Pazar, 08 Şubat 2015 02:18

Kd.Bçvş. Vedat Tanrıverdi kararı, Umur Talu ve Selçuk İçer

Oy ver
(27 oy)

Umur Talu 06.02.2015 tarihli “Kabza koltuk istikametinde, namlu masanın soluna paralel… Baş iki masa arasında, ayaklar soldaki duvar istikameti boyunca!” başlıklı yazısında Vedat Tanrıverdi Kd.Bçvş.un 11.11.2013’teki intiharına ilişkin 20.01.2015 tarihli Askeri Savcılık kararından, intihar vakasını ele almış durumda(1).

Emekli assubay, yazar Selçuk İçer de bu elim hadisenin 1 ve 2'nci günlerinde iki önemli yazı yazmıştı.

Umur Talu’nun yazısından alıntılar “tırnak içinde, yatay”, şahsımın ve Selçuk İçer’in yazıları (parantez içinde) belirtilerek, konuyu ele almaya çalışalım:

7.15: Sabah sporuna katılmak için spor kıyafetlerini giyip çıktı.

8.30: Eve döndü. Nöbetçi olduğu “işyeri”ne gitti. Evrakları Binbaşı’ya imzalattı.

(Hazırladığı yazıyı ilk amirine imza/parafe ettirdikten sonra evrakın sorumluluğu, takibi, varsa bir üst amire, arzı hazırlayandan sonraki ilk parafe parafe edene geçmeli, Binbaşımız evrakı alarak, silsileyi takip ettirmeliydi)

8.40: Evrakları Kurmay Yarbay’a götürdü. Yarbay birini imzalamadı, birinde düzeltme istedi.

(Vedat Kd.Bçvş. evrakı Kurmay Başkanına arza götürmemeliydi.)

Yarbay’ın yanından çıkınca Binbaşı’ya rastladı, “Ne oldu” sorusuna “Düzeltmeler yapıp tekrar götüreceğim” dedi.

(Özellikle de, düzeltme istenmesinden sonra amirleri devreye girip, birlikte düzeltme yapmalı, evrakı Kurmay Başkanına götürmeliydi.)

Çay ocağına Binbaşı ile gittiler. Düzeltmeler hakkında konuştular. “Akşam bölük nöbetçisiyim. Askerleri yatırıp ileriki tarihli işlerle ilgili çalışacağım” dedi.

 9.30: Yakın arkadaşı Başçavuş …’yi gördü. Arkadaşına göre “rengi soluk ve durgundu.” Arkadaşı “Kaça satıyorsun” dedi. “Neyi” diye sordu. Arkadaşı “Turşuyu” dedi. Cevap vermedi. “Arkadaşının yanağından makas alıp” gitti.

Arkadaşı onu şöyle anlattı: “22 yıllık arkadaşlığımız var. Astsubay okulunda beraber okuduk. İlk defa Kıbrıs’ta beraber çalışma imkânımız oldu. Aracımı 2 ay önce ona satmıştım. Sakin, efendi, mülayim, ağırbaşlı, beraberken konuşkandır. Birbirimize takılır, şaka yaparız. Olay sabahı normalden farklı ruh hali vardı. Şaka yapmama rağmen ruh halini değiştiremedim. Sıkıntısı var gibiydi.

Çay ocağından, görev yaptığı odaya gitti. Odada 7 personel daha görev yapıyordu ancak sadece biri odadaydı. O da çay ocağına gitti. Odada yalnız kaldı.

(Odada yalnız kaldığında muhtemelen, evrakı düzelterek tekrar Kurmay Başkanının yanına gidip- gitmemeyi, bu gitmelerin onun görevi olup olmadığını, neden sıralı amirlerinin arza gitmediğini, düşündü durdu. Ve yine muhtemelen, bu vahim sonuca göre, sıralı amirleri de uzun bir süre arzdan sakınmış da olabilirler. Kurmay Başkanı, belki de, yazıdaki düzeltme yoluyla şubesindeki sorumlu subaylarını yanına çekmek istemiş de olabilir.)

11.00: Çay ocağına giden Başçavuş döndü. Onu, sandalyesinde hafif aşağıya kaymış, başı sağ öne eğilmiş gördü. Yaklaşınca sol göğsü üstünde kırmızılık gördü. Omzuna dokunup “Vedat Abi” diye seslendi. Göğsündeki deliği ve masa üzerinde tabancayı gördü. Hemen sol çapraz odadaki kısım amiri Binbaşı ile Sağlık Binbaşı’ya bildirdi.

