Cuma, 09 Ocak 2015 00:11

Gedikli Erbaş Sahtekârlığı -1-

Oy ver
(30 oy)

Pây-i Taht-ı Saltanat’ın Boğaz’a nâzır Kısıklı semtinde

İçinde cibilliyetsiz-hırsız-arsız hârâmilerin yuvalandığı milyon dolarlık kâşânelerde

17-24 Aralık 2013 târihlerinde

Milyon avro-dolarları sıfırlama-ütüleme-istifleme ameliyyesinin birinci sene-i devriyyesine denk gelen bir günde

Masanın üzerinde emen eşken uzanıp yatarken ısrarla zili çalan telefonumu

Sağ elimi uzatıp rikkatle göbeğinden kavradım.

Camında yeni bir numara belirdi. Yeşil düğmesine basıp, Efendim!, dedim!

Daha evvel adını hiç duymadığım telefondaki esrârengiz ses ile aramızda şöyle bir muhâvere cereyân etdi.

Benim Adım Ahmet KISA. Sizi, Aydın’dan arıyorum. Şükrü IRBIK siz misiniz?

Evet, Ahmet bey, Şükrü IRBIK benim!, dedim.

Köşe kapmaca oynayan afacan bir çocuk gibi atik davranan Ahmet Bey sözü hemen kapıverdi!

Numaranızı sizin mahdumdan aldım. Ben, 51 neşetli Havacı Asubayım. 81 yaşındayım. 73’de emekli olmasaydım 75 Asubay olaylarının en önünde ben olurdum. Siz, bir yazı yazmışsınız! Adı neydi, dur bakayım hele!.. Evvel’den Âhire bilmem ne!.. Ben de yazıyorum aydınhabermerkezikom’da. Sizin bu yazınızdan istifâde etmek istiyorum, ne dersiniz?

Sözü hiç bitmeyecek sanmışdım fakat yanılmışım!

Carcörünü bir basışda boşaltan makineli tüfek gibi kendiliğinden sessizliğe büründü!

Çok samimi ve lafı eğip bükmeden konuşan Ege’nin 81’lik bu genç zeybeği ağzındaki baklayı hemen çıkartdı.

Şaşkınlığımı üzerimden atar atmaz şöyle cevâp verdim vehleten;

— Makâlemizden istifâde etmeniz bize şeref verir. Telif hakkına gelince... Olur, Ahmet bey! Anlaşırız inşallah! dedim. Ardından bu kez de ben, Ahmet Beyin konuşmasına fırsat vermeden ne istediğimi açıkca söyledim kendisine. Hem de tam iki defâ. Tamam mı, anlaşdık mı?, diyerek de sözümü de pekişdirdim.

—Tamam, anlaşdık! dedi.

Hem kendini kısaca fakat gayet sarih bir üslûpla anlatan bir meslekdaşımı dinlemiş olmanın

Hem de kendi isteğimi karşı tarafa açıkca anlatmış olmanın huzuru ile basdım, telefonun kırmızı düğmesine.

Aradan üç beş gün geçdi, geçmedi. Postacı bir kutu getirdi eve. Alıp bakdım kimin gönderdiğine. Ahmet KISA - Aydın yazıyordu üzerinde. Ahmet Beyden istediğim şeyi almanın heyecânıyla hemen açmaya başladım kutuyu. Hepsi beş’lik kağıt para bile olsa! dedim kendi kendime! İçindeki bu kadar tomar epeyi bir meblağ tutar! diye geçirdim aklımdan. Ağzım, bir anlığına kulaklarıma değdi şetâretden...

Lâkin paketi açıp da içindekini görünce sükût-u hayâle uğradım külliyen!..

Ben, Ahmet Beyden başka bir şey istemişdim aslında... Hani 17-24 Aralık 2013 târihlerinde Bilâl oğlanın Kısıklı’da sıfırladığı şeyler var ya!.. İşde, ondan istemişdim. Herhâlde ya ben kendimi anlatamadım. Ya da Ahmet Bey beni anlamadı. Üçüncü bir ihtimâl daha var! Günâhını almayayım da!.. Ya da kendisi beni atlatdı!.. Bu ihtimâllerden birisi mevzu bahis idi. Fakat şu fakirin tarafında netice değişmedi. Kutunun içinden yeşiller yerine çıka çıka bir okka kuru incir çıkdı!..

Hanımın, “Ne oldu? Suratın düşdü birden yere?” şeklindeki sırıtkan bir edâ ve müstehzi tavır ile tevcih etdiği suâlini tecâhül edip hemen sıvışdım oradan...

Balta değmemiş beş asırlık sedir ağaçlarıyla cilveleşen Aydın’ın süslü, mağrur dağlarında

Tarzan’a meydan okurcasına zeybek oynayıp türküler çığırırken

Aman vermez kurnaz kurtlar ile raks etmiş

Hezârıfen olup

Memleketin semâlarında uçuşan Anadolu kartalları ile aşık atmış 81’lik bir Efe ile pazarlık yapmışım!

Hârb-i İstiklâl’de çorbacı yonana Aydın dolaylarını nasıl dar etdiğini bilmeyen mi var?

Kol saatimi kapdırmadığıma şükretmem lâzım.

Yaşı, ya da kurusu!.. Herkes, kendi yediğinden misâli. Aydın’lı hemşehrimiz, incirden başka ne gönderirdi ki zâten?

Akabinde

Dilenciye hıyar vermişler, eğri diye beğenmemiş vecizi geliverdi aklıma vehleten.

Velhâsılıkelâm

Züğürt tesellisi niyetine hoş karşıladık kuru hediyeyi!..

Neyse, dedim kendi kendime.

Yazarken içdiğin çayların sâdece çıkan mikdarını

Bir çukur deşip içine doldursaydın şâyet

Ankara çölü, sâyemizde orta ölçekli bir göl daha kazanırdı herhâlde.

Bu çayları içmeyip de parasını hele bir kumbaraya atsaydık!..

Tekâüd ikrâmiyesinden ziyâde nakidimiz olurdu evvel Allah.

Onca emek verip bir şeyler yazıyorsun bunca zamandan beridir. emekliassubaylar.org mecrâsından fayda yok sana! Mâlûm, hepsi tekâüd Asubay. Şu fakir gibi fülûs-u ahmere muhtac ekserisi. Patronları da bir bardak çay parası dahi vermiyor zâten. Emeğinin ilk defa karşılığını aldın, Eski Tüfek! Bir kutu kuru incir bile olsa buna da şükür et! Gedikli Erbaş Sahtekârlığını doğurmak için çekdiğin sancılar sağdıç emeği olmadı hiç olmazsa dedim kendime.

Atını bağladıkdan sonra Akkayanın dibine

Asubayların mukaddes hak arama mücâdelesine

Ege bölgemizin zeybek’ler diyârı Aydın vilâyetimizden ses veren 81’lik Ahmet Efe’ye

Kuru hediyesi için teşekkür ederim huzurunuzda.

Bu vesile ile kendisi ve muhterem hanımefendinin ellerinden öper sağlık ve esenlikler dilerim.

Kuru incir faslı bir yana, konuşması esnâsında Sayın Ahmet KISA’nın söylediği bir cümle yuvalanıverdi aklıma!..

1951 mezunu Asubay!..

images-002

Eski Tüfek, Devletin Defter-i Kebir’ine yazılmadan evvel dahi Asubaylığa başlayan büyüklerimiz varmış meğerse!..

Allah hepsine sıhhat, esenlik ve neş’e dolu nice seneler nasip etsin.

Âhir ömürleri gül kokulu günler güzelliğinde geçsin inşallah.

Demek oluyor ki;images-003

Hava Telsiz Makinist Ahmet KISA

T.C. Ordusunun Asubay unvânı ile mezun etdiği ilk dönem Asubaylardan birisidir. Lutfedip bana gönderdiği diploması da hemen sağ tarafınızda. Gözlerinizin temâşâ eylediği mektup puluna benzeyen diplomasının “Künyesi” satırında ihtisâsını gösderen Telsiz Makinist ve Gd. Okur ibâresi var sâdece. Diploma sahibinin rütbesini ve unvânını niçin yazmamışlar acap?..

Bugüne kadar konuşduğum, Asubaylık târihi hakkında bilgi aldığım ikinci en yaşlı emekli Asubay meslekdaşlarımdan birisi oluyor kendisi. İki kişilik tayyarede, telsiz makinisti olarak pilotun arkasında uçmuş mesleğinin ilk senelerinde. Pilot kadar maaş alıyormuş o vakitlerde. Asubayların bugünlerdeki mâlî, meslekî ve itibârî vaziyeti ile mukâyese edilemeyecek kadar hayret ve bir o kadar da gurur verici bir durum, değil mi?

