Pazartesi, 18 Ağustos 2014 17:04

FUTBOLA ADANMIŞ DESTANSI BİR ÖMÜR: FETHİ DEMİRCAN (15)

Oy ver
(8 oy)

FUTBOLA ADANMIŞ DESTANSI BİR ÖMÜR: FETHİ DEMİRCAN

Özellikle Hülya Avşar ile olan evliliğinden tanıdığımız ama aynı zamanda Yüzme Milli Takımı kaptanlığına dek yükselme başarısı göstermiş bir sporcu olan Kaya Çilingiroğlu, Fethi Demircan’ın kendisini futbol konusunda nasıl keşfettiğini şu sözlerle anlatıyor:

Kaya Çilingiroğlu, Fethi Hoca’nın o dönemki futbol anlayışını çok net bir şekilde özetlemiş.  Hocamızın yıldız avcılığı ise bu örnekte görüldüğü gibi gerçekten de dikkate değer nitelikte.

fethidemircanertugrulsaglamErtuğrul Sağlam da futbolculuğu dönemlerde yolu Fethi Demircan ile kesişenlerden birisi. Gaziantepspor, Samsunspor, Beşiktaş ve milli takımdan tanıdığımız golcü futbolcu Ertuğrul Sağlam, ilerleyen yıllarda, çok başarılı bir teknik direktör olmayı da başardı.  Özellikle 2009–2010 sezonunda Bursaspor’u şampiyon yapması ve spor kamuoyuna beşinci büyük olarak takdim etmesi ile ünlendi. Kendisine sorulan “Futbolcuyken idolünüz kimdi? Teknik direktör olarak kimi örnek alıyorsunuz?” sorusuna verdiği yanıt gerçekten önemli tespitler içeriyor:

Teknik direktör olarak örnek aldığımız, bir şeyler öğrendiğimiz antrenörler oldu. Ben, dünyanın çok önemli antrenörleriyle çalıştım. Bunların arasında Cristoph Daum, Feldkamp, Fatih Terim, Rasim Kara, Özkan Sümer, Fethi Demircan, Bülent Ünder, Erdoğan Arıca gibi isimler var. Bunlar çok önemli isimler. Onlarla çalışmak benim için bir şans oldu. Futbolcu olarak baktığımız zaman ise bizim zamanımızın önemli oyuncuları arasında Cemil Turan, Zekeriya Alp, Yasin Özdenak, Ali Kemal Demirci vardı. Bunlar bizim için önemli oyunculardı.

Eski milli kalecilerimizden birisi olan ve aynı zamanda Samsunspor’un efsane kadrosunda kendisine yer bulan Fatih Uraz da Fethi Demircan’ın hakkını teslim edenlerden. Büyük takımlara, inatla kafa tutan ve şampiyonluk yolunda ben de varım diyen, geçmişin unutulmaz destanı Samsunspor’un; nerelerden gelip o yükselişi nasıl yakaladığını ibretlik sözcüklerle anlatıyor. Sihirli dokunuşuyla fark yaratan Fethi Hoca’yı da onurlandırıcı sözlerle yâd ediyor:

1983 senesinde kulübe geldiğimde ortam fecaatti. Kadro çok kalabalıkken daha sezon açılmadan rahmetli Nuri Hoca, Mehmet Babalık derken Şükrü Esat Goran ile lige başladık. İnanılmaz bir kargaşa, çok başlılık vardı kulübün içinde ve dışında. Genel kaptanlar o dönem hayli yetkiliydi ama devre arası gelene ve Fethi Demircan teknik direktörümüz olana değin Samsun’da futbol oynamak kolay değildi. Kadro iyi, seyirci sabırsız, para ganimetti ancak çok başlılık olduğu gibi, senelerden beri orada oynayan futbolcularla yeni transferleri harmanlamak, kadroyu oturtmak ve uyum sağlamak vakit aldı.

