *  *

Subaya Kılıç İçin Kânun, Şehit İçin Yönerge

1944 senesinde kılıç veremedikleri

Bugün artık hepsi ölmüş üç beş subaya kılıç vermek için

Gudretli gomutanlarımız

Ve dahi Millî Savunma Bakanlarımız

Sekiz sene içinde

Tam üç kere Kânun buyurdular.

 images-28

Fakat

İki maddelik Şehitlik Kânunu hazırlayıp Meclise göndermeye

Kurmayından, mühendisinden, öğretmeninden, profesöründen hâkimine kadar

75 seneden beri

Hiçbir Millî Savunma Bakanı

Ve dahi

Hiçbir Subayın ciğeri yetmedi...

*  *  *  *  *

Peki,

Kışlasında, vatan borcunu canıyla ödeyen Erlerimiz, Asubaylarımız ve Subaylarımız şehit kabul edilmez iken

Aynı devletin, aynı ordunun Millî Savunma Bakanları ve Orgeneral/Oramiralleri

Bakınız, kendileri için ne yapmışlar?

images-30 

Şehitlik Yönergesinin yukarıdaki hükmünü gördüğümde nutkum tutuldu vehleten…

İki maddelik bir Şehitlik Kânunu çıkartmak için bugüne gadar goca gıçlarını gımıldatmayan

Millî Savunma Bakanları ve Orgeneral/Oramiraller

Yukarıda gördüğünüz Yönerge maddesine göre

Yatağında osdura osdura ölseler bile

Şehitliğe gömülecekler…

Yüce Türk Milletine buradan fâş ediyorum…

images-30 

*  *  *  *  *

Kimmiş bu şehit Bakanlar, Orgeneraller/Oramiraller dedim kendi kendime

Ve dahi

Bir istidâ yolladım, Sayın Millî Savunma Bakanına.

images-31 

Ben kendimi bildim bileli Millî Savunma Bakanlığı goltuğunda sâdece oturan Sayın Vecdi GÖNÜL

Tenezzül edip de bakalım bize cevâp verecek mi?

*  *  *  *  *

Şehidin Adı Yok!

Bugün meriyyetde olan Kânunumuza gelince...

Açıp bakdım, Zottirik Kenan’ın doğurduğu 1982 neşetli ucûbesine

İşde, Ana Kânunu aşağıda görüyorsunuz!

Sâdece iki maddesinde “şehit kelimesi var.

Onlar da şehitlerin dul ve yetimleri hakkında...

images-32 

Bir başka ifâde ile

Ana Kânunumuzda şehit ve şehitliğin tanımı hakkında tek kelime yok!

Olmadığını görünce, ben de inanamadım.

Şehitlik konusu belki başka Kânunlarda vardır diyerek

İşin aslını, işin sâhibi Millî Savunma Bakanına sorayım dedim.

Ve dahi şöyle kısa bir dilekce gönderdim yüce makâmlarına.

images-33  

Kısa dilekceme

Kısacık zamân içinde

Kıpkısa bir cevâp geldi...

images-34 

Gördünüz işde!

Türk Ordusunda şehit’i târif eden bir düzenleme yok imiş!

Peki,

Vatanı uğruna canını veren bir askerin şehit olup olmadığına neye göre karâr veriyorsunuz?

Şeyh Ül İslâm cübbesini giydirdiğiniz AYİM’e abuk subuk fetvâ verdiriyorsunuz

Ya da

Yazı tura attırıyorsunuz herhâlde...

Yukarıda gördüğünüz cevâp hakkında,

Şu anda başka bir şey söylemekden, ben şahsen ve külliyen âcizim!...

Kelimenin tam anlamıyla

Nutkum tutuldu!...

images-35 

Târihlere bile sığdıramadığım, ey şehidim!

Rûhun şâd olsun da

Sen, nesin?..

 

 brove

 

 

 

Şükrü IRBIK

(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.