Kendisi hakkında çok dikkat çeken bir hakîkât de bu görüşmemiz neticesinde ortaya çıkdı. Yukarıda gördüğünüz diplomasında Sayın KISA’nın 05 Temmuz 1951 târihinde mezun edildiği yazılı. Gedikli Okur (Gd. Okur) unvânıyla eğitimine başlayan Ahmet Bey, diplomasını almadan bir gün evvel, yâni 04 Temmuz 1951 târihinde Gedikli Erbaş sınıfı lâğv edildi. Ertesi gün, yâni 05 Temmuz 1951 târihinde Asubaylık sınıfı ihdâs edildi. Bu cümleden olmak üzere, Sayın Ahmet KISA, sâdece bir günlük bir zamân farkıyla Asubay unvânı ile mezun edildi.

Peki öyleyse

Diplomasında niye Gedikli Okur yazıyor diyorsanız, bu suâlin cevâbını Hava Kuvvetleri Komutanımız verebilir.

Ben bunları düşünürken 1950’li senelerin asker kânunları zihnimde gaşyolup cezbeye tutuldu vehleten...

 Özellikle Gedikli Zâbitlerin nasıl olup da bir günde Gedikli Erbaşlığa tenzil edildiği dikkatimi celb ediyordu hep. O zamanlar neler olup bitmiş? Akşam evlerine Gedikli Zâbit unvânı ile giden asker kişilerin ertesi sabah kışlalarına, gemilerine, uçaklarına geldiklerinde nasıl Gedikli Erbaş olduklarını zâten epeyden beridir öğrenmek istiyordum.

Sayın Ahmet KISA ile yapdığım bu kısa telefon muhâveresi

Yüzbinlerce domino taşı ile sayısı bilinmedik senelerin zihnimde kurduğu muammâ dolu bulmacanın

İlk taşını devirmeye yetdi de artdı bile!..

Bardak bardak davşan ganı tâze çayların emzirdiği

Uzun ve uykusuz fakat şefkât membası sırdaş gecelerden bir dâvet aldım geçende.

Sütü hiç bitmeyen onyedi memeli Kibele’nin

Emceklerinin hepsinden birden süt değil fakat

Çay emiyorum sanki...

Gün, yirmidört saat!

Tecrübe etdim, farkındayım bunca zamândan beri.

Biri biter bitmez hiç fâsıla vermeden hemen öteki başlıyor...

Endişeye mahâl yok!

Üsdelik hesâbını soran da yok, çok şükür!

Can tende oldukca vakit sermâyesi mebzûl mikdarda nasıl olsa!..

5802, 5619, 3221, 3134, 2505 sayılı kânunları iştiyâk ile tarassud ederken

Gözlerim birden bire tekrâr 3221 sayılı kânuna geri döndü.

Ve dahi

Zamân orada donup kaldı...

İsminden de anlaşılacağı üzere bu makâlemizde

İşde bu unvân sahtekârlığınının üzerindeki giz perdesine

Şâyet müsaade var ise siz yiğit kariler ve Asubaylardan

Şöyle kavi bir fiske aşkedeceğiz inşallah.

*  *  *  *  *

Devletin parasını ucuz yoldan cebe indirmeyi gözüne kesdiren Selim TERES, bir harâr dolusu rüşvet verdi.

Civânım Engin, harârı ile birlikde yutdu rüşveti. Fakat bir şeyler ters gitdi! Selim’e ucuz krediyi temin edemedi bir türlü.

Bu iki kaşalotun kirâladığı eşkıyaların birbirine sıkdığı kurşunlar

Önce

Der-Saadet’in akasya kokan arnavut kaldırımlı sokaklarında eşşek arıları gibi vızıldayıp adres aradı.

Akabinde

Her iki taraf da soluğu mahkemede aldı!

Rüşveti mideye indiren civânım Engin, gödenimsi o goca ağzını domaltarak şöyle dedi savcıya;

Rüşvet aldığımı iddia eden varsa belgesini gösdersin!

Bunu duyunca bozuk kanı beynine sıçrayan Selim, şöyle böğürdü Engin’e; “Rüşvetin belgesi mi olur, ulan teres?

Malının deniz, yemeyenin ise domuz olduğu sahipsiz devletimin parasını üleşmek, üfürmek, sıfırlamak konusunda

Civânım Engin ile Selim TERES arasında cerâyan eden bu rüşvet al-ver dâvâsı sâyesinde

Türk Milleti ikincibinyılın son senelerinde bir gün “rüşvetin belgesinin olmadığını” öğrendi.

Bizim bugün burada irâd edeceğimiz işbu makâlemizde rüşvetin değil fakat

Gedikli Zâbitleri bir desîse ile Gedikli Erbaşlığa tenzil etmek üzere

Evvel Allah

Devletin belgesinde yapılan sahtecilik cürümünün belgelerini fâş edecek

Ve dahi

Sahtekârlığın belgesi var, ulan teres! diyeceğiz...

Bismillah, vira demir!..

*  *  *  *  *

Eğnine kürk giymeyle, başına börk koymayla

Binyüzelliküsûr odalı, bol ışıklı KaçAK kâşâneler inşâ etmeyle

 Ve dahi

Unvân ile adam olunmaz! dediydi ebemdedem!

Adamlık; yürekdedir, gönüldedir, ruhdadır, mayadadır, kandadır...

Herkes yapdığından mesul en nihâyetinde.

Bir kelp bile insandan daha terbiyeli, daha hasiyetli olabilirken

Bir kelp mesâbesinde olan insan yok mu şu âlemde?..

Gedikli Erbaş sıfatıyla bir derdimiz yok bizim!..

Asubaylar olarak bu unvânı taşımakla da müşerref oluruz.

Bu makâlemizin gâyesi

Türkiye Cumhuriyet’i kânun’una yapılan aşağılık bir tecâvüzü

Soğuk suda ıslatılmış kendirden bir sicim gibi

Mütecâvizin suratında şaplatmak!..

Bu mâsum tâbir üzerinde oynanan menfûr tezgahı fâş eylemek

Ve dahi

Dünya âleme ibret olsun diye

Bu tecâvüzü târihin şefkâtli bağrına silinmemecesine yazmakdır.

*  *  *  *  *

Damarlarını çatlatırcasına akan âsi kanının şefkât dolu dâvetine

Şehvet dolu bir kişnemeyle ses verdikden sonra

Dizginini parçalayıp da

Kendini hürriyetin koynuna coşkuyla atan doru aygır misâli

Beynimde vehleten esriyen sözleri zapdetmekden âcizim!

Sözler, doru aygır olmuş!

Gara galemimdeki mürekkep de o aygırın ganı!..

Hoyratca akacak bir mecrâ arıyor kendine, tarifi mümküm olmayan bir arzuyla...

O inci gibi duran alacalı toynaklarını

Yatağan kılıcı gibi mahâretle sallayıp

Dizginleri param parça etdi nasılsa!

Kösteklemek kâbil değil!

Sağır sultan,

Dilsiz uşak,

Kel oğlan,

Kör köşker değiliz hani!..

Bizim de elimiz, dilimiz, gözümüz, kulağımız,

Ve dahi

Çalap’ın bahşetdiği kadar aklımız var çok şükür.

Tutam tutam, lüle lüle, büklüm büklüm, belik belik olmasa da

Ensemizdekinden bir kaç misli fazla kıl da var başımızda.

Kayıtcının vazifesi

Bulup, görüp anlamakdır.

Akabinde

Anladığını gara galemin gıldan ince cımbızvâri ucu ile

Silinmeyen cinsinden deri altına nakşedilen dövme misâli

Bir daha ayrılmamak kavli ile

Sarı kağıdın limon rengi döşünün üzerine rikkatle ve fakat ebediyyen rapdetmekdir.

Evvel Allah gene öyle yapacağız!

*  *  *  *  *

Gara galemim;

Gemalmaz aygır gibi...

Demirden dişindirliğini

İri, kavi, elmasımsı o ak dişleriyle ezip parçalamış

Dizginleri;

Yelesinin bir telini şahlandırarak en sağlam yerinden kopartıp atmış

Keçe asdarlı boyunduruğunu

Vahşi bir kişnemeyle dikişlerinden şakkedip boynundan fırlatmış!..

Gara galemimin en ücrâ gözelerine gadar nüfûz eden gara mâyi ise

Doru aygırın âsi fakat asil kanından almış huyunu...

Sâdece rengi benzemiyor!

Guş, ganedin,

Er, atın ile uçar da!

Gayıtcı, galemin ile uçmaz mı?..

