Perşembe, 23 Mart 2017 11:53

BİR KADEME KAZANMAMLA İLGİLİ KARAR

Oy ver
(19 oy)


Yüksek öğrenim gören ve görmeyen tüm Astsubaylar 10. derece 1. kademeden göreve başlıyorlardı, yüksek öğrenim gören ve görmeyen tüm subaylar ise 8. derece 1. kademeden göreve başlıyorlardı ve mecburi hizmet 10 yıldan 15 yıla çıkarılmıştı. 

TEMAY Genel Başkanı rahmetli Kemal Kerim KALKAN, 4 yıl süreli yüksek öğrenim gören astsubayların; subayların göreve başladıkları 8. derece 1. kademeye 1 derece ilave edilmek suretiyle 7. derece 1. kademeden, 2 yıl süreli yüksek öğrenim gören astsubayların ise 8. derece 2. kademeden göreve başlamalarını sağlayan yasayı çıkartmıştır. Bu yetmemiş isteyen astsubayların daha erken emekliye ayrılabilmelerini sağlamak için sınıf okulu sürelerinin fiili hizmetten sayılması yasasını da çıkartmıştır. . 

Astsubayların 7. dereceden göreve başlamalarını sağlayan yasa sanıldığı gibi Anayasa mahkemesi tarafından iptal edilmemiş, kısmen iptal edilmiştir. Kısmen iptal edilmesiyle 4 yıl süreli yüksek öğrenim gören astsubayların, subayların göreve başladığı 8. derece 1. kademeden, 2 yıl süreli yüksek öğrenim gören astsubayların ise 9. derece 2. kademeden göreve başlamalarını sağlayan yasa yürürlükte kalmıştır. Bilindiği gibi 18 yaş sonrası sınıf okulunda geçirilen süreler fiili hizmetten sayılmasına rağmen 18 yaş öncesi süreler sayılmıyordu. Danıştay kararıyla 18 yaş öncesi geçirilen sürelerin de fiili hizmetten sayılması sağlanmıştır.

Geçmiş dönem TEMAD yöneticilerine yaptığım dava açılması teklifim “bunlarla ilgili kanun olmadığı için kazanılamaz” denilerek kabul edilmemiştir. Biri AİHM olmak üzere yedi adet dava açtım. Kazandığım çok önemli bir davanın temyizde bozulması üzerine davaların avukatlar tarafından açılması gerektiğine inandım ve davalarımı avukatıma devrettim.

3 Mart tarihinde bir kademe kazandığımı ve 18 yaş öncesi sınıf okulunda geçen 2 yıllık süremin fiili hizmetimden sayılmasını da kapsayan sonuçları yayınladıktan sonra iltifatlarla teşekkür ve tebrik eden meslektaşlarıma çok teşekkür ediyor ve saygılarımı sunuyorum. 

Daha önce yayınladığım kararları okumamış olacaklar ki bazı meslektaşlarım ancak hukukçuların cevap verebileceği sorular sormaktadır ve örnek dava dilekçesi yayınlamamı istemektedirler. Soranların emekli ve görevde olması, görev yaptığı yer ve ikamet ettiği yer, sözleşmeli veya uzman çavuşluktan astsubaylığa yükselmesi, doğumu ve öğrenimi ve öğrenim süresi farklıdır. Dava süreci safhaları itibariyle uzun bir süreçtir ve bir dilekçe ile dava kazanılmaz. Avukat olmadığım için ve yanlış söylenecek veya yanlış anlaşılacak bir kelime mağduriyete sebep olabileceği için sorulara cevap veremediğimden ve örnek dava dilekçesi yayınlayamadığımdan üzgünüm. Benim kazandığım mahkeme kararı kişisel bir karar olduğundan herkese otomatikman uygulanmaz ve açılacak davayı etkilese de kazanılmasının garantisi olmaz. Daha önce yayınladığım yüksek yargı organı kararlarını meslektaşlarımın kendilerinin okuyup kendilerinin karar vermesi için tekrar yayınlıyorum 

Yeterli bilgisi olanlar kendileri dava açarak haklarını arayabilirler. Her il ve ilçede avukat vardır. İsteyenler ikamet ettikleri yerdeki bir avukata kişisel durumlarını anlatarak dava açtırabilirler, kazanırlarsa haklarını alırlar kaybederlerse masraflarını öderler. 

Meslektaşlarıma saygılarımla başarılar diliyorum.


İsmail TURAN
05056576412


Anayasa Mahkemesi Kararı—16.03.1976 gün -- E: 1975/183, K: 1976/15 sayılı karar 

İptal davasını açan: Cumhurbaşkanı (Fahri KORUTÜRK)
İptal davasının konusu: 926 Sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 3/7/1975 günlü ve 1923 Sayılı Kanunun 37. maddesiyle değişik 137. maddesinin (C) bendinin ikinci cümlesindeki « görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubayların intibakı; aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tesbit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle bulunacak derece ve kademelerden hizmete başlamış kabul edilir.» kuralının Anayasa'nın 12 nci maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı düştüğü gerekçesiyle iptali istenmiştir. 

1 İPTAL İSTEMİNİN GEREKÇESİ: Davacının ileri sürdüğü iptal istemi gerekçesi aynen şöyledir: '(Türk Silâhlı Kuvvetlerinde vazife görmekte olan astsubaylardan çalışkan ve yetenekli olanları ihtiyaç duyulan meslek ve branşlarda fakülte ve yüksek okullara gönderilmekte ve başarılı olmaları halinde 926 Sayılı Kanunun 14 ve 109 ncu maddeleri gereğince öğrenimleri ile ilgili sınıflarda kullanılmak üzere subaylığa geçirilerek kendilerine subaylık hakkındaki hükümler uygulanmaktadır. Hal böyle iken, 1923 Sayılı Kanunun Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesi esnasında hükümet tasarısına uymayan ve hükümetin muhalefetine rağmen bir önerge ile ilâve edilen yukarıdaki fıkra hükmü. Silâhlı Kuvvetlerde bazı ihtilâtlara sebep olacak ve askeri düzen ve hiyerarşiye uymayacak nitelikte görülmektedir. Şöyle ki; önerge ile ilâve edilen fıkra, 657 Sayılı Devlet Memurları Yasasına paralellik yaratabilmek için 
konulmuş olup onun âmir hükmünü anımsatmaktadır. Buna göre yüksek öğrenim yapan astsubaylar, aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tesbit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilâvesi ile intibak ettirildiklerinde, Devlet memurlarından aynı öğrenimi görenleri bir derece geçtikleri gibi, fakülte veya yüksek okul mezunu subaylardan da bir derece ileri geçmektedirler. Örneğin, Fen Fakültesini bitirmiş bir subay, 8 nci derecenin 1 nci kademesinden aylığa hak kazanacak, fakat aynı fakülte mezunu bir astsubay ise, «aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tesbit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilâvesi ile intibak» ettirileceğinden 7 nci derecenin 1 nci kademesinden aylık alacaktır. 

