Çarşamba, 26 Mart 2014 21:39

FUTBOLA ADANMIŞ DESTANSI BİR ÖMÜR: FETHİ DEMİRCAN (10)

Oy ver
(6 oy)

ESKİŞEHİRSPOR’DA DEVRİM ARAYIŞIeseslogo1

1986 yılının Temmuz ayı başlarında Eskişehirspor’un Fethi Demircan Hoca ile anlaştığı spor kamuoyuna duyuruldu. Fethi Hoca’nın takımın başına getirilmesi ile birlikte, Eskişehirspor’a bakış açısı da değişti. Sürpriz şampiyon adaylarından birisi olarak gösterilmeye başlandı. Dört büyükler kesin aday olarak gösterilirken, iki Anadolu kulübü de her an sürpriz yapabilecek aday olarak takdim edilmekteydi. Bu korkuyu salan takımlardan birisi Eskişehirspor iken, diğeri; o dönemlerin efsane takımı Samsunspor’du. Yani Fethi Hoca’nın yeni takımı ve eski takımı…

Eskişehirspor’un şampiyonluk yarışında sonuna kadar mücadele edeceği ve bu güce de sahip olduğu spor sayfalarında açıkça yazılmaktaydı:

Göztepe deneyiminden yıllar sonra, şampiyonluk deparına, üç büyük takımla birlikte bu kez başka bir Anadolu takımı daha oturacaktı. Eskişehirspor’du bu takımın adı. Türkiye statları artık Es-Es, Ki-Ki avazeleri ile inliyor, kendilerine Kırmızı Şimşekler adı verilen bu takım Türkiye’nin hangi kentine gitse arkasından on beş bin Eskişehirli gidiyordu. Bu denli seyirci desteğine, takım bünyesi içinde olağanüstü teknik futbolcularına rağmen Eskişehirspor da tüm maç tehditlerine karşın yine de üç büyüklerin şampiyonlukları kitleyen anahtarını kırma başarısını gösteremeyecekti.

İşte böylesine bir büyük umutla çıkılmıştı yola o sezon. Dirençli ve mücadele dolu bir takım yaratma becerisine sahip olan Fethi Hoca takımın başına getirilmiş, ayrıca geçen yılın golcü ismi Ahmet de kiralanmıştı. Artık beklenen şey, sezonun bir an önce başlamasıydı.

Fakat sezonun ilk maçı olan Gençlerbirliği deplasmanında Eskişehirspor’un korkması gereken şeyin rakipleri değil taraftarları olduğu gerçeği ilk işaretini verecekti. Seyircisinin fanatikliği ve taşkınlığı, haksızlıklara razı gelmeyerek ne pahasına olursa olsun takımına sahip çıkma çabası, ilerleyen süreçte tam aksine bir etki yaratacaktı. Es-Es diye bilinen Kırmızı Şimşekler, Gençlerbirliği’ne 1–0 yenilecekti ama maça damgasını vuran sahada yaşanan futbol dışı olaylar olacaktı. Hakemin kararlarını beğenmeyen Eskişehirsporlu taraftarlar, maç sonunda sahayı taş ve şişe yağmuruna tutuyorlardı. Takımlarına yapılan haksızlığa tepki gösterirken sınırları aşıyorlar, taş ve şişe haricinde, tribün tahtalarını söküp sahaya fırlatıyorlardı. Nereye ve kime denk geleceğine bakmıyorlardı bile… Bu taraftar taşkınlığı esnasında Gençlerbirliği kalecisi Okan ne yazık ki yaralanmıştı.

Ortalık sakinleştiğinde Eskişehirspor yönetimi kendilerine çıkartılacak ceza faturasının ne denli ağır olacağını kara kara düşünüyordu. Sahadaki on bir futbolcuyu yönetmek, onları sorumlu davranmaya teşvik etmek kolaydı ama ya onca taraftar nasıl kontrol altına alınabilirdi ki? Muhteşem bir taraftar kitlesine sahip olan Eskişehirspor, bu kitleyi kontrol edemediği takdirde kötü günler yaşayacağına, arzuladığı başarı çizgisini yakalayamayacağına dair endişeler hissetmeye başlamıştı.

ESKİŞEHİRSPOR-FENERBAHÇE MAÇINDA BÜYÜK ARBEDEeses-fb-olayli-mac

Sezonun ikinci maçında kendi evinde Fenerbahçe gibi dev bir takımla karşılaşan Kırmızı Şimşekler, bir Fethi Demircan klasiği olarak, rakibine sahada geçit vermedi, maç golsüz beraberlikle sonuçlandı. Yazarlar, “Fenerbahçe Terledi”, “Es-Es Fenerbahçe’yi Elinden Kaçırdı” manşetleri ile süslediler spor sayfalarını. Fenerbahçe’nin hocası Stankoviç, diş geçiremediği rakibinin büyüklüğüne saygı duyuyor ve Eskişehirspor’un mücadeleci ruhunu onurlandırıyordu:

Bir puan büyük kazanç! Eskişehir, şampiyonluğa oynayacak bir ekip. Güçlü ve genç bir kadrosu var. Sahasında zor puan kaybeder. Ligin üst sıralarında yer almazsa yazık olur.