Uçar, evvel Allah!..

Ak kağıdın köküne kıran mı girdi?

Eski Tüfek bu makâleyi niçin sarı kağıda dokumuş diyenlere de cevâbımız şu olsun;

Gedikli Küçük Zâbit unvânının bir günde inkâr edilip de

Gedikli Erbaş yapılmasındaki orostopolluğu görünce

Şaka değil, itimat buyurun!

Evvelâ,

Üst dudağının sol şakkı uçuklayıverip şahrem şahrem oldu helecandan.

Akabinde

Limon gibi sapsarı kesiliverdi beti-benzi...

Bu kağıdın rengi sarardıysa şâyet

Site Yöneticimiz Sayın Semih KOÇ boyamadığına göre

Şu fakirin suratının rengi aksetmiş olsa gerekdir, zâhir işde bu kağıda...

Ne sakalımız, ne müridimiz ne de yeşil servetimiz var.

Delikli bir tek meteliğe telli kurşun atan

Miskinler tekkesinin demirbaşı

Değirmi sakallı dervişiyim bu gece!

Lâkin

Şeyh değiliz hani yiğitler!..

Haydi! Buyurun meydâne!

Hep berâber

Hem uçalım

Hem de uçuralım öyleyse!..

*  *  *  *  *

Hey gidi günler, hey!..

Kimler geldi, kimler geçdi târih denen şu sahneden!

Sahne, bâki de

Şu vakde kadar yelleri önüne katarak coşkun akıp giden sellere öykünerek

Akıp giden zamân mefhumu zarfında

O sahneden kaç âdemoğlu gelip geçdi?

Bilen var mı?..

Hâfıza dumuruyla meşk etmekden iflâh olmayan âşkperest zamân değirmeni

Var olmaya sanki daha dün başlamış gibi diri, tâze hem de tüvana...

İnce ince ezip itinâ ile öğüterek un eylemek üzere adam arıyor!

Kimileri için şu dakikalarda bile hayır duaları okunurken ardından

Kimisi zamân değirmeninin taşları arasında çokdan ya un ufak oldu

Ya da olmaya devâm ediyor...

Kimisi; yel gibi esdi, geldi; sel gibi akdı, geçdi, gitdi!

Kendisi için iki damla göz yaşı döken bir çift göz bırakmak şöyle dursun

Bir katre mil dahi bırakmadı ardında...

Kimisi de; kurşun gibi geldi, deldi, çıkdı, geçdi, gitdi. Yakdı, yıkdı, çaldı, çırpdı utanmadan!

İyiler, dillerde yâd ediliyor hâlâ. Gönüllerde yaşıyor. Biz var oldukca da yaşayacak...

Lâkin

Kötüler unutulmanın kollarında bir daha uyanmamak üzere

Çok zaman evvelinden çekildi ızdırap yüklü ebediyyet uykusuna...

Gelip geçenlerden birisi var ki yel cinsinden

Anlatmaya değer, can yiğitler!

O fâni de gelip geçdi bu târih sahnesinden!

Lâkin

Sekizinci dönem vekilliğinin keyfini çıkartırken

1949 senesinin dördüncü ayında Nisan bir şakası yapdıkdan sonra

Evrakda sahtecilik sâbıkasıyla çıkdı huzur-u Hakk’a...

Hileyi, hülleyi, desîseyi ve sahtekârlığı meslek edinen insan müsvetdesi bu Zâbit emeklisi

Önce,

ATATÜRK’ün yâdigârı olan “Asubay” unvânına “s” ekledi kânunsuz olarak!

Akabinde

Aynı sıfatı taşıyan bu âdemoğlu

Bir kere daha çıkdı târih sahnesine. Bu kez başka bir sahtecilik ile...

Sizin anlayacağınız

Avcı nice âl bilmişse,

Ayı da onca yol bilmiş!..

*  *  *  *  *

Eski Tüfek’de neşreyledimiz Evvel’den Âhire Işıltılı Yansımalar  isimli muhammes makâle tefrikamızda

Bugün hukûken “Astsubay” olarak

Ya da

Kimilerimizin kavlen “Assubay” olarak bildiği bu unvânların gayri meşru olduğunu fâş eylediydik.

İmdi kıraat etdiğiniz işbu makâlemizde ise evvel Allah

Bakalım hangi unvânın ipliğini bedesdende değil fakat

emekliassubaylar.org mecrâsında harâc-mezâd satacağız!..

Şu kelâmı kağıda emânet ederken henüz isim veremediğim işbu makâlemizi

Sizler okudukdan sonra üç şey olacak!

images-004

images-005

images-006

Bedelsizdir temâşâ eylemesi,

Haydi!

Buyurun sahtekârlıklar kumpanyasına...

*  *  *  *  *

Resim, bir çerçeve içine sığdırılan zamânın

Sâdece bir ânını gösderir. Sessiz, hissiz, hareketsiz ve donukdur. İfâde imkânı sınırlıdır. Bir resimin anlamı, kendi çerçevesi içinde göründüğü kadardır. Üsdelik anlam ve hareket bütünlüğü yokdur.

Filim ise hisli, sesli hem de hareketlidir. Sonsuz ifâde imkânı vardır. Filimin konusunu bütün ayrıntısıyla ve anlam bütünlüğü içinde hem ses ile anlatmak ve hem de görüntü ile gösdermek mümkündür. Bir sâniyelik bir görüntüyü anlatmak için peşpeşe tam 24 resim çekmek icâb eder. Filim şeridi hâlinde hazırlanan bu resimler filim makinesinde oynatılırsa o bir sâniyelik çekimin bütün ayrıntılarını ses, his, hareket ve anlam olarak görmek mümkündür.

Gedikli Zâbitleri Gedikli Erbaşlığa tenzil etmek için bugüne kadar meriyyete konulan kânunlar da

80 seneden beridir tıpkı resim kareleri gibi raflarda sessiz, hissiz ve hareketsiz öylece bekliyor.

images-007 

Raflarda resim kareleri hâlinde bekleyen bu kânunları bugün;

  • Evvelâ peşpeşe ekleyip filim şeridi hâline getireceğiz,
  • Akabinde filim makinesinde oynatıp bu filim şeridinin dilini çözeceğiz,
  • Daha sonra ortaya hareket, ses, his, görüntü ve anlamı çıkartacağız
  • En son olarak da bu kânunların söylemek için bugüne kadar iştiyâk ile bekledikleri hakikâtlare tercümân olacağız inşallah.

*  *  *  *  *

Çok ve uzun koşsunlar, iyi anlasınlar fakat bîtâp düşmesinler diye

Zihnimizi ısıtmak gâyesiyle

Şu bilgileri bir kenara yazalım evvelâ.

  • 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun 1934 senesinde meriyyete girdi.
  • 5619 sayılı Gedikli Erbaş Kânun’u 30 Haziran 1950 senesinde meriyyete konuldu.
  • Peki ne oldu da Gedikli Erbaş tâbiri askerî mevzuatımızda tâ 1937 senesinde yer almaya başladı?
  • 1937 senesinden Gedikli Küçük Zâbitliğin lâğv edildiği 30 Haziran 1950 târihine kadar geçen sürede ne oldu?
  • 13 senelik bu zamân zarfında Gedikli Erbaş tâbirinin kullanılması meşru mu idi?
  • Yoksa gayri meşru mu?

Makâlemizin sır kilidini açacak maymuncuk suâller işde bunlardır can yârenler.

İşbu makâlemizin özeti şu dört cümlede mündemicdir;

  • 1909 senesinde Gedikli Küçük Zâbit tâbiri ordumuzun askerî mevzuatına dâhil edildi.
  • 1937 senesinde yapılan bir sahtekârlık ile Gedikli Küçük Zâbit unvânı gayri meşru olarak Gedikli Erbaş yapıldı.
  • 1950 senesinde kabul edilen başka kânun ile Gedikli Erbaş tâbiri meşrulaşdırıldı. Fakat bu kez de sâdece 1 sene ve 04 gün meriyyetde kaldı.
  • 1951 senesinde meriyyete giren yeni bir kânun ile ordumuzdaki Gedikli Erbaş tâbiri lâğv edildi. Yerini  Astsubay unvânına bırakdı.

Yukarıya yapışdırdığımız şu dört tümcenin size anlatdıklarını

Gözleriniz görsün ve havsalanız kolayca alsın diye

Aşağıdaki şu üç belge ile süsledik.

Konuyu kavramak isteyen siz kadim dostlarımız

Bu belgeleri şimdi iyice tetkik etsinler ki

Sizin çok kıymetli vakdiniz hebâ,

İşbu makâleyi hazırlamak için de Eski Tüfek’in dökdüğü onca göz nuru sağdıç emeği olmasın!