Üçü odaya geldi. Sağlık Binbaşı nabzı kontrol etti.  “Nabız alamıyorum” dedi. Binbaşı Tabip Üsteğmen’i arayıp ambulansla gelmesini istedi. Kurmay Yarbay’a bildirdi. Tabip Üsteğmen ambulansla geldi. Nabzı kontrol etti, kalp masajı yaptı. Birisi kurtarıcı soluk verdi.

11.15: Ölüm saatinin bu olduğuna karar verilip müdahaleye son verildi.

17.15: Lefkoşa Devlet Hastanesi’nde otopsi: Ateşli silahla akciğer ve kalp yaralanması sonucu iç kanama.

***

Şimdi imza sırasında ve sonrasında olanlara ilişkin iletilenler yoluyla, yaşandığı iddia edilen ayrıntıları yazar Selçuk İçer’den okuyalım

(O birlikte o gün olan bitenden sonra İstanbul’da bir telefon çalar. Çalan telefon her yazısının altına telefon numarasını da ekleyen emekli assubay, yazar Selçuk İçer’indir. Selçuk İçer telefonunu açar, muhtemelen “buyrunuz” der, kişi olayı anlatır, dinler, not alır ve sonra 12 Kasım 2013 tarihli “ASSUBAYIN İNTİHAR SEBEBİ KURMAY BAŞKANI(MI) ?” (2) başlıklı, olaya ilişkin ilk ayrıntıları okuduğumuz bu yazıyı kamuoyuna duyurur.

İşte o yazı:

Assubay meslektaşımız Tugay Kurmay Başkanı tarafından 20 dakika süreyle makamında araçlarla (?) ilgili konuda tahkir taciz edilir hakarete maruz kalır olaydan 15 dakika sonra çalışma odasında silahıyla intihar eder yaşamına son verir. İddiaları ve aldığım duyumlar, araştırmalarım.. Hakaret, baskı, tehdit sözlü şiddet  ve  ölüm..

* * *

Tugay Kurmay Başkanının hakaretleri intihara sebebiyet verdiği iddiaları ve yaşananlar derinlemesine araştırılmalıdır…)

(12 Kasım 2013 tarihinde cenaze sevk edilmiş,)

Emekli astsubay, yazar Selçuk İçer’in telefonu yine çalar. Birşeyler anlatılır ve O, anlatılanları not alıp, 13 Kasım 2013 tarihli “KUR.YARBAY AHMET KÖSE VE ASSUBAYIN İNTİHARI” başlıklı bir yazı daha paylaşır kamuoyu ile. O da bu yazı:

(14.Zh.Tug. Kurmay Başkanı Kur.Yarbay "Ahmet KÖSE" Makamında Assubayı 20 dakika süreyle aralıksız tahkir ve taciz eden yüksek sesle hakaretler yağdıran hizmeti psikolojik işkenceye dönüştüren yarattığı bu ortamdan 15 dakika sonra çalışma odasında intihar eden Assubay.

Yaşanalar Sebep sonuç ilşkisi ve Kur.Yarbay Ahmet KÖSE.

İntiharı müteakip tanık olan bazı Assubaylara "Kur.Yarbay Ahmet KÖSE'nin bağırmasını, hakaretlerini duymadık bilmiyoruz, haberimiz yok baskıları, telkinleri, Yarbay Ahmet KÖSE’yi kurtarma operasyonu. Yarbay KÖSE'nin avaz avaz çıkan bağıran sesi koskoca Tugay Kh.Binasını inletmiş, ortalık yıkılıyor sen duymadım de baskıları gözdağı bilmem ne ,

Bir cana mal olunmuş Assubayın kanı hala odasında çoluk, çocuk perişan sen olayı kapatmak için oyun üzerine oyun peşindesin. “Duymadık deyin ha”, olur emredersin ...!

Assubay bugün toprağa verildi ocak söndü geride ana, baba eş ve çocuklar perişan. Yarbay Ahmet KÖSE hala görevinin başında Kurmay Başkanı Koltuğunda yaylanıyor sallanıyor çoluk çocuğu rahat ölen yok kalan yok dokunan yok  Assubayı ölümüne döven  diğer Kur.Albay gibi..Subaya gelince kanun yasa mahkeme hak getire..

Çevresinde Assubay karşıtı olarak tanınan Tugay Kurmay Başkanı  Kur.Yarbay Ahmet KÖSE  "O KANIN İÇERİSİNDE BOĞULACAK" hesabı legal olarak sorulacak. Assubaylar sahipsiz değildir...)