Spor sayfalarının sütunlarını Eskişehirspor’un başarısı süslerken, gazetelerin ana sayfasında Eskişehirspor’un fanatik taraftarları bir kez daha manşete çıkıyordu. Maç öncesi yaşanan olaylar artık spor gündemi değil, Türkiye gündemiydi. Maç sabahı saat 06.15 civarında Atatürk Stadı’nın önünde karşılaşan iki rakip taraftar önce sözlü atışmaya giriyorlar, söz düellosunun ardından mahalle kavgasını andıran taşlı, sopalı bir sokak kavgasına başlıyorlardı. Facia güç bela önleniyordu ama fatura çok ağırdı. Yirmi beş yaralı ve tam 134 gözaltı vardı. Emniyet’in raporuna göre, Fenerbahçe kulübünün sağladığı otobüslerle kente gelen taraftarların içinde olay çıkarmaya meyilli bir grubun olduğuna vurgu yapıyordu. Emniyet yetkilileri, “Biz gerekli önlemi aldık fakat olay çıkarma niyetiyle gelen bir gruba engel olmak o kadar kolay değil” serzenişinde bulunuyordu. Böylece, olaylara Fenerbahçeli taraftarların aşırı saldırgan tutumunun sebep olduğu raporlara ve basın bildirilerine yansımış oluyordu. Yani Eskişehirspor ile birlikte Fenerbahçe kulübü de ağır bir cezaya çarptırılacaktı.

Bir sonraki hafta sessiz sedasız geçti ve Es-Es, deplasmanda oynadığı Malatyaspor’u bir golle yenme başarısını gösterdi. O hafta, Futbol Federasyonu, takımlara biçilen cezaları da açıkladı. Fenerbahçe’ye bir maç, Eskişehirspor’a ise iki maç ceza verildi. Çünkü Eskişehirspor’un Gençlerbirliği deplasmanı da olaylı geçmişti. Buna göre, Es-Es; kendi evinde oynaması gereken Denizlispor maçını Afyon’da, Samsunspor maçını ise Adapazarı’nda oynayacaktı.

Bu arada puan cetvelinde Eskişehirspor’un durumu da hayli dikkat çekiciydi. Ligin dördüncü haftası sonrasında, takım; bir galibiyet, iki beraberlik ve bir yenilgi almıştı. On dokuz takımlı ligde, 4 puanla dokuzuncu sıradaydı. Asıl ilginç olan ise attığı gol sayısıydı. Dört maçta sadece bir gol atmış ve attığı bu bir golle tam dört puan almayı başarmıştı. Üstelik puan cetvelinde 12. Sırada olan G. Saray gibi bir büyük takımı bile geçmeyi başarmıştı. Yaşanan bunca olumsuzluğa rağmen umut mücadelesi devam ediyordu. Bursaspor deplasmanında alınan 2-0’lık yenilgiye rağmen, olumlu bir takım gelişmeler de vardı.

İdari Mahkeme, Eskişehirspor’a verilen iki maçlık ceza ile ilgili olarak yürütmeyi durdurma kararı aldı. Bu karara göre, kulübün cezası 90 günlük süreyle ertelenmişti. Yani Samsunspor maçını kendi evinde oynayabilecekti.zalad1

Samsunspor ile Eskişehirspor’un mücadelesi golsüz beraberlikle sonuçlandı. Samsunspor, kazanmış olduğu bir penaltıyı Tanju ile kullandı ama Bay Gol Tanju Çolak, penaltıyı kaçırdı. Maç sonu yorumlarında lider Samsunspor’un kaleciye takıldığı söylemi ağırlıktaydı. Türk futbol tarihinde çeşitli sebeplerle büyük yeri olan Eskişehirspor kalecisi Zalad, Tanju’nun penaltısını da kurtararak, lidere geçit vermemişti. Manşetlerin diliyle; lider Samsunspor, Zalad’a takılmıştı… Bir önceki seneye göre farklı kulübelerde bulunan, takımları değiş tokuş eden hocalar yenişememişti. Samsunspor’un hocası Mitroviç, üzgündü. Penaltının kaçması ile üç puan elinden kayıp gitmişti. Fethi Hoca ise Eskişehir’de Samsunspor’u yenme planlarının çöküşüne yanıyordu. Yine de beraberlik onu teselli ediyordu. Öyle ya; takımı yine gol atamamış fakat liderden zor da olsa bir puan almıştı. Beraberlik sayısı üçe çıkmış, altı haftada tek gol atmasına rağmen, puanını beşe yükseltmiş, sıralamada 12.liğe yerleşmişti.

Bu maç sonrasında Eskişehirspor için yapılan değerlendirmeler hiç de iç açıcı değildi. Lig başlarken zirveye oynamak üzerine hesaplar yapan takım, sezonun ilk beş haftasında kötü bir bilançoyla karşı karşıyaydı. Çok sayıda futbolcuyu kadrosuna katmıştı ama yine de zirveye tutunamamıştı. Sakatlıklar, kırmızı kartlar, seyirci olayları, cezalar peş peşe gelmiş ve takım bunlardan çok olumsuz etkilenmişti.