Olmasın ki

Dünya âlemin,

Hattâ

Necdet Beyin bile bugün ilk defâ görüp muttali olacağı bu yeni bilgiyi öğrenmenin keyfini doyasıya çıkartasınız.

degisim-1 

250 okkalık keçiboynuzundaki bir dirhem bal, işde burada gördüğünüz pencerenin içindedir...

*  *  *  *  *

Gedikli Erbaş ismi verilen bir asker sınıfı gelip geçdi şanlı Türk Ordusundan...

Daha doğrusu geldi gelmesine de!

Geçip, çıkıp gidemedi bir türlü...

Gedikli Erbaş unvânı verdikleri asker zümresini

2/2476 sayılı ve 04.05.1935 târihli Karârnâme ile

Askerî mevzuatımıza gayri meşru olarak eklediler. Sonra bir kânun yapıp bu sahtekârlığı meşrulaşdırmaya yeltendiler.

Resmî evrakda sahtecilik yapıp kânun’a kaçak olarak ekledikleri Gedikli Erbaş unvânı

Tam 13 sene gayri meşru olarak askeriyemizde meriyyetde kaldı.

30 Haziran 1950 târihinde ihdâs edilen Gedikli Erbaş sınıfı 04 Temmuz 1951 târihinde ordumuzda lağvedildi.

Fakat gayri meşru olarak kânun’a sokuşdurulan Gedikli Erbaş unvânı

Gene gayri meşru olarak askerî cezâ mevzuatımızda bugün dahi hükmünü hâlâ sürdürüyor.

T.B.M.M. çatısı altında kimi vekil ve zâbitânın resmî evrakda sahtecilik yapdığını söylemek basit bir iddia değil. İsbatlayamaz isek şâyet yandı gitdi gül kokulu gülüm keten halvâ. Müfteri oluruz mazaallah! Zihniyet Sürgünü’nden dolayı orduevlerini müebbeten yasak etdiler bize. O konudaki sözlerini tüketdiler.

Fakat o yasak karârını veren firavun fârelerinin aklından geçenleri değil İngiliz gevuru, şeytan dahi bilemez.

Olsun!

Abdala “kar yağıyor!” demişler...

Abdal; “titremeye hazırım!” demiş. Bizim vaziyetimiz de işde aynen bu abdal misâli...

Makâlemizi okudukdan sonra bu sahtekârlık foliminin aslında bir iddia değil

Fakat

Tam anlamıyla mevsuk bir cürüm olduğunu göreceksiniz evvel Allah.

*  *  *  *  *

Gömleğini düzgün giymek istiyorsan şâyet

Birinci düğmesi olan yaka düğmesi ile birinci iliği olan yaka iliğini öpüşdürmelisin.

Başka yolu, yordamı vardır da. Akıl kârı değildir! Akılsız baş da mezârda gerekdir a, dostlarım!

Bu kıssadan hareketle yürümeye dosdoğru devâm eylediğimizde

Gömlek iliklemek ile kânun yapmak arasında müthiş bir benzerlik çıkıyor karşımıza...

Her ikisi de bir yerlerden “geçiriliyor” çünkü.

Tabiat’ın şaşmaz-bozulmaz intizâmını icbâr etmek fayda getirmez. Üsdelik akıllı adam işi de değildir.

Güneşi balçık ile sıvayabilir misin?

Gömleğini düzgünce iliklemek istiyorsan şâyet

Evvelâ

Yaka düğmesini, yaka iliğinden geçir!

Bunu başardıysan, korkma!

Gerisi kendiliğinden gelir.

Kânun yapmak istiyorsan şâyet

Evvelâ

Anakânun’u Meclis’den geçir!

Gerisi kendiliğinden gelir.

Nasıl? Hoş, değil mi?

Biz de

Allah’ın sâdece Âdemoğluna bahşetdiği aklımızın, vicdânımızın

Ve dahi

Kopup geldiğimiz Uzak Asya bozkırlarının

Şanlı Kâganları Moğol atalarımızdan mirâs töre’mizin ışıltılı yolundan ayrılmayalım, değil mi?

Lâkin

Şöyle yanıt verdi Hâkana, Öğdilmiş;

İki nenğ turur ilke bağı beki;

Biri saklık ol, bir törü il köki. (Kutadbu Bilig, 2015)

*  *  *  *  *

Câri hukuk töremize göre

Evvelâ Anayasa yapılır.

Bu irâde 1982 Anayasa’sında “Kânunlar, Anayasa’ya aykırı olamaz” şeklinde anlamını buldu.

Anayasa’ya aykırı kânun yapmak

Anayasa’ya karşı cürüm işlemek demekdir ki en ağır cürümlerden birisidir.

Anayasa yapıldıkdan sonra da

Anayasa esâs alınarak kânun, karârnâme, karâr ve benzeri tâli mevzuat yapılır.

Fakat emekli bir Zâbit

Devletin binlerce senelik bu şaşmaz-değişmez töresini tersine çevirdi! Vekilleri merdivene ters bindirdi.

Bu emekli Zâbit

Millî Müdafaa Vekâleti Encümen Reisi sıfatıyla;

  • Önce bir karârnâme, yapdı. Hiçbir kânunda olmayan Gedikli Erbaş ibâresini bu karârnâme’ye sokuşdurdu.
  • Akabinde T.B.M.M.’den bir karâr neşretdirdi. Bu karâr’a da Gedikli Erbaş tâbirini gayri meşru olarak ilâve etdi.
  • En son olarak da Gedikli Erbaş tâbirini hem idârî hem de cezâ kânunlarına kaçak olarak ekleyip bu gayri meşru tâbiri kendince meşrulaşdırmaya tevessül etdi.

*  *  *  *  *

Dimağımız ısınmışdır, inşallah!

Konumuz aslında gâyet basit; iki kelimelik bir tâbirden mürekkep; Gedikli Erbaş.

Bu tâbirin askerî mevzuatımıza girişinden başlayıp çıkışına kadar geçdiği mekânlarda bırakdığı izleri tâkip edeceğiz.

Gedikli Erbaş ibâresini peydahlayan mütekâid Zâbit bozuntusu bir Vekil

Meclis’in pırıltılı avizelerinin ışıtdığı geçeneklerinde can havliyle yeldir yepelek kaçacak

Eski Tüfek isimli bir hafiye de

Bu emekli Zâbiti

Sıçdığı yere gadar govalayacak!

 Ve nihâyetinde

Oyun bitecek

Perde kapanacak

Ve dahi makâlemizin hitâmına vâsıl olacağız inşallah.

Rahvân koşan beygirin seyrek düşen boku gibi

Bizim cümleler de seyrek düşüyor kağıdın yüzüne.

Okuması fazla yormasa gerek sizleri...

Hakîkât bu minvâl üzere olsa da

Bizim bu makâlemizi keçiboynuzuna benzetebilirsiniz. Bizim için mahzuru yok!

Bir çeki odun yiyeceksiniz!

Lâkin

Bu makâlemizde bir dirhem bal vardır ki

Yediğiniz ikiyüzelli kilo oduna değecek inşallah...

Usûl, esâsa mukaddemdir! Usûlümüz budur.

Esâs ise bizi neticeye götürecek belgeleri sizlere yegân yegân gösdermekdir.

Meselenin bütün safahâtını sizlere kolayca kavratabilmek için

Bu sefer az sözlü fakat çok resimli bir sayfa düzeni tercih etdik.

Siz muhterem kariler önce kısa açıklamayı okuyunuz. Akabinde belgeleri dikkatlice inceleyiniz lutfen.

Hepsi bu kadar.

*  *  *  *  *

ATATÜRK’ün tâ 1935 senesinde Asubay dediği

Ve dahi

Bugün Astsubay dediğimiz asker kişilere geçmiş zamânın her behresinde farklı unvânlar yakışdırdılar.

Şimdi bu unvânları târih sırasına göre tesbit edelim hep berâber.

Gedikli Küçük Zâbit unvânının hile nasıl Gedikli Erbaş yapıldığını bu arada gösderelim sizlere.

images-009 

Küçük Zâbit unvânı Meşrutiyetin ilânından bir sene sonra

Aşağıda gördüğünüz nizamnâme ile Kara Kuvvetlerimizin askerî mevzuatına girdi.

Bu cümleden anlaşılacağı üzere Küçük Zâbit unvânını ordumuza ilk olarak Kara Kuvvetlerimiz kazandırdı.

images-010 

Ordumuzdaki Gedikli Zâbitlik târihcesini

Niye 1909 senesinde başlatdınız diyenlere fâş eyleyelim.