Dayanılan Anayasa kuralı: Eşitlik «•Madde 12 — Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetmeksizin, kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.» Sonuç ve istek: Yukarıda arzedilen sebeplerle, 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 137. maddesi (C) bendinin (görevde iken ) diye başlayan ikinci cümlesi Anayasamızın eşitlik ilkesine aykırı bulunmakla Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 149. maddesi gereğince iptaline karar verilmesini saygılarımla rica ederim.) 

II. YASA METİNLERİ:' 1 — Anayasaya aykırılığı dava edilen 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 11 Temmuz 1975 günlü ve 15292 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1923 sayılı Kanunun 37. maddesiyle değiştirilen 137. maddesinin (C) bendinin ikinci cümlesi aşağıdadır: «Görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubayların intibakı; aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tesbit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle bulunacak derece ve kademelerden hizmete başlamış kabul edilir.» 2 — Dayanılan Anayasa kuralı; Dayanılan Anayasanın 12. maddesi de şöyledir: «Madde 12 — Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.» 

III, İLK İNCELEME : Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 14 Ekim 1975 tarihinde Kâni Vrana, İhsan Ecemiş, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Abdullah Üner, Ahmet Koçak, Sekip Çopuroğlu, Lûtfi Ömerbaş, Hasan Gürsel, Ahmet Salih Cebi, Şevket Müftügil, Âdil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmalariyla yapılan ilk inceleme toplantısında: 'Cumhurbaşkanının, Anayasa Mahkemesi'ne yalnız kendi imzasiyle iptal davası açma yetkisi bulunup bulunmadığı konusu üzerinde durulmuştur. Anayasa'nın 6. maddesinde «Yürütme görevi, kanunlar çerçevesinde, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir.» kuralı getirildikten sonra 97. maddenin birinci fıkrasında «Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla, Türkiye Cumhuriyetini ve milletin birliğini temsil eder» kuralına yer verilmiş, ikinci fıkrasında da Cumhurbaşkanı¬ nın Yürütme ile ilgili görev ve yetkileri belirtilmiştir. Anayasa'nın 98. maddesinde yer alan «Cumhurbaşkanı, görevleriyle ilgili işlemlerinden sorumlu değildir. Cumhurbaşkanının bütün kararlan, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır. Bu kararlardan Başbakan ile ilgili Bakan sorumludur» yolundaki ilkeyi bu tür görev ve yetkilerle sınırlı olarak ele almak gerekir. Öte yandan Anayasa; Cumhurbaşkanına, yürütme organının başı olması yönünden değil, Devleti ve milletin bölünmez bütünlüğünü temsil eden insan haklarına dayalı 
demokratik hukuk devleti ilkelerini korumak ve lâik Türkiye Cumhuriyetini yüceltmek ve kollamak görevleri- Sahife: 2 (Resmî Gazete) 9 TEMMUZ 1976 ni üstlenen tarafsız bir baş olması yönünden de kimi görevler vermiştir. Bunlardan biri de Anayasa'nın 149. maddesinde belirtilen iptal davası açma yetkisidir. Bu yetkinin kullanılmasını 98. madde çerçevesi içinde görmek olanaksızdır. Çünkü böyle bir durumda, bu yetki, ancak Başbakan veya ilgili Bakanca uygun görülmesi halinde kullanılabilecektir. Başka bir deyimle, siyasal iktidarca yasalaştırılan bir metin hakkında Cumhurbaşkanının iptal davası açma yetkisini, Başbakana veya ilgili Bakana devreden veya onları bu yetkiye ortak eden ters bir sonuç ortaya çıkar ki, Anayasanın böyle bir sonucu kabul ettiği düşünülemez. Hemen eklemek gerekir ki, Anayasa'nın 149. maddesi iptal davası açacakları göstermiş ve bunlar arasında yürütme organına yer vermemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle Cumhurbaşkanının, Anayasanın 149. maddesine göre, Başbakanla herhangi bir bakanın imzalamasına gerek olmaksızın, yalnız kendi imzasiyle iptal davası açma yetkisi bulunduğu kabul edilmelidir. Dosyada başkaca bir eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine karar verilmiştir 