1973 yılında Elazığspor ile başlayan teknik direktörlük kariyerini 2008 yılına kadar sürdüren Fethi Demircan, bu tarihten sonra, yaşadığı Kadıköy bölgesindeki bazı futbol kulüplerinde, danışman hoca olarak, zaman zaman hizmet etmeyi sürdürmüştür. Teknik direktörlük kariyeri 35 yıl gibi uzun bir süreyi kapsamaktadır. Bu süreçte Galatasaray gibi bir büyük takımı çalıştırmanın yanında, milli takımlarda da görev almış, kimi zaman başarıları ile kimi zaman ise kısmi başarısızlıkları ile isminden söz ettirmiştir. Kocaelispor, Bursaspor ve özellikle de Samsunspor dönemlerinde ses getiren işlere imzası atmıştır. Sadece süper ligde görev yapma lüksüne kapılmamış, alt liglerde de ülke futboluna hizmet etmeyi erdemli bir vazife saymıştır. Kent takımı, kasaba takımı ve hatta semt takımı demeden ülkemizin pek çok coğrafyasında futbol yıldızları yeşertmiştir. Tanju Çolaklara, Fatih Terimlere, Ünal Karamanlara, Ertuğrul Sağlamlara uzanan geniş bir otobanın başlangıç noktası olmuştur.

Ne Avrupa Kupalarında başarısı vardır ne de Süper Ligde kazanmış olduğu bir şampiyonluk. Hatta birkaç kez kazandığı ikinci lig şampiyonluğu, üçüncü lig şampiyonluğu ve Türkiye Kupası gibi kupalar haricinde somut başarılarını bulmanız neredeyse imkânsız. O yüzden, bazıları Fethi Demircan’ın futbol ömrünün ne derece destansı olduğu konusunu tartışılır bulabilir. Öyle ya ülke insanı olarak hepimiz kâğıt üstünde görülen başarılara inanmaktayız. Mesela Fatih Terim, milli takımı Avrupa Şampiyonasına götürdüyse ve hatta orada çeyrek final oynattıysa çok başarılıdır. Fakat aynı Fatih Terim, kısa bir süre sonra, Galatasaray’ı şampiyon yapamadıysa, hatta üçüncülük ötesi bir sonuçla ligi bitirdiyse, oldukça başarısızdır. Başarı anlayışımız, anlıktır, dönemseldir, geçicidir. Yitip gidicidir. Genele değil, koca bir kariyere değil; sadece yaşadığımız o ana yöneliktir. İşte böyle durumlarda Fethi Demircan gibi bir ismi, hak ettiği yere oturtmak çok zordur. Oysa futbolun beşiği İngiltere’de on yıllarca hocalık yapan sıradan isimler vardır. Kâğıt üstündeki başarılara ya da anlık başarılara bakılmaksızın çok uzun süre kulüplerine hizmet verirler. Onların başarısı, devamlılık sağlamalarıdır, altyapıya değer vermeleri ve oralardan yetenekli yıldızlar çıkartabilmeleridir. İsimleri duyulmasa bile onlar, o ülkenin futbolunu sanayileştiren, üretken kılan usta ellerdir. Büyük çarkın görünmeyen dişlileridir. Ne yazık ki bizim ülkemizde böyle kalıcı işleyişler pek yoktur. Bir kulüpte öyle ya da böyle bir yılı tamamlayabilen teknik direktör el üstünde tutulmaktadır. Bütün öngörülerimiz, bütün ufkumuz bir yılın ötesine geçmez, geçemez…

Böyle bir futbol anlayışına sahip ülkede 35 yıl hizmette bulunabilmek, tüm olumsuzluklara direnebilmek ve hatta hiç umulmadık yerlerde büyük başarılar kazanıp isminden söz ettirebilmek her babayiğidin harcı değildir. Büyük kulüplerin yanaşması olarak yaşamak ve emredildiğinde iş başı yapmak yerine, idealler yeşertip o ideallerin peşi sıra koşmak, Anadolu kulüplerinde destansı direnişler yaratmak; fark isteyen, yürek isteyen, cesaret isteyen bir iştir. Fethi Demircan ismini, sıra dışı yapan işte bu anlayıştır. Onun görev aldığı her takım, mutlak surette umuda yolculuk yapmayı başarmış bir takımdır.

Çamurlu, çorak sahalardan yeşil çim sahalara yükselen, duşu olmayan soyunma odalarından, modern spor tesislerine kavuşarak çağ atlayan Türk futbolunun ara neslidir Fethi Demircan nesli. Mahalle maçı anlayışından uluslararası modern futbol anlayışına terfi etmemizi sağlayan yürekli bir nesildir. Kendilerini, kariyerlerini feda edip, hedeflerini yüceltmişlerdir. O hedefler ki bir sonraki neslin patlama yapmasına vesile olmuş, o hepimizin çok sevdiği anlık başarıların gelmesini sağlamıştır. Anlık başarıları kalıcı kılmak ise yeni Fethi Demircanlar ister. Fatih Terimlerden, Mustafa Denizlilerden, Şenol Güneşlerden, Ertuğrul Sağlamlardan, Aykut Kocamanlardan, Yılmaz Vurallardan, Güvenç Kurtarlardan el alıp daha yürekli başarılar kazanacak genç ve cesur isimler ister. Ülke futboluna hizmet için kendini feda edebilecek destansı adamlar ister…