Biz başlatmadık! Kara Kuvvetleri Komutanlığımız böyle uygun görmüş!

Çünkü aşağıda nazâr eylediğiniz üzere

Kara Astsubay Meslek Yüksek Okulu’nun brövesinde 1909 senesi, Gedikli Zâbitliğin başlangıcı olarak kabul edilmiş.

11

*  *  *  *  *

images-011 

Gedikli Sınıfı tâbiri Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız vasıtasıyla askeriyemize ilk defâ duhûl eyledi.

Bu kânun, bir sene müddet ile sınanmak üzere muvakkat, yâni geçici olarak meriyyete konuldu.

Teşkil edilen bu yeni Gedikli Sınıfı bir sene sınandı. Deniz Kuvvetlerimiz umduğu faydayı temin etdi.

1

Yukarıda ismini okuduğunuz kânun’un metnini aradım fakat bulamadım. Sizde varsa şu fakire sevâbına yollayınız. Verecek delikli guruşu yok! Fakat duasından nasibinizi bol bol alacağınızdan şüpheniz olmasın!

*  *  *  *  *

2 

Yukarıda ikinci sırada gördüğünüz kânun bir sene sınandıkdan sonra ilgâ edildi. Yerine aşağıda gördüğünüz 20.03.1914 târihli Bahriye Efrâd İle Küçük Zâbitan Ve Gedikli Zâbitan Hakkındaki Kânun meriyyete konuldu.

Bahriye Efrâd İle Küçük Zâbitan Ve Gedikli Zâbitan Hakkındaki Kânun;

  • 10 Mart 1914 Cumartesi günü Meclis-i Mebûsan’da müzâkere edildi.
  • 19 Mart 1914 Pazartesi günü Meclis-i Mebûsan’da kabul edildi.
  • 20 Mart 1914 Pazartesi günü meriyyete girdi.

images-014 

Sözümüze konu işbu kânun ile Gedikli Zâbitan kavramı 1914 senesinde Türk Deniz (Bahrî) Kuvvetlerimiz vasıtasıyla askerî hukûkumuza duhûl eyledi.

Bu ifâdemizden de anlaşılacağı üzere Gedikli Zâbitan kavramını askeriyemize Deniz Kuvvetlerimiz hediye etdi.

Bu kânun metini de şu fakirin kadifeden kesesinde mevcutdur. Arzu eden varsa bir sûretini bilâ bedel gönderebilir.

images-015 

*  *  *  *  *

images-016 

Bu kânun ile Küçük Zâbitan tâbiri Kara (Berrî) Kuvvetleri Komutanlığımızda ikinci defâ duhûl eyledi.

images-017 

*  *  *  *  *

 images-018

Aşağıdaki kânun’a bakdığımızda bu makâlemize konu olan unvânlardan hiçbirisini göremiyoruz.

Bu târihde, bu kânunu hazırlayan zihniyet, asker kişileri bir bütün olarak düşündü. Erkân, ümera, Küçük Zâbit ya da Gedikli Zâbit ayırımı yapmadı. Cumhuriyetin kurucu zihniyeti cephede şehit düşen askerini yek vücud bir teşkilât olarak telâkki etdi hep. Çünkü Cumhuriyetin faziletlerinden birisi de “külfetde ve nimetde birlik olmak” idi. Türkiye’nin BM’ye ve NATO’ya girmesinden sonra geçen her sene Cumhuriyetin bu faziletlerinden birşeyler aldı götürdü.

images-019 

*  *  *  *  *

images-020 

Bu kânun Gedikli Zâbit tâbirinin Cumhuriyet sonrası Türk Ordu Teşkilâtımızda ilk kez kullanıldığı kânundur.

images-021 

*  *  *  *  *

images-022 

Aşağıdaki kânun’da bu makâlemize konu olan unvânlardan hiçbirisi yok.

Cumhuriyetin kurucu irâdesi cephede şehit olan askerinin hepsini şefkât ile kucakladı.

O, bu, şu, ast-üst diyerek bölücü tefrika yapmadı.

images-023 

Kânunların konusunu merâk eden gardeşlerime söyleyelim.

Hemen hepsi özlük  veya meslek hakları ile ilgili hususları ihtivâ ediyor.

*  *  *  *  *

3 

Aşağıda temâşâ eylediğiniz kânunumuzda

Kıdemlisi ile kıdemsizi ile kaytan bıyıklı, çapkın bakışlı bıçkın Küçük Zâbitler hükümlerini hâlâ sürdürüyor idi ordumuzda.

4 

*  *  *  *  *

images-026 

20 Nisan 1927 târihinde bu kez Gedikli Küçük Zâbit tâbiri hulûl eyledi askerî mevzuatımıza.

1001 sayılı ve 20 Nisan 1927 târihli Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun’un meriyyete girmesiyle birlikte aşağıda gördüğünüz iki kânun ilgâ edildi.

  • 19 Temmuz 1913 târihli Süfün-i Hümâyûnda Gedikli Sınıfının Sûret-i Teşkîliyle Usûl-i Terfi Ve Terakkileri Hakkında Kânun-i Muvakkat.
  • 20 Mart 1924 târihli Bahriye Efrad Ve Küçük Zâbitan İle Gedikli Zâbitan Kânun’u.

Bu kânun, Cumhuriyet sonrası Türk Ordu Teşkilâtında Gedikli Zâbit sınıfını ihdâs eden temel kânundur.

images-027 

*  *  *  *  *

 images-028

Deniz Kuvvetlerimizin Küçük Zâbitan ve Gedikli Zâbitan ismini verdiği yeni asker sınıfının önemli bir boşluğu doldurduğuna kanaat getiren Kara Kuvvetleri Komutanlığımız

Küçük Zâbitan’lık sınıfını Deniz Kuvvetlerinden 3 ay sonra hemen kendi teşkilâtına dâhil etdi.

Bu târihlerde Hava Kuvvetleri henüz müstakil bir teşkilâta sahip değildi. Asker ihtiyacını Kara ve Deniz Kuvvetlerinden temin ediyordu. Hava Kuvvetlerimizin kendi Küçük Zâbitan’larını yetişdirmesi için birkaç seneye daha ihtiyac var idi.

5 

*  *  *  *  *

images-030 

Aşağıda gördüğünüz Ek kânun ile Gedikli Küçük Zâbit unvânı ordumuzda ilk defâ işitildi.

images-031 

*  *  *  *  *

images-032 

Gedikli Küçük Zâbit İhzarî Mektepleri Talebelerinin maaşları hakkında benim bulabildiğim ilk kânun.

images-033 

*  *  *  *  *

 

Aşağıdaki Karârnâmenin ilk cümlesindeki Küçük Zâbit ve Onbaşı Tâlimatnâmesi ibâresine dikkat buyurunuz.

Bu karârnâmede adı geçen tâlimatnâme,

17 Haziran 1928 Târihli ve 6791 Sayılı Küçük Zâbit ve Onbaşı Tâlimatnâmesi’dir. Kânun kitabının birinci sayfasında yazan esâs adı da budur.

Karârnâme’yi Reisicumhur Gâzi M. Kemal’in imzâladığını farketmişsinizdir.

 degisim-2

Aşağıdaki tavsırlar, hemen yukarıdaki karârnâmede adı geçen ve kırmızı okun ucunda gösderdiğim 17 Haziran 1928 Târihli ve 6791 Sayılı Küçük Zâbit ve Onbaşı Tâlimatnâmesi’ne aitdir.

Her şey yerli yerinde, basit ve sarih değil mi?

Peki

Basit ve sarih hakîkâtler nasıl bir sahtekârlıklar yumağına tahvil edilmiş acap?

Gösdereceğiz!..

ek-3 

Tercüme konusunda yardımını esirgemeyen Millî Kütüphâne görevlisi Gülçin hanımefendiye teşekkür ederim.

*  *  *  *  *

images-037 

1929 senesinde ordumuz Gedikli Küçük Zâbitler ile yek vücud olmuş! İstiklâl Hârbinin yaralarını sarıyor.

images-038 

*  *  *  *  *

images-039Deniz ve Kara Kuvvetlerimizden 2 sene sonra,

01.06.1929 târihinde bu kez de Hava Kuvvetlerimiz Gedikli sınıfı ile müşerref oldu. Gedikli Küçük Zâbit sınıfını kendi teşkilâtına dâhil etdi.