IV. ESASIN İNCELENMESİ 1 — Sözlü Açıklama : Davanın esasını incelemek üzere Kani Vrana, Şevket Müftügü, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Abdullah Üner, 
Ahmet Koçak, Sekip Çopuroğlu, Fahrettin Uluç, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş, Hasan Gürsel, Ahmet Salih Cebi, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Ahmet H. Boyacıoğlu'- nun katılmalariyle toplanan Anayasa Mahkemesi; 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 29. maddesi gereğince ilgililerin sözlü açıklamalarının dinlenmesini uygun görmüştür. Bu amaçla Cumhurbaşkanınca tensip edilecek kişi ile Millî Savunma Bakanlığı temsilcisinin 3/2/1976 günü saat 10.00 da Anayasa Mahkemesinde hazır bulundurulması için ilgili yerlere aynı kanunun 30. maddesi uyarınca çağrı kâğıdı çıkarılmasına oybirliğiyle karar verilmiştir. Bu karar üzerine Cumhurbaşkanlığına, kanunun öngördüğü biçimde ve yöntemine uygun olarak tebligat yapılmış, belirlenen günde bir temsilci gönderilmediği gibi, gönderilmeme nedenleri de Anayasa Mahkemesine bildirilmemiştir. 22/4/1962 günlü, 44 Sayılı Yasarım 30. maddesinin birinci fıkrasında yer alan: «Anayasa Mahkemesi 29. madde uyarınca ilgililerin sözlü açıklamalarının dinlenmesine karar verdiği takdirde, ilgililere, tayin edilecek günde Mahkemede hazır bulunmalarını veya temsilci göndermeleri lüzumunu ve hazır bulunmaz veya temsilci göndermezlerse, gerekli incelemenin dosya üzerinde yapılacağı meşruhatını havi davetiye gönderilir» hükmü gözönünde tutularak, Millî Savunma Bakanlığınca gönderilen temsilci dinlendikten sonra inceleme evrak üzerinde sürdürülmüştür. Millî Savunma Bakanlığınca gönderilen temsilcinin sözlü açıklamasında ve 3 Şubat 1976 günlü yazısında: «Bu hükümle, yüksek öğrenim gören astsubaylar, yüksek öğrenim görmeyen astsubaylar şeklinde iki zümre teşekkül ettirilmiştir. Ve bu iki zümreden görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubaylar lehine bir imtiyaz tanınmıştır. Bunlar bu öğrenimleri kendileri yapmaktadırlar. Silahlı Kuvvetler hizmet ihtiyacı gerektiği vakit astsubaylardan fakülte veya yüksek okullarda okutma durumundadır. Üniversitelerin çeşitli fakültelerini veya yüksek okulları bitiren ve 30 yaşından büyük olmayan astsubaylar ihtiyaç varsa öğrenimlerinin ilgilendirdiği sınıflarda teğmen rütbesiyle muvazzaf subaylığa geçirilebilirler. Bundan başka; başçavuşluğun ilk 3 yılında bulunan, sicil not ortalaması sicil tam notunun % 85 ve daha fazla olan, genel kültür, karakter ve ahlâk yönünden subay olmaya lâyık 
bulunan ve yapılacak meslek sınavlarını kazanan mümtaz astsubaylar teğmen nasbedilebilirler. Bunların aylıkları Ek 7 sayılı cetvelde gösterilmiştir. Teğmen 6 ncı derece 485 gösterge ile başlamakta, 2 nci derece 830-935'e kadar devam etmektedir. Dava konusu edilen hüküm, tasarının Millet Meclisinde görüşülmesi sırasında 7 milletvekilinin ortaklaşa önergeleriyle maddeye ilave edilmiştir. Bütçe Plân Komisyonu bu önergeye katılmamıştır. 1450 sayılı Harp Okulları Kanununa göre; Harp Okullarının öğrenim süresi Genelkurmay Başkanlığınca görülen lüzum üzerine 4 yıldır. Harp Okulu mezunları teğmen nasbedilirler. Fakülte ve yüksek okulu bitirenler de teğmen nasbedilirler. Teğmenlik bekleme süresi 3 yıldır. (Fakülte ve yüksek okulların fazla öğrenim süreleri kadar teğmenlik süreleri kısaltılır.) Aylık başlangıcı teğmen rütbesiyle 8 nci derecedir. Harp Okulu öğrenim süresinden fazla öğrenim görenler fakülte ve yüksek okullardan yetişenler o kadar ileri kademeden göreve başlarlar. Örneğin 5 yıllık fakülteden yetişenler 8 nci derecenin 2 nci, 6 yıllık fakültede yetişenler 8 nci derecenin 3 ncü kademesinden göreve başlarlar. Dava konusu ( c) bendi madde yüksek öğrenimi bitiren astsubayların aynı öğrenimi bitirenler için tesbit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilave edilmek suretiyle bulunacak derece ve kademelerden hizmete başlamış olmayı kabul etmektedir. Buna göre 5 yıllık öğrenimi bitiren astsubay 7 nci derecenin 2 nci kademesinden hizmete başlamış kabul edilerek aylığı buna göre bulunacaktır. Burada hemen göze çarpan bir husus fakülteden yetişen bir subay ile aynı fakülteyi görevde iken bitiren astsubay arasında ikinciler yararına bir ileri derece ayrıcalığı bulunmaktadır. Bu tüm hizmet boyunca devam edecektir. 926 Sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununda 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa herhangi bir şekilde yollama yapılmamaktadır. Ayrıca 657 sayılı Kanunun 1 nci maddesinde subay ve astsubayların özel kanunları hükümlerine tâbi olacakları açıklıkla belirtilmiş olmasına rağmen dava konusu hükümde 657 sayılı Kanuna paralellik sağlandığı bir an için kabul edilse yukarıda belirtilen eşitsizlik bir derece düşmek suretiyle daima iki derece ileride devam edecektir. Kaldı ki 657 sayılı Kanunun 36. maddesinde üst öğrenim bitiren bir öğrenimin giriş derece ve kademesinden başlamakta memuriyette geçirdiği başarılı hizmet sürelerinin her yılı bir kademe, her üç yıl bir derece hesabiyle ilâve edilmekte ve üst öğrenime ara vermeden başlayan ve normal süresinde tamamlayan emsalini aşmamaktadır. Dava konusu hüküm, hizmette başarıyı, her derece için ne kadar bekleneceği ve emsalini aşmamak koşullarından hiç birisini öngörmemektedir. Kamu yararı ve hizmeti gözetmeyen tamamen imtiyaz tanıyan bir hüküm niteliğindedir.» denilmiş, sözlü açıklama sırasında bir soru üzerine: — «Astsubay olarak göreve devam eden şahıs, yüksek öğrenimi bitirmiş olması nedeniyle rütbesinde herhangi bir değişiklik olmaz. Aynı rütbeyi muhafaza eder. Astsubay Kıdemli Başçavuş iken okumuş ise yine Astsubay Kıdemli Başçavuş olarak göreve devam edecektir. Fakat bizde rütbe karşılığı aylık verilmesine karşın getirilen bu hükümle ilgilinin aylığı bu hükme göre yapılma durumunda kalınca, rütbe Başçavuş olmasına rağmen üç üst dereceden aylık alma durumuna gelecektir. Rütbe aynı, aylık değişik.» karşılığını vermiştir. Millî Savunma Bakanlığı temsilcisi, kendisine yöneltilen: — Dava konusu (C) bendinde intibak şu dereceden başlatılır değil de bir üst dereceye terfi ettirilir ibaresi kullanılmış olsaydı yine müsavatsızlık söz konusu olur mu idi? Sorusunu da : — «Kendisine bir üst derece verilmesi demek normal olarak askerlikte rütbe esası söz konusudur. Yani bir üst derece verdiğimiz vakit çavuş, üstçavuş; üstçavuş, kıdemli üstçavuş, bu şekilde anlar isek bunda eşitsizlik olmazdı. Şu bakımdan olmazdı: Çünkü astsubay çavuştan üstçavuş olmuştur. Üstçavuşlarla aynı işlemi görecektir.» biçiminde yanıtlamıştır. 2 — İnceleme: Davanın esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi, Millî Savunma Bakanlığı temsilcisinin yazılı ve sözlü açıklamaları, iptali istenen yasa kuralı. Anayasaya aykırılık iddiasına dayanak tutulan Anayasa hükmü, konu ile ilgili öteki yasa metinleri ve gerekçeleri okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü: Konunun geniş biçimde ve yerinde değerlendirilebilmesinin yapılabilmesi için : a) İptali istenen kuralın yasaya ne suretle ve hangi gerekçe ile girmiş olduğu; b) Anayasanın 12. maddesindeki eşitlik ilkesiyle «imtiyaz kavramı», astsubayların aylık derece ve kademelerinin subay veya devlet memurlarınınkilerle karşılaştırılalbilip karşılaştırılamıyacağı; c) 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 14. ve 109. maddelerinin astsubay iken yüksek öğrenim görmüş olanlara dava konusu (C) bendindeki hükmün sağladığı derece ve kademe ilerlemesini sağlayıp sağlamadığı ve dolayısiyle dava konusu hükmün sözü edilen maddeler karşısında tamamen gereksiz kalıp kalmadığı; d) Anayasa ve diğer yasalarda özelikle 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunuyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda öğrenimin nasıl ve ne yolda değerlendirilmiş olduğu, yüksek öğrenim görenlere ne gibi haklar tanındığı; Dava konusu (C) bendindeki 