Mütevazı başarıları ile tanıdığımız Fethi Demircan, büyük başarılara imza attığını gördüğümüz o büyük hocaları yetiştiren bir neslin çocuğudur. O yüzden denebilir ki işin görünen kısmından çok görünmeyen, fark edilmeyen kısmına bakmamız gerekir. Şampanya ile kutlama yapılan yerlerde değildir, ince işçiliğin olduğu yerlerdedir Fethi Demircan. Gencecik bir futbol filizini sulayıp yeşertme işindedir.

Türk futbolundan Fethi Demircan isimli bir hoca geldi ve geçti. İzler bıraktı, anılar bıraktı, başarılar bıraktı… Futbolu seven, futbola inanan çocuklar bıraktı. Geçmişten geleceğe uzanan umutlar bıraktı. Yıldızları biriktirdi, yarınlar için güneşler bıraktı.

Onurla ve gururla yâd edilecek hatıralar bıraktı…

Sözün bittiği yerde diyeceğimiz son şey budur işte…


FETHİ DEMİRCAN İLE RÖPORTAJ (TARİH: 24.10.2013)

Denizgücü futbol takımının eski çalıştırıcılarından Ali Yaşar hocamızın aracılığıyla, Fethi Hoca’ya ulaştığımda oldukça heyecanlıydım. Önce derdimi e-posta yoluyla anlatmaya çalıştım. Fakat akıcı bir iletişim kurmayı başaramadım. O yüzden, kısa bir süre sonra, İstanbul’a doğru yola koyuldum. Nihayetinde, 24 Ekim 2013 günü öğleden sonra, saat 3 için sözleştik. Kadıköy Çarşısı’nda Denizyıldızı isimli hoş bir balıkçı lokantasında buluşacaktık.

Milli Takımı, Galatasaray’ı ve daha nice Anadolu takımını çalıştırmış olan Fethi Hoca’yı görür görmez tanıdım. İlk kez yüz yüze gelmenin telaşına kapıldım. Kelimenin tam anlamıyla, karşımda ihtiyar bir delikanlı duruyordu, hem de hiç abartısız. Dinçti, diriydi, canlıydı. Yetmiş yaşını aşmış olmasına rağmen kırklı, ellili yaşlarda görünüyordu. (Bu röportajdan yaklaşık bir ay sonra bir kalp ameliyatı geçirmesine oldukça şaşırdığımı da söylemeliyim.)

Tokalaşma ve tanışma faslından sonra işi sözcüklere bırakmaya başladık.

Neden beni yazıyorsun?” sorusu geldi önce. Bu işten para mı kazanacaktım ya da başka bir beklentim mi vardı? Açık ve net bir şekilde sorulmuştu soru, cevap da aynı açıklıkta olmalıydı. Kendisinin önemli bir isim olduğunu söyledim ilk. Hani büyük şampiyonluklar, dev kupalar kazanmasa da Türk futbolunda derin izler bırakmış, kalburüstü hocalardan birisi olduğunu belirttim. Sırf bunun bile benim için ilgi çekici olduğunu söyledim. Sonra ekledim,

Herkes büyük takımlarla şampiyonluklar yaşayan, gündemde ve popüler olan kişilerin hayatını yazabilir. Fakat mütevazı başarılarla futbola hizmet veren ve aslında futbolumuza göründüğünden çok daha fazla emek ve alın teri harcayan sizin gibi değerli insanları yazmak kolay kolay kimsenin yapacağı bir iş değildir. Ben bu yolu seçtim. İnanıyorum ki okuyucular, Türk futbol tarihine nakış gibi işlenen efsanevi Samsunspor’un öyküsünü başlatan adamı hatırlamaktan, öğrenmekten büyük zevk alacaklar.