Bir sonraki hafta, deplasmanda Boluspor ile oynamış ve buradan da golsüz bir beraberlik almayı başarmıştı. Beraberlik sayısı yükselmeye devam ediyordu. Yedi haftada dört beraberlik, bugünü kurtarıyordu ama gelecek için umut vermiyordu. Nihayetinde umutla beklenen gol sesi Zonguldak maçında duyuldu. Özlenen galibiyet sonunda geldi. Kendi evinde (Eskişehir) Zonguldak’ı iki golle yenmeyi (Sonuç: 2–0,Tarih: 12 Ekim 1986) başardı ve uzun süre sonra iki puanı hanesine yazdırdı. Bu galibiyetin moraliyle, bir sonraki hafta hiç umulmadık bir başarı daha yakaladı. Ligin iddialı ve dişli ekiplerinden Sarıyer’i Ahmet’in tek golüyle, hem de İstanbul’da (18.10.1986) yenmeyi başardı. O dönemin Sarıyer kulübü gerçekten de güçlüydü, kadrosunda Rıdvan Dilmen vardı. Bir döneme damga vuran etkili oyuncu Sercan vardı. Fakat Eskişehir’de kalede Zalad vardı ve fark yaratıyordu. “Sarıyer’e Es-Es Darbesi” diye atılıyordu başlıklar…eseslogo2

Kendi evinde aldığı Ankaragücü beraberliği nedeniyle galibiyet serisini devam ettiremeyen Es-Es, onuncu hafta itibarıyla 3 galibiyet, 5 beraberlik ve 2 mağlubiyet ile 11 puana ulaşmış, ligdeki 19 takım arasında sekizinciliğe değin yükselmeyi başarmıştı. Kasım ayı başında İstanbul’un devlerinden Beşiktaş ile deplasmanda karşılaşmış fakat rakibine gol fırsatı vermemişti. Golsüz beraberlik yeniden zuhur etmişti. Beşiktaş’ın hocası Milutinoviç; “Rakip savunmayı aşamadık” beyanatı verirken, spor yazarları başka şeyler söylüyordu, Beşiktaş’ın Es-Es karşısında tel tel döküldüğünü yazıyorlardı.

Kasım ayı içinde aldığı iki yenilgi, yukarıya tırmanmak adına umutları söndürmüştü. Kendi evinde Altay’a karşı 1–0 kaybetmiş, deplasmanda Rizespor’a da aynı sonuçla boyun eğmişti. Bu iki yenilgi sonrasında Eskişehirspor, yeniden zirve takımı olmak adına hoca değişikliğine sıcak bakmaya başlamıştı. Fethi Hoca da Eskişehirspor’da yaşadığı deneyim sonrasında, hâlihazırdaki durumda, bu takımı zirveye oynatmanın zor bir olasılık olduğunu görüp kabullenmişti. Bu sezon için Es-Es adına zirve hesabı yapmak gerçekçi bir hedef değildi. Seyirci olayları, cezalar ve sakatlıklar Eskişehirspor’un hedefinden sapmasına neden olmuştu ve gelecek adına da pek bir beklenti yoktu. Ancak ve ancak ligi orta sıralarda bitirebilecek, düşme derdi yaşamayacak bir takım vardı. Dolayısıyla Fethi Hoca’nın kendi hedefleriyle de uyuşmayan bir hal söz konusuydu.FETHIDEMIRCAN

Bu şartlar altında Fethi demircan, Eskişehirspor’un başında son maçına çıktı. 23 Kasım 1986 tarihinde, kendi evinde (Eskişehir) Kocaelispor’u 3–0 gibi net bir skorla devirdi ve iki puanı hanesine yazdırdı. 29 Kasım 1986 tarihinde ise beklenen açıklama yapıldı. Fethi Demircan, görevinden istifa ettiğini bildirdi. ”Beş ay hizmet ettiğim Eskişehirspor’dan yönetim kurulu ile anlaşarak ayrılıyorum” diyerek, Eskişehirspor sayfasını kapattığını belirtti. Kulüp yönetimi de kendisine teşekkür etti. Gerçekten de örnek olacak nitelikte, centilmenlik dolu bir ayrılış yaşandı.

Fethi Demircan, tam 14 hafta boyunca Kırmızı Şimşeklerin başarısı için ter döktü. Son Kocaelispor galibiyeti ile birlikte, dört galibiyet, 6 beraberlik ve 4 yenilgi yaşadı. Onun döneminde Eskişehirspor; attığı yedi gole karşılık, kalesinde beş gol gördü. Ligin dişli ekiplerine (Samsunspor, Sarıyer, Beşiktaş, Fenerbahçe) ecel terleri döktürdü, kaldı ki bu durum zaten bir Fethi Demircan klasiğidir. Büyük takımlara karşı olağanüstü dirençli bir takım meydana getirir fakat diğer takımlara karşı çok kolay yenilgi alabilir.