kuralın astsubaylardan görevde iken yüksek öğrenimi bitirmiş olanlar yararına böyle bir öğrenim yapmamış olanlara göre eşitsizlik ve imtiyaz yaratıp yaratmadığı; Dava konusu kuralın Anayasanın 12. maddesine aykırı düşüyorsa bu aykırılığın ne bakımdan ileri geldiği; yönlerinin incelenmesi gerekmiştir.

V. aa) İptali istenen 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 1923 sayılı Kanunla değişik 137. maddesinin (C) bendinin ikinci 9 TEMMUZ 1976 (Resmî Gazete) Sahife: 3 cümlesindeki hüküm, hükümet tasarısında ve Millet Meclisi komisyonlarının hazırladıkları metinlerde yok iken tasarının Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesi sırasında 7 milletvekili tarafından verilen ortak bir önerge ile yasa metnine girmiş, Millet Meclisi Plân Komisyonu sözcüsü, «önerge ayrı bir astsubay sınıfı ihdas eder nitelikte, cetvele aykırı düştüğü için Komisyon katılmıyor» demiş, önergede imzası bulunan bir milletvekili ise Millet Meclisi Genel Kurulunda önergeyi şu sözlerle savunmuştur : (Ordu statüleri son derece rijit, katı statülerdir. Şüphesiz kendi bünyesi içinde bu surjeneris statüleri mazur görmek mümkündür. Ancak, bu katı statüler içinde bazı yanlışlıkları veya noksanlıkları, zühulleri telâfi etmek lâzımdır. Önergemiz bunu temine matuf bir önergedir. Şöyle ki: Bir astsubay Eczacılık Fakültesine gitti, eczacı oldu. Orduya müracaat ediyor, «benim eczacı diplomam var. Siz eczacı arıyorsunuz. Beni Eczacı alır mısınız?» diyor. Cevap : «Hayır» ve eczacı dışardan almıyor. «Eczacılık fakültesini bitirdim terfi verin» diyor, terfi verilmiyor. «Zam verin, takdir verin» diyor, verilmiyor ve astsubaylıkta mecburî hizmeti dolana kadar çalışıyor. İnsanların yükselme ihtirası, yükselme arzusu, yükselme dilekleri tabiatında vardır ve bu teşvik edilmelidir. Daha evvel, 657 sayılı Kanunun tâdili olan 12 sayılı Kararnamede, memuriyette iken yüksek tahsil yapanlara teşvik hükümleri, terfi hükümleri getirilmişti. Şimdi 926 saydı Kanunun bu tadilinde astsubaylar için de böyle yüksek tahsil yapmış olanları, hukuku bitirenleri, eczacılığı, dişçiliği, bir diğer mühendislik okulunu bitirenleri subaylığa alamıyorsunuz. Branşında, iktisap ettiği branşında çalıştıramıyorsunuz, hiç olmazsa bu ilmî çalışmalarını teşvik etmek-bilginin zararı olmaz, bir gün ummadık bir yerde Ordumuza o öğrendiği bilginin faydalan olabilir- bakımından terfi ettirmek, takdir etmekle sosyal adalet ve hakkaniyet bakımından büyük fayda mülahaza ediyoruz. Bu bakımdan muhterem arkadaşlarımızın ittifak halinde bendenizin bu izahatından sonra önergemize iltifat edeceğine inanıyorum.) Başkan önergeyi oya sunmuş, kabul edildiğini açıklamıştır. (T.B.M.M. Tutanak Dergisi dönem 4, cilt 13, toplantı 2, 30/6/1975 günlü, 96. birleşim, sayfa : 393-394). Cumhuriyet Senatosu Millî Savunma ve Bütçe Plân Komisyonları, metni Millet Meclisinden geldiği biçimde kabul etmişlerdir. Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında bu konu ile ilgili bir konuşma yapılmamış ve madde Meclisten geldiği gibi yasalaşmıştır. 