İşin bir diğer kısmı ise sizin kökeninizin assubay olması… Yani assubaylık mesleğinden sonra, kendinize yepyeni bir hedef ve ideal seçerek yola koyulmuş olmanız. Yeni bir başlangıç yapabilecek cesareti göstermeniz. İşin sonunda da iyi bir kariyere ulaşmanız. Takdir edilir bir başarı çizgisi yakalamanız. İşte bu; bizler için umut kapısı demek, direnç demek. Siz, şimdiye dek gönlündeki sevdalara yelken açamamış, askeri kanun ve kurallar ile mecburi hizmet yükümlülüğü arasında sıkışıp kalmış veya emekli olduğunda her şey için geç kaldığını düşünmekte olan nice assubaylar için sembol isimlerden birisisiniz. Sizin neler başardığınızı gören meslektaşlarım, demek ki istenince oluyormuş düşüncesiyle, gönüllerinden geçen mesleklere ilgi duymaya devam edecekler. Zamanı geldiğinde de yeni başlangıçlar yapabilme kuvvetini kendilerinde bulacaklar. Hem dışarıyla, yani sivil dünya ile hem de yürekleriyle iletişim halinde olacaklar. Hangi alanda, hangi meslekte olursa olsun, sizin yaşam öykünüz onlara umut aşılayacak. Direnme ve çabalama gücü verecek. Yüreğinin sesine kulak verenler için bir tür Anka Kuşu Efsanesi olacaksınız.

İşte benim bu işten çıkarım bu…

Sevgili Fethi Hocam, bu sözler sonrasında duygulandı elbette. “Assubay olmaktan her zaman onur duydum. Assubaylığım; gurur kaynağımdır, şeref duyuyorum” sözleri serpiliverdi dudaklarından, coşkuyla…

Sonrasında karşılıklı konuşmalarımız devam etti. Yazımda karanlıkta kalan bazı noktaları sordum öncelikle. Notlarıma bakarak, assubaylık dönemi ile ilgili bilgileri aldım. Kore’de ve Kıbrıs’ta görev yaptığı yılları sordum. Okuduğu askeri okulu sordum. Sonra da futbola ilişkin sorular geldi art arda. Öyle ya Fatih Terim’e, Tanju Çolak’a, Güvenç Kurtar’a,  Ertuğrul Sağlam’a ve daha nicelerine hocalık yapmış bir teknik direktör vardı karşımda…

Nihayetinde, aramızda geçen konuşmaları özetleyecek küçük röportajımız çıktı ortaya.