Yazar Selçuk İçeri arayan “kişi”ler acaba başka yerleri de aramışlar, olay hakkında bilgi “vermiş”ler midir? Peki, ifadeler sırasında bu “kişi”ler buhar mı olmuşlar? Nereye gitmişler? Bilgilerine başvurulmamış mı? Veya onlar olayı aydınlatmak için müracaatta bulunmamışlar mı? Veya onları susturmuş ise kim susturmuştur?

***

Yeminli ifadeler: Uyumlu, çalışkan, sakin, mülayim bir insandı. Kötü alışkanlıkları yoktu. Sadece borsada yatırım yapıyordu. Husumetli, kavgalı olduğu biri yoktu. Ölümünden önceki haftadan itibaren tabanca taşımaya başlamıştı. Kıbrıs’a alışamamıştı. Baskı yapıldığına, mobing uygulandığına, amirlerden hakaret içerikli söz işittiğine dair beyanı yoktu.

Sonuç: Silah kendinin. El kendinin. Mermi kendinin. Bir el atışla kendini yaralayarak kendi ölümüne sebep olduğundan şüphe yok. Bir kusurlu yok. Kovuşturmaya gerek yok. Emanete kayıtlı eşyalarının mirasçılarına teslimine…

***

Askeri Savcılık, Astsubay Vedat Tanrıverdi’nin, 40 yaşının dolmasına bir ay kala, 11 Kasım 2013’te Kıbrıs’ta “kışlada intihar”ına, bir yıl sonra, 20 Ocak 2015’te böyle “açıklık” getirdi.

O odalarda, o imzalarda ne olduğunu bilmiyoruz! Kıbrıs’ta bir süre önce bir astsubayın komutanı tarafından hakarete, darba uğradığını ama kendisi sürülürken komutanın paşa olduğunu, birkaç gün önce bir başka astsubayın daha intihar ettiğini biliyoruz.

İktidarın, asker intiharlarının araştırılmasını Meclis’te reddettiğini biliyoruz.

 “Mirasçılar” bir eşi, bir de küçük ikizleri!

Bu tebligat oğullarının neden intihar ettiğini sorgulayan “müştekiler”e, anne ve babasına!

Sabah sporu yapan, komutanların “çok şefkat, anlayış, nezaket” gösterdiği, çayını içip odasına giden bir insanın intiharını nasıl da açıklayıcı! “Kalp yaralanması” hariç!

Göreve başladıktan üç ay sonra intihar ile sonuçlanan bu elim hadise şunu da göstermiş oldu ki, assubay, karargâh çalışması dâhilinde hazırladığı yazısının imzasını da sıralı amiri yerine, son imzaya kadar kendisi arz etmekte. Günümüzde her şey uzmanlık dallarına ayrılmış halde. Konunun mobbing uzmanlarınca incelenip incelenmediğini ise bilmiyoruz.

Yorumlar

+13Ersen Gürpınar09-02-2015 15:38#2
Bir insan hiçbir değerin geri getiremeyeceği canına neden kıyar? Tırnağınızı biraz derin kesseniz canınız yanar refleks gösterirsiniz, peki o tetiği çekmenize neden olan nedir? Çaresizliktir,m esleğini evlatlarını düşünmektir yeter artık demektir, buna neden de mutlaka bazı şerefsiz vicdansızların ruhunuzdaki fırtınanın kopmasına sebep olmasıdır. Bu insanlar evlatlarını ailesini tek kelime ile yaşamayı terk ediyorsa mutlaka nedeni vardır. Sebep olanlar bir şekilde adaletten yakasını kurtarırlar ama ilahi adalet bir gün onlara ve onlara riyakarlık yapmak için yalan ifade verenlerden hesap soracaktır. Benim tek dileğim bu vicdansızlar da bir gün daha beter acıları yüreklerine düşsün yaşam onlar için de kabus olsun . Meslektaşım kardeşime rahmet, ailesine sabırlar diliyorum.
+11Gülbin İnan Yıldız08-02-2015 23:49#1
Mağdur olanların şikayetçi olmama sebebi; korku ve suçun cezasız kalacağını bilmeleridir.Kimi kime şikayet edecekler ki yazık.Ne zor ne içinden çıkılmaz bir durum.Ülkemizi Cumhurbaşkanımı za şikayet etmek gibi bir şey bu da. Bu veballe yaşayanlar gerçek dünyada elbette hesap verecekler.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yapabilir. Yorum yapmak için lütfen KAYIT olun veya GİRİŞ yapın...