Böylece iki senelik bir zamân zarfında Gedikli sınıfı ordumuzun her üç kuvvetinde de hayat buldu.

 images-040

*  *  *  *  *

images-041 

Aşağıda Gedikli Küçük Zâbit sınıfına dâir bir kânun değişikliği görüyorsunuz.

images-042 

*  *  *  *  * images-043

2505 sayılı işbu kânun, ordumuzun muvazzaf Gedikli Küçük Zâbit sınıfı için müteakip senelerde temel kânun kabul edildi. Gedikli Küçük Zâbit sınıfı bu kânun ile iyice olgunlaşdı. Hemen hemen son şeklini aldı.

30 Haziran 1950 târihinde ilgâ edilesiye kadar Gedikli Küçük Zâbit sınıfı hakkında kabul edilen müzeyyel (Ek) kânunlar bu kânun’a atfen yapıldı.

images-044 

Yukarıda gördüğünüz 2505 sayılı ve 11.06.1934 târihli Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun’un yürürlüğe gimesiyle birlikde şu kânunlar ilgâ edildi.

  • 1001 sayılı ve 20.04.1927 târihli Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun.
  • 1446 sayılı ve 16.05.1929 târihli Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Ait 1001 numaralı Kânun’un Bâzı Maddelerinin Tâdiline Dair Kânun.
  • 1675 sayılı ve 02.06.1930 târihli Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Ait 1001 Numaralı Kânun’un 1446 numaralı Kânun İle Tâdil Edilmiş Olan Dördüncü Maddesinin (B) Fıkrasına Bir Cümle İlâvesi Hakkında Kânun.

images-045 

Çünkü 1937 senesinde yapılacak değişiklik ile bu kânun’da mevcut olmayan Gedikli Erbaş tâbirini

Şerefsiz bir emekli zâbit bu kânun’un başlığına kaçak olarak ekleyecek!

images-046 

Buraya kadar gelmişken öğrenmeden gitmeyin.

Yukarıda gördüğünüz 2505 sayılı Gedikli Küçük Zâbit Membalarına Dair Kânun’u TBMM’ye arzeden Millî Müdafaa Vekâleti Encümen Reisi, biliniz bakalım kim?

İpin ucunu verelim siz yiğit Asubaylara ve Asubay sevdâlılarına; Kendisi; bildik, tanıdık birisi!

*  *  *  *  *

 images-047

Gedikli Küçük Zâbitân sınıfını Gedikli Erbaş’lığa tenzil etmek için yanıp tutuşan bu malûm firavun fâresi

Elinden geleni ardına koymadı.

İçinde Gedikli Zâbit ibâresi gördüğü her kânunu kıtır kıtır kemirmeye pek hevesli olan bu firavun fâresi

Vekilliğinin 5 ve 6ncı dönemine denk gelen 08.02.1935-08.03.1943 târihleri arasında

Millî Müdafaa Vekâleti Encümen Reisliği yapdı.

7  senelik reisliği esnâsında ordumuzun kânunlarında Gedikli Zâbit şeklinde mevcut olan ibâreleri

Binbir sahtekârlık ve dolaplar çevirerek Gedikli Erbaş yapdı.

Aşağıda bu sahtekârlığın bir örneğini görüyorsunuz.

ek5

İşbu kânun’un metinine Erbaş ve Gedikli Erbaş tâbirlerini kaçak olarak sokuşdurdu.

Kânun metinin altına da utanmadan sâdece “630 numaralı kânun” dedi.

Vekilleri ayıkdırmamak için bu kânunun açık ismini kasıtlı olarak yazmadı.

Peki,

630 numaralı” kânun’un adı nedir acap?

 images-048

Hemen aşağıda “630 numaralı” kânun’un Meclis Zabıtlarında geçen metinini görüyorsunuz.

Bakınız bakalım!

Bu kânun’da Erbaş ya da Gedikli Erbaş şeklinde ibâre var mı?

images-049 

Meclisde geçirdiği zamân ile yarış tutan şerefsiz, arsız ve kaşalot bir zâbit,

Binbir türlü sahtekârlıklar tezgahlayıp

Kânunlardaki Küçük Zâbit unvanını

1935 senesinde

İşde, böyle Gedikli Erbaş yapdı.

ek1

Nasıl ki şey, şey yemekden fariğ olmamış!

Bu firavun fâresi de kânunda sahtekârlık yapmakdan fariğ olmamış!..

Meclise her gitdiğinde asker kânunlarındaki Gedikli Zâbit unvânını silmiş

Ve dahi yerine

Askerî mevuzatımıza gayri meşru olarak sokduğu Gedikli Erbaş unvânını yazmış.

*  *  *  *  *

images-050 

Aşağıda gördüğünüz kânun’u Meclise getiren

Ve dahi

Meclisden “geçiren” kişi

Bu makâlemizde seyretdiğiniz sahtekârlıklar foliminin esas oğlanıdır. (bknz.)

İşbu kânun’a bakdığımızda, bu târihde ve bu kânunda

Gedikli Erbaş denen bir unvân olmadığını görüyoruz.

Eski Tüfek’in gördüğünü

Siz de görüyorsunuz, değil mi?

images-051 

*  *  *  *  *

images-052 

Şu kırmızı pencerede gördüğünüz alt başlık altında ele alacağımız karârnâme mefhumu hakkında kısa bilgi verelim.

Hükûmetimizin olağanüstü durumlarda müracaat etdiği bir kânun yapma usûlüdür. Bugünkü hukukumuzda Kânun Hükmünde Karârnâme (KHK) ile aynı icrâ kuvvetini hâizdir. Kânun yerine karârnâme neşretmekdeki maksat kısa süre içinde eyleme geçmekdir. Çünkü vakit kayıbını en aza indirmek için çıkartılmak isdenen tasarı encümenlerde tartışılmaz, Meclis’e getirilmez. Bir karârnâmenin konusunu çoğu zamân Bakanlar ve Cumhurbaşkanı hariç kimse bilmeyebilir. Tasarıyı sâdece Bakanlar ve Cumhurbaşkanı imzâlar. Resmî Gazete’de neşredilir ve meriyyete girer.

İşde aşağıda temâşâ eylediğiniz karârnâme de bu usûle göre kısa yoldan yapılıp icrâya konulmuş bir kânundur.

Şimdi gelelim sadede.

Temel hukuk kuralıdır; Kânunsuz hüküm tesis edilemez. Edilirse her zamân yok hükmündedir.

Bu kural dün böyle idi.

Bugün de böyledir.

Hukuk var olduğu sürece bu kural da var olmaya mecburdur. Aksi takdirde hukuk olmaz!

Bu sayfada sözümüze konu olan karârnâmede tam da böyle bir rezâlete imzâ atılmış. Hukuksuz hüküm verilmiş!

Aşağıda gördüğünüz pencerenin içindeki karârnâme ile bir hüküm tesis edilmiş; Gedikli Erbaş.

Bakanların ve Reisicumhur ATATÜRK’ün bu karârnâmeyi imzâlandığı târihde

Askerî hukukumuzda Gedikli Erbaş şeklinde bir mefhum mevcut mu idi? Hayır, mevcut değil idi.

O zamân hukuk, bize şunu emreder; Gedikli Erbaş tâbiri keenlem yekûndur.

İşde, Gedikli Küçük Zâbit ibâresini Gedikli Erbaş şekline çevirmenin ilk hamlesi

Aşağıdaki 2/2476 sayılı karârnâmede gördüğünüz sahtekârlık ile atıldı.

Bu sahtekârlığı yapanlar o kadar fütursuz ve gözü kara davrandılar ki anlatmaya söz yetmez!..

Bu sahtekâr devlet adamları

Çevirdikleri resmî evrakda sahtecilik dümenine

Başvekil İsmet İNÖNÜ’yü

Ve dahi

REİSİCUMHUR K. ATATÜRK’ü bile ortak etdiler.

İşde, can dostlarım!

Zamânın donup kaldığı dem, tam da bu demdir.

 images-053

Yukarıdaki pencerede gördüğünüz okların ucunda ve kutuların içinde duran ibârelere bâhusus dikkat buyurun.

  • 2505 sayılı kânunda Gedikli Erbaş ibâresi var diyorlar.
  • Erbaş (Küçük Zâbit) ve Onbaşı Yetiştirme Talimatnâmesi’nde isminde ise Erbaş ve Yetiştirme sözcükleri var diyorlar.

İlgili mevzuata gidip bakdığımızda bu üç ibâreyi görmemiz icâb eder değill mi, yiğitlerim?

Peki bu ibâreler bu mevzuatda var mı dersiniz?

Gidip bakalım öyleyse!

Dağ yürümezse abdal yürür evvel Allah!

İmdi evvelâ 2505 sayılı kânuna gidelim.

Bakalım Gedikli Erbaş ibâresi bu kânunda mevcut mu?

Buyurun!