  • Sevgili Hocam, hangi askeri okullarda okuduğunuzu ve hangi yıl mezun olduğunuzu öğrenebilir miyiz?
  • Benim zamanımda Çengelköy’de Kuleli’nin bir bölümünde Assubay Hazırlık Okulu açılmıştı. Orada okudum ama hikâyesi biraz karışık. Sonra Çankırı Sınıf Okulu’na gittim. 1956 mezunuyum. Kara Kuvvetleri’nde görev yaptım.
  • Kore ve Kıbrıs’ta görev yaptığınız tarihleri hatırlıyor musunuz?
  • Kore’de 1962–63 yılları arasında görev yaptım ve orada spor konusunda kendimi geliştirecek şeyler yaptım. Kıbrıs’ta ise sanırım 1965 yılında görevde bulundum.
  • Askerlik yaşamınızda da futbolla ilginiz vardı değil mi?
  • Elbette. Hatta o dönemlerde ( sanıyorum 1963–64 sezonu) Balıkesir Karagücü ile Türkiye Şampiyonu olmuştuk. Ordu’da görev yaptığım dönemde Silahlı Kuvvetler bünyesinde faaliyet gösteren çeşitli takımlarda futbol oynadım. O takımların Türkiye futboluna değer kattığını söyleyebilirim.
  • Türk Silahlı Kuvvetleri’nde kaç yıl görev yaptınız?
  • Ordu’da on yıl görev yaptım. Mecburi hizmetimi tamamlayınca ayrıldım. Yani müstafi assubay oluyorum galiba.
  • Peki, profesyonel bir takımda futbol oynamayı denemediniz mi?
  • Elbette, gazeteci Erol Dallı vatani hizmetini yedek subay olarak benim bölgemde yapmaktaydı ve beni İstanbulspor’a tavsiye etti. İstanbulspor tarafından da denendim ve beğenildim. Ne yazık ki mecburi hizmetim sebebiyle bu transferi gerçekleştiremedim. Mecburi hizmet sorununu çözemediğimiz için o iş öylece kaldı.
  • Mecburi hizmet bitince istifa ettiniz ve sonra da Macaristan Spor Akademisi’nden mezun oldunuz doğru mu?
  • Evet, Macaristan Spor Akademisini üstün başarı ile bitirdim. Futbolu çok seviyordum ve teknik direktör olarak kendime yepyeni bir ufuk açmak niyetindeydim. Sonra da ver elini İngiltere dedim. Orada da şansım yaver gitti. Karakterimle ve çalışkanlığımla göze çarptım, beğenildim ve tavsiye edildim.
  • Hocam, Türkiye Süper Ligi’nde en uzun süre görev yapmış teknik direktör olarak biliniyorsunuz, hatta Anadolu takımlarının başındayken; büyük takımları en farklı skorlarla yenme başarısını gösteren hoca olarak tanınıyorsunuz. Gerçi yeni nesil belki sizi tanımaz ama eskiler sizden hep saygıyla bahseder, isminizi güzelliklerle yâd eder. Ben size çok ilginç bir soru sormak niyetindeyim, hiç keşke dediniz mi, keşke Türkiye’ye hiç dönmeseydim de İngiltere’de başlamış olduğum kariyerime yine orada devam etseydim. Çok daha farklı olurdu, çok daha güzel olurdu dediğiniz oldu mu?
  • Türkiye’de karın adale çalışmasını ilk kez ben uyguladım. Çeşitli antrenman çalışmalarını futbolculara ilk kez ben yaptırdım. Bu süreçte çok zorluklarla karşılaştım hatta gülenler bile oldu. Onlara göre futbol anlık bir sonuç oyunuydu. Oysa ben, bilinçli bir süreç çalışmasının, kaliteli antrenmanların, disiplin ve dayanışmanın birlikteliğiyle futbolda başarı olabileceğini söylüyordum, ezberleri bozuyordum. Kolaycıları zora sokuyordum. Yani sonuç itibarıyla, Türkiye’de doğru bildiğini ve istediğini yapmak, yapabilmek çok zor… Karşınıza hep engeller çıkıyor, hem de hiç ummadığınız engeller. İşte sırf bu yüzden kimi zaman “keşke” dediğim olmuştur. Fakat ülkemi seviyorum, ülkemin futboluna uzun yıllar hizmet ettiğim için de mutluyum, huzurluyum.
  • Galatasaray’da çalıştığınız dönemde K. Mehmet ile olan bir tartışmanızdan söz edilir hep. Fakat görülür ki daha sonra Boluspor’da ve Bursaspor’da yine birliktesiniz ve takımın kurtarıcısı gibidir K. Mehmet. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
  • Evet, K. Mehmet ile antrenmanda küçük çaplı bir sorunumuz oldu. Kimi zaman futbolcu ile hocası arasında böyle şeyler olabilir. Antrenman esnasında bir pozisyonu gol yapabilecekken zora soktu ben de “Bunu gol yapsana” dedim. O da “Hoca, kolaysa gel sen yap” dedi. Elbette oyun içinde futbolcunun durumu farklı, oyuna kilitlenmiş durumda ve bazen bizim sözlerimize aşırı ve ters tepki gösterebiliyorlar. Daha sonra K. Mehmet de hatasını anladı ve özür diledi. Aramızda büyütülecek bir sorun hiçbir zaman olmadı. Kendisi sevdiğim bir oyuncuydu. Ben zaten kimseye karşı kin tutmam. Topluma hizmet eden ve toplumu mutlu etmeye çalışan bizim gibi insanların kişisel hırslarının kurbanı olmamaları gerekir. Kin tutmak bize yakışmaz.