*** Kaynak göstermek ve açılır bağlantı (active link) vermek koşuluyla alıntı yapılabilir.

Yayınlandığı yer ESKİ TÜFEK
Çarşamba, 05 Ağustos 2015 23:55

O GİDER, YENİ BAŞKAN GELİR...

Kimler geldi, kimler geçti başımızdan hiç biri diğerini aratmadı,

Aynı cepheden aynı açıya baktılar hep 4 yıl,

Ailenin yıldızlı çocukları gelişti büyüdü,

Kendileri için hazırlanan mis gibi kanunlarla,

Özel bir yaşam alanı yarattılar kendilerine,

Hem çalışırken,

Hem de emekli olduklarında refah ve güvenli bir hayat, yazgılarına bir dantel inceliğinde işleniverdi,

Kimden ne istedilerse aldılar ama hep kendilerine aldılar,

Biz bir aileyiz yutturmacasının karşı yakasındaki çocuklar

Her seferinde biraz daha küçüldüler,

İstedik alıyoruz tamam oluyor,

Bekleyin,

Aynı kurgu, aynı masal, aynı film,

Değişen bir şey yok

Son, hep aynı son,

Değişen yalnızca hikayenin kahramanları,

Görevlerinden birisi belki de en önemlisi, aile içi adaleti sağlamak olan başkanlar,

Adaleti kendi içinden geldikleri yıldızlı çocuklar için kullandılar hep,

Terazinin hep bir kefesi havalandı,

Diğeri yere paralel bir şekilde yer çekimine meydan okuyor hâlâ,

Siz vermediniz,

Biz de hiç bir zaman isteyemedik,

Size özenen,

Sizin kafanızdaki adamları kendimize,

TEMAD'a genel başkan seçtik,

Hâlâ da seçiyoruz,

Bir kere isteyecek gibi olduk 70-75' lerde,

Üstümüzden silindir gibi geçtiniz,

Binlercesi işinden, ekmeğinden ailesinden oldu,

Yüzlercesi de özgürlüğünden,

 

Eskisi görevini başarıyla yaptı,

Gözünün ucuyla bile bakmadı sırmalı yıldızlılara,

Hayal kırıklığı yaratmadı yani,

İçi rahat

Gönlü pak bir şekilde makamını yeni başkana devretti bugün

Yeni başkan da ne yapacağını,

Neleri yapmayacağını biliyor,

Bizim için değişen hiç bir şey olmayacak,

Yeni komuta kademesi eskisi gibi çalışacak,

Ama

Çok daraldık bunaldık, geçinemiyoruz

''Bir gazoz bile içemiyoruz''

Diyen TESUD başkanı emekli paşaya

Yukarıdan takviyeli

Buzlu bir ayran ikram eder her halde...!

Yayınlandığı yer INSIYATIF
Pazartesi, 27 Temmuz 2015 22:05

SIVASIZ, KERPİÇ DUVARLI EVLERİN ÇOCUKLARI

Ayaküstü üretilen, ülke ve dünya gerçeklerinden uzak, tek kişinin hırsına, kinlerine, yaşadığı gel-gitlere dayalı iç ve dış politikaların kaçınılmaz sonucudur bu gün yaşananlar.

Ülkenin her tarafından yine polis-asker şehit haberleri geliyorsa, bilin ki bu hayalci, her şeyini kumar masasına  süren müflis kumarbaz çaresizliğinin sonucudur.

Her zaman olduğu gibi ceremesini sıvasız, boyasız evlerin çocukları çeker. 

Şehit haberlerini duydukça, gördükçe, okudukça yine sıvasız, kerpiç duvarlı bir eve ateş düştü diyorum.

Anlı şanlı kolejlerde, özel okullarda, dershanelerde, özel ders alarak üniversite sınavına girenlerle, sene boyunca derslerinin yarısı boş geçmiş Anadolu boz kırının sıvasız evlerinin çocukları “fırsat eşitliği” adı altında aynı sınava girer. Fırsat eşitliği sadece sınava girmededir. Birinci gurup üniversitelere girerken, sıvasız evlerin çocuklarına assubaylık-polislik kalır.