Eskişehirspor, ligin 14. Haftası itibarıyla, 19 takımın arasında 14 puanla, sekizinci sırada yer buldu. Lider Samsunspor’un 20 puanı vardı. G. Saray, 18 puanla ikinci, Trabzonspor ise 17 puanla üçüncü sıradaydı. Dördüncü olan Beşiktaş ile beşinci Altay ve altıncı F. Bahçe’nin puanları 16 idi ve sıralamadaki yerlerini averajları belirliyordu. Yedinci Ankaragücü ve sekizinci Eskişehirspor’un puanları ise 14 idi. Görüldüğü üzere, her ne kadar şanssızlıklar Kırmızı Şimşeklerin peşini bırakmasa da Fethi Hoca gibi deneyimli bir hocanın sayesinde, zirvenin bir adım yakınında durmayı başaran mütevazı bir ekip söz konusuydu. Eğer bir takım aksilikler yaşanmamış olsa belki de ligin zirvesinde yer bulabilecek bir Eskişehirspor’dan bahsedilebilirdi. Nihayetinde o sezon ligin ilk yarısı tamama erdiğinde, yeni gelen hoca da (Georgy Gerum) pek fazla bir şeyi değiştirememiş, takım ilk yarıyı tıpkı Fethi Hoca’nın bıraktığı gibi sekizinci sırada bitirmişti. Puanı ise 19 olmuştu. 1986–87 sezonu bittiğinde de durum pek farklı değildi, Eskişehirspor kazandığı 34 puan ile dokuzuncu sıradaydı.

Anadolu’nun efsane takımlarından birisi olan Eskişehirspor ile Fethi Demircan’ın yolları bu sezon kesişmiş ve ortaya gerçekten iddialı bir ekip çıkmıştı. Fakat yaşanan şanssızlıklar, bu takımın zirveye oynamasına mani olmuştu.eses-kupa-basbakanlik

Eskişehirspor, belirtmiş olduğumuz aksilikler nedeniyle, ligin zirvesinde yer alamasa da Fethi Demircan sonrasında, Türkiye Kupası’na (Federasyon Kupası) tutunmayı başarmış, çeyrek finalde Galatasaray’ı, yarı finalde Samsunspor’u geçmiş ve Gençlerbirliği ile final oynama hakkını kazanmıştı. Ne yazık ki finalin ilk ayağında şanssız bir şekilde farklı (5–0) yenilmiş ve rövanşta galibiyet alsa da (2–1) kupayı kazanmak için gerekli sonucu sağlayamamıştı. Buna karşın kupa ikincisiyle, lig ikincisinin karşılaştığı Başbakanlık Kupası’nda Beşiktaş’ı penaltı atışları sonrası yenerek, bu kupayı müzesine götürmeyi başarmıştı. Ligde istediğini alamayan Eskişehirspor, o sezon kupada direnmiş, müzesine hatırı sayılır bir kupa katmayı başarmıştır.

Kırmızı Şimşeklerin inatçı ruhu asla teslim olmamış, sonraki sezonlarda da İstanbul’un büyüklerine kafa tutmaya devam etmiş, pek çok başarı öyküsüne yarenlik yapmıştır.

ŞAMPİYONU TİTRETEN ANADOLU TAKIMI: RİZESPORRizesporlogo1

3 Ocak 1987 tarihinde Fethi Demircan, Rizespor Kulübü ile 1,5 yıllığına anlaştı. Rizespor’un Başkanı Turgut Yılmaz, Fethi Hoca’nın 8 Ocak’tan itibaren takımın başında bulunacağını ve Rizespor’un başarısı için ter dökeceğini açıkladı.

Fethi Hoca, genelde hep zirveye oynayan ya da zirve umudu taşıyan takımlarda teknik direktörlük yapmıştı. Çalıştırdığı takım ister Birinci Lig’de olsun, ister İkinci Lig’de, eğer geleceğe dair bir umudu yoksa eğer zirveye tırmanmak ya da zirvedekiler için çetin ceviz olmak gibi hedefleri yoksa o takımı ile Fethi Hoca’nın yan yana gelmesi dahi düşünülemezdi. Oysa o sezon, Rizespor’un hali pek de bu tanımlamaya uymuyordu. Rizespor, Birinci Lig’de var olma mücadelesi vermekteydi. Düşme hattının hemen üstünde yer almaktaydı ve oralardan bir an önce kurtulma telaşındaydı. 29 Aralık 1986 tarihinde Türkiye Birinci Futbol Ligi’nin ilk yarısı tamamlanmış, Rizespor; 18 müsabakada aldığı 6 galibiyet, 3 beraberlik ve 9 yenilgi ile ancak 15.inci sırada kendine yer bulabilmişti. Attığı 16 gole karşılık tam 32 golü kalesinde bulmuş ve 18 haftada 15 puan toplayabilmişti. 19 takımın bulunduğu ligde cehennem hattına düşmemek için gerçek anlamda bir sıçrama yapması gerekmekteydi ve bu yüzden Fethi Demircan seçimi yapılmıştı.turgut yilmaz-rizespor