bb) Anayasa'nın 12. maddesinde; «Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.» denmektedir. Görülüyor ki bu maddede eylemli eşitlik değil hukuksal eşitlik söz konusu edilmektedir. Bu maddeye göre; herkes Yasa karşısında dillerine, ırklarına, cinsiyetlerine, siyasal düşüncelerine, felsefî inançlarına, dinlerine ve mezheplerine göre değişik işlem görmeyecekler ve aralarında bir ayrıcalık yapılmayacaktır. Bunların dışında ancak niteliklerde benzerlik ve yasaların koyduğu kurallara uyarlık oranında eşitlik söz konusu olacaktır. Bu nedenlerle yüksek öğrenim gören bir memurun aylık ve ödeneğinin yalnız orta veya lise öğrenimi görmüş bir memurun aylık ve ödeneği ile bir tutulması söz konusu olamadığı gibi yüksek öğrenim görmüş bir astsubayın aylığının bu nedenle bir ölçüde 
artırılmasının yüksek öğrenim görmemiş astsubaylara nazaran eşitsizlik yarattığı ve ayrıcalığa yol açtığı da öne sürülemez. Öğrenim durumları, nitelikleri Devlet örgütündeki görevleri farklı ve bu nedenle kanunlarda aylık derece ve miktarları da değişik tutulmuş olan personelin aylıklarını birbirleriyle karşılaştırmak suretiyle isabetli bir sonuca varma olanağı da yoktur. Astsubay çavuş rütbesiyle Ordu hizmetine giren kimsenin, dört yıllık harp okulunu bitirdikten sonra teğmen rütbesi ile orduya katılan subayların aylık derece ve kademe yükselmeleri bakımlarından da olsa bir tutulması öne sürülemez. Nitekim, astsubay çavuşun, 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvveleri Personel Kanununun 1923 sayılı Kanunla değişik 137. maddesine bağlı Ek VIII sayılı cetveldeki derecesi 10, aylığının ilk kademesinin göstergesi 275 iken, teğmenin Ek VI sayılı başka bir cetveldeki derecesi 8 ve ilk kademesinin göstergesi de, 345 olarak saptanmıştır. Bu örnekteki subaylarla astsubayların öğrenim durumları, kaynakları, Ordu içindeki görevleri göz önüne alınırsa aylık derece ve kademelerde birinciler yararına bir ayırım gözetilmesi yerinde ve doğaldır. Böyle olduğu gibi subay ve astsubayların aylık derece ve kademelerinin, 657 sayılı Kanuna bağlı memurların aylık derece ve kademeleriyle karşılaştırılması da doğru olamaz. Şöyleki 4 yıllık harp okulunu bitirerek teğmen rütbesiyle Orduya katılan bir subayın aylığı, yukarda açıklandığı üzere, kendi gösterge cetvelinde 8 inci derecenin ilk kademesinin göstergesi olan 345 üzerinden hesaplanmasına karşılık, 657 sayılı Kanuna bağlı olup da 4 yıllık yüksek öğrenimi bitiren bir memur kendi gösterge tablosunun 9 uncu derecesinin 1 inci kademesi olan (310) üzerinden aylık almaktadır. Bunun gibi Ordu hizmetine katılan bir astsubay çavuş kendi gösterge tablosunun 10 uncu derecesinin ilk kademesi olan 275 üzerinden aylıkla göreve başlarken, 657 sayılı Kanuna bağlı lise veya dengi okul bitiren memur ise, kendi gösterge tablosunun 11 inci derecesinin 1 inci kademesinin göstergesi olan 250 üzerinden aylıkla göreve başlatılmaktadır. Demek oluyor ki: Subaylar ve astsubaylarla 657 sayılı Kanuna bağlı Devlet 
memurlarının aylık gösterge tablolarında eşitlik ve hatta benzerlik bulunmadığı, aylık derece ve kademeleriyle bu derece ve kademelerdeki gösterge miktarları başka başka ve değişik bulunduğu cihetle bunları birbirleriyle karşılaştırmak ve bu yoldan dava konusu Yasa kuralı¬nın Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine uygun düşüp düşmediğini saptamak olanaksızdır. Ancak, genel olarak, görevde iken yüksek öğrenimi bitirenlerin aylık derece ve kademelerinde yasalarda bir yükselme kabul edilmiş olup olmadığının, kabul edilmişse niceliğinin araştırılıp saptanması suretiyle doğru bir sonuca varılabilecektir. 

cc) 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 14. ve 109. maddelerinin, astsubay iken yüksek öğrenim görmüş olanlara, dava konusu (C) bendindeki hükmün sağladığı hakkı karşılayıp karşılamadığı sorununa gelince: Sözü edilen kanunun 1323 sayılı kanunla değişik 14. maddesinin ikinci fıkrasına göre; «Üniversitelerin çeşitli fakültelerini veya yüksek okulları bitirerek muvazzaf subay olmak İçin başvuran astsubaylar da, 30 yaşından büyük olmamak ve diğer nitelikleri de haiz bulunmak şartiyle, ihtiyaç da varsa, öğrenimlerinin ilgilendirdiği sınıflarda teğmen rütbesiyle muvazzaf subaylığa nakledilabilirler.» Görülüyor ki, üniversitelerin fakültelerini veya bir yüksek okulu bitirip de muvazzaf subay olmak için başvuran astsubayların, subaylığa kabul edilebilmeleri için, Kanunun öngördüğü koşul ve nitelikler aranmaktadır. Bu koşulların gerçekleşmesi halinde muvazzaf subaylığa alınıp alınmamaları da idarenin takdirine bırakılmıştır. Bir astsubayın, Türk Silâhlı Kuvvetleri 