Şehit cenaze evlerine bakın, hepsi ama hepsi istisnasız sıvasız evlerin çocuklarıdır. Anneler feryat ederken babalar tevekkül içinde “vatan sağ olsun!” der. 

Sınırda, açılım adı altında şımartılmış, her türlü kalleşliği, insanlık dışı eylemi içine sindirebilen, insanlıktan nasibini almamış,   besleme örgüt mensupları assubayları, ana kuzusu zorunlu askerleri, erkekçe vuruşarak da değil, kahpe pusularda şehit eder. Şehirde ise neye inandığı  belli olmayan, yüzleri maskeli, elleri molotoflu taşeron örgütler polis katleder.

Mesai saati belli olmayan assubay, günde en az 12 saat eli havai fişekli, Molotoflu örgüt üyesi kovalayan polis, açlık sınırının altında maaş alır, emekli olunca hepten unutulur.

Bir lokma ekmek uğruna… Eve ekmek, çocuğa ayakkabı, sıvasız evdeki babaya üç kuruş destek için ömür harcanır, can verilir.

Diğer tarafta iki oğlunu da askerlikten kaçıran devletin tepesindekileri vardır bu ülkenin.

İki yıl milletvekilliği yapıp emekli olan ve açıkça “sırtımızı KCK’ya, PKK’ya dayıyoruz, bunu açıkça söylüyoruz” diyen, diyebilen milletvekillerine (!) maaş öder benim devletim.

Ve sıvasız evlerin çocukları, onları korur.

Onlar binbir odalı saraylarında lüks içinde uyusunlar, çocukları milyoncukları ile oynasınlar diye can verir, sınırlarda, karakollarda ölür sıvasız evlerin çocukları.

Yapılan politik hataların, yapılan seçim hesaplarının, şark kurnazlıklarının, dış politika cehaletinin bedelini de öder sıvasız evlerin çocukları!

Kim, ne zaman, nasıl dur diyecektir bu haksızlığa?

Bu ülke insanı yoksulluğun ve yolsuzluğun kader olmadığını ne zaman anlayacaktır?

Sahi ne zaman?

Yayınlandığı yer EKŞİ KÖŞE
Çarşamba, 15 Temmuz 2015 14:41

STATÜ VE VAHŞİ KAPİTALİZM PATRONLAŞMASI

Son zamanlarda STATÜ Konusuna fena takmış durumdayım.

Sözlük anlamına bakıyorum, değişik sözlüklerde üç aşağı beş yukarı aynı tanım var, ancak; bize biçilen “STATÜ” biraz farklı.

Statü kelimesinin sözlük karşılığı şöyle;

Kökeni Fransızca’ daki "statut" kelimesidir.

  1. Bir şirketin ana kuruluş sözleşmesi, tüzük.
  2. Toplum içinde bir kimsenin durumu, kazandığı saygınlık.
  3. Bir kimsenin çalıştığı kurumdaki idari hiyerarşi içindeki yeri, kadro durumu, yetki ve sorumluluk derecesi.

Astsubaylar için yukarıda belirtilen STATÜ kelimesinden çok farklı bir uygulama çıkıyor ortaya…

Statü değil, sanki kader, alın yazısı… Statü değil, devletlu padişahın kölelik fermanı… Statü değil de derebeylik dönemlerinin kast sistemi…

Her talebin karşısına statü dikiliyor, statü öyle bir şey ki, yasaların, anayasanın, evrensel insan hakları beyannamesinin üzerinde bir güç.