Fethi Demircan ise bu sezon öyle ya da böyle Rizespor’un lige tutunacağına inanmaktaydı. Takıma yükleyeceği kondisyon ve oluşturacağı mücadeleci ekip ruhu, bu sezonu mutlak surette kurtaracaktı. Onun asıl istediği, gelecek sezon için zirve hesapları yapacak bir takımın kendisine hazırlanmasıydı. Rizespor yönetiminden beklentisi bu yönde olmuştu. Kaldı ki Turgut Yılmaz ismi nedeniyle, bu beklentinin karşılıksız çıkma olasılığı yok gibiydi. Turgut Yılmaz, başbakanlık görevinde de bulunmuş siyasetçimiz Mesut Yılmaz’ın kardeşiydi. Mesut Yılmaz, o dönemde Kültür ve Turizm Bakanı’ydı ve daha sonra Dış İşleri Bakanlığı yaptı. Turgut Yılmaz, Rizespor yönetimine 1987’nin yılbaşında gelmişti. Henüz çok yeniydi. İlk icraat olarak, takımı kurtarmak ve geleceğe dair hedefleri büyütmek amacıyla Fethi Demircan ile anlaşmıştı. Fethi Demircan ile Rizespor beraberliğinden mucize başarılar çıkabileceğine inanıyordu.

Rizespor, o sezon için amacına ulaştı. Ligi 33 puanla 13. Sırada tamamladı. Deplasmanda Sarıyer’i ve Diyarbakır’ı yendi. Kendi evinde ise Ankaragücü, Altay, Antalyaspor, G. Saray ve Fenerbahçe’yi yenme başarısı gösterdi. Tipik Fethi Demircan klasiği yine yaşanmıştı. Büyüklere geçit yoktu. G. Saray ve Fenerbahçe’yi yenen Rizespor, Trabzonspor’a da şans tanımamış ve onu golsüz beraberlikle uğurlamıştı. Beşiktaş ile İstanbul’da oynadığı müsabakada Kara Kartal’a 3–0 yenilmekten kurtulamamıştı. Sezonun finalinde Malatyaspor ile deplasmanda oynadıkları müsabaka tam bir gol düellosu şeklinde geçmiş ve Malatyaspor karşısında 7-4’lük bir mağlubiyet yaşamışlardı. Küme düşme derdi olmayan Rizespor, Malatyaspor’a karşı fazla bir direnç gösterememiş, elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmıştı.

Mart ayı ortalarından itibaren lig sıralamasında on üçüncülükle on dördüncülüğe yerleşen ve buralarda gelgitler yaşayan Rizespor, oynadığı 36 müsabakadan 13 galibiyet ve 7 beraberlik çıkarmayı başarmıştı. Topladığı 33 puanın 18’ini sezonun ikinci yarısında kotarmıştı. Fethi Hoca, altı galibiyetle aldığı takımı, 13 galibiyete taşımış, net olarak yedi galibiyetin yanında dört beraberlikle toplamda 18 puan kazandırmıştı.

Mayıs ayı başlarında oynanan Trabzonspor müsabakasında bazı pozisyonlar nedeniyle, Başkan Turgut Yılmaz, hakemlere veryansın etmekteydi. Özellikle İzmir Bölgesi hakemlerinin Rizespor’un üzerine oynadıklarını söylemekte, bu sözleriyle de Yavuz Karaozan’ı ve Ahmet Akçay’ı işaret etmekteydi. Karaozan, Kocaeli deplasmanında Rizespor’un maçını yönetmiş ve Rizespor, bu müsabakadan 1-0’lık yenilgiyle ayrılmıştı. Akçay ise bizzat Rizespor’un kendi evinde, Rizespor’a karşı bir tutum takınmış ve Rizespor, Trabzonspor’dan koparabileceği ekstra bir puandan olmuştu. Maç golsüz beraberlikle sonlanmıştı. rize2gsaray0-1987

İkinci yarının en çok ses getiren maçları şüphesiz Fenerbahçe ve Galatasaray ile oynanan müsabakalardı. Bu iki devi de sürpriz bir şekilde dize getiren Rizespor, adından övgüyle söz ettirmiş ve galibiyetleri spor medyasında fırtınalar estirmişti. Özellikle G. Saray’ı Rize’den 2–0 gibi net bir yenilgiyle uğurlaması, İstanbul Aslanı’nı neredeyse şampiyonluktan edecekti. Ligin o haftasına kadar G. Saray’ın ve Beşiktaş’ın puanları eşitti. Şampiyonluk için birbirleriyle yoğun bir rekabet içindeydiler. On dört yıldır şampiyonluğa hasret kalan G. Saray, böylesi bir fırsatı kaçırmaktan korkuyordu. Oynanan 32 müsabaka sonucunda her iki takım da 48 puana sahipti. Rizespor ise 29 puan ile tehlike bölgesine çok yakın durmaktaydı. Tehlike hattında bulunan ve düşme korkusu yaşayan Bursaspor’un puanı 26 idi. Eğer Rizespor yakın bir zamanda güzel bir galibiyet yakalayamaz ise kendini düşme hattında bulabilirdi. Korkulu kâbus görmemek için işi sıkı tutması gerekiyordu. İşte bu şartlar altında o sezonun şampiyonu olan Galatasaray’ı yenmişlerdi. Spor manşetleri Rizespor’u göklere çıkarıyordu: “Rizespor, Cim Bom’a Dur Dedi!