İşde 2505 sayılı kânun aşağıda...

  • Gedikli Erbaş ibâresi var mı? Yok!

images-054 

Şimdi de

1928 neşetli Erbaş (Küçük Zâbit) ve Onbaşı Yetiştirme Talimatnâmesi’ne bir göz atalım.

Bakalım işbu Talimatnâme’de Erbaş ve Yetiştirme  sözcükleri mevcut mu?

Bu suâllerin cevâbına nâil olmak için evden dışarı çıkmak icâb eder!

Hanıma görünmeden sıvışıp evden dışarı çıkabilirsem şâyet bugün

Sizlerden başka bir şey istemem, hani!..

Mâlum, evveli seneden bakiye bir okka yemeklik yağ sipârişi hâlâ askıda...

Çıkalım öyleyse!..

Dağ bize gelmez ise biz dağa varırız!

1928 neşetli Erbaş (Küçük Zâbit) ve Onbaşı Yetiştirme Talimatnâmesi’ni görüp tetkik etmek üzere

Ahmet Davutoğlu’nun eski muhiti

Ve

Balın gatıldığı semte yolladım kendimi.

Git-gel, Balgat; dört saat!

Ve dahi dört bilet!..

İkisini gitmek için,

Sair ikisini de gelmek için...

Dört saati de evrağı tetebbu etmek için harcadım.

Onbeşgünlük ekmek paramızı yola verdik ya! Olsun, sizin gül hatırınız var ortada!

Heyecânlı bir tetkik neticesinde aradığım membayı buldum orada.

Millî kütüphâne demirbaşında bu talimatnâmenin adı şöyle yazıyor;

  • Küçük Zâbit ve Onbaşı Tâ’limât-nâmesi.

6 

6791 sayılı ve 17 Haziran 1928 târihli Erbaş (Küçük Zâbit) ve Onbaşı Talimatnâmesi’ni Millî kütüphâne’den temin etdim.

Ve dahi

Şu tavsırları çekdim.

Bu cümlenin altındaki tavsır, talimatnâmenin birinci sayfası. Buradaki de kapak tavsırı.

ek-3 

Peki,

Şimdi bu talimatnâmeyi dikkatlice tetkik edelim!

20 sayılı çerçevenin altındaki 2/2476 sayılı karârnâme metininde adı geçen 6791 sayılı talimatnâme’de;

  • Erbaş kelimesi var mı? Yok!
  • Yetiştirme  kelimesi var mı? Yok!

Bu kadar belge ortaya koydukdan sonra bir neticeye varalım;

İstiklâl Madalyası sahibi

Yüce Meclis’de 6 dönem vekillik eden

Tekâüd Zâbit

Ve dahi

Sahtekârlık foliminin esâs oğlanı

Yukarıda gördüğünüz karârnâmede tam dört sahtekârlık yapdı.

  • 2/2476 sayılı karârnâme metinindeki yeşil okun ucunda gördüğünüz ve adı Küçük Zâbit ve Onbaşı  Talimatnâmesi olan resmî evrağa Erbaş ve Yetiştirme kelimelerini kaçak olarak ekledi.
  • Mavi kutunun içinde gördüğünüz 2505 sayılı kânun’da Gedikli Zâbit şeklinde yazılı olan unvânı tahrif etdi. Ve karârnâme metinine Gedikli Erbaş şeklinde yazdı. Bu sahtekârlığı kotarmak için 2505 sayılı kânun’un adı olan Gedikli Zâbit ibâresini karârnâme metinine kasden yazmadı. Kânun’un sâdece sayısını yazıp gerçeği perdeledi.
  • Karârnâmenin ilerleyen bölümlerinde Erbaş kelimesini bir anda Gedikli Erbaş şeklinde tahrif etdi.
  • Karârnâme’nin ilk cümlesinde mezkur Gedikli Zâbit unvânını da göz açıp kapayıncaya kadar buharlaşdırdı.

İşde,  resmî evrakda sahtekârlığın yapıldığı

Ve dahi

Folim karesinin donduğu yer burasıdır, yiğit canlarım!

Yukarıda gördüğünüz Erbaş, Yetiştirme ve Gedikli Erbaş ibâreleri talimatnâme metinine gayri meşru olarak sokuşduruldu böylece!

Kânun’a sokuşdurmak için de bir fırsatını kollayıp başka gayri meşru bir yol bulunacak idi elbet.

Bu sahtekârlığı ATATÜRK fark etseydi bunu yapanların sıfatına tükürmez miydi?

Peki,

Yapılan sahtekârlık bu kadar mı?

Hayır, bu kadar değil!

6791 sayılı ve 17 Haziran 1928 târihli Talimatnâme’ye Erbaş , Yetiştirme ve Gedikli Erbaş ibâreleri kânunsuz bir şekilde eklendi.

Ve Talimatnâme’nin adı “Erbaş (Küçük Zâbit) ve Onbaşı Yetiştirme Talimatnâmesi” oluverdi bir anda.

Bugün dahi devletin kayıtlarında bu talimatnâme, tahrif edilen işde bu gayri meşru ismiyle kayıtlı duruyor.

degisim-3 

*  *  *  *  *

Aşağıdaki çerçevede  gördüğünüz 2/2476 sayılı Karârnâme’nin sol üst tarafında yeşil ve mavi oklar ile işaretlediğim kırmızı kutunun içine dikkatle bakınız.

Çünkü ilk sahtekârlık ve dahi orostopolluk o kırmızı kutunun içinde yatıyor utanmadan sere serpe.

Kaşarlı bir zâbitin gayri meşru olarak peydahlayıp

Askerî mevzuatımızda tam 13 sene boyunca hukuksuz olarak kullanılacak olan Gedikli Erbaş tâbirinin

Sahtekârlık tohumu İşde gördüğünüz bu kırmızı dikdörtgen kutunun içine akıtılmış!

8 

Siz kadim dostlarımın dikkatini burada çok mühim bir hususa çekeyim müsaadenizle. Hemen aşağıdaki sayfaların birinde gördüğünüz 7400 sayılı Karârnâme ve aşağıya yapışdırdığım 2/2476 sayılı Karârnâmenin altındaki imzâlara bâhusus bakınız lutfen.

Gördünüz değil mi? Her iki karârnâmeyi de Başkomutan ATATÜRK imzâlamış.

Aşağıda gördüğünüz 7400 sayılı ve 05 Kasım 1928 târihli Karârnâmeye Küçük Zâbit şeklinde kayıt edilen bu ibâre

Yukarıdaki  2/2476 sayılı ve 04 Mayıs 1935 târihli Karârnâme metinine Erbaş (Küçük Zâbit) şeklinde yazılmış.

Peki,

  • 7400 sayılı Karârnâmeye 1928 senesinde Küçük Zâbit şeklinde kayıt edilen bu ibâre nasıl oldu da
  • 2/2476 sayılı Kârarnâme metinine 1935 senesinde Erbaş (Küçük Zâbit) şeklinde yazıldı acap?

Bu sualin;

İnsânî,

Aklî,

Ahlâkî

Ve dahi

Hukûkî bir cevâbı yok ne yazık ki...

Kânunsuz hüküm verilmez. Verilse bile o hüküm, keenlem yekûndur. Üsdelik mürûr-u zamâna da uğramaz.

Kânunsuz hüküm verenler de sahtekârdır.

Gülü tarife ne hâcet? Ne çiçekdir, biliriz!..

Sahtekârlığın izahı olur mu Allah aşkına?

1928 senesinden 1935 senesine kadar geçen yedi senede, Gedikli Küçük Zâbit tâbirini Gedikli Erbaş şeklinde değişdiren herhangi bir kânun kabul edilmedi. Bu işde alenen bir orostopolluk yapıldığını isbatlamak için başka söze hâcet var mı?

İşde burada, bir subayın ATATÜRK’e yapdığı hıyanetin belgesini görüyorsunuz.

1935 senesinde Erbaş (Küçük Zâbit) şeklinde yazdıkları ifâdeyi

Bu târihden sonra hazırladıkları bütün kânun metinlerine Gedikli Erbaş şeklinde yazdılar.

Ve bu hile ile;

  • Gayri meşru olarak peydahlanan Gedikli Erbaş tâbiri kânunsuz olarak askerî mevzuatımıza zuhur eyledi
  • Ve dahi
  • Meşru olan Küçük Zâbit ve Gedikli küçük Zâbit unvânları işde bu hülle ile mevzuatdan itelenip çöplüğe atıldı.

*  *  *  *  *

9 

Bu vesikanın metinindeki bir hususa dikkat ediniz.