  • Sizin çalıştığınız futbol dönemi itibarıyla en beğendiğiniz, başarılı bulduğunuz futbolcu kimdi? Böyle birisi var mı?
  • Aslında çok yetenekli ve çok özel futbolcularla çalışma fırsatı buldum. Her birisi birbirinden özel futbolcular. Fakat özellikle Galatasaraylı B. Mehmet’i çok farklı bulurum. Hatta bir anlamda da ona üzülürüm. Onun, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi, en büyük futbolcusu olduğunu söyleyebilirim. Elbette futbol yeteneği olarak… Eğer futbolu çok sevmiş olsaydı, belki de dünya çapında bir yıldız olabilirdi. Yani şimdiki Arda’dan çok daha iyi olduğunu düşünün, işte öyle bir futbolcu B. Mehmet.
  • Dediğiniz gibi çalıştığınız pek çok ünlü futbolcu var. Tanju Çolak, Güvenç Kurtar, Fatih Terim, Ertuğrul Sağlam ve daha kimler kimler… Onlar için neler söyleyebilirsiniz? Örneğin; Fatih Terim’in gelecekte, Türkiye’de tabuları yıkan, efsaneler yaratan bir teknik direktör olabileceğini hiç aklınızdan geçirmiş miydiniz?
  • Bakın bu adamların hepsi de çok özel insanlar. Onları diğerlerinden ayıran en önemli özellik, gerçek bir profesyonel olmaları ve futbola gerçek anlamda saygı duymaları! Tanju Çolak mesela, çalışmayı çok severdi. Durmadan çalışırdı. Çok iyi bir profesyoneldi. Tamam, ben bu kadarım, bu bana yeter demezdi, daha fazlasını ve daha iyisini yapmak için ekstradan çalışırdı. Fatih Terim, gençlik dönemlerinde çeşitli şekillerde medyanın gündemine getirilirdi fakat futbolla olan ilişkisi bambaşkaydı. Futbola yeteneği kadar, sevgisi ve saygısı da vardı ve hep öyle oldu. Futbol disiplini süperdi. Onun ötesinde insanlığı ve yardımseverliği de tek kelimeyle süperdi. O da idmanlardan sonra benimle ekstradan çalışırdı. Hatırlıyorum da Fatih Terim’i ilk olarak liberoya ben getirmiştim, Rapid Wien maçıydı yanılmıyorsam. Keza Güvenç Kurtar ve Ertuğrul Sağlam için de hemen hemen aynı sözleri söyleyebilirim. Sağlam çocuklar, kendilerine ve futbollarına inanan, güvenen çocuklar. Eğer başarıyı istiyorsanız, yerinizde durmayacaksınız, yeter demeyeceksiniz, daha çok çalışacaksınız. İşte bu isimler, çalışma disiplinleriyle, futbola olan inanç ve saygılarıyla, azim ve yetenekleriyle bulundukları yeri, şanlarını ve şöhretlerini fazlasıyla hak eden isimler. Onlarla çalışmış olmanın gurur ve mutluluğu da benim yanıma kâr kalıyor işte!
  • Siz Galatasaray’da görev yaparken, Boluspor sizi hep ısrarla istemişti yanılmıyorsam. En sonunda Galatasaray’dan ayrıldığınızda Boluspor’da görev yapma şansı buldunuz ama işler istediğiniz gibi gitmedi. Neler oldu Boluspor’da, niye istediğiniz gibi yürümedi işler?
  • Aslında Boluspor’u kafaya oynatma idealim vardı fakat futbol söz konusu olunca sadece bir ideale sahip olmak yetmiyor. O dönem Türkiye’nin büyük kulüpleri bile çok geriydi ki varın Boluspor’u siz düşünün. Futbolcular oldukça hamdı, hiç işlenmemişti. Doğru dürüst idman programları bile yoktu. Oyuncular arasında gruplaşmalar vardı ki bir hocanın canını sıkacak en bela şey bu gruplaşmadır zaten. Ayrıca söylemem gerekir ki bir iki oyuncuyla da yıldızımız bir türlü barışmadı. Beklentilerimi karşılayamadılar. Kafaya oynamak isterken dibe sürüklendik böylece. Fakat burası benim gerçek anlamda Anadolu kulüplerini tanıma fırsatı bulduğum yer oldu. Hikâyemiz hüzünlü bir ayrılıkla bitse de Boluspor’un hep çok özel bir takım olduğunu düşünürüm.
  • Ya Samsunspor efsanesi?
  • Samsunspor özel ve ayrıcalıklı bir kulüp. Başkanından hocasına, futbolcusundan seyircisi ve malzemecisine kadar herkes başarıya inanıyordu. Sağ olsun Hasbi Menteşoğlu da özellikle maddi konularda sağlam duruyordu. Sanırım Fahrettin Genç olacak, iyi ve bilgili bir yardımcım vardı. O da bize uyum sağladı. Daha sonra da Samsunspor’a faydası oldu.