Rizespor, bu galibiyet ile o haftanın en başarılı takımı oldu. Zirvede Beşiktaş tek başına kaldı. Aslan, şampiyonluk yolunda çok ağır bir yara aldı. Sezon tamamlandığında ise Rizespor’un bu başarısı, istatiksel anlamda da bir değer buldu. Şampiyonun sezon boyunca aldığı beş yenilgiden birisi bu mağlubiyet olmuştu. Aslan, sezon boyunca sadece Fenerbahçe, Trabzonspor, Bursaspor, Gençlerbirliği ve Rizespor karşısında sahadan boynu bükük ayrılmıştı. Üstelik şampiyonun bu yenilgileri hep 1–0’lık yenilgilerdi. Sadece Rizespor’unki (2–0/ 16.5.1987) farklı tarifeydi. O sezon G. Saray’a karşı en farklı, en net galibiyeti yaşayan tek takım Rizespor olmuştu. Rizespor’un lig tarihi boyunca G. Saray’a karşı aldığı galibiyet sayısının çok sınırlı olduğunu düşünürseniz (2014 itibarıyla 27 maçta 4 galibiyet), bu dönemdeki zaferin ne denli önemli olduğunu da görmüş olursunuz.

G. Saray, 14 yıl aradan sonra görkemli bir şampiyonluk yaşıyordu. O sezon, Beşiktaş’ı burun farkıyla geçerek, 54 puanla şampiyon oldular. Beşiktaş, son hafta Bursaspor’u kolay geçti ama G. Saray, Ali Sami Yen’de Eskişehirspor’u 2-1’lik sonuçla devirince, Kartal çaresiz bir şekilde, kaderine razı oldu. G. Saray, şampiyonluk yolunda ilerlerken, Samsunspor galibiyeti sonrasında işi seriye bağlamıştı. Peş peşe galibiyetlerini sürdürüyordu. Bu galibiyetler serisini deviren takım Rizespor olmuş, Aslan, Rize’de kükreyememişti. G. Saray’ın başında o dönem, Türk futbolunun gelişimine büyük katkılar sağlayan Jupp Derwall vardı.

Fenerbahçe ise o sezonu beşincilikle tamamlamış ve zirve yarışından çok erken kopmuştu. Sezon boyunca F. Bahçe’nin başında tam üç hocanın görev aldığını söylersek, ne denli kötü bir sezon olduğunu anlamanız kolaylaşır. Son beş haftaya kadar takımın başında Stankoviç vardı. Sonra 3 haftalığına Teoman Çakır görev aldı. Kalan iki haftada ise kulübede Yılmaz Yücetürk görev aldı. Rizespor, Fenerbahçe’yi ligin sondan ikinci haftasında konuk etti. Yılmaz Yücetürk’ün hoca olduğu bu dönemde, Rizespor, Sarı Kanaryaları 2–1 yenerek, İstanbul’a uğurladı.

Türkiye Kupasında ise Rizespor, çeyrek finale yükselme başarısını gösterdi. Beşinci kademede Erzincanspor’u 5–2 ve 2-1’lik sonuçlarla yendi. Altıncı kademede ise Diyarbakırspor ile kendi evinde 1–1 berabere kaldı fakat deplasmanda rakibini 1–0 yenmeyi başardı. Böylece çeyrek finale yükselen takımlardan birisi oldu. Çeyrek finalde eşleştiği Malatyaspor’u ise yenmeyi başaramadı. Kendi evinde 1–1 berabere kalırken, Malatya’da rakibine 3–0 gibi net bir sonuçla boyun eğdi. Böylece kupaya buradan veda etti. 1986–87 sezonunda Türkiye Kupasını kazanan takım ise sürpriz bir kulüptü, Gençlerbirliği; tarihinde ilk kez bu kupayı kazanmış ve müzesine götürmüştü.

YENİ SEZON: RİZESPOR DÜŞME HATTINDArizesporlogo2

Yeni sezonun başlangıcı oldukça ilginçti. Öncelikle puan sistemi değişmişti. Galibiyetin daha çok ödüllendirildiği 3 puanlık sisteme geçilmişti. Fethi Demircan gibi, çalıştırdığı takımlarda genelde beraberlik sayısı fazla olan hocalar için çok zor bir dönem başlamaktaydı. Bir galibiyet eskiden iki beraberliğe eşitken, şimdi üç beraberlik bir galibiyet demekti. Ligdeki bütün takımlarla sezonun tüm maçlarında berabere kalsanız dahi, yani hiç yenilgi yüzü görmeseniz bile düşmeyeceğinizin garantisi yoktu. Daha iyi yerlere gelmek için daha çok galibiyet sayısına ulaşmanız gerekmekteydi. Bu alışılmadık durum, özellikle ligin düşme hattında ve ortalarında yer alan takımları olumsuz etkileyecekti. Teknik kadrolar, sığındıkları 1 puanlık beraberlik sistemi doğrultusundaki eski alışkanlıklarını değiştirmek zorunda kalacaklar ve ister istemez daha atak bir futbol düşüneceklerdi. Gol demek galibiyet demekti. Galibiyet ise 3 puan.