Personel Kanununun değişik 109. maddesi yoluyla subaylığa geçebilmesi de: 1 — Silâhlı Kuvvetlerin ihtiyacı göz önüne alınarak tespit edilen kontenjanda açık bulunmak, 2 — Emsali arasında temayüz etmiş olmak, 3 — Başçavuşluğun ilk üç yılında bulunmak, 4 — Başçavuşluğa terfiindeki sicil notu ortalaması ile, varsa Baş¬ çavuşlukta almış olduğu sicil notu veya notlarının ortalaması sicil tam notunun % 85 ve daha fazlası olmak, 5 — Yapılacak meslek sınavlarını kazanmak ve ondan sonra gönderilecekleri okul ve kurslarda başarı göstermek ve kanunda yazılı öteki şart ve nitekleri de haiz olmak, 6 — Genel Kültür, meslekî bilgi, karakter ve ahlâk bakımından subaylığa lâyık bulunduğu, sıralı sicil üstlerince onanmış olmak, gerekmektedir. Millî Savunma Bakanlığı temsilcisi, Anayasa Mahkemesindeki sözlü açıklaması sırasında bu yollardan subay nasbedilmiş astsubay mevcut olup olmadığı sorusuna «Benim bildiğim kadariyle yok» cevabını vermiştir. Demek oluyor ki; sözü edilen 14. ve 109. maddeler, Silâhlı Kuvvetler içinde astsubaylık hizmet ve görevini yaparken yüksek öğrenimlerini bitirmiş olanların bu çalışmalarını karşılamaktan uzaktır. Burada şu konuya da değinmek yerinde olacaktır: 211 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda asker kişilerin rütbeleri: 1 — Erbaşlar, 2 — Astsubaylar, 3 — Askerî memurlar, 4 — Subaylar, için ayrı ayrı gösterilmiştir. Silâhlı Kuvvetlerde «üst» tabiri rütbe ve kıdem yüksekliğini gösterir. Orduya yeni katılmış bir teğmen birliğindeki astsubayın (aylık derece ve kademesi ne olursa olsun) üstü ve yerine göre de âmiri durumundadır. Böyle olunca, görevde iken yüksek öğrenimi bitirmiş olan astsubaylara makul görülebilecek bir ölçüde derece ve kademe ilerlemesi verilmesinin ordudaki hiyerarşiyi bozduğu yolundaki gerekçeye katılmak da olanaksızdır. 

dd) Anayasa, kültürel kalkınmayı, öğrenimi özendirici hükümler getirmiş ve bu konularda Devlete önemli görevler yüklemiştir Örneğin, 41. maddedeki, «Kültürel 
kalkınmayı demokratik yollarla gerçekleştirmek Devletin ödevidir.», 42. maddedeki «Devlet çalışanları iktisadi ve Sahife : 4 (Resmî Gazete) 9 TEMMUZ 1976 mali tedbirlerle korur.», 51. maddenin birinci fıkrasındaki «halkın öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını sağlamak Devletin başta gelen ödevlerindendir.» gibi hükümler bunlar arasındadır. Bundan başka, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda, memurların aylık gösterge tablosundaki aylık derece ve kademeleri ile yükselmeleri öğrenim durumlarına göre düzenlenmiştir. İlkokulu bitirenler 15. derecenin ilk kademesinden göreve başladıkları halde ortaokulu veya liseyi bitirenlerin aylık dereceleri bunlara oranla daha yüksek tutulmuş, yüksek öğrenim görenlerin aylık derece ve kademeleri de o oranda değerlendirilmiş, yüksek öğrenim görenlerin aylık dereceleri ise Ötekilere oranla daha da artırılmış ve bunlar arasında da yüksek öğrenimin süreleri bakımından önemli sayılacak farklar da kabul edilmiştir. Öte yandan memurluğa girmeden önce veya memurlukları sırasında yüksek öğrenim üstü (master) derecesi almış olanların, doktora üstü üniversite doçentliği unvanını kazananların ve memuriyette iken üst öğrenimi bitirenlerin aylık derece ve kademelerinin yükseltilmesi de öngörülmüştür. Bütün bunlar ve ilk kez Devlet memurluğuna atanacakların yarışma veya yeterlik sınavı geçirmelerinin ilke olarak benimsenmiş olması da Devlet hizmetinin kültürlü, bilgili, yetenekli personel tarafından en iyi biçimde yürütülmesini sağlamak amacına matuf olduğu kuşkusuzdur. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda kabul edilmiş olan bu özendirme hükümlerinin benzerlerine 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununda da gereğince ve yeterince yer verildiği görülmüştür. Subayların, astsubayların ve diğer askeri personelin sınıflarında yetiş tirilmeleri ve yeterliklerinin geliştirilmesi konusu ön planda düşünülmüştür. Bunların sınıflarına göre belirli bir öğrenim ve stajdan geçtikten sonra göreve alınmaları, yükselmelerinde diğer koşulların yanı sıra yeterliğe ve mesleksel değere de önem verilmiş olması, askerî personelin ayrıca fakülte ve yüksek okullarda yetiştirilmelerini sağlayan hükümlere yer verilmesi bunlar arasında gösterilebilir. Anayasa'nın ve öteki yasaların, öğrenim ve eğitime bu kadar önem verip özendirmede bulunmalarına, memurken yüksek öğrenim görenlere master veya doktora yapanlara derece ve kademe ilerlemesi sağlamalarına karşılık, Ordudaki hizmet ve görevlerini sürdürürken olağanüstü çalışmaları sonucu yüksek öğrenimi tamamlayan astsubayların bu ba¬şarı ve yüksek öğrenimlerini değerlendirmekte Anayasa ile bağdaşmayan bir yön yoktur. Dava konusu Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 1923 sayılı Kanunla değiştirilen 137. maddesinin (C) bendindeki «görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubayların intibakı; aynı yüksek öğrenimi bitirenler için tespit edilen giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle bulunacak derece ve kademelerden hizmete başlamış kabul edilir.» hükmünün tümüyle iptali halinde görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubaylara aylık derece ve kademesi bakımından hiç¬ bir hak tanınmamış, böylece Anayasa ve öteki yasaların açıklanan ilkelerine ters düşen yeni bir durum meydana gelmiş ve bu kez de 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa bağlı memurlar, aynı durumdaki astsubaylara göre ayrıcaklı bir duruma getirilmiş olacaktır. Yukarıda yazılı nedenlere göre; dava konusu (C) bendinin Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine ters düşen yönü, görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubaylara her halde derece ve kademe ilerlemesi verilmiş olması değil, verilmiş olan derece ve kademe ilerlemesinin aynı durumdakilerden üstün tutulmuş olmasıdır. Bu halde görevde iken yüksek öğrenimi bitiren astsubayların intibakı; aynı yüksek öğrenimi bitirtenler için tespit edilecek derece ve kademelerden hizmete başlamış olarak kabul edilirse Anayasa'nın 12. maddesindeki eşitlik ilkesine ters düşen ve 
ayrıcalık yaratan bölümü ortadan kalkmış olacaktır. Yukarıda yazılı nedenlerle; dava konusu Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 1923 sayılı Kanunla değişik 137. maddesinin (C) (bendinin tümünün değil yalnız (görevde iken ) diye başlayan ikinci cümlesindeki (giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle bulunacak) deyiminin iptaline karar verilmelidir. 
Kâni Vrana, Şevket Müftügil, Ziya Önel, Sekip Çopuroğlu, Hasan Gürsel ve Ahmet H. Boyacıoğlu sözkonusu cümlenin tümünün iptali gerektiği yolundaki görüş¬ leriyle iptal hükmüne katılmışlardır. Muhittin Gürün ile Âdil Esmer ise dava konusu cümlenin tümünün Anayasaya aykırı olmadığı görüşünde bulunmuşlardır. 