Ben üniversite bitirdim, anayasanın eşitlik ilkesine göre üniversite bitiren herkesin yararlandığı haklardan yararlanmalıyım… Statü diyor ki “OLMAZ” çünkü senin statün astsubay! Ama insanım ben, anayasa, eşitlik falan, filan… Geç bunları, bak kitap ne yazıyor? Statü bu boru mu? Sen astsubaysın, ordinaryüs profesör ol fark etmez… Sen astsubaysın, unutma!

Peki, bu statü bana Allah’ın emri mi, düzeltilemez mi?

Köle statüsünden sadece ve en azından özgür insan seviyesine yükseltilemez mi?

Elbette düzeltilir ama ağaların işine gelmez. 

Bu statü konusunda Google’da arama yaparken Genelkurmayın TEMAD ile ilgili bir bildirisine rastladım.

TEMAD’ın kamuoyunu yanlış bilgilendirdiğinden söz ediyor,  “MESLEK SEÇMENİN KİŞİLERİN TERCİHİ OLDUĞU” hususunda inceden laf sokuyordu.

Ben de diyorum ki, gel anlaşalım; ben 1973 yılında assubay okuluna girdim. O zaman Kıdemli Başçavuşun özlük hakları yarbay seviyesindeydi, geçen 42 yılda dünyanın ve ülkemin sosyal refah artışlarından da vazgeçtim, beni 1973 yılındaki statüme getir! Ama sen beni ittire ittire üsteğmen seviyesine getirdin. Assubayların pilotluk yaptığı dönemlere de gitmiyorum

1997 den beri özel sektörün içindeyim. Gördüğüm şu; Türkiye’de kapitalizm değil, vahşi kapitalizm var. Tek GÜÇ, tek amaç, tek ilke, tek kanun PARA!

Patron açıktan ya da örtülü, zam isteyen çalışana ”BEĞENMİYORSAN GİT, DIŞARIDA BU MAAŞA RAZI BİR SÜRÜ AÇ VAR” der. Bizim ağalar da aynı mantık ve söylemde!

Bu güne kadar astsubaylarla ilgili o kadar çok mızrak bir çuvala sığdırılmış ki, değişen dünya şartlarında artık mızraklar çuvalı yırtmaya başladı. TEMAD’ın organize ettiği MOBBİNG konulu seminerde ilk kez izlediğim Avukat Erkan AKKUŞ, gururla, gıptayla belirtmeliyim ki, mızrakların çuvalı yırttığı yerlere parmağını sokup, yırtığı genişletiyor.

Bir de şu statü konusuna el atsa, yüreğime gerçekten buz gibi sular serpilecek.

Bekliyorum, umutluyum!

Bayram arifesindeyiz… Ramazan boyunca her gün izlediğimiz, peygamberimizin bir hurmayla oruç tuttuğundan bahseden milyoner hocalarımızın etkisiyle, izninizle bir bayram duası da ben den!

ALLAHIM, BU MUBAREK GÜNLER YÜZÜ HÜRMETİNE…

Astsubaylara, birlik, dirlik, huzur ver,

Allahım statülerini yükselt!

Astsubay onur-hak mücadelesinin astsubayın astsubayla didişmesi anlamına gelmediğini kalplerine işle!

Siteden siteye, facebook’tan twiter’a, instagramdan, whatsap’a şeytan taşlar gibi birbirlerini taşlamanın sorunların çözümü olmadığını fark etmelerini sağla!

Ramazan Bayramınızı en iyi dileklerimle kutluyor, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden…

Yayınlandığı yer EKŞİ KÖŞE
Salı, 14 Temmuz 2015 17:56

DEVLETE Mİ KÜSELİM?

Türkiye güzel vatanım,

Ne oldu sana böyle? Kimler seni bu hale soktu?

Bize neden bu kadar acımasız insanlar,

Neden göz yaşları hiç eksik olmuyor bizlerden?