Bu sezonu ilginç yapan bir diğer gelişme ise İdari Mahkemelerce alınan kararlardı. Geçtiğimiz sezon düşen dört takımdan Bursaspor ve Kocaelispor; sezona İkinci Lig’de başladılar fakat İdari Mahkeme’nin verdiği karar doğrultusunda tekrar Birinci Lig’e geri döndüler. Şüphesiz bu olayda, dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın da oldukça etkili olduğunu söylememiz gerekir. Bu iki takım İkinci Lig’de iki hafta bulundular ve müsabakalarını yaptılar. Birinci Lig’e geri dönülmesi kararından sonra ise fikstür/müsabaka cetveli yeniden düzenlendi. Kendi aralarında oynayacakları maçın ilk hafta müsabakası sayılmasına karar verilirken, gelen yoğun tepkiler dolayısıyla ligden düşecek takım sayısı da federasyon tarafından azaltıldı. Bu sezon 4 takımın düşmesine karar verildi. Yaşanan bu gelişme ister istemez bütün takımların kafasını karıştırdı.

Fethi Demircan ve Rizespor için işleri zorlaştıran bir başka gelişme ise Rizespor sahasının çimlendirilmesi çalışmalarıydı. Saha zemini yeni sezona yetiştirilememişti ve yaklaşık olarak hazırlık dönemi de dâhil iki buçuk ay boyunca Rizespor maçlarını dış sahalarda yapmak zorunda kalmıştı. 15 Ağustos 1987 tarihinde başlayan yeni sezonun ilk dört maçını dış sahalarda oynaması takımı olumsuz etkilemişti. Bu süreçte oynanan 4 müsabakadan iki beraberlik ve iki mağlubiyet çıkmıştı. Özellikle G. Saray karşısında alınan 5-0’lık yenilgi, çok moral bozucuydu. Geçen sezonun şampiyonunu en farklı yenen takım olan Rizespor, bu kez kendisi hezimete uğramıştı.

Oysa Rizespor lige başlarken oldukça umutluydu. Yönetim çok başarılı transferler yapmıştı. Trabzonspor’dan Hasan Vezir, Eintracht Frankfurt’dan Jurgen Pahl (kaleci), Orduspor’dan K. Turgut, Zonguldakspor’dan Tupayiç ve Rize’de yetişen Hakan Tecimer önemli isimlerdi. Hasan Vezir, o dönemlerde parlamış ve daha sonra G. Saray ile F. Bahçe’nin arasına kara kedilerin girmesine vesile olmuştu. Hakan Tecimer ise Rizespor’daki güzel futboluyla, hemen bir sezon sonra F. Bahçe’ye geçiş yapmıştı.

RİZESPOR-TRABZONSPOR: TEL ÖRGÜLER AŞILINCA

Kadro olarak tam Fethi Hoca’nın arzuladığı takım hüviyetindeydi Rizespor. Fakat ilk dört haftanın dış sahalarda oynanması ve başarısız sonuçların ortaya çıkması moralleri bozmuştu. Üstüne üstlük Eylül ayı ortalarında bir de Fethi Hoca’nın hastalığı çıkmıştı ortaya. Sol ayağındaki eski bir sakatlığı nüksetmişti.

rize trabzon olayli-mac-1987-88

Eylül ayının son günlerinde nihayet saha çimlenme çalışması tamamlandı. Rizespor, o sezon ilk kez kendi seyircisi önünde oynayacaktı. Üstelik Trabzonspor’la… Trabzonspor’un ligin dört büyüğünden birisi olmasının ötesinde bir de bölgesel Rize-Trabzon rekabeti söz konusuydu. Bu da maçın tansiyonunu oldukça yükseltiyordu.

Sonuç tabelasında 1-1’lik beraberlik vardı ama gazeteler bu beraberliğin yanına bir sözcük daha koymuşlardı: “Olaylı Maç Berabere” yazmaktaydı manşetlerde. Müsabaka bittikten sonra Trabzonsporlu taraftarların olduğu tribüne dışardan taş atılmış, bu taraftarlar da can havliyle sahaya doğru yönelmişti. Tel örgüler kırılınca da panik olan Trabzonlular kendilerini sahada buluvermişlerdi. Tahrip ve taciz rekabeti başlamıştı. Taş atanlara karşılık, kendilerini saha ortasında bulan Trabzonspor taraftarları, çimleri ve sonuç tabelasını (skorboard) tahrip etmişlerdi. Maç sonrası yapılan açıklamaya göre, yaşanan olaylarda 10 kişi yaralanmıştı. Artık Rizespor için ceza da gündemdeydi. Hem daha yeni kavuştukları sahaları mahvolmuştu hem de kaçınılmaz olarak hatırı sayılır bir ceza kapıdaydı. Bu şartlar altında ligin yukarılarını hedeflemek anlamsız bir hayaldi.