VI. SONUÇ: 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 3/7/1975 günlü, 1923 sayılı Kanunun 37. maddesiyle değişik 137. maddesinin dördüncü fıkrasının (C) bendinin (görevde iken. . . .) diye başlayan ikinci cümlesindeki (giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle bulunacak) deyiminin Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline Kâni Vrana, Şevket Müftügil, Ziya Önel, Sekip Çopuroğlu, Hasan Gürsel v Ahmet H. Boyacıoğlu'mm söz konusu cümlenin tümünün iptali gerektiğ Muhittin Gürün ve Âdil Esmer'in dava konusu cümlenin tümünün Anayı saya aykırı olmadığı yolundaki karşı oylariyle ve oyçokluğu ile; 16/3/1976 gününde karar verildi, 

Başkan1 Kâni Vrana Üye Ziya Önel Üye Fahrettin Uluç Üye Âdil Esmer Başkanvekili Şevket Müftügil Üye Abdullah Üner Üye Muhittin Gürün Üye Üye Ahmet Akar Üye Ahmet Koçak Üye Lûtfi Ömerbaş Nihat O. Akçakayalıoğlu Uye Halit Zarbu Üye Sekip Çopuroğl Üye Hasan Gürst Üye Ahmet H. Boyacıoğlu


------------------------------------------------------------------------- ----------------------------
Astsubay sınıf okulunda 18 yaştan sonraki sürelerin fiili hizmetten sayılmasına rağmen 18 yaş öncesi süreler sayılmıyordu. Aşağıdaki kararla 18 yaş öncesi sınıf okulunda geçen sürelerin de 18 yaş sonrası sınıf okulunda geçmiş gibi sayılması sağlanmıştır. 
T.C. D A N I Ş T A Y--Onbirinci Daire--Esas No : 2009/2407-- Karar No : 2009/11048