    Biz orada ekip olmayı başarmıştık, aynı hedefe kilitlenerek ve birbirimize inanarak çok şeyler yapabileceğimizi görmüş, hedefimizi de büyütmüştük. Fakat büyük takımları saf dışı bırakıp şampiyon olmak o kadar kolay değildi. Bir yere kadar direnebiliyordunuz. Ya futbolcunuz transfer sözüyle kandırılıyor ya da masa başı oyunları ile büyükler kollanıyordu. Tüm zorluklara rağmen büyük iş başardık. Benden sonra da Samsunspor yoluna devam etti ve hep öğrendiklerinin üzerine yeni şeyler kattı. Eğer o vahim kaza olmasaydı belki de efsane aralıksız sürüyor olacaktı. Bende apayrı bir yeri vardır Samsunspor’un…
  • Bir ara Altay da sizi istiyordu ama siz Kocaelispor’u tercih etmiştiniz.
  • Evet, öyle oldu çünkü Kocaelispor’a sözüm vardı ve Kocaelispor ile de farklı bir hikâye yazdık o zamanlar. Ben prensipleri olan bir hocayım yani birilerine söz vermişsem eğer, o sözümü para pul için çiğnemem. Teklifi yapan Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe bile olsa bu böyledir. O dönemler Mazhar Zorlu Bey, Altay’a gelmemi istedi ve iyi bir teklif yaptı. Ben ise Kocaelispor ile ilgili durumu izah ettim kendilerine. Bazı şartlarım olduğunu ve bu yüzden Kocaeli yönetiminin bu şartları sağlamasını beklediğimi söyledim. “Onları yok sayarak size gelemem” dedim. İki katı para teklifine rağmen kabul etmeyince, Mazhar Zorlu Bey şaşırmıştı. “Böyle bir paraya pek çok hocayı rahatça ikna edebileceğimi sanıyordum, beni şaşırttınız. Vay be, böyle bir hoca da varmış Türkiye’de, ne mutlu bize, sizi kutluyorum hocam” sözlerini sarf etti.
  • Peki, sevgili hocam, pek çok Anadolu kulübünde başarılı oldunuz. Galatasaray’da, Bursaspor’da, Samsunspor’da başarılı bir şekilde görev yaptınız, milli takımlarda teknik direktörlüğünüz oldu. Futbolda bir teknik adamın başarılı olabilmesi için farklı tavsiyeleriniz var mı?
  • Futbolda bir teknik adamın başarılı olabilmesi için iki temel faktöre dikkat etmesi ve burada karşısına çıkan altı soruyu, sorunu çözmesi gerekmektedir. Nedir bunlar? İdmanda ve maç esnasında oyunculara ne, nerede, nasılı (doğrusunu)öğretmek, bu bir… Yine maç içerisinde veya idmandayken yani oyun oynanırken, ne yanlış, nerede yanlışı gösterme, ne yapabilirim sorusunu sorup anında sorunu çözme, doğruyu gösterme, bu da iki. Çok basit ve akılda kalıcı olan ne, nerede ve nasıl sorularını çözerek doğru adımlar atabilir ve başarıyı yakalayabilirsiniz.
  • Hocam şimdi biraz futbol dışına çıkıp eşiniz ve ailenizle ilgili sorular sorabilir miyiz? Mesela eşinizle tanışmanızın bir öyküsü var mı?
  • Aslında pek var sayılmaz. Bizim evliliğimiz bir arkadaşımın tanıştırmasıyla oldu. Yani görücü usulü bile diyebiliriz. Zamanında yanımda askerlik yapan Atakan Eren Beyefendi bizi tanıştırmıştı Canan Hanım ile. Hatta ilk kez onu banka kapısında görmüştüm ama tanımıyordum daha. Çok beğenmiştim ve keşke bu kız olsa demiştim. Dileğim kabul oldu ki sahiden de o çıktı. İki kızım var Didem ve Sinem. Çok şükür ikisi de yetişkin ve başarılı evlatlar oldular. Birisi özel bir bankada çalışıyor diğeri ise doktor.
  • On yıl orduda assubay olarak görev yaptığınızı biliyoruz. Daha sonra istifa edip ayrıldınız. Silahlı Kuvvetler’den ayrıldıktan sonra assubaylarla ve sorunları ile ilgili olarak çabalarınız oldu mu? Ne bileyim TEMAD (Türkiye Emekli Assubaylar Derneği) sizinle irtibat kurdu mu ya da siz onları aradınız mı hiç?
  • Bakın ben halen Türkiye’nin en güzide futbol kulübü olan Galatasaray’da Divan Kurulu üyesi olarak hizmetlerime devam ediyorum. Ayrıca Türkiye’de seçkin isimlerin üye kabul edildiği Büyük Kulübe de üyeyim. İnanın tüm buralarda bir futbol teknik direktörü olmanın yanı sıra assubayları da temsil ettiğime kaniyim. Ben böyle düşünüyorum ve bundan da gurur duyuyorum. 