 

Bakın dört bir tarafa hep acı ve göz yaşları göreceksiniz,

Özensiz plansız  bir operasyonla ölenler

Bilmem kaç bin ton bombanın patlaması ile parçalananlar,

Görevlerini yaparken işinden atılanlar,

Bir de üstüne çağ dışı bir sürü mahkeme kararları,

Kanayan yaraların üstüne daha derin daha keskin yaralar açanlar,

Gözlerinizi batıya çevirin, Aydın'a,

Assubay Emrah Ünalan'ı,

Azılı bir katilin pususunda şehit olan kardeşimizi göreceksiniz,

Onun ölümünde de onlarca soru işaretleri bir o kadar da ihmaller zinciri var,

En basitinden,

Katilin tespit edildiği yere neden yalnızca 3 kişi gönderildi?

Azılı bir katili almaya gidilirken neden çelik yelek bile verilmedi?

Assubay Emrah  şehit olduktan sonra  ancak 3 saat sonra bulunabildi,

 

Ve katil hâlâ yakalanamadı,

6 ay geçti

Dile kolay devlet, devlet için şehit düşmüş evladının katilini hâlâ arıyor!

En karmaşık olayları bir günde çözenler,

Katilleri bir günde bulanlar, yakalayanlar

Bu olayı film gibi izliyorlar,

 

Neden?

  • Emrah Bir Assubay Diye mi?

Bu vurdumduymazlığın ardından

Bir şehidimiz daha yıldız gibi aramızdan kayıp giderken,

 

Canı kırk bir cam parçası  gibi içine işlemiş,

Konuştukça içi yanan

Eşi Ümmügül Ünalan'ın sözleri belki herkesi biraz olsun uyandırır,

Sabah 08.00'de evden çıktı. Öğle yemeğinde buluşmak için sözleşmiştik. Saat 11.30 sıralarında telefonla konuştuk. ‘Ben göreve, kenevir bulmaya gidiyorum’ dedi.

Endişelenmeyeyim diye. Sonra defalarca aradım ama ulaşamadım. O an hissettim sanki. Çalıştığım hastaneye sığamadım. İçim yandı, kalbim ağrıdı. Hastanede cansız bedenini gördüğüm o anı nasıl unutabilirim ki? Biz çok mutlu bir aileydik. Her şeyi üçümüz yapardık. O gittikten sonra tutan elimiz tutmaz, gören gözümüz görmez oldu.

11 yaşındaki kızım ‘Babam neden bırakıp gitti’ diye kızıyor. Kırgın, küskün babasına'' ...

Peki biz kime küselim,

Devlete mi?

Yayınlandığı yer INSIYATIF
Pazar, 12 Temmuz 2015 15:21

SEN ÖL O YAŞASIN...

Gerçek nedeni hala ortaya çıkarılmayan Afyon patlaması,

25 şehit, bir çoğunun cesedi molekül parçalarından daha ufak parçalara ayrılmış,

Mühimmat Bölge Komutanı 1 numaralı sorumlu, emir veren, denetleyen! Albay’ı, “İkmal, bakım, depolama, imha konuları direkt faaliyet alanında değil” diyerek “kusursuz” buluyor,

Kusurlu olansa verilen emirleri uygulamak zorunda olan ve bu yanlış emirlerin sonucunda şehit olan 2 Assubay,

Evladınız, eşiniz, nişanlınız, babanız paramparça olmuş…
Diyorlar ki, “Olabilir.
Dokuları 6 kilometreden kazımış, cenaze kaldırabilmek için parçalarını toplamış, ancak DNA’ na yetiştirmişsiniz duasını…
Diyorlar ki, “Ya şey olmuştu, fakat o şey de şey yapmıştı.
Eşiniz,babanız o şartlarda işin yapılamayacağını söyleyip amire itiraz etmiş ama baskı görmüş, 24 askerle birlikte parçalanmış…
Diyorlar ki, “Vallahi esas onun kabahati.