Özeti : Ankara 3. İdare Mahkemesince verilen 28.11.2008 tarih ve E:2008/814, K:2008/1829 sayılı kararın; davacı tarafından, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Danıştay Tetkik Hakimi Düşüncesi : 5434 sayılı Kanunun geçici 170. maddesi uyarınca davacının astsubay sınıf okulunda geçen ve kazai rüşt kararı ile reşit kılındığı döneme ait sürelerin fiili hizmet süresinden sayılması gerekeceğinden, mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
Danıştay Savcısı Düşüncesi : Dava, TSK'da kıdemli başçavuş rütbesi ile görev yapmakta iken isteği üzerine istifa etmek suretiyle görevinden ayrılan davacının, astsubay sınıf okulunda geçen ve kazai rüşt kararı ile reşit kılındığı döneme ait sürelerin borçlandırılması başvurusunun reddine dair işlemin iptali istemiyle açılmıştır. 
5434 sayılı T.C Emekli Sandığı Kanununun Ek 21.maddesinde, bir meslek veya sanat okulunu bitirenlerden Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kazai rüşt kararıalmak suretiyle Sandığa tabi ve öğrenimleriyle ilgili göreve atananlar hakkında,anılan Kanunun 12. maddesinde öngörülen 18 yaşın bitirilmiş olması şartının aranmayacağı hükme bağlanmıştır.
Buna göre, davacı 16.04.1987 tarihinde kazai rüşt kararı aldığı ve 5434 sayılı Yasanın Ek 21.maddesi kapsamında olduğundan, kazai rüşt kararından sonraki hizmetlerinin borçlandırılması gerekirken, aksi yönde tesis edilen işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında yasal isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenle, temyiz isteminin kabulüyle belirtilen hususla sınırlı olmak kaydıyla İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Hüküm veren Danıştay Onbirinci Dairesince dosyanın tekemmül ettiği görülmekle yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmeyerek işin gereği görüşüldü.
Dava, Kara Kuvvetleri Komutanlığında kıdemli başçavuş rütbesi ile görev yapmakta iken isteği üzerine istifa etmek suretiyle görevinden ayrılan davacının, astsubay sınıf okulunda geçen ve kazai rüşt kararı ile reşit kılındığı döneme ait sürelerin fiili hizmet süresinden sayılması yolundaki başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesince, davacının 18 yaşını doldurduğu tarihte astsubaylığa nasıp edilerek öğrenimi ile ilgili bir göreve başladığı, kazai rüşt kararının alındığı tarih itibari ile henüz mesleği ile ilgili bir göreve başlamaması nedeniyle, kazai rüşt kararı uyarınca 18 yaşın altında geçen hizmet süresinin, 5434 sayılı Kanunun 12. maddesi uyarınca fiili hizmet süresine dahil edilmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 
Davacı tarafından, mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir. 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun 12. maddesinde bu Kanunla tanınan haklardan faydalanabilmek için Türk uyruğunda olmak ve 18 yaşınıbitirmiş bulunmak gerektiği; 12/II-j, 15 ve 31. maddelerinde, astsubay sınıf okulu öğrencilerinin iştirakçi olarak ilgilendirilecekleri ve bu okulları bitirerek astsubay nasbedilenlerin sınıf okulunda geçen sürelerin fiili hizmetlerine ekleneği; ek 21. maddesinde, bir meslek veya sanat okulunu bitirenlerden, Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kazai rüşt kararı almak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığına tabi ve öğrenimleri ile ilgili görevlere atananlar hakkında, 5434 sayılı Kanunun 12. maddesinde yazılı 18 yaşın bitirilmiş olması şartının aranmayacağı hükme bağlanmıştır. 
Aynı Kanunun geçici 170. maddesinin 2. fıkrasında; bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce ortaokul ve dengi okul, astsubay hazırlama okulu, lise ve dengi okul mezunu olup da, sınıf okullarını başarı ile bitirerek astsubay nasbedilenlerinastsubay sınıf okullarında geçen başarılı eğitim ve öğretim sürelerinin fiili hizmet müddetinden sayılacağı, bundan doğacak borçlanmanın iştirakçiler tarafından astsubay nasbedildikleri tarihteki astsubay çavuş aylığı üzerinden Emekli Sandığına bir yıl içinde ödeneceği, emekli durumunda bulunan astsubayların sınıf okullarında geçen başarılı eğitim ve öğretim sürelerinin fiili hizmet sürelerine eklenerek kurumca gerekli işlemlerin yapılacağı, Emekli Sandığınca bu hizmet müddetleri için çıkarılacak borç miktarlarının, iştirakçiler tarafından bir yıl içinde eşit taksitlerle Emekli Sandığına ödeneceği hükmüne yer verilmiştir.
Dosyanın incelenmesinden, 6.9.1986 tarihinde astsubay sınıf okuluna başlayan davacının, 30.8.1987 tarihinde astsubaylığa nasbedildiği, 18 yaşını doldurmaması nedeniyle okulda iken 16.4.1987 tarihinde kazai rüşt kararı aldırılmak suretiyle reşit kılındığı, astsubay teknisyen kadrosunda görev yapmakta iken isteği üzerine istifa ederek görevinden ayrıldığı, 18 yaşından önce kazai rüşt kararı aldığı astsubay sınıf okulunda geçen döneme ait sürelerin fiili hizmet süresinden sayılması yolundaki başvurusunun reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. 
Yukarıda aktarılan Yasa hükümlerinde, astsubay sınıf okulu öğrencilerinin iştirakçi olarak 5434 sayılı Kanunla ilgilendirileceği, astsubay sınıf okulunu başarı ile bitirerek astsubaylığa nasbedilenlerin astsubay sınıf okulunda geçen başarılı eğitim ve öğretim sürelerinin fiili hizmet süresinden sayılacağı belirtilmiş olup, bu sürelerin fiili hizmet süresinden sayılması konusunda 18 yaşından sonraki sürelerin dikkate alınacağına ilişkin bir hükme de yer verilmemiştir. 
Buna göre, astsubay sınıf okulu öğrencileri adına emekli keseneği yatırılmasını zorunlu kılan Yasa hükmü de değerlendirildiğinde, astsubay sınıf okulunu bitirerek doğrudan astsubaylığa nasbedilenlerin, bu okulda geçen sürelerinin fiili hizmet süresinden sayılması için 18 yaşını bitirmiş olmaları şartının aranmaması gerekmektedir.
Dolayısıyla, astsubay sınıf okulunu bitirdikten sonra, astsubaylığa nasbedilen ve okulda iken kazai rüşt kararı ile reşit kılınan davacının, 18 yaşından önce astsubay sınıf okulunda geçen sürelerinin fiili hizmet süresinden sayılması gerekirken, aksi yönde tesis edilen işlemde ve davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davacı temyiz isteminin kabulü ile Ankara 3. İdare Mahkemesinin 28.11.2008 tarih ve E:2008/814, K:2008/1829 sayılı kararının bozulmasına, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, yürütmenin durdurulması istemi hakkında bir karar verilmediğinden, 25,60 TL harcın istemi halinde davacıya iadesine, 25.12.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



Yorumlar

+15Hasan ÇORUMLU23-03-2017 22:16#3
Ben bu işten bir şey anlamadım,yükse k okul bitirmedim 3/3 dereceden emekli oldum, intibakla 2/3 dereceye geldim bir kademe yükselme imkanım olacak mıdır, olacaksa bu davayı açan avukatı bir zahmet bildirin görüşüp dava açmak isterim.
+10AYHAN23-03-2017 15:39#2
Yanlış anlamış değil isem burada iki konu mevcut :
1.Anayasa mahkemesinin kısmi iptaline rağmen MYO mezunu olan 9/2 lisans mezunu olan 8/1 dereceden göreve başlatılması gerekir.
2. Sınıf okulu süresinin hizmetten sayılması hususlarıdır.
1'incisinin yıllardır dikkate alınmamış olduğu anlaşıldı,lakin sınıf okulu süresinin hizmetten sayılmasının kademe ile ilgisi anlaşılmamıştır .
Daha önce bu sürenin kademeden sayılması davasının kazanıldığı bildirilmiş olmasına rağmen yazıda değinilmemiştir .
SONUÇ . TEMAD avukatları konuya açıklık getirmelidir.
+10EMEKLİ ASSUBAYLAR23-03-2017 12:06#1
18 yaş altındaki sınıf okulu sürelerinin hizmetten sayılması davasını açarak binlerce meslektaşımızın erken emeklilik hizmet,ikramiye ve maaş derecesine artılar kazandıran Sn.İsmail TURAN'ın bu kez gasp edilen bir kadememizi kazandıran hukuki süreçle ilgili bilgilendirmesi için kendisine teşekkür ediyoruz.
Bu konuda dava açmak isteyen arkadaşlarımız ya da avukatlarına yazının rehber olacağını düşünüyoruz. Hayırlı olsun.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yapabilir. Yorum yapmak için lütfen KAYIT olun veya GİRİŞ yapın...