    Öte yandan Kadıköy TEMAD ile irtibatımı hiç koparmadım. Çeşitli şekillerde desteğimi sundum. Sorsanız, onlar da bunu doğrulayacaklardır.

    Assubayların sorunlarını elbette biliyorum, o sorunları ben de yaşadım çünkü. Çözümü için de çabalarım oldu. Bir dönem konuyla ilgili olarak genelkurmay ikinci başkanı ile görüşmelerim oldu. Hatta çözüme çok yaklaşılmıştı bazı konularda. O dönem meclise de gittim, milletvekilleriyle ve partililerle görüştüm. TEMAD ile karşılıklı iletişim halinde oldum. Mücadeleye destek verdim. Bugün bile TEMAD ile bağlantım var, onlara desteğim sürüyor. Bu sorunların çözümünde benden beklenen ve istenen bir şey olursa, elimden geleni yapacağımı bilmenizi isterim. Bu her zaman için geçerlidir.
  • Sevgili Hocam zaten başta da söylemiştim. Biz de sizinle gurur duyuyoruz. Bizden bir isim, Türk futbol tarihine adını altın harflerle yazdırmış, Galatasaray’ı çalıştırmış, milli takım hocalığı yapmış, Samsunspor efsanesini başlatmış ve daha nice başarılara imza atmış. İmkânsız denilen birçok şeyi başarmış. Bütün bunlar çok büyük anlamlar ifade ediyor ve yolumuzu aydınlatıyor, ufkumuzu genişletiyor. Bana bu röportaj fırsatını tanıdığınız ve beni kabul ettiğiniz için çok içten, çok samimi teşekkürlerimi sunuyor ve size uzun, sağlıklı bir ömür diliyorum. Tekrar karşılaşmak dileğiyle, çok çok teşekkürler…
  • Ben teşekkür ediyorum Aydın Bey. Lütfen bütün meslektaşlarıma ve futbolseverlere sevgilerimi, selamlarımı ulaştırınız.

Aydın Kulak

(Kaynak gösterilerek ve yazar adı belirtilerek alıntılanmasında/kullanılmasında bir sakınca yoktur.)

NOT–1: Kaynakça, uzun bir yer kaplaması nedeniyle e-kitap içine dâhil edilmiştir. İlgilenenler e-kitabın sonunda yer alan Kaynakça bölümünü inceleyebilirler.

NOT–2: Bu yazı, internet üzerindeki çeşitli basın-medya sitelerindeki ve özellikle Milliyet Gazete Arşivi’ndeki haber, yazı, bilgi ve yorumlardan derlenerek hazırlanmış ve yazar tarafından yorum ve değerlendirme yapılmıştır. Aynı zamanda Sevgili Fethi Demircan Hocamızın anı, bilgi ve değerlendirmeleri de dikkate alınmıştır. Yani bu yazı bir tür derleme, inceleme, değerlendirme ve yorumlama çalışmasıdır.

NOT–3: Yazı dizisinde yer alan resimler, haber amaçlı olarak, çeşitli internet sitelerinden temin edilmiştir.

Lütfen Dikkat! Seri yazının tamamını içeren ve pdf formatında hazırlanmış "FUTBOLA ADANMIŞ DESTANSI BİR ÖMÜR: FETHİ DEMİRCAN" e-kitabını aşağıdaki resime tıklayarak indirebilirsiniz.

Fethi-Demircan-ekitap

Yorumlar

+4Celal ELBİR05-04-2016 08:01#1
Sn. Aydın Kulak'ın son yazısının üzerinden 1,5 yılı aşkın zaman geçmiş, oysa ne kadar profesyonelce ve harcanan emeğin her satırına işlediği yazılardı. Kendi isteğiyle mi yazmaktan vazgeçti, başka bir sorun mu var, bilmiyorum? Bildiğim, önemli bir kalemin artık yazmıyor oluşunun bu site için kayıp olduğu ve eğer telafisi mümkünse, bunun için çaba sarf edilmesi gerektiğidir. Yoksa bu güzel site, sadece özlük hakları yazılarının paylaşıldığı bir platform olmak durumunda kalacaktır ve bu, bence haksızlıktır.

YÖNETİCİ NOTU. Sn.Elbir Sn.Yazar Aydın Kulak meslekdaşımız araştırmaya dayalı yazıları ile ilk kez assubaylık tarihi ile ve sosyal konularda bizleri aydınlatan çok değerli yazıları paylaşan özverili meslekdaşımızdı r Yeni kitap çalışmaları bilgisine ulaştık sanıyorum bizi güzel yazılarından mahrum etmiyecektir.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yapabilir. Yorum yapmak için lütfen KAYIT olun veya GİRİŞ yapın...