Umur Talu

Yani Söylenen Şu;

Ölümler pek de önemli bir şey değil,

Zaten 2' si Assubay gerisi de Er,

Fıtratlarında var ölmek, telaşa büyütmeye gerek yok,

Ölümlerin de patlamanın da sorumlusu parçalanan 2 Assubay' dır,

Yaşarken de Öldüklerinde de bizim için değişen bir şey yok,

Onlar her seferinde sorumludurlar,

Cezalarını çekecekler,

Sağ iken de, Öldüklerinde de,

Ceza ve disiplin kanunları onlar için yapılmıştı zaten,

O kadar işin arasında

Ölürler, Olabilir,

Büyütmeyin,

Ama şu önemli!

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in yaklaşık 1 haftadır gözündeki zona rahatsızlığı nedeniyle GATA’da tedavi olduğu belirlendi.

Her gün GATA’ya giden Özel’in hastalığının başlangıç safhasında olduğu, yapılan tedavilere olumlu yanıt alındığı kaydedildi.

GATA yetkilileri, tedavinin bir süre daha devam etmesinin planlandığını belirtti. Zona rahatsızlığını tetikleyen en büyük nedenlerden birisi stres.

Stresin nedenleri bulundu çok şükür,

Paşa Gayet iyi...

Yayınlandığı yer INSIYATIF
Salı, 07 Temmuz 2015 22:37

ADALETİNİZ BATSIN

Vicdanı olmayanların eline adaletin terazisini verirseniz ne olur?

Çoğunlukla canlar yanar, yürekler ağlar,

Her karar gerisinde bir göz yaşı bırakır,

Bazılarını da tartı kurtarır,

Tereyağından kıl çeker gibi en karmaşık olayların en başındaki adam, en masum bir biçimde aklanır,

Adaletin hukukunu kendi elleri ile yazanlar her zaman kendilerini aklar,

Karşısında gördüklerini yaralarlar,

Bakın adalet nasıl işliyor? Nasıl, hangi kararları veriyor?

Kararı yeni açıklanmış iki taze örnek;

Okuyun, karşılaştırın,

Tarih 2011 Diyarbakır Silvan 13 askerin PKK tarafından şehit edildiği çatışma, Hatırlayanınız vardır,

Arkasında bir çok soru işaretini bırakan kahpe bir pusu,

İhmaller zinciri,

Deştikçe askerin ölüme nasıl adım adım gönderildiğinin ortaya çıkardığı bir katliam,

Uzun süre istirahat etmemiş, ettirilmemiş yorgunluktan artık halisünasyon gören, uyuklayan askerler, yetersiz sayıdaki çelik yelekle göreve gönderilmişti,

Üç gün boyunca hiç uyumadan hareket halindeki bir birlik,

Adım atacak hali kalmamış,

Dibine kadar gelen düşmanı fark edemeyecek kadar bitkin ve yorgun,

Ve daha acısı durum Alay komutanına bildirilmesine rağmen hiç bir önlem alınmamış,

Olayı yaşayanların  ifadeleri aynen şöyle;

  • "3'üncü bölüğün iyi durumda olduğunu ve bölüklerin değişmesini istedik. Alay Komutanı planda bir değişiklik yapmayacağını söyledi. Araziye çıktığımızda 2'nci bölüğün askerleri çok yorgundu. Hızımız iyice düşmüştü. Askerin uyuduğunu gördüm. Askerler birbirlerine çok yakın uyuyordu. İyice yavaşlamaya başlamıştık. Karanlıkta bir şey göremiyorduk. Askerin adım atacak yeri yoktu."