Aşağıdaki karârnâmenin sol tarafındaki ikinci kırmızı kutunun içinde gördüğünüz üzere değişiklik yapmak için gündem edilen talimatnâmenin ismi, Küçük Zâbit ve Onbaşı Talimatnâmesi’dir.

Müteakip senelerde Meclise arz edilen değişiklik tekliflerinde bu talimatnâmenin adına Erbaş ve Yetiştirme  kelimelerini ilâve edecekler.

Ve sınır tanımaz sahtekârlar talimatnâmenin ismini Erbaş (Küçük Zâbit) ve Onbaşı Yetiştirme Talimatnâmesi şeklinde kânunsuz olarak değişdirecekler.

Sözümüze konu talimatnâmenin 1928 târihli Eski Yazı yazmasının tavsırlarını yukarıdaki sayfalarda iki kere fâş eyledik.

Kelimeleri isrâf etmeyelim!

Tekrâr etmeye hâcet olmasa gerek.

degisim-2 

Sizin de evvelden  tanıdığınız kaşarlı emekli bir zâbit

Öyle bir açmış ki şeyini!..

O şom ağzının domalmasından Ömer diyeceği tâ o günlerde belliymiş.

Peki, kimdir şom ağzını domaltan bu emekli zâbit dersiniz?..

Gösdereceğiz elbet!..

 brove

 

 

 

Şükrü IRBIK
(E) SG Tls.Asb. III Kad.Kd.Bçvş.

(*** Devâm edecek)

Kaynak: Makâlede mündericdir.

Son değişiklik Salı, 08 Ağustos 2017 13:37

Yorumlar

+8ESKİ TÜFEK30-01-2015 22:22#8
Gedikli Erbaş asker sınıfının kânunsuz olarak teşkil edilmesi konusunda çevirilen sahtekârlıkları n
Yukarıda iki sayfasının resimlerini gördüğünüz
17 Haziran 1928 târihli ve 6791 sayılı Küçük Zâbit ve Onbaşı Tâlimatnâmesi’nin üzerine inşâ edildiğini fâş eylemişdik.
Makâlemizi hazırladığım günlerde söze konu işbu Tâlimatnâme’nin Resmî Gazete’de yayınlanan nüshasını bulamamış ve bu durumu Başbakanlık makâmına dilekce ile bildirmişdim.
Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğünden 30 Ocak 2015 Cuma günü dilekcemize cevâb geldi.
Cevâbda şöyle diyor;
“Sayın IRBIK,
Yapılan araştırma sonucunda zikrettiğiniz talimatnamenin yayımlandığı Resmî Gazete bulunamamıştır. Muhtemelen söz konusu talimatnâme Resmî Gazetede yayımlanmamış olabilir.”

Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme ve Yayın Genel Müdürlüğünün gönderdiği bu cevâbdan şunu anlıyoruz.
Gedikli Erbaş askerlik sınıfını üzerine inşâ etdikleri
17 Haziran 1928 târihli ve 6791 sayılı Küçük Zâbit ve Onbaşı Tâlimatnâmesi de meğerse sahte imiş.

Bu sahtekârlığı yapan şerefszilerin suçu şimdi bir kat daha artdı.
Kadim okuyucularımıza duyururum.
Eski Tüfek
+7Gülbin İnan Yıldız15-01-2015 17:21#7
Başka meslek var mıdır bu kadar üzerinde kurgu kurulan.İsmini bir türlü sağlam zemine oturtulamayan.
Balık baştan kokar misali en başından itibaren assubaylık mesleğini bir yere oturtamamışlar.Atatürk Asubay yapmış onu bile hazmedememişler .
+33Ramazan TEKELİ11-01-2015 21:40#6
Şükrü bey kardeşim eline koluna sağlık. Emeklerin için binlerce teşekkürler. Yazını birçok meslektaşımla da paylaştım. Atatürk’ün ölümünden sonra, Assubaylara ön yargılı bakış anlayışı, ne yazık ki ülkemizi de bu hale getiren anlayışın ta kendisidir. PKK terör örgütünün elebaşısının afı konuşulduğu günümüzde, tüm Assubaylardan devlet özrü dilenmezse hiç birine hakkımı helal etmiyorum.1935 yılında kanunda olmayan yasal düzenlemeyi varmış gibi gösteren bir anlayış, sırası ile 1960,80 ve 12 Mart akabinde 27 Şubat müdahalelerine götürmüştür. 1960 ihtilal inden sonra tüm dünya ülkemize sıcak para akışını kesiyor ve dünya bankası borçları zamanında ödenemiyor ve ekonomik sıkıntıya giriliyor. Diğerlerinde benzer durumlar oluyor. Dolayısıyla bu gün Türk insanı fakirlikle boğuşuyorsa, tek sebebi hukuk tanımayan” hepsi için bunu söyleyemeyiz” ancak, birçok subay ve generallerin ülke yönetimine soyunmalarıdır. Ayrıca bu gün arzu etmediğimiz anlayış ülkemizi yönetiyorsa tek sorumlusu yine bunlardır.
+33M.Aytekin10-01-2015 01:04#5
Bizler için bu kısacık yaşamımızda harcadığınız zaman ve emeklerinize candan teşekkürler.Size ve ailenize sağlıklı yaşam dileklerimle saygı, sevgi ve selamlarımı iletiyorum.Bu vesile ile en içten duygularımla yeni yılınızı kutluyorum.
+19Ersen Gürpınar09-01-2015 23:17#4
Otu,b.ku,zimmeti,nöbe ti,mehmet'i her şeyi assubaya yükleyeceksiniz assubay olmadan bırakın ordunun savaşmasını askerin karnını bile duyuramayacağı gerçeğini gözardı ederek sanki rakip,sanki düşman gibi assubaylara ön yargılarla tahakküme varan haksızlık yapacaksınız sonra ordu her kuruma örnektir diyeceksin, olur başka emrin? Ön yargı genlere işlemiş, her kurum kendi personelini koruyup kolluyor TSK bir emirle ölüme gönderdiği assubaya sosyal.ekonomik insani haksızlıklar yapıyor. Sn.Irbık kardeşimin büyük araştırmalarla kör gözüne parmak sokarcasına yazdığı yazısındaki bizans oyunları bitmek bilmiyor tüm bu gelişmelerden sonra 5802 sayılı Asb. yasası çıktı, 211 sayılı İç Hizmet yasasında "Bu yasanın yayımından önce muhtelif yasalarda geçen erbaş tabiri onbaşı ve çavuş olarak değiştirilmişti r" hükmünü yine kendileri yok ederek AYİM İç hizmet idari nitelikte bir yasadır teknik olan askeri ceza yasasını değiştirmez, assubaylar erbaş statüsünde cezalandırılaca ktır diye hukuku guguk ettiler, tarihe geçecek kararlarına bir yenisini eklediler. Bu nasıl bir zihniyettir? Madem assubayları bu gözle görüyorsunuz yüreğiniz yetiyorsa kaldırın, siz de kurtulun biz de kurtulalım ...
+34özkan09-01-2015 19:15#3
Elinize, yüreğinize, kaleminize sağlık. Bu bilgileri bizlerle paylaştığınız için size çok teşekkür ediyorum.
Kendisini bulunmaz Hint kumaşı zannederek üstün gören ve diğer insanların da üstün görmesini sağlamak için bilgi, beceri ve insanlık yerine, devletin mevki, makam ve rütbesini kullanmaya çalışan zihniyetten başka ne yapması beklenebilir ki.
Sizin tespitleriniz de bunu açıkça ortaya koyuyor zaten.
Teşekkürler, ellerinizden öpüyorum.
+34Osman Ada09-01-2015 17:50#2
Şükrü bey kardeşim, Her yazınızı önceleri okurken ne kadar uzun yazmış diye değerlendiriyor dum şimdi her kelimesini dikkatle okuyorum her kelimenin ne kadar büyük değeri olduğunu anlamak zor değil sizi kutluyorum, okurken sıkılanlar olabilir lakin emeklerinizi düşününce sabrınıza hayran kalıyorum. Önyargı =Assubay dense yeridir
+22kemal09-01-2015 13:46#1
Merhaba,
Elinize sağlık.
Anlaşılan o ki Amerikan ordusundaki sistemi uygulamaya kalkmış,onu tam anlayamadığı için,burada da tam uygulayamamış "bu günkü uzmanlığa(uzman erbaş) benzer sistemi assubaylarla(ge dikli-küçük zabit) karıştırmış".Ya da canı böyle istemiş.Daha önemlisi bu anlayışı devam ettiren sözde çağı yakalamış'lara ne demeli.Yazık!

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yapabilir. Yorum yapmak için lütfen KAYIT olun veya GİRİŞ yapın...