Nihayetinde bu olumsuz şartlar altında ne yenilgi bitti ne de ceza. Fenerbahçe’ye 2–0 yenildi. Kendi evinde oynaması gereken Beşiktaş müsabakasını ceza nedeniyle Ankara’da oynadı ve 3–0 yenildi. Spor kamuoyunun başlattığı bir diğer kampanya ise Fethi Demircan için bardağı taşıran son damla oldu. Güya Rizespor siyaseten kollanıyordu. Başkan Turgut Yılmaz’ın Dış İşleri Bakanı Mesut Yılmaz ile kardeş olması, bu tip dedikoduların ateşlenmesine sebep oluyordu. Rizespor, daha ağır bir ceza alması gerekirken, bir maç saha kapama ile çok ucuz sıyırmıştı. İstanbul büyüklerinin yaptığı haramiliklerde gözleri âmâ olanlar, Rizespor’a sıra gelince gözlerini faltaşı gibi açıyorlardı.

Kaleci Pahl’ın ve K. Turgut’un sakatlığı da işin tuzu biberi olmuştu. Rizespor’da çöküş başlamıştı. Eskişehirspor’u çalıştırırken karşılaştığı seyirci olaylarının bir benzerini Rize’de gören Fethi Demircan, yaptığı değerlendirme sonrasında Rizespor yönetimine istifasını sundu. Gelecek için kaygılı olduğunu, takımın zirve mücadelesi değil ancak ligde kalma mücadelesi yapabileceğini vurguladı. Hatta bu şartlarda takımın ligde tutunmasının dahi büyük bir başarı sayılması gerektiğinin altını çizdi.

İlerleyen haftalarda Fethi Hoca’nın haklılığı ortaya çıktı. Takımın başında Davut Şahin vardı. Zonguldakspor’dan büyük umutlarla alınan orta saha oyuncusu Tupayiç, zorlu Gençlerbirliği deplasmanı öncesi ülkesine kaçtı. Takımını yalnız bıraktı. Rizespor, Ankara’da ağır bir yenilgi aldı. Sonuç tam bir hezimetti: 6-1’lik bir mağlubiyetti yaşanan.

Rizespor iyice dibe doğru sürükleniyordu.

Tarihler 28 Ekim 1987’yi gösterdiğinde Rizespor’un yeni bir hocayla anlaştığını yazıyordu gazeteler. Takımın başına Alman Adolf Remmy getirilmişti. Fakat tüm sezon Rizespor için çetin geçecekti. Adeta bir varlık yokluk mücadelesi yaşanacaktı.

Sezon tamamlandığında Rizespor, küme düşmekten kıl payı kurtuldu. Ligi 16. sırada tamamladı. Düşenlere en yakın olan takımdı. Sıralamada 14–15 ve 16. Takımların puanları 46 idi. Averajla sıralanmışlardı ve bunların içinde en kötü durumda olan Rizespor’du. Düşen en son takımın (Denizlispor, on yedinci) puanı ise 45 idi.

O sezon için bu bile takdir edilecek bir başarıydı. Onca olumsuz şartlara rağmen Rizespor ayaktaydı. Umutlarını bir sonraki sezona taşımayı becermişti.

Fethi Demircan’ın Rizespor’u çalıştırdığı dönemlerde top bir türlü sahaya inmemişti. Rizespor’un gidişatını ve kaderini hap saha dışı gelişmeler belirlemişti. O güzelim kadroyla çok şey yapılabilirdi oysa. Tek kelimeyle şanssız bir dönemdi yaşanan. Hem Rizespor adına hem de Türk futbolu adına…

(Devam Edecek)

Aydın Kulak

(Kaynak gösterilerek ve yazar adı belirtilerek alıntılanmasında/kullanılmasında bir sakınca yoktur.)

NOT–1:Kaynakça, yazı dizimizin son bölümünde takdim edilecektir.

NOT–2: Bu yazı, internet üzerindeki çeşitli basın-medya sitelerindeki ve özellikle Milliyet Gazete Arşivi’ndeki haber, yazı, bilgi ve yorumlardan derlenerek hazırlanmış ve yazar tarafından yorum ve değerlendirme yapılmıştır. Aynı zamanda Sevgili Fethi Demircan Hocamızın anı, bilgi ve değerlendirmeleri de dikkate alınmıştır. Yani bu yazı bir tür derleme, inceleme, değerlendirme ve yorumlama çalışmasıdır.

NOT–3: Yazı dizisinde yer alan resimler, haber amaçlı olarak, çeşitli internet sitelerinden temin edilmiştir.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yapabilir. Yorum yapmak için lütfen KAYIT olun veya GİRİŞ yapın...