Bir başkasının anlattıkları da şöyle ;

  • "İstirahat etmeden göreve çıktık. Birliklere dinlenme süresi bırakılmıyordu. Sıcaktan uyuyamıyorduk. Yürüyemeyecek durumda ve uykusuzduk. Askerler yürürken düşüyordu. Operasyon başladığı sırada yorgun ve açtık. Uyuyan askerlerin horlama sesi duyuluyordu. 'Kalk' emri verildiğinde askerler 'Kalkmıyorum, git başımdan' diyordu. Timin hiç uyumayan askeri bile hareket etmiyordu. Her 'Çök' emrinde askerler oldukları yerde uyuyordu. Yorgun olduğumuz bilindiği halde dinlenmiş tabur yerine operasyona biz çıktık. Yeni timler gelmesine rağmen bizi çıkardılar. Uykusuzluktan göz kapaklarımızı dahi açamıyorduk. Çin Bixisi denilen uzun-namlulu tüfek tozdan dahi tutukluk yapıyordu. Bixinin namlusu fırladı ve bir daha çalışmadı"

Bilirkişi raporu kısaca şu "Olaya Emir Komuta Edenlerin Hepsi Suçlu"

Mahkeme bu katliamla ilgili kararını dün verdi;

Silvan’da 14 Temmuz 2011 tarihinde 13 askerin şehit edildiği PKK saldırısında görevi kötüye kullandıkları iddiasıyla tutuksuz yargılanan 4 Subay Diyarbakır 7’nci Kolordu Askeri Mahkemesi’nce ihmalleri olmadığı gerekçesiyle beraat ettirildi!

4 Subay haklarında açılmış bu davadan beraat ederken,

Kilis’te iki ay önce  görevini yaparken IŞİD tarafından kaçırılan ve 4 gün sonra serbest bırakılan Astsubay Özgür Örs hakkında ‘IŞİD’e mukavemet göstermediği’ ve TSK nın onurunu zedelediği  gerekçesiyle Disiplin kurulu kararı ile TSK dan İhraç edildi!

Vicdanı olamayanlardan ne Merhamet,

Ne de Adalet Beklemeyeceksiniz...

Yayınlandığı yer INSIYATIF
Pazar, 05 Temmuz 2015 13:06

KUMPAS, KIRIK BİR PAZAR YAZISI

Bugünkü yazımızın konusu hak, hukuk askerlik değil,

Gasp edilen haklarımız da değil,

Assubay'larla ilgili bir yazı da değil,

Bildik muhataplara da değil,

Bir insanlık yazısı, kaybolan insanlığın pençesinde hayatını yitirmiş bir babanın yazısı,

İç hesaplaşmalara, nefrete, kine kurban edilmiş bir babanın yaşama veda edişinin yazısı,

Gerici yobaz düşüncelerin ittifakında güneşi ellerinden alınan bir ailenin dağıtılmış,

dramatik kırık bir yaşam yazısı,

Cem Aziz Çakmak, Denizci Bir Asker, Geçenlerde Hayata Veda Etti,

Rütbesi çok da önemli değil bundan sonra,

Cumhuriyet değerlerini hallaç pamuğu gibi atan gerici ittifakın kumpasında

özgürlüğü elinden alınan askerlerden sadece biri,

Acımasız düzmece operasyonlar sonucu hayatı denizlerde geçmiş birinin maviye hasret bırakıldığı,

Kızının düğününü bile tutsak edildiği ceza evinde kutlamak zorunda kalan bir baba,

Hakkında yapılan en aşağılık yalan haberlere karşı onurunu biricik kızına ispat etmeye çalışan bir asker,

Karanlık güçlerin siyasi iktidarı ellerine geçirenlerle top yekun saldırılarına karşı alabora olmuş bir bahriyeli,

Şehirden şehre, denizden denize geçen hayat daha fazla dayanamadı bu alçak kumpasa,

Geride tüm sevdiklerini bırakarak,

Ona bunu yaşatanlara iki lafı söyleyecek gücü kalmadan bir hastane odasında göçtü gitti,

Cumhuriyetle hesaplaşanların geride bıraktığı bir şehittir o,

Bu hesaplaşmaya karşı hepimizin görevi

Bu hesabı kendimizce kendi değerlerimize sahip çıkarak kapatmaktır...
Yayınlandığı yer INSIYATIF
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 Sonraki > Son >>
Sayfa 